İnsanın kendi yüreğiyle olan çatışmasıyla ilgili metinler yazıyorum. Herhangi bir mesaj verme isteği ya da anlaşılma kaygısı taşımıyorum. Neo-noir ve yeraltını kasvetle harmanlayıp durmadan üretiyorum. Öykülerim Lagari Fanzin, bilimkurgukulübü, YBKY Dergi, Esrarengiz Hikâyeler, Kayıp Rıhtım gibi mecralarda yayınlandı. Sevdiğim bir yazarın dediği gibi; dersimiz kasvet, konumuz Ankara, alkol 215 promil, vaziyet bombok… polikromhatiralar.blogspot.com

Kasvet Ulu’dan Bir Öykü: Arayış

Saat yarımı geçiyor. Sarhoşlarla hayat kadınları el ele tutuşuyor, gece bütün ağırlığıyla çöküyor birden; suskun, durgun, yorgun. Ay bulutların arasına gizleniyor; gece yalnızlarla kötülere kalıyor tekrar. Başımı kaldırıp pencereden dışarı bakıyorum; yağmur, cıva buharlı ampullerin aydınlattığı caddeyi yıkıyor. Usulca camı dövüyor. O sıra giriyor vokal. Bir ses, beni öfke ve depresyondan alıkoyan. Orada duruyor, öylece, oturuyor, sanatını icra ediyor. Ankara özelinde çok da popüler olmayan alternatif bir grubun back vokallerinden […]

Devamını Oku »

Mount & Blade 2: Bannerlord Erken Erişim İncelemesi

Sekiz yılın ardından Mount & Blade serisinin yeni oyununa kavuştuk. Birçoğumuz için sadece daha iyi bir Warband gibi görünse de ben şöyle düşündüm; neyi, neden değiştirmeye ihtiyaç olsun ki? Bu oyun zaten böyle olduğu için sevildi, böyle olduğu için benimsendi. Fazla değiştirmeye gerek yoktu bence. Belki de bu dengeyi gereğinden fazla oynatsak özünü değiştirir, bozardık. Benim Mount & Blade deneyimim tam olarak böyle oldu. Sevdiğim her şey yerli yerinde; daha […]

Devamını Oku »

Tefrika Öykü: Bu Yangın Hepimizi Yakar – 5.Bölüm ve Final

V Döneceğim gün kendimi tuhaf bir çıkmazın içinde hissediyorum. Yarım kalan bir şeyler yiyip bitiriyor yüreğimi. Zihnimde düşünceler birbirine saldırıyor. Soğuk burası. Ölüm gibi soğuk. Yalnızlıktan, fakirlikten, taş yüreklerden başka hiçbir şey yok. İki yüz gram ekmecik, biraz süt ve onlarca bardak demli çayla geçiriyorum günlerimi. Kafamda dolandırıp duruyorum bu Komiser Ekrem, Hoca Yahya, Kaymakam Fikret üçgenini. Gelinlik kız bunun neresinde? Gelinlik kız gelin bile değilmiş, diyorum kendi kendime. Belki […]

Devamını Oku »

Tefrika Öykü: Bu Yangın Hepimizi Yakar – 4.Bölüm

IV Bir patırtı kütürtüye uyanıyorum; duvarlar sallanıyor. Boğuk çığlıklar, feryatlar, ağlayışlar. Geceye doğru kükreyen bir küfür; kısır doğmuş, ölü. Kafamı kaldırıp dikkat kesiliyorum. Salih Emmi’nin evinden geliyor gürültüler. Kedi gibi sıcağa yanaşıp onlara bitişik duvarla ocağın yanına kurdum yatağı, şimdi her şeyi duyuyorum. Salih Emmi kızını dövüyor. Kızın çığlıkları kulağımda patlıyor. Ürperdim. Midem bulandı. Ne yapacağımı bilemedim. Saate baktım geçe üç saat. Penceremden ay görünüyor, hemen yanında fotoğraf makinem; batarya […]

Devamını Oku »

Tefrika Öykü: Bu Yangın Hepimizi Yakar – 3.Bölüm

III Ertesi sabah buz gibi taşra gününe uyanıyorum. Ateşin yanında, uyku tulumumun içinde yatmama rağmen ısınamadım dün gece. Bugün ise plan şu; doğduğum evi bulacağım. Elimde ne bir adres ne bir kapı numarası. Yalnız siyah beyaz, şipşak bir fotoğraf. Beyaz yemenisiyle annem beni kucağında tutuyor; kundaktayım. Babam hemen yanında, bir kirişin yanında bekliyor. Uzaklara bakıyor. Bir sene sonra ölecek. Annem şehre, kardeşlerinin yanına gelecek. Köyün öyküsü böylece son bulacak onlar […]

Devamını Oku »

Tefrika Öykü: Bu Yangın Hepimizi Yakar – 2.Bölüm

II Ertesi gün köy kahvesinde Neşet Ertaş çalıyor. Bilmem neden böyle soldun diyor üstat. Köşeye bir yere çekilip şöyle bir bakıyorum içeriye. Ahşap masalara dizilmiş dertli, efkârlı köylüler. Ufak sehpalar üstünde geçen senelerden kalma Posta sayıları, suntalara serili pötikare masa örtüleri. Zift gibi demli çaylar dağıtılıyor. Duvarlar Allah’ın kelâmıyla dolu. Farklı ajandaları var herkesin ama aynı temada muhabbetler dönüyor. Kaç para olacakmış bu kışın pancar? Kimin tarlasında çalışılacak, mevsimlik işçiler […]

Devamını Oku »
1 2