Berdan Sarıgöl’den Saga’nın İkinci Kitabı – Universum: Havisran’ın Dönüşü 16.Bölüm

Bunu Paylaşın

On Beşinci Bölüm: Moslee (Bölüm 1)

Bir bulutun içerisindeydi.

Bu bulut, onun zaman ile ilgili bütün anlayışını değiştirmişti. O zamana dek, bir doğru gibi algıladığı, belli bir başlangıç ve bitişinin olduğunu zannettiği zaman, meğerse içerisinde bulunduğu bu bulut gibiydi aslında. Bu bulut, zamanın içerisinde olan her anı, birbirinden ayrı bir biçimde görebilmesini sağlamıştı aslında. O ana dek, zamanı kendi istediği gibi değiştirebilmenin sadece belirli kilit anlara ve kişilere bağlı olduğunu düşünmüştü, ancak şimdi bu kilit anlara ve kişilere bağlı olmadan, istediği zaman ve mekandaki istediği kişiyi kontrol edebiliyordu. Eskisi gibi bir kontrol mekanizması yoktu tabii ki, bu yüzden kontrolünün erişimi hala sınırlıydı, ancak birden fazla kişiye emir verme ve etkileme maksadında muhteşem bir avantajdı bu kontrol işi. Ayrıca o anın geleceğini daha öncesinden görebildiği için, o anlarla ilgili kilit detayları kontrol ettiği kişileri yönlendirmede kullanabiliyordu.

Bu yöntemi ilk olarak Kara Hilal yöneticilerinde kullanmış ve onların kendisini o boyuta getirmek için yapılan bütün bilimsel çalışmalara maddi, manevi ve insani desteklerini vermelerini sağlamıştı. Onları, kendisinin merkezinde olduğu bir inanç kültünü oluşturmaları için yavaş yavaş da olsa bükmüş ve Kara Hilal’i devasa bir tarikat haline getirmişti. Onlar sayesinde kazanıp beyinlerine hükmetmeye başladığı her ajan, onu karşısındaki dağınık ve güçsüz evrene karşı güçelndirmeye başlamıştı bile. Ajanlarının Valkyrie teşkilatının elinde, onların sorgulamalarına ve işkencelerine karşı muhteşem bir dayanıklılık göstererek hiçbir önemli bilgiyi sızdırmaması, onu kendi geleceğinin parlaklığı konusunda daha da rahatlatmıştı. Bilgi veren ajanların da hangi bilgileri, ne kadar dürüst olarak vereceklerini de tamamen kendisi kontrol edebiliyordu artık. Gerçekten ne yaptığını anlayamayacaklardı, ancak serpiştirdiği ufak ipuçlarını takip ederek kurduğu bu muhteşem tuzağa düşeceklerdi. İşin en güzel tarafı ise, bu gerçekleştiğinde kendisi hariç herkes zafer kazandığını iddia edecekti.

Aslında şu andaki pozisyonunda, bu evrenin içerisine fiziksel bir bedenle giriş yapmak ona devasa bir dezavantaj verecekti. Maeve’in henüz kendisinin haberi olmasa da kontrolü altında tuttuğu zaman döngüsünün içerisine girmek, onu Maeve’in bu döngüyü kontrol ederek yapabileceği saldırılara karşı savunmasız hale getiriyordu. Gerçekten bunu ne kadar kendi lehinde uygulayabilirdi bilemiyordu, ancak her şeye rağmen o evrene girmesi ve son savaşı hiç kimsenin eline bırakmadan bizzat komuta etmesi gerektiğini hissediyordu. Artık hiç kimseye gerçekten güvenebilecek ve bu kadar emek verip oluşturduğu güçlerini emanet edebilecek durumda değildi. Maeve’i, zamanı kontrol etmeyi öğrenmeden önce ezebilirse, bütün evrenlerin kontrolünü eline alabilir ve içinde beliren bu garip açlığı yok edebilirdi.

Bu açlık, onu garip bir şekilde etkiliyordu aslında, kendisi ne olduğunun bilincindeydi bu açlığın, kendisiyle konuşuyordu bu açlık. Sanki kendine ait bir bilinci, bir kişiliği vardı bu açlığın. Ona içerisinde olduğu bu zaman bulutunda yol gösteriyor, onu yavaş yavaş da olsa hedefine yönlendirmeye çalışıyordu. O açlığın sayesinde insanlara seslenmesi gelişmişti. O açlığın sayesinde bu kontrol alanına ulaşabilmişti. O açlığın sayesinde istediği her şeye ulaşacaktı. O açlığı gidermeye başladıkça yükselecek, iyileşecek ve bütün bu evrenlerin ardında saklanan asıl gerçeğe ulaşacaktı. Henüz bunun ilk adımlarında olduğunun farkındaydı o da, bu yüzden içindeki sabırsızlığı olabildiğince bastırmaya çalışıyordu. O açlığın gösterdiği devasa bir sonsuzluk vardı gözlerinin önünde, bu sonsuzluğun her bir zerresine hakim olması gerektiğini biliyordu ve her bir adımı bu yolda olacaktı artık.

Zaman bulutunda gezinen anları incelerken bir şey fark etti. O zaman bulutunda gezen anlardan birini incelemeye başladığında, o anda garip bir şey olduğunu fark etmişti. Bu anda, kendisini fiziksel olarak bu evrene çekmek için bir boyut kapısı yaratmaya çalışan bilim insanları, tam başarıyla boyut kapısını aktive edip kendisinin geçmesi için her şeyi hazırlamışlarken aralarından biri kontrolden çıkıp diğerlerine saldırmaya ve kapıyı kapatmaya çalışıyordu. İlginç bir şekilde, bu olayı sadece izleyebiliyordu, yani kapıdan geçip müdahale edebilme fırsatı yoktu. Bu ona olayın nasıl sonuçlandığına dair bir işaret vermişti aslında: Demek ki bu kişinin bu saldırıyı yapmasının engellenmesi, boyut kapısının açılması için gerekli olacaktı. Bunu halledebilmek için de, görebildiği kadarıyla bu kişiyi tespit edip geçmişteki bir anda ortadan kaldırması veya kontrolü altına alması yeterliydi. Fakat bunu yapmasında önemli bir engel vardı:

Saldırganın yüzünü bir türlü göremiyordu. Hayır, yüzünde hiçbir maske veya benzeri bir şey yoktu, bildiğin saldırganın yüzü, sürekli değişen bir şekilde onu tek bir yüz olarak tespit edememesini sağlıyordu. Bunun tek bir anlamı olabilirdi; demek ki bu kişinin kimliği belli değildi ve daha önceki olaylara müdahalesi ile değişkenlik gösteriyordu. Ancak böyle bile olsa, bir yerde bu kişinin sabit bir şekilde belirlenmesi gerekmez miydi? Nasıl oluyordu da bu kadar çok değişkenlik gösterebiliyordu? “Bunun içinde bir iş var ve bu sadece benim buradan çözebileceğim bir mesele değil.” dedi kendi kendine. Uzun süredir, ilk defa bu kadar eli kolu bağlanmıştı. Buna hemen bir çözüm bulması gerekiyordu, bu yüzden zaman bulutunun içerisinde dolaşmaya devam edip bu olayın kaynağına inebileceği bir kilit an bulmaya çalıştı.

“Ey açlık!” dedi Moslee kendi kendine, “Nasıl temizlerim bu yaman belirsizliği, lütfen bana bir yol göster!” Gerçekten bir cevap beklemiyordu, ancak yine de bu şekilde konuşmak hoşuna gidiyordu. En azından bir süreliğine de olsa beynini rahatlatmak için hoş bir şeydi bu ufak inanç. Ancak o anda, beklenmedik bir şey oldu. Kafasının içerisinde, sorduğu sorunun cevabını duyuvermişti işte:

“Sonda ne olduğunu görmek için başlangıçta ne olduğuna bakmalısın. Bulutun içinde olman, zamanın tamamına hakim olduğun anlamına gelmez.”

Moslee bunun nereden geldiğini anlamamıştı, ancak kimden geldiğini hissetmişti. O tanıdık his, içerisindeki her şeyi harekete geçirmişti sanki. Söylendiği gibi, bütün bu bulutun lineer bir çizgide sıralandığında başlangıcında olacak olayı bulması gerekiyordu. Boyut kapısının yapılması için ilk defa emir verdiği yeri bulmalıydı. O ilk ana dönebilir ve orada en sona kadar etki edecek bir kişiyi etkileyebilir veya ortadan kaldırabilirse, boyut kapısının açılması başarıyla tamamlanacaktı.

Bulutta dolaşmaya başladı. Her bir anı yavaş yavaş, dikkatli bir biçimde incelemeye ve bu kim olduğu belli olmayan saldırganın izini sürmeye devam etti. Onu gördüğü her bir anda, kim olduğuna ve ne yaptığına dair ipuçları toplayıp, kafasında bu kişinin nereden geldiğine, nereye gittiğine ve nasıl ortaya çıktığına dair bir çizelge üretmeye başladı. Başlangıca doğru gittikçe, bu kişinin kimliği belirsizleşiyor ama amacı da giderek belli oluyordu. Bu kişi her kimse, Kara Hilal ayrılmasından çok önce, Maeve’in yönettiği Kara Hilal’den kalma bir casustu. Ayrılmadan önce olabilecek bütün gizli bilimsel çalışmaları araştırıp durdurmaya veya Kara Hilal bünyesinde devam etmeleri için ikna etmeye çalışıyordu ve bu amacında çoğu zaman başarılı da olmuştu. Boyut kapısı araştırmasını bulması da uzun sürmemişti, bulduğu gibi de girmişti herhalde. Ancak bunu ne zaman yaptığını tam olarak bulamamıştı hala.

“Neredesin ufaklık? Kim olduğunu bilmek istiyorum sadece.” diyordu Moslee kendi kendine, sanki kendisini cidden birileri duyabilirmiş gibi. Umudu, gittiği ve bu gizemli saldırganı gördüğü her anda azalmak yerine artıyordu, içindeki açlık onu daha fazla hırslandırıyor ve öfkesini daha da yükseltiyordu. Onun artık ne yapabileceğini, nerelerde görünebileceğini anlamaya başlamıştı ve bu şekilde gittiği her yeni anda onu daha rahat bir biçimde yakalayabiliyordu. Önünde oluşan yola göre bu kişiyi başlangıçta tam olarak nerede bulabileceğini anlamıştı bile.

Ona yıllar sürmüş gibi hissettiren bir arayıştan sonra, zaman bulutunda başlangıç olarak düşüşndüğü ana ulaşmıştı sonunda. O anda, aradığı kişi gözüne hemencecik çarpmıştı ve bu sefer onun kim olduğunu görebiliyordu artık. O, uzun süredir yanında tuttuğu, bir dönem Megali Universum Jr’dan sonra kullanabileceğini düşündüğü kişiydi:

Theodore James Mosley.

İlginç bir şekilde, böylesi bir anomali oluşmuştu ve bu anomali ile ilk defa Maeve’in iki yüz onuncu denemesinde karşılaşmıştı. Bu anomali, o denemede oluşan bir kırılma sonucunda kendisinin bu evrendeki bir versiyonunu oluşturmuştu. Bu versiyonuyla hiçbir şekiilde bir zorluk yaşamadan iletişim kurmayı ve anlaşmayı başarmıştı ilk zamanlarda, ancak daha sonrasında bu ayna kişilik ile araları açılmaya ve yavaş yavaş zıtlaşmaya başlamışlardı. Şimdi, tam kendisini gerçek manada kontrol edebilmeyi başardığını düşündüğünde bu kişi, ikisinin de geleceğini etkileyecek bir biçimde boyut kapısı operasyonuna beklenmedik darbeyi vurmuştu.

Onu eskisi gibi kontrol edemeyeceğini biliyordu artık, bu yüzden boyut kapısı deneyindeki bilim insanlarına seslenmeye ve onu işaret ederek ona karşı dikkatli olmaları için uyarmaya başladı. Bu ilk adımın sonrasında, biraz daha ilerideki bir ana giderek bu ayna kişiliği öldürecek, ancak bedene büyük oranda zarar vermeyecek şekilde görevlendirdi askerlerini. Özellikle hala eski sistemlerinde ısrar eden ödül avcıları ile onu avlamayı, daha sonra da bunu kullanarak o ödül avcılarını öldürüp ordunun tamamen düzene girmesini sağlamıştı.

Daha sonraki anlarda, kendisine fiziksel beden olarak bu kişiliğinin ölü bedeninin kullanılması için bilim insanlarını yönlendirmiş, böylece kendisinin o evrene gelmesindeki en büyük engeli, o evrendeki en büyük avantaja çevirmişti. Artık boyut kapısına girdiğinde fiziksel olarak bu evrenin üzerindeki zaman kilidine uyumlanma sırasındaki o sıkıntıları büyük oranda yaşamayacak, daha rahat bir biçimde kendisini aktarabilecekti.

Her bir anı buluyor, her bir ilerlemeyi dikkatli ve sabırlı bir şekilde izliyor, yönlendiriyor, hızlandırıyor ve sonuca doğru gereken her adımın atılmasını sağlıyordu. Yavaş yavaş, bir yapbozu birleştirircesine çalışıyordu adeta, inanılmaz bir zeka, sabır ve kararlılık testiydi bu zaman bulutunu işe yarar bir şeye çevirmek. Ancak o, bu testten başarılı bir biçimde geçmiş ve kendisini üstün bir zeka ve irade ile tekrardan yaratabilmişti. O, artık herhangi bir insanın, hatta Mira ve Amelia gibilerin dahi üstündeydi.

Şimdi, tam üzerinde boyut kapısı, bütün ihtişamıyla açılmıştı. Kapıdan yavaşça kendisine doğru sarkıtılan Theodore’un bedenini aldı ve ellerinden tuttu. Bulut içindeki varlığı yavaş yavaş bu bedene taşınırken, yüksek sesle “Başardım!” dedi sadece. Bedenle bütünleştiğinde, bedenin kontrolünün kendisinde olup olmadığını kontrol etti ve kontrolün kendisinde olduğunu anladığında, beline bağlı olan ipi iki defa çekiştirdi. Bir süre bekledikten sonra onu geçide doğru çektiler ve Moslee, etrafındaki her şeyi yavaş yavaş hissetmeye başladı. Duyuları birer birer açılıyor, her şeyi dolu dolu deneyimlemeye geri dönüyordu. Akıl saraylarında ve zaman bulutlarında geçirdiği onca süreden kalan duyusal körlük gitmiş, yerini fiziksel evrenin acılı ama huzur verici doluluğuna bırakmıştı. Boyut kapısının o ışıltılı ve gürültülü çalışması yavaşlayıp durduğunda gözlerini alıştıra alıştıra açtı ve etrafına baktı.

Geniş, aydınlık bir yapının içerisindeydi. Etrafta gücü ve veriyi aktarmak için devasa büyüklükte borular ve kablolar, bu boyut kapısını kontrol etmek için bilgisayarlar, gri tek parça kıyafetleri ile arzı endam eden bilim insanları ve tepeden tırnağa silahlı özel askerler mevcuttu. Hissedebildiği basınca göre hala yerin altındalardı, bu yüzden biraz durakladı ve kulaklarının uğuldamasının geçmesini bekledi. Derin nefesler alıp verdi, bedeninin üzerinde tekrardan kontrolü sağlamaları için son adımı atmalarını söyledi bilim insanlarına: Bedene yıllar önce geliştirdiği ve kopyasını verip üretmelerini sağladığı nano robotları aktaracaktı.

Bilim insanlarından biri, elindeki devasa şırınganın iğnesini onun göbeğine batırdı. Kuduz aşısına benzeyen bir şekilde, bütün sıvıyı onun bedenine enjekte etti ve geri çekildi. Bilim insanının geriye çekilmesiyle birlikte bütün askerler silahlarını Moslee’ye doğrulttu. Moslee yere çöktü ve bedeninde olmaya başlayan değişimleri yavaş yavaş, sindire sindire kendi eline almaya başladı.

Theodore’un zayıf, güçsüz bedeni güçleniyor, uzun, kaslı ve tanrısal bir hal alıyordu. Teni beyazlıyor, saçları ve vücudundaki bütün kılları morun hiç de doğal olmayan bir tonuna dönüşüyordu. Bedeni, insanın ölümlülüğünün en büyük alameti olan üreme sisteminin tamamını içten yiyip bitiriyor, oradan gelen bütün yapıtaşlarını başka doku ve organların gelişimi için kullanıyordu. Yüzünün her bir ayrıntısı, sanki kilden yapılan bir heykelmişçesine değişip daha korkutucu ve daha çekici bir hal alıyordu.

Kara Hilal askerleri ne yapacaklarını bilemiyorlardı, bu yüzden önlerindeki kimliği belirsiz kişinin üzerine namlularını doğrultmuş, bir yanlış harekette ateş edecek duruma gelmişlerdi. Önlerindeki beden ayağa kalktı. Omzuna kadar gelen mor saçları, en ince ayrıntısına kadar özenle düzenlenmiş gibi duran yüzü, mermer gibi bembeyaz teni, resmen fiziksel gücün ve estetiğin sembolü gibi duran ve hiçbir cinsiyet işareti göstermeyen bedeni ile, gözleri kapalı bir şekilde öylece bekliyordu. Derin bir nefes çekti, sonra verdi. Gözlerini açtı. Gözleri, cehennemin içleri gibi kıpkırmızıydı, her bir asker o gözlere dahi bakarken tedirginliklerinin yavaş yavaş arttığını hissediyordu. Namluları tutan elleri titriyordu resmen.

“Sizi bu şekilde görebilmek çok güzel sevgili dostlarım!” dedi Moslee ve bunu demesiyle birlikte bütün namlular indi. Askerlerin hepsi, şimdi liderleri olduğunu anladıkları bu kişinin karşısında esas duruşa geçmiş, ondan gelecek emirleri bekliyordu. “Rahat.” dedi Moslee ve rahat duruşa geçtiler.

Moslee kendisine giyinecek bir şeyler getirmelerini istedi. Şimdi, bu fiziksel bedenle yapabileceği her şeyi test etmeli, kendisini tamamen bütünleştirmeli ve gelecekle ilgili ana planını tamamlamalıydı. Bundan sonraki süreç, kritik olacaktı ve bir hamleyi dahi kaçırmamalıydı. Maeve’in kendi aklının kontrolünü kaybetmeden üçüncü kilidi açmaya çalışacağını tahmin edebiliyordu, bu yüzden onun aklına saldırmalı, onu iyice güçsüzleştirmeliydi. Eğer bunu düzgün bir biçimde yaparsa, Maeve onun istediği gibi bir hal alabilir ve herhangi bir döngüye gerek kalmadan, onun beynini daha rahat kontrol edilebilir bir bilgisayar sistemine aktararak Bilinç Biçerdöveri’ni en iyi haliyle kullanabilirdi.

Üzerine bir pelerin giydirildi ve oradaki bilim insanlarından biri, “Efendim, şimdi ne yapacağız?” diye sordu. Moslee onlara baktı ve “Bu operasyon tamamlandığına göre, artık buradaki göreviniz bitti.” dedi, “Şimdi bu görevin gizliliğini korumak ve düşmanın eline herhangi bir bilgi geçirmemek amacıyla, Deney Temizliği Programı’na başlayacağız.”

Askerlerin namluları bilim insanlarına çevrildi. Bilim insanlarından biri kapıya doğru yönelerek kaçmaya çalıştı, ancak askerler onu hemen, oracıkta öldürdü. Moslee, diğer bilim insanlarının da öldürülüşünü izlerken, kendisiyle gurur duyuyordu artık.

Başarmıştı. Üzerindeki zinciri kırmıştı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir