Berdan Sarıgöl’den Saga’nın İkinci Kitabı – Universum: Havisran’ın Dönüşü 6.Bölüm

Bunu Paylaşın

Beşinci Bölüm: Maelstrom Savaşı

Maelstrom, Kara Hilal ile Universum’un ara sınırındaki en uç gezegendir. Çeşitli biyomların birbiriyle mükemmele yakın uyumla çalıştığı, etkileyici bir ekosisteme sahiptir. Özellikle çöl bölgeleri, hiçbir gezegende olmayan bir çeşitlilikle ilk defa görenleri hayrete düşürür. Fakat bu gezegen, son yıllarda bu muhteşem ve hak ettiği ilgiyi göremeyen doğasıyla değil, Universum ve Kara Hilal arasındaki en uç ve en gergin sınır noktası olmasıyla bilinir oldu. Oradaki yerli halk, bu savaş içerisinde çoğunlukla Kara Hilal tarafında olmayı seçmişti, ancak yine de buna karşı olan gruplar vardı ve Universum uzun süredir bu gruplara silah desteği veriyordu. Şimdi, Universum Ordusu’nun bizzat geleceğini öğrenen bu gruplar, bu desteğin gazıyla saldırılarını arttırmıştı. Bunun üzerine Maelstrom yönetimi de Kara Hilal’in bu duruma müdahale etmesini istemişti.

“Maelstrom Ana Komutası konuşuyor. Kimliğinizi ve geliş amacınızı belirtin.”

“Kara Hilal Birinci Kısım Komutanı konuşuyor, ben M-287. ME-991 kodlu hattan gönderilen yardım çağrısına cevap olarak gelmiş bulunmaktayız. Amacımız sizinle koordine olarak çalışmak.”

“Teşekkürler M-287, bunu duyduğumuza çok sevindik! Sizin yardımınıza ve desteğinize minnettarız. Gemilerinize kılavuzluk etmek için iki araç gönderilecektir.”

Gerçekten de birkaç dakika sonra iki uzay aracı gelmişti. Araçların pilotları, ana gemiyle bağlantı kurup, onlara eskortluk etmeye başlamıştı. Bir buçuk saatlik bir seyahatin sonunda, Maelstrom gezegeninin yörüngesine iki halka uzaklıkta durdular. Araçlardan biri Mira’nın da içinde olduğu ana gemiye yanaşıp bağlandı ve o aracın içindeki mürettebat kaptan köşküne giriş yaptı.

Mira, planlandığı gibi Maeve’e dönüşmüştü ve bunu gemi içerisinde bilen kişi yoktu bile. Herkes onun cidden bu gemide olduğunu ve Maelstrom’a inip savaşacağını düşünmeliydi, bu yüzden planı bilen kişi sayısı çok azdı. “Şu ana dek her şey çok iyi gitti” diye düşündü Mira, “Burayı aşabilirsek, gerisi gayet kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleşecektir.” O bunları düşünürken, az önce yaklaşan Maelstrom aracının mürettebatı onun yanına geldi ve önünde diz çöktüler. Mira onların ayağa kalkmasını istedi ve “Burada, sizinle çalışmak çok güzel.” dedi, “Seramonileri şimdilik geçip, gözlerimizin önündeki soruna odaklanalım: Bu kuşatmayı nasıl aşacağız?”

“Gerçekten de dedikleri kadar varmışsınız Bayan Koavis, o zaman sadece ismimi söyleyeyim. Ben Miltoo.” Miltoo kaptan köşkünün geniş panorama penceresine doğru yöneldi ve yörüngedeki Universum gemilerini göstererek kuşatmanın ayrıntılarını anlatmaya başladı:

“Şu anda Universum Ordusu, beş ağır savaş gemisi, bu gemilere bağlı onar hızlı müdahale gemileri ve bu hızlı müdahale gemilerine bağlı biner avcı gemisi ile gezegenin iki halka uzağında dairesel yörüngeyi kuşatmış durumdalar. Bu gemilerin zayıf yanları genelde ön taraflarındaki algılama bölümleridir. Bu bölümlere ulaşıp patlatabilirseniz, gemiler tamamen etkisiz hale gelecektir. Gezegene iniş yapmadılar henüz, ancak Maelstom’un yöneticilerine bir antlaşma sundular. Eğer bu antlaşma kabul edilmezse, bu beş ağır savaş gemisinin içerisindeki iki yüz bin Universum askeri, başlarındaki ödül avcısı komutanlarla birlikte gezegene inip işgale başlayacaklar.”

“Bu kadar ciddi bir yer için çok az sayıda asker getirmişler, hele ki amaçları kesin bir işgalken bu asker sayısı çok az.” Mira düşünmeye başladı. Eğer amaçları Maeve’i veya kendisini yakalamaksa, bunun için iki yüz bin askerin gelmesi asla yeterli olamazdı. Universum’un güvendiği başka bir şey olmalıydı. Her neye güveniyorlarsa, o gemilerin de bunda bir payı vardı. “Bay Miltoo, bu gemilerin şekli size de tanıdık geldi mi? Ben tam olarak çıkaramadım.” diye sordu. Evet, bu gemiler Universum’un İkinci Lale Devri’nde yaptırdığı, o dönem için fazlasıyla üstün ve erişilemez görülen Leviathan tipi ağır savaş gemileriydi, ancak o zamanki Leviathan’lardan çok farklıydı. Üzerlerinde ne gibi değişiklikler yapılmışsa, bu değişikliklerin Miltoo gibileri şaşırtmak için yapıldığı belliydi, çünkü o da kendisi gibi merak ve şaşkınlık içerisindeydi şimdi. “Bunların Leviathan olduğunu biliyorum ama bir tuhaflık var.” dedi Mira’ya. Mira ne olduğunu anlamış gibiydi, “Bunlara yeni kalkanlar eklenmiş, muhtemelen önden saldırmamızı bekliyorlar. Bu yüzden yeni bir strateji geliştirmeliyiz.” dedi sakince.

Pencereden ayrılıp kaptan köşkünden çıkarak geminin iletişim bölümüne doğru ilerlemeye başladı. Miltoo ve mürettebatı onu takip etmek istedi, ancak Kara Hilal askerleri onlara engel oldu. Askerlerden biri “Merak etmeyin. Bayan Maeve istihbaratıyla iletişime geçip gerekli bilgileri alacak. Eğer işe yarar bir şeyler bulabilirse, sizi de bilgilendirecektir.” dedi ve Miltoo mürettebatına rahat olmaları için işaret verdi. “Pekala, bekleyelim.” dedi ve kaptan köşkündeki bekleme bölümündeki koltuklara oturdular.

Mira iletişim bölümüne vardı ve Maeve ve Row ile iletişime geçmek istediğini söyledi. Bedeni alışık olduğu görünüme geri dönüştü ve kapılar kapanırken derin bir nefes alıp verdi. Buradakiler haricinde kimse onun aslında Mira olduğunu bilmiyordu, buradakilerin de asla söylemeyeceğine emindi. İletişim görevlileri Maeve ve Row’u hologram olarak bağladı ve Mira’nın yanındaki yansıtıcılarda belirdiler.

“Tahmin ettiğim gibi, eski Leviathan’ları modifiye edip getirmişler. Bu seferkilerin nereden vurulabileceğine dair hiçbir bilgim yok. Sizde bir şey var mı bu konuyla ilgili?”

“Ben bu konuyla ilgili bir şeyler buldum.” Row bir yandan onlarla konuşurken, diğer yandan bir şeye bakıyordu. “Universum’un Kolliam’daki yeni savunma sistemleri fabrikalarında çalışan bir casus, bu konuda bize ihtiyacımız olan bilgileri, planları ve şemaları ulaştırmayı başardı. Size göndermem biraz uzun sürebilir, bu yüzden güvenli bir yerde kalmaya çalışın.”

“Tamamdır.” Mira biraz da olsa rahatlamıştı. Maeve’ Maeve’e dönerek “Peki siz bu planları aldınız mı, ona göre devam edebiliriz planımıza.” dedi. “Elbette, hatta hızlıca müdahaleye başlamanız için söyleyeyim: Modifiye edilmiş Leviathan gemilerinin zayıf yanı hala aynı, tek farkı üzerlerinde I300 tipi kalkanlardan olması.” Maeve annesinin yanında olmasından dolayı gururluydu. “Bunu rahatça halledebileceğinizden eminim, sadece direkt bir atış yerine on saniye boyunca yoğunlaştırılmış bir lazerle kalkanı delmeniz lazım.”

“Tamamdır, ne yapabileceğimize bakarım.” Hologramlar kapandı ve Mira tekrardan Maeve şekline dönüştü. İletişim bölümünden çıktı ve kaptan köşküne geri döndü. Kafasında ne yapabileceğine dair bir şeyler oluşmaya başlamıştı, ancak bunun için Maelstromluların da onunla birlikte çalışmasına ihtiyacı vardı. Kaptan köşküne girip Miltoo’ya döndü ve “Bu durumla ilgili biraz bilgi topladım. Sanırım bu gemileri nasıl yenebileceğimizi biliyorum.”

“Sizi dinliyorum.” dedi Miltoo, “Umarım bu gemiler hakkında da bir şeyler biliyoruzdur.” Mira sakin bir şekilde planını anlatmaya başladı:

“Bu gemiler, İkinci Lale Devri’nin ortalarında üretilen Leviathan tipi savaş gemilerinin modifiye edilmiş hali. Bununla ilgili çok fazla bilgimizin olmadığını ve eski Leviathan gemileri gibi ön sensörlerinden vurarak yok edemeyeceğimizi varsayıyorlar, ancak içlerinden aldığımız bilgiler sayesinde nasıl yok edilebileceklerini biliyoruz. Miltoo, sizde uzun süre odaklanabilen lazer silahlardan var, değil mi?”

Miltoo Mira’yı onayladı. “Güzel, o zaman yapacağımız şey çok basit. Biz buradaki hızlı müdahale ve avcı gemilerini etkisiz hale getirebilirsek, Maelstrom’daki gemiler de Leviathan’ları ön sensörün üstündeki kalkanlara on saniye boyunca lazerle sürekli atış yaparak onları yok edebilir.” Mira bunu söylerken Miltoo’nun mürettebatına baktı. “Sizden olabilecek en iyi ve en hızlı hallerinizde olmanızı istiyorum. Gezegenden gelen gemilerimizin hiçbir engelle karşılaşmaması tamamen bizim elimizde, anladınız mı çocuklar?”

Mürettebatın tamamı hazır ola geçti ve anladıklarına işaret olarak sol elleriyle asker selamı verdiler. Miltoo Mira’nın (ya da onun için Maeve’in) bu kadar kısa sürede bu kadar iyi bir plan yapıp kontrolü eline alabilmesine inanamamıştı. Gerçekten de doğuştan liderdi sanki. “Ben gezegen yönetimini haberdar ederim. Merak etmeyin, yakalanmayız.” dedi ve kaptan köşkünden mürettebatıyla birlikte çıktı.

Mira “Bana RWM-01 hattını bağlayın.” dedi ve panoramik pencere kapanıp büyük bir ekrana dönüştü. Karşısında maskeli bir şekilde Maeve ve Row vardı.

“Ne kadar dayanabilirsiniz orada? Şu anda Maelstrom’a gelebilecek durumdayız, bu yüzden hızlıca ne yapabileceğimizi bilip hareket edelim.” Maeve bir yandan onlarla konuşurken, diğer yandan da etrafındaki insanlara bir şeyler yazıp veriyordu. “Sanırım bir saatte oraya varırız, bu yüzden ne kadar kişi olarak gelmemiz gerektiğini söylersen ona göre hazırlanabiliriz.”

“Beş yüz bin avcı gemisinden bahsediyoruz Maeve, herkesi getirsen bile her birimize beş avcı gemisi düşüyor. Amacımız onları oyalamak, bu yüzden en seri bin pilotunu alıp gelmelisin. Burada da üç bin pilotla yola çıkabilirim ben, Maelstrom’un da boşta bin iki yüz pilotu var, toplamda beş bin iki yüz gemiyle saldırı yapacağız. Olabildiğince çabuk gelin.” Mira Maeve’i çağırarak doğru bir şey yapıp yapmadığından emin değildi, ancak olmuştu işte. Maeve yanına geleceğini söylemişti, Row da Maeve’in boşta kalan kuvvetlerinin komutasını alabileceğini söyledi ve hat kapandı.

Mira yanındaki görevlilere “Bütün gemilere haber verin, en iyi üç bin avcı gemimizle çıkacağız! Dikkat dağıtıcı savunma prosedürlerine göre uçacak ve saldıracağız! Beş dakika içerisinde herkes hazır olsun!” dedi ve kaptan köşkünden çıkıp avcı gemilerinin olduğu hangara indi. Karşısında duran gemiye bakarken geçmişi aklına geldi.

Kendi evreninde, Amelia ile birlikte Valkyrie teşkilatındayken avcı pilotluğu yapmıştı çok kez. Atmosfer içinde de, dışında da uçmayı seviyordu, hele ki hızlı ve yüksek manevra kabiliyeti gerektiren uçuşlar onu daha da çok heyecanlandırıyor ve sevindiriyordu. Şimdi, belki de yüzyıllar sonra ilk defa bu heyecanı ve sevinci yaşayabilecekti. Kendisine hakim olmaya çalıştı ve yanında duran iki yardımcısının desteğiyle özel giysiyi giydi ve kaskını taktı. Onlara baş parmağıyla tamam işareti yaptıktan sonra geminin kokpitine çıktı ve kapanma düğmesine basarak geminin bütün kapaklarını kapattı. Kapağı kapattıktan sonra Mira olarak kullandığı bedenine döndü, ancak sesinin değişmemesi için gırtlak yapısını aynı tuttu.

“Boşaltma talimatı veriyorum, bütün hangar basıncı eşitlenecektir. Herkes hangarı boşaltsın!” dedi Mira ve alarmlar çalmaya başladı. Hangardakiler hangarda hava akımından etkilenebilecek herkesi ve her şeyi alıp çıkmaya başladılar ve Mira da kemerlerini bağlayıp, geminin basınç eşitleme düğmelerine bastı ve geminin içindeki hava da tamamen uzay boşluğu seviyesine gelene dek boşaltıldı. Hangarın da uzay boşluğu seviyesine gelmesi beş dakika içerisinde tamamlandı ve bütün gemiler, hangar kapılarının açılmasıyla birlikte kendilerini uzay boşluğuna attılar.

“Pekala, dikkat dağıtıcı savunma prosedürüne göre hareket edeceğiz, hedefimiz avcı gemileri! Bize desteğe gelecek kuvvetler olacak, onlarla birlikte Maelstrom gezegeninin savunması harekete geçene dek bu avcı gemilerini oyalayacağız!”

“Anlaşıldı M287, Neon Takım olarak önden gitmeyi öneriyorum, siz de halka aralarından yüklenebilirsiniz.”

“Güzel plan, bu şekilde hareket edelim!”

Mira hızlanmaya başladı ve karşısındaki avcı gemisine baktı. Geminin nereden yok edilebileceğini veya etkisiz hale getirilebileceğini görmeye çalışıyordu, ancak hiçbir şekilde zayıf bir noktası görünmüyordu bu canavarın. Yine de, en azından oyalamak için bu gemilerle dalaşa girmesi gerekiyordu. Hızlıca karşısındaki gemiye dümdüz gitmeye başladı ve silahlarını hazırladı. Dikkat çekeceği için birkaç el ateş etmesi yeterli olacaktı. Sıkıca tutundu ve düğmelere basarak ateş etmeye başladı.

Bir anda patlama ile şaşkına döndü Mira. Ateş ettiği gemi, önündeki vizöre isabet eden atışı sayesinde yok olmuştu! Telsizi açtı ve “Neon Takım, Zenon Takım, RW Takımı, plan değişti! Avcı gemileri öndeki vizörden vurularak yok edilebiliyor! Yarı saldırı prosedürüne göre hareket edin ve ilk plandaki hareket planına sadık kalın!” dedi. Eğer bu şekilde devam edebilirlerse, bütün bu avcı gemileri filosunu rahatlıkla indirebilir, Maelstrom’dan gelen kuvvetlerin Leviathan’ları yok etmesi için gerekli zemini sağlayabilirlerdi. Hızını kesmeden diğer avcı gemilerine doğru ilerlemeye başladı, avcılar da ona ateş etmeye başlamıştı bile. Kıvrak bir geriye dönüş yaparak ilk ateşlerinden kaçıp, peşine takılmış olan avcılarla birlikte iyice Universum filosunun içine girmeye başladı.

Mira, onu gerçekten de bir savaşçı yapan şeyin ne olduğunu hatırlamıştı o anda. Bu hissi ilk olarak Valkyrie’ye katılmadan önce, Elphine Hava Kuvvetleri’ndeyken girdiği ilk uzay savaşında yaşamıştı. Oradaki düşmanlarıyla çarpışırken onları yenmekten, yok etmekten o kadar zevk almıştı ki, o zevkin ve doyum hissinin içine işlediğini anladığında kendisinden ve aldığı bu zevkten büyük suçluluk duymuştu. Fakat geçen seneler içerisinde, bunu yönlendirebileceğini ve bununla ilgili iyi şeyler yapabileceğini keşfettiğinde, kendisine karşı duyduğu utanç ve suçluluk azalmış, özgüveni artmıştı. Ancak şimdi, Universum gemilerine karşı savaşırken, kendisine yüzyıllar önce utanç veren o çiğ, canavarca zevk yine ortaya çıkmıştı. Kontrolünü kaybetmeyecekti, en azından kendi kendine söylediği buydu.

“M287, RWM-01’den gelen avcı gemileri de bize katıldı, saldırı planımıza dahiller mi?”

“Evet, direkt saldırı hattımıza dahiller ve o şekilde saldırıya geçmeleri konusunda onları yönlendirin! Gemilerin tamamını temizleme fırsatımız hala mevcut, bu yüzden bütün gücünüzle yüklenin!”

“Anlaşıldı efendim!” Gemilerin hepsi daha fazla yüklenmeye başlamıştı. Gerçekten de Mira’nın düşündüğü gibi, Universum’un avcı gemileri karşılarında ne yapabileceklerini bilemedikleri için büyük oranda yok edilmişlerdi. Kendisi bile bu kadar kolayca üstün gelebileceklerini düşünmemişti. Demek ki Universum’un ordusu havada ve uzayda o kadar da başarılı değildi. Aslında böyle olması da bekleniyordu, zira Universum Ordusu hala karada başarılı olan ödül avcılarından oluşan bir grup tarafından eğitilmişti. Bu avantajı kullanıyorlardı işte; yirmi yıldır ellerinde olan ve karada da kullandıkları bu tecrübe avantajı, şimdi uzayda da işlerine yarıyordu işte.

“Maelstrom Yer Kontrol konuşuyor, sizinle yörünge üzerinde buluşacağız. Leviathan’lar açık mıdır?”

“Evet, Leviathan’lar tamamiyle açık ve sizin ilginizi bekliyorlar. Onlara savaş neymiş gösterin çocuklar!”

“Tamamdır M287, sizinle çalışmaktan mutluluk duyuyoruz!”

“Biz de sizinle çalışmaktan mutluluk duyuyoruz!”

Mira kırk beş saniye sonra ilk Leviathan gemisinin patlayışını gördüğünde, Maelstrom Savaşı’nın sonucu ne olursa olsun kazandıklarını anlamıştı. Şu andan sonra, kendisi ve Maeve bu savaşta ölseler bile Kara Hilal kazanacak, Universum kaybedecekti. Bu savaşı Megali Universum Jr’un da gördüğüne de emindi, bu yüzden özellikle onun görüyor olması muhteşem bir avantaj olacaktı gelecekte. Şimdi yapmaları gereken şey, Maelstrom’u kurtarmak ve Universum’un çoktan başarısız olmuş olan seferine bir nokta koymaktı.

İkinci ve üçüncü Leviathan gemilerinin de patlayışını gördüğünde, bu savaşın tamamen kendileri lehine döndüğünü anlamıştı.

“Tamamdır.” dedi Maeve kendi kendine, “Sonunda geleceğimizi değiştirebildik!”

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir