Araf (2. Bölüm)

Bunu Paylaşın

Yanan tütsünün kokusuna uyandı. Gözlerini araladığında bulunduğu odayı hatırladı…


‘Misa!’ diye mırıldandı. Dudakları birbirine yapışmış, boğazı kurumuştu. Odada yalnız olduğunu düşünürken Misa’nın dev köpeği yatağın yanında belirdi. Yüzündeki umursamaz ifadeyle kafasını yana yatırdı, Rams’a baktı ve sonra bet sesiyle bir kez havladı. Çok geçmeden kapı açıldı ve içeriye Misa girdi. Her zamanki gibi alımlı ve güler yüzlüydü. Rams’ın yanına oturdu ve elini yaralı adamın alnına koydu.


‘Beni endişelendirdin.’
‘Üzgünüm’ dedi Rams. Misa’yı çocukluğundan beri tanıyordu ve kadın o zamandan bu zamana bir gün bile yaşlanmamıştı.
‘Ne arıyordun Araf’ta?’ Kadın bir yandan yatağın başucunda duran kâseye uzandı. İçinde kırmızı renkli bir sıvı vardı. Kötü kokuyordu. Rams’a bir kaşık verdi. Adam yüzünü buruşturdu.
‘Kakuleli baykuş kanı’ dedi yumuşak bir tavırla. ‘Çok kan kaybetmiştin.’
Misa bir kez daha hayatını kurtarmıştı. Rams kısık bir sesle;
‘Goblin’ dedi. ‘Elinde boyut anahtarı vardı.’


Misa şaşırmıştı. ‘Bir goblinin elinde çuvaldız ne arıyor? Kanla mühürlenen anlaşmadan bu yana o huysuz yaratıkların bu tarafa geçmesi yasak.’
‘Birileri anlaşmayı bozmaya çalışıyor Misa.’
Misa bir süre boşluğa bakıp düşündü. Tekrar Rams’a baktığında dudaklarında her zaman bulunan tebessüm kaybolmuş gözlerinde anlaşılmaz bir endişe vardı.
‘ Bu durumu konseyle konuşmam lazım.’


Yerinden kalktı ve kapıya yöneldi. Odaya girdiğindeki neşesinden eser kalmamıştı.
‘Misa! İki boyutun efendisi sana bir şey ifade ediyor mu?’
Misa, uzun yaşamına sığmış pek çok anının içinden bir şeyler bulmak ister gibi bir süre boşluğa bakarak düşündü. Sonunda ‘ Dünya ve diğer âlemlerin yaradılışından bu yana pek çok canlı bu unvan için çabaladı. Pek çok kanlı savaş oldu, her iki boyuttan pek çok kayıp. Ama hepsinin unuttuğu bir tek şey var. Tüm boyutların bir tek mutlak hâkimi var.’


Misa bunları anlatırken tüm o karmaşalara tanık olmuş gibiydi.
‘Mühürler kırılamaz. Ancak bir kitap var. Her iki âlemde sayısız kapı açabilecek dualar içeren. Asırlardır bulunamayan…’ Cümlesini yarım bıraktı ve odadan hışımla çıktı.


Rams ve köpek birbirlerine baktılar. Misa’yı hiç böyle görmemişti. Rivani, Misa’dan bahsederken yaşlı adamın gözlerinde hiç rastlamadığı bir parıltı görürdü. Rivani’ye göre o olmasa koruyucuların hali pek yamandı. Kadife kadar yumuşak ama çelik kadar serttir diye tanımlardı yaşlanmayan kadını. Suratındaki gülümseme ender kaybolurdu. Rams kendisinin kavrayabildiğinden çok daha büyük güçlerin işin içinde olduğunu anlayacak kadar uzun süredir bu işin içindeydi. Bir an önce kendisini toparlaması gerektiğini bilerek uykuya daldı.


Rams bütün günü dinlenerek geçirdi. Oda karanlığa gömülmeden hemen önce ayaklanmıştı. Kendisini çok daha iyi hissediyordu. Misa’nın garip karışımları işe yaramıştı. Yüzündeki ve bacağındaki kesiklerin özel bir merhemle üstü kapanmıştı.


Kalkıp giyindi, Goblin katilini beline, en acil durumlar için sakladığı tek atımlık küçük arbeleti koluna, gömleğinin altına taktı ve hayatını kurtaran dev köpeğe teşekkür ederek Misa’nın evinden ayrıldı.
Şimdi; Kont DeMarcos’la yüzleşme zamanıydı. Kont, bebeğini koruması için Rams’ı kiraladığında olayların bu noktaya geleceğini hiç düşünmemişti. Bebeği kaybetmişti ki bu DeMarcos hanedanın tek veliahdını kaybetmesi demekti. Bu durum ününe çok ciddi zarar verecekti. Ayrıca hiçbir mantıklı açıklama gözü yaşlı bir anneyi ikna edemezdi. Tüm bunları düşünürken at arabası kanalın üzerindeki köprüden geçiyordu. Tüm şehri dev bir yılan gibi saran kanalın üzerinde yüzlerce köprü vardı. Ve bunların altında tehlikelerle dolu başka bir yaşam…


Rivani kendisini bulmadan önce karanlıkların içinde yaşayan ürkek bir çocuktu Rams. Kimsesi olmayan ve bir sonraki günü görüp göremeyeceğini bilmeyen bir yetim, ya da piç. Ne fark ederdi ki? Yemek artıkları için farelerle ve köpeklerle kavga ettiği günler geride kalmıştı. Rivani, küçük çocuğa saldıran goblini öldürdüğünde Rams’ın sefaleti son bulmuştu. Yaşlı adam bir babanın yapabileceğinden çok daha fazlasını yapmıştı. Ölüm haberi geldiğinde içinin ne kadar acıdığını hatırladı. Pek çok hayat kurtaran yaşlı adam, bir sokak arasında ölü bulunmuştu. Bir yaratık boğazını parçalamıştı. Rams yaratığı aylarca aramıştı; ama peşine düştüğü her iz ortadan kaybolmuştu. Birileri yaşlı adamın ölümünün üstünü kapatmak istemişti.


Şatonun kapısına geldiğinde derin bir nefes alıp arabadan indi. Yağmur başlamıştı ve şatonun kasvetine ayrı bir hava katıyordu. Yedi metrelik bir ghul’ün rahatlıkla geçebileceği dev kapının tokmağını kuvvetle vurdu. Kapıyı açan uşağı daha önce de görmüştü.
‘ Kont hazretleri sizinle birazdan görüşecek. Lütfen takip edin.’


Rams, uşağı takip ederek geniş merdivenlerden yukarı çıktı. Kont’un çalışma odasının üç adam boyu yüksekliğindeki kapısı aralıktı. İçeriden bir kadının çığlıklar geliyordu. Rams, Kontesin acı çığlıklarına denk geldiğini düşünerek hayıflandı. Sadece üzgün olduğunu söyleyebilirdi. ‘Bebeği, goblinleri kimin tuttuğunu öğrenmek için yem olarak kullandım?’


Kafası önünde beklerken birden kapı açıldı ve dışarıya Kontes çıktı. Rams, gördüğü manzara karşısında şaşkın bakakalmıştı. Kontesin elinde bebeği vardı. Kadın hasretle çocuğunu koklayıp öpüyordu. Nedimelerinin yardımıyla ayakta zor duran kadın Rams’ı görmeden bir koridora saparak gözden kayboldu.
Rams, kendisini bekleyen uşağın davetine aldırış etmeden Kont’un odasına doğru yürümeye başladı. Çocuğu nasıl buldular? Neler oluyor?


‘Efendi Rams! Bu taraftan lütfen!’ Uşağın sesinde giderek artan bir endişe vardı.
Rams umursamadan devam etti. Bebeğin nasıl bulunduğunu çok merak etmişti. Başarısızlığıyla yüzleşmek pahasına öğrenmek istiyordu. Odaya yaklaşınca DeMarcos’un yalnız olmadığını gördü. Şömineye dönük oturan her kimse yüzü, şaşalı koltuğun arkasında kaldığı için görünmüyordu. Kont, karşısındakine heyecanla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Söyledikleri duyulmadığı halde yüzündeki ifade az önce hanedanının tek varisi bulunmuş bir soyluya ait değildi.


Koltukta oturan yabancı hemen yanında duran tabaktan bir elma aldı. Ellerinde soyluların giydiği pahalı deri eldivenlerden vardı. Rams kapıya yaklaştı. Kafasındaki soru işaretleri artıyordu. Şehirdeki tüm koruyucuları tanıyordu. Hiçbirisi eldivene para ödeyecek tipler değildi. Bu esrarengiz yabancı bir koruyucu olamazdı. Başka bir soylu? Ama bebeği nasıl bulmuştu?


Aklındaki sorulara cevap ararken ‘Efendi Rams’ diyerek kolunu tutan uşaktan bir hamlede kurtuldu ve ok atarını adamın burnuna dayadı ve fısıldadı. ‘ Kaybol!’
Yaşlı uşak yılların itaat alışkanlığıyla ellerini iki yana açarak gerilemeye başladı. Rams aralık kapıdan tekrar baktığında gördüğü şey karşısında nefesini tuttu. Vücudundaki kanın çekilip beynine hücum ettiğini hissedebiliyordu. Yanılıyor olamazdı.


Yabancının elindeki bıçak, fildişinden yapılmış eşsiz sapıyla yanılmaya mahal vermiyordu. O an Rams’ın aklından pek çok şey geçti. İçeri dalarak elma soyan yabancının boğazını orada kesebilir, ardından De Marcos’u da işbirliği yaptığı için öldürebilirdi. Bir nefeslik sürede tüm bunları düşünürken aklına Rivani’nin sözleri geldi.
‘Bak evlat. Daima önce düşün sonra hareket et. İkincisinin geri dönüşü olmayabilir.’


Genç ve sabırsız Rams’ı eğitirken yaşlı adamın sıkça kullandığı bir cümleydi.
Rams, yumruklarını sıkarak kıpırdaman bekledi. Kaskatı bir halde sohbeti seyretti. Öfkeden kulakları tıkanmıştı, hiçbir şey duyamıyordu. Biraz daha yaklaşırsa görülebilirdi. Konuşmanın nereye gideceğini merak ederek biraz daha izlemeye karar verdi. Mantığı öfkesinin ele geçirdiği beynini yavaşça geri kazanıyordu. Bu anda Kontun tavırlarında bir gariplik olduğunu fark etti.


Şehrin en güçlü üç insanından birisi olduğu halde yüzündeki korku rahatlıkla anlaşılıyordu. Durmadan elini yakasına götürüyor, ipek fularını gevşetmek ister gibi çekiyordu. Rams içeri girmeye karar verdiği sırada Kont olduğu yerden ayrılarak kapının arkasında kayboldu. Koltuktaki yabancı olduğu yerde oturmuş, Rivani’nin bıçağı yardımıyla soyduğu elmayı yiyordu.


Kısa bir süre sonra Kont tekrar belirdi. Elinde bir kutu vardı. Kutuyu yabancıya doğru uzattı; ama yabancının ellerine bırakırken tereddüt etti. Sırtı uzun koltuğun arkasında kalan yabancı kutuyu alarak arkasına yaslandı.
Şimdi tam zamanı diye düşünürken, Rams arkasından gelen sesleri duydu ve o tarafa döndü. Biraz önce Rams’ın Goblin katiliyle tehdit ettiği uşak, efendisine sadık her hizmetkârın yapacağı gibi geri gelmişti. Hem de yanına aldığı 5 adamla birlikte.


Rams küfür etti. Birazdan olacaklar sadece vakit kaybıydı. Kaçınılmaz olarak bir arbedeye girecekti ve elini çabuk tutması gerekiyordu. Ya da gelenleri görmezden gelerek odaya dalacaktı. Hizmetlilerin bağrışları şatonun yüksek tavanlı koridorunda yankılanıyordu. Rams, odaya girmek üzere döndüğünde Kont’la göz göze geldi. Kont hiçbir şey söylemeden kapıyı sertçe kapattı.


‘Kont De Marcos!’ diyebildi sadece Rams. Sonrası kaos’a dönüştü.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram
Araf

Her şeyi riske attığının farkındaydı. Biraz daha… Biraz daha… Uzayan takip liman bölgesindeki terkedilmiş bir depoya kadar sürmüştü. Saklandığı yerden » Devamını Oku...

Araf (6.Bölüm)

Beraber dışarı çıktıklarında Misa’nın sadık köpeğini hala ateşin başında uyurken buldular. Dev köpek böyle bir gecede yan yana savaşmak için » Devamını Oku...

Araf (5.Bölüm)

Şehrin sokaklarında bu gece kimse yoktu. Yağmur tüm şiddetiyle devam ediyordu. Arsız, hırsız ve uğursuzların hepsi tıpkı fareler gibi saklanacak » Devamını Oku...

Araf (7.Bölüm)

Gece ilerledi. Rams bulunduğu yerden Araf’ın uğursuz yaratıklarını ve bu dünyanın ruhu kararmış insanlarını izledi. Telaşlanmaya başlamıştı. Agrap’ın söylediklerini düşündü. » Devamını Oku...

Araf (3.Bölüm)

‘Kont De Marcos!’ diyebildi sadece Rams. Sonrası kaos’a dönüştü. Hizmetliler Rams’ın üzerine atıldılar. Bunlar ahırlarda ve bahçede çalışan hizmetlilerdi. Üzerlerine » Devamını Oku...

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir