Berdan Sarıgöl’den Saga’nın İkinci Kitabı – Universum: Havisran’ın Dönüşü 5.Bölüm

Bunu Paylaşın

Dördüncü Bölüm: Maelstrom’a Doğru (Bölüm 2)

Maeve gözlerini açtığında, gerçekten de fırtınanın dinmiş olduğunu gördü. Akıl sarayı, eskisi gibi bembeyaz bir gökyüzü ve bembeyaz, durgun bir denizden ibaretti. Şeffaf kubbeyi yavaş yavaş yıkıp yerine sarmaşıklar ve çiçeklerle kaplı bir çardak yaptı ve içerisine karşılıklı iki sandalye ile geniş bir dikdörtgen masa, masanın üzerine de iki fincan çay ile bir büyük tabak dolusu kurabiye koymuştu. Ayağa kalktı ve Mira’ya dönüp “Oturalım mı?” dedi. Mira da “Olur.” dedi ve oturup çaylarını içerek muhabbet etmeye başladılar.

“Pekala, gerçekten işime yarayabilirsin Mira.” dedi Maeve, yüzünde ilginç bir ifade vardı. “Beni gerçekten de büyük bir şeyden kurtardın ve muhtemelen bu yaptığın sayesinde daha rahat olabileceğim.” Mira gülümsedi, “Amacım da bu zaten Maeve.” dedi.

Maeve daha da meraklanmıştı. “Ne demek bu? Benimle ne gibi bir amacın olabilir ki, ben senin kızın değilim ki sana bağlı olayım!” dedi sesini yükselterek, amacı Mira’nın sınırlarını ölçmekti. Onun ne kadar ileriye gidebileceğini ve nelere dayanabileceğini bilmek istiyordu, bu yüzden yapmak istemese bile böyle bir şeye girişmişti. Mira sakince tabaktan bir kurabiye aldı ve tek lokmada yedi. Çiğnemesi bittikten sonra “Demek çilek reçeli dolgulu kurabiyeleri seviyorsun sen de, ilginç.” dedi, “Ne bu hayatında, ne de diğer hayatlarının hiçbirinde bir tane bile çilek yemedin, ancak bunun tadını hatırlayıp kafanda yaratabildin.” Maeve şaşırmıştı, “Bu da ne demek oluyor!” dedi öfke ve kafa karışıklığıyla. Mira arkasına yaslandı, çayından bir yudum aldı ve anlattı:

“Akıl sarayında yarattığın her şey, tecrübelerine, hatıralarına ve bunlarla şekillenen inanılmaz hayal gücüne bağlıdır. Evet, teoride hayal gücünle her şeyi yaratabilirsin, ancak pratikte gerçek hayat deneyimlerin seni sınırlayacaktır. Bunu pek çok defa yaşamıştım, örneğin buraya gelmeden önce sadece bu evrende yetişen Opha meyvesini hayal dahi edemezdim, ancak şimdi ne olduğunu bildiğim için yaratabilirim.

Sende de aynısı geçerli, ancak biraz daha derin bir anlamda. Bu evrende hiçbir şekilde çilek yetişmez, bu yüzden hiçbir şekilde çileğin ne olduğunu bilmeye imkanın yoktur, ancak bunu çilekle yapılabilecek bir tatlı kominasyonunu mükemmel bir biçimde yaratabilecek kadar iyi biliyorsun. Bunun nasıl olduğunu ben biliyorum, zira benim sayemde bütün bu sürecinde ilk ve son defa çilek yedin.” Mira tabaktan bir kurabiye daha aldı ve Maeve’in görmesi için ikiye kırıp, ona doğru yaklaştırdı. “Hatta tam olarak bu şekildeydi yediğin kurabiye, değil mi?”

Maeve şimdi bir şeyler hatırlamaya başlamıştı sanki, gerçi yaşadığı bu durumu hatırlamak olarak adlandırması sığ olabilirdi ama bunu karşılayacak başka bir kelime yoktu aklında. Annesinin –hangisi olduğunu hala göremiyordu- kendisine çilek reçelli kurabiye verdiğini ve ilk defa bu kurabiyelerden birini yediğini hatırlayabiliyordu. Mira konuşmaya devam etti:

“Annen, Amelia, çileği çok severdi. Nasıl becerdiyse, bir şekilde Antimon Adası’ndaki bir yerde çilek yetiştirmeyi başarmış ve taze taze getirip reçellerini yapabilmişti. O reçelleri kullanarak kurabiye yapmayı çok severdi. Sen de onun sayesinde bunları bilebiliyorsun.” Mira durdu. Elindeki kurabiyeye baktı ve gözünden bir yaşın onun üzerine düşmesine izin verdi. “Ben” dedi, “ben bu kurabiyeyi ilk defa burada yedim. Az önce.” Ağlamaya başlamıştı, zorlukla konuşuyordu. “Amelia daha önce hiç bunlardan yapmamıştı!” diyebildi zorlukla, gözyaşları, sanki yüzyıllardır birikmişçesine boşalıyordu gözlerinden. “Bana böyle bir şeyden hiçbir zaman bahsetmemişti bile! Onun yüzünden bu evrende eski evimizden bir şey olduğuna inanamadım bile, neden böyle bir şey yaptı ki?”

Maeve Mira’nın boşta kalan elini tuttu ve onun sorusuna “Bana senin unutmayı, kendisinin ise hatırlamayı seçtiğini söylerdi.” diye cevap verdi, “O senin unutmaman gereken şeyleri sana hatırlatırdı, sen ise ona unutması gereken şeyleri unuttururdun. Belki de ilk defa, unutması gereken bir şeyi unuttu sadece.”

“Hem onu, hem de seni pişmanlığa uğrattım Maeve, bütün bu olanlar tamamen benim suçum.” Mira ağlamaya devam ediyordu, yüzünü ellerinin arasında gizliyordu artık. Maeve ağlamasına izin verdi, bunu durdurmasının doğru olmadığını düşündü. Mira, ikisinin de kestiremediği bir süre boyunca ağlamaya devam etti, sonra yavaş yavaş ağlaması sonlandı ve ellerini yüzünden çekip gözyaşlarını sildi. “Üzgünüm Maeve” dedi Mira, sesi hala çatallanıyordu “Senin yanında böyle olmamalıydım.” Maeve onun bu durumuna üzülmüştü cidden, kendisini suçlu hissediyordu.

“Hayır anne, lütfen üzülme. Az önce seni bilerek uzak tutuyordum kendimden.” Maeve bunları söylerken Mira’nın yüzündeki ifade iyiye dönüyordu, “Merak etme, şimdi sen de, annem de hayatta ve ikiniz de benimlesiniz. Beraber her şeyi yapabiliriz.” Mira Maeve’in son söylediklerine şaşırmıştı, “Nasıl yani, yoksa Amelia hala-” Sözünü bitiremedi, ancak Maeve onun ne dediğini anlamıştı elbette. Her ne olduysa, Mira Amelia’nın öldüğünü düşünmüştü ve bu yüzden o çilekli kurabiyeyi görmek onu üzmüştü. “Evet anne, yaşıyor.” dedi Maeve samimi bir sevinçle, “Hatta Antares Universum olarak yaşıyor uzun süredir. Sanırım seni ve beni korumak için böyle bir şeye başvurdu. Açıkçası şu ana dek bize bayağı bir katkısı oldu.”

“Ondan beklenecek bir hareket, her zaman derinden ve fark edilmeden hareket etmeyi tercih eder.” Mira bunları söylerken, bu sözlerden beklenen bir suçlayıcılıkla değil, aksine bunların gurur verici birer özellik olduğunu belirtir bir şekilde konuşuyordu. “Çoğu kişi onu korkak ve sinsi olarak nitelendirir ama o, hiçbir savaşçının giremeyeceği kadar yakınına girer düşmanın ve bu cephelerde çarpışmaktan binlerce kat daha cesurca bir harekettir.” Özellikle Mira’nın son sözlerinde, Amelia ile ne kadar gurur duyduğu anlaşılıyordu. Maeve bunu anlayabiliyordu, zira Mira Amelia’yı nasıl görüyorsa, o da Row’u öyle görüyordu. Row da annesi Amelia gibi stratejik hamlelerle güvenli bir yoldan hareket etmeyi seviyordu. Açıkçası bundan çok memnundu Maeve, kendisi gibi hiçbir sonucu düşünmeden ilerlemeye devam eden birini dengeliyordu Row.

Maeve derinden gelen bir ses duydu, cep bilgisayarına mesaj gelmişti. “Eğitimimize daha sonra devam etmemiz gerekecek.” dedi ve ikisi de akıl sarayından çıkıp fiziksel evrene döndüler. Maeve ayağa kalktı ve terastan aşağı indi. Mira da onun peşinden aşağı indi ve beraber cep bilgisayarına gelen mesajı açıp baktılar. Mesaj, Amelia’nın gizli hesabından gelmişti:

“Kızım,

Mira’yı uyandırmayı başarmışsın. Bunu kaçırmak istemediğim için hemen bir araca atlayıp geliyorum. Bu mesaj sana ulaştığında yolu yarılamış olurum. Standart takvime göre yarın yanınızda olurum.

Sevgim hep sizinle,

Amelia Kalinmann”

Mira’nın gözünden bir damla gözyaşı dökülmüştü, sevinçtendi ağlaması. Maeve de aynı şekilde sevinçten ağlıyordu. İkisi de, tekrardan birbirlerine kavuşacak ve bir aile olarak yeniden birleşecekleri için seviniyorlardı. Önlerinde belirsiz bir gelecek olacaktı belki, ancak yine de birlikte olacaklardı. Mira’ya sarıldı ve “Seni seviyorum anne.” dedi. Mira da ona “Ben de seni çok seviyorum kızım.” dedi. İkisi de, uzun süredir hiç olmadıkları kadar yakınlardı birbirlerine ve bu ikisini de heyecanlandırıyordu.

Ertesi sabah, lüks bir aracın iki Kara Hilal devriye aracıyla birlikte iniş yaptığını görmüşlerdi Maeve ve Mira. “Geldi.” dedi Maeve ve Row’u da yanlarına alarak hangara doğru gittiler. Row bütün bu kargaşayı anlayamamıştı, yolda gitmeye devam ederlerken “Kim geldi ki böyle?” diye sordu. Maeve ona şaşkınlıkla bakıp “Haberin yok mu? Amelia geri döndü.” diye cevap vermişti. Row’un haberi yoktu gerçekten, zira Amelia bu sefer Kara Hilal’in onun için sağladığı araçlara başvurmadan, Antares Universum olarak sahip olduğu araçlardan biriyle gelmişti. Fakat böyle bir şekilde gelmesi tehlikeliydi, zira Antares Universum olarak Havisran’a gelmesini gerektiren hiçbir sebep yoktu ve buraya dek fark edilmeden gelmesi mümkün değildi.

“Haberim yoktu, zira Amelia gelmek için bize başvurmadı. Bildiğin Universum’un araçlarından biriyle gelmiş. Eğer fark edildiysek büyük sıkıntı olacaktır.” Row fazlasıyla endişeliydi ve bu endişesinde de haklıydı. Sonuçta Universum’un ne yapacağına dair fikirleri yoktu fazla, bazı ufak kaynaklardan ordunun güçlendirilmeye çalışıldığını ve Megali Universum Jr’un bütün holdingi kendi liderliği altına alıp Kara Hilal’e bütün gücüyle bir haçlı seferi düzenleyebileceğini öğrenmişti, ancak bunun nasıl ve ne zaman olabileceğine dair bir bilgileri ve öngörüleri yoktu.

Hangara vardıklarında, Amelia’nın gemiden Antares yerine kendisi olarak çıktığını gördüler. Amelia’yı beş silahlı asker tutuyordu, hepsi de ne olduğunu anlamamış bir biçimde ona karşı silahlarını doğrultmuşlardı. Mira askerlere doğru yaklaşıp “Silahlarınızı indirin lütfen, buraya gelen bir misafiri bu şekilde karşılamamalıyız.” dedi ve askerler silahlarını yavaşça indirdiler.

“Karşılama nasıl yapılır öğrenmişsin sonunda.” Amelia Mira’ya bakıyor ve gülümsüyordu. Birbirlerine birkaç saniye baktıktan sonra yaklaşıp özlemle sarıldılar. İkisi de ağlamanın eşiğine gelmişti resmen. “Hadi eve gidelim.” dedi Maeve ve beraber geldikleri arabaya binip eve geri döndüler.

Yol boyunca Mira da, Amelia da ne kadar birbirlerini sevdiklerinden ve deliler gibi özlediklerinden bahsedip hem gülüyorlar, hem de ağlıyorlardı. Row ve Maeve önce onlara, sonra da birbirlerine bakıp gülümsediler. En sonunda herkesin bir anlığına dahi olsa bir arada olmasına çok sevinmişlerdi.

Ada içerisindeki en iyi restoran olan Masai’de yemek yiyorlardı. “Burası hala aynı kalitede.” Mira hızlı bir şekilde önündeki yemeği yemeye devam ederken, Amelia onun tam aksine yavaşça, tadını çıkara çıkara yiyordu yemeğini. “Cidden, sanki bu adada hiçbir şey değişmemiş, sanki en son bu üçlü olarak oturup yemek yememizin üzerinden yüzlerce yıl ve iki yüz seksen yedi klon geçmemiş gibi.” dedi Maeve, sesi söylediklerindeki kinayeyi belli ediyordu. Mira bu sırada restorandaki herkesin kendisine baktığını gördü ve hızlıca yemeyi bırakıp, bir süre ara vermeye karar verdi. Ağzını tabağın yanındaki kumaş mendille detaylıca sildi ve bir yudum su içtikten sonra “Pekala, beş dakikalığına önümüzdeki savaşa dönelim yoksa benim iştahım kesilmeyecek. Maelstrom’da neler olduğunu biliyor musun Amelia?” dedi. “Elbette biliyorum, hatta size gelmemin bir sebebi de bu.” Amelia, kendisine ve Mira’ya şaşkınlıkla bakan Maeve ve Row’a gülümsedi ve sonra ciddi bir şekilde devam etti:

“Megali holdingin tamamını ele geçirmeye başladı bile. Alt şirketleri yavaş yavaş kendisine bağladı, bunu yaparken muhteşem bir kampanya ile hem devasa maddi destekler topladı, hem de şirket içi geçiş süreçlerini kolaylaştırdı. Yakın zamanda, uzun süredir kendisine ayak bağı olan yönetim kurulundan kurtulduğunda, onun bize direkt olarak saldırmaması için hiçbir sebep kalmayacak. Saldırıya başlamaya en müsait yer ise neredeyse yüzde yüz ihtimalle Maelstrom olacaktır.

Tam sınırda olan ve daha yeni kendi desteğimize aldığımız bu ufak gezegene saldıracaklar, bu yüzden orada asıl savunmamızı kurmalıyız. Ancak bu asıl savunma meselesi bizi tek bir yere odaklamamalı. Bence Maeve’in Maelstrom’da olacağını hesaplamışlardır bile, bu yüzden onu oraya göndermememiz daha mantıklı olur. Mira senin yerine gidebilir mesela.”

“İyi olur.” Mira Maeve ve Row’a baktı ve “Maeve’in kendisinin Maelstrom’da olması tehlikeli olabilir, ancak Amelia’da olan görünüş değiştirme yetenekleri bende de mevcut, hatta daha iyi bir şekilde bunları yapabilirim.” dedi kendine güvenli bir şekilde. “Maeve gibi gider, orada savaşır ve gezegenin savunmasında görünürüm, böylece bu konuda hiçbir kaybımız olmaz. O arada da Maeve ve sen diğer sınır hatlarında asıl önemli görevleri yapar ve saldırıları yönetirsiniz, olur mu Row?”

Row “Olur açıkçası, ancak ön cephede işe yarayabileceğimi sanmıyorum.” dedi dürüstçe, kendisine karşı duyduğu hayal kırıklığı anlaşılabiliyordu. “İletişim hatlarının sorumluluğunu bana verirseniz, size daha iyi bir şekilde yardımcı olabilirim.” Row bu cevabının karşısındaki üç kadını hayal kırıklığına uğratacağını düşünmüştü. Öyle ya, sonuçta o bir erkekti ve önde savaşmak, onun için onur meselesi olmalıydı. Ancak üçlünün tepkisi hiç de öyle olmadı.

“Elbette Row, zaten istesen de senin ölümüne sebep olacak bir şey yapmalarına izin vermem.” Maeve’in bu sözleri şefkat ve sevgi doluydu. “Sakın utanma, burada hepimiz biriz ve yapmamız gereken şeyleri yaparız, bize dayatılanları değil.” Mira da onlara katıldığını söyledi, Amelia da. O masada hiç kimse yargılanmadı o gece, aksine herkes mutlu ve umutluydu. Önlerindeki savaşı kazanacaklar ve kurtuluşa erişeceklerdi.

Ancak Maeve’in hedefi bu kadar basit değildi.

Evrenin nasıl bir tuzağın içerisine çekildiğini ve nasıl bir döngüde kaybolmaya yüz tuttuğunu görmüştü. Universum, Mira, Amelia, kendisi, hep birlikte, bilerek veya bilmeyerek zamanın yapısıyla oynamışlar ve kolay kolay onarılamayacak bir yara açmışlardı. Bu yarayı kapatmanın bir yolu vardı elbette ve bunun için de kendi planını yapmıştı Maeve.

Han Mewa ile görüşmesinden sonra bir kez daha, Row’dan ve bütün Kara Hilal’den gizli bir şekilde onun yanına gitmişti Maeve. Ona evrenin ve zamanın dengesinin nasıl bozulduğunu ve bunu çözümlemek için ne yapabileceğini anlattı. “Sana gelmemin sebebi,” demişti Han Mewa’ya “planımın bu aşamasında başvurabileceğim en yetkin kişi sensin. Senden bir ricam var, lütfen bunu kabul et.” Han Mewa’ya yalvaracağını düşünmemişti daha önce, ancak olmuştu bu. Row’a baktı. “Şimdi ne yaptığımı anlamıyorsun belki ama daha sonrasında bunun için bana teşekkür edeceksin.” dedi içinden.

“Şu ana dek kendi inisiyatifinle aldığın kararlara karşı değilim.” Moslee, ilginç bir şekilde gülümsemişti Megali Universum Jr’ın son yaptıklarını söylemesinden sonra. Megali’ye doğru yaklaştı ve dostça sarıldı. “Senin diğerlerinden daha farklı ve daha iyi olduğunu biliyordum demeyeceğim, zira beni fazlasıyla şaşırttın. Şimdi, bu planınla Maeve’i veya en azından Mira’yı Maelstrom’da yakalayabilecek misin yani?” Megali Universum Jr sarılmayı bıraktı. Kendisinden ve yaptıklarından gurur duyan bir adamın ifadesi vardı yüzünde; gururlu, kibirli ve mutlu.

“Evet. Eğer şimdiye kadar Amelia’yı dinlediler ise, çoktan ağımıza düştüler demektir. Bu sayede, sizin bu evrene gelmenizi ve burada son noktayı koyup istediğinize ulaşmanızı sağlayabileceğiz.” Moslee mutluydu, uzun süredir ilk defa böylesine mutluydu hatta. Planlarının gerçekten bu kadar iyi çalışması inanılmazdı onun için. Onca başarısızlıktan ve defalarca yaşanan o saçma döngülerden sonra ilk defa bir şeyler onun istediği gibi gitmişti. “Tamamdır o zaman, Maelstrom Savaşı’na devam et. Sakın elini korkak alıştırma! Evren seninle birliktedir sevgili Megali!” dedi Moslee, keyifle gülüyordu. Megali ilk görüşmelerinde bu gülüşü görseydi muhtemelen korkudan ölebilirdi, ancak şimdi bu gülüşü görmek, onun için her şeyin yolunda olduğuna dair bir işaretti. En sonunda, her şey olması gerektiği gibi olacaktı ve bu tamamen onun planıydı. Sevincinin onu nasıl sarhoş ettiğini çok sonra anlayacaktı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 2

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir