Berdan Sarıgöl’den Saga’nın İkinci Kitabı – Universum: Havisran’ın Dönüşü 8.Bölüm

Bunu Paylaşın

Yedinci Bölüm: Ateşkes Görünümlü Soğuk Savaş

 Maelstrom Savaşı’nın üzerinden tam dört yıl, Maeve’in Oramiral Elks ile son görüşmesinden üç yıl geçmişti. Bu üç sene içerisinde, Kara Hilal ve Universum Ordusu arasında pek çok sınır sisteminde pek çok savaşlar olmuş, ancak hiçbiri iki taraf için de bir sonuca ulaşmamıştı. Ne Kara Hilal, ne de Universum Ordusu gerçekten bir zafer kazanabiliyordu. İki taraf da, diğerine elindeki her şeyle vurabileceği son bir saldırı için karşısındakini yorma adına bu savaşlara minimum kayıpla devam etmeye çalışıyordu. Bu garip strateji, ilk senelerde kanlı ve yıkıcı çatışmalarla başlarken, zaman içerisinde daha sessiz ve derinden mücadelelere dönüşmüştü. Bunun üzerine imzalanan Maelstrom Ateşkes Antlaşması gereğince, bütün bu savaşlar, en azından sıcak çatışma kapsamında değerlendirilemeyecek bir şekilde durmuştu. Gelinen bu son aşamada, iki taraf da kuvvetlerini güçlendirip çoğaltmaya ve karşı tarafın bunu kendileriyle aynı hızda yapmasını engellemeye çalışıyordu.

Özellikle Kara Hilal tarafında, Row’un önderliğinde kurulan Tünelciler isimli bu casuslar ve özel askerler ordusu, bu konuda inanılmaz bir mesafe kat etmişti. Özellikle Universum’un dış halkalarındaki gezegen sistemlerinde kurulu olan tersaneleri sabote ederek, hatta mümkünse yok ederek, belki de on binlerce yeni geminin üretimini engellemiş veya yavaşlatmıştı. Fakat bu yavaşlatma çabaları bile onları istedikleri kadar öne geçirememişti, hatta aksine geriye düşmeleri ve ani bir saldırıyla dayanamamaları çok yakındı.

Maeve isteseler de bu konuda Universum Ordusu’na yetişemeyeceklerini biliyordu. Evet, kendilerini destekleyen gezegen sistemleri ve eski Universum istasyonlarının sayısı hiç de az değildi, aksine son on sene içerisinde kazandıkları desteğin ivmesi onlar için hayal bile edemeyecekleri derecede yüksekti. Ancak bu desteği gerçekten işe yarar bir güce çevirmekten maalesef ki çok uzaklardı. Bu yüzden, Tünelciler’in şu anda olduklarından daha etkili, daha yıkıcı ve daha başarılı olması gerekiyordu.

Maeve ve Row, yeni Tünelcileri kendileri seçmeye ve eğitmeye karar verdiler, bu eğitim programıyla birlikte, daha iyi ve verimli bir şekilde Universum Ordusu’na zarar verebilmek için hazır olacaktı. Bu yeni eğitim sistemine göre, Tünelcilerin Universum Ordusu’na zarar vermesinin çeşitli yolları vardı: Ordu içerisinde isyanlar çıkarmak, üretim tesislerini ve tersaneleri sabote etmek, olabildiğince askeri Kara Hilal safına çekmek ve onlarla beraber olabildiğince Universum Ordusu’ndan askeri teçhizat ve araç çalabilmek. Bunları yapabilmek cidden zor ve zahmetli olacaktı, ancak başarabilirlerse bir sene içerisinde bile şu andaki Universum Ordusu’nu yüzde otuz iki küçültecek ve üzerine bir sürü yeni askere, araca, silaha ve teçhizata sahip olacaklardı.

İlk operasyonları, Universum’un dördüncü en büyük tersanesi olan Sanwa gezegen sistemine olacaktı. Bu sistem, normalinde de Universum Holding ile iyi ilişkileri olmayan bir yerdi, ancak Universum Ordusu, bu durumu baskılamayı başarmış ve bu sistemi işler bir tersaneye çevirmişti. Bu tarz gezegen sistemlerinin var olması, Universum’un kendileriyle savaşmasını zorlaştıracaklardı. Bu sistemlerin üçüncü bir taraf olarak özgür birer gezegen sistemi olması için destek vermenin, Kara Hilal safında olmalarından daha iyi olduğunu fark etmişlerdi. Bu sistemlerin kendilerine katılması bile gerekmiyordu aslında, özgür sistemler olarak kalmaları daha iyiydi. Özellikle avcı ve yardımcı gemilerin üretimi burada yapılıyordu ve buranın etkisiz hale getirilmesi, bütün avcı gemilerinin üretimini yüzde on düşürecekti. Bu operasyonu Maeve sahadan yönetirken, Row ve ekibi de sistem içinde, yörüngelerden destek verecekti. Planlarına göre, ana tesisi orada çalışan işçilere destek vererek çıkaracakları bir isyan ile ele geçirecek ve oradaki gemileri kullanarak bütün sistemin özgürleşmesini sağlayacaklardı.

Maeve, Mira ve ekipleri, siviller gibi giriş yapıp ana üretim tesislerine işçiler olarak girdiler. Ana üretim tesisindeki işçilerle dostluklar kurmaya ve onlara günlük sorunlarında yardım etmeye başladılar. Bu sayede, onlarla samimi ilişkilerini kullanıp daha rahat bir şekilde kendi taraflarına çekebilirlerdi. Elbette istedikleri şey Kara Hilal’e bağlanmaları değildi, daha çok özgür ve kendilerine yetebilecek bireyler olmalarını amaçlıyorlardı. Bu amaç uğruna biraz dahi olsa propaganda yapılması gerekiyorsa yapacaklardı. Bir ay içerisinde, bu ilişkilerinin sonucunu istedikleri gibi almışlardı. Ana üretim tesisindeki işçiler, onların da yardımıyla isyan etmişler ve ürettikleri silahları ve gemileri kullanarak gezegenin tamamına sadece iki saat içerisinde hakim olmuşlardı. İşçilerin pek çoğunun eski askerlerden ve pilotlardan oluşması, onların işine yaramıştı. Bu isyanın başarıya uğramasından sonra ortadan kaybolmuşlar ve sistemdeki diğer gezegenlerin de bu isyanın yayılması ile düşmesini sağlamışlardı.

Göreve başladıklarından beri sadece bir buçuk ay içerisinde Sanwa’nın bağımsız bir gezegen sistemi olmasını sağlamışlardı ve bu bağımsızlaştırdıkları tek gezegen sistemi değildi. Onlar Sanwa ile uğraşırken, diğer Tünelciler, yakınlardaki on iki gezegen sistemini de benzer yollarla bağımsız birer tampon cumhuriyet olmasını sağlamıştı. Bunlar, gelecek savaşların onlar için daha rahat geçmesini sağlayacaktı.

Planlarının ilk aşaması bu şekilde tamamlanmışken, ikinci aşamasında ise kendi üretim kapasitelerini arttırmak vardı. Bunu yapmak için, kendilerine bağlı olan bütün sistemlerin Havisran’daki merkez ordu birimlerinin isteğine göre, en verimli şekilde çalışabilmesi gerekiyordu. Bunu sağlamak için Kara Hilal içerisinde yeni iş anlaşmaları, işveren ve işçi hak düzenlemeleri ve yeni, üretime dayalı bir ekonomik sistem getirmişlerdi. Sadece üç sene içerisinde, Universum Ordusu’na karşı olan mevcudiyet eksikliklerini gidermişler, hatta sayıca üstünlük bile sağlamışlardı.

Elbette Kara Hilal cephesinde bunlar olurken, Universum cephesinde de tam tersi yönde gelişmeler yaşanıyordu. Bağımsız sistemlerin ortaya çıkması, orduları için önemli üretim tesislerini kaybetmeleri ve bunların üzerine Kara Hilal’e gönderdikleri casusların verdiği bilgiler de onlar için daha kötü haberlerin geleceğine işaretti: Kara Hilal ordusu, Universum Ordusu’nun iki katı büyüklüğe ulaşmıştı ve nasıl olmuşsa onlardan daha iyi, daha etkili ve daha verimli bir orduya dönüşmüşlerdi. Bu dönüşümün önüne geçememişlerdi ve bu yüzden hızlı bir saldırıda üstün gelebilme gibi bir şansları kalmamıştı. Hatta Kara Hilal, herhangi bir zamanda onlara bir saldırı düzenleyebilir ve onları geri dönülmeyecek bir yenilgi yoluna sokabilirdi. Bunun için ateşkesin şartlarını değiştirmeleri ve biraz daha kontrol sağlayarak bu durumu tersine döndürmeleri gerekiyordu.

Megali Universum Jr, meşguliyetlerinin olmadığı zamanları hayal meyal hatırlıyordu artık. Evet, bütün holdingi eline alması ona muhteşem bir güç kazandırmıştı ama bu güç, karşılığında onun bütün hayatını elinden alıyordu işte. Boş durabildiği, kendisine ve Antares’e vakit ayırabildiği, evinde oturup iki sayfa kitap okuyabildiği bir zaman dilimi mevcut değildi artık günlerinde ve işin kötüsü, bu onun problemlerinin en önemsiz olanıydı.

Ordunun aldığı derin yaralar ve hakim olduğu evrenin neredeyse yarısını kaybetmiş olmaları, Universum Holding’i daha önce görülmemiş, devasa bir ekonomik çıkmaza sokmuştu. Holdingin iflastan kurtulması için savaşlarda Kara Hilal’e üstün gelmesi gerekiyordu, ancak bunu gerçekten yapabileceklerine emin değildi artık. Zorlukla da olsa, önünde duran devasa bir gerçeği kabul etmişti artık: Eğer bu savaşı bitirmezse, Universum Holding sonsuza dek yok olacaktı. Ancak savaşı Kara Hilal’in kazanmasına izin verirse, belki bir şekilde toparlanabilir, ordusunu iyileştirebilir ve bu sayede yeni bir savaş başlatıp Kara Hilal’i tamamen yok ederek nihai hakimiyete ulaşabilirdi. Antares’in onlarla bir defa daha konuşma zamanı gelmişti.

Antares son iki aydır evden dışarı bile çıkmıyordu, bu yüzden onunla görüşme fırsatı hiç olmamıştı. Telefonunu aldı ve evinin hattına bağlandı. Hizmetçilerden biri telefonu açtı ve “Bay Universum, size çok kötü bir haberim var!” dedi. Hizmetçinin sesi fazlasıyla telaşlı ve üzgün geliyordu, arkadan gelen seslere de bakılırsa diğer hizmetçiler de aynı şekilde telaşlılardı. “Ne oldu, hemen söyle!” dedi Megali Universum Jr, hizmetçi derin bir nefes alıp onları telaşlandıran şeyi hemen söyledi:

“Antares hanım ortalarda yok! Nasıl olduysa evden hiçbir iz bırakmadan kaybolmuş!”

“Ne demek hiçbir iz bırakmadan kaybolmuş, sen ne saçmaladığının farkında mısın?” Megali Universum Jr sinirden küplere binmişti. “Siz ne güne duruyorsunuz ulan salaklar! Hemen bulun onu, hemen!” Hizmetçi, Megali Universum Jr’u hiç bu kadar öfkeli görmemişti. “Peki efendim.” diye kekeledi ve telefonu kapattı. Megali Universum Jr telefonu tekrardan eline aldı, bir numara çevirdi ve açılmasını bekledi. Her saniye onun için cehennem azabı gibiydi. Antares’in evden kaçtığının duyulması bile ailesinin itibarını bitirecek ve zaten pamuk ipliğinde olan holdingi iyice kötü bir duruma sokacaktı. Karşısındaki telefon açıldı ve bir Universum Askeri Polis yetkilisi ona cevap verdi. Megali hiç vakit kaybetmeden “Antares Universum kayıp, onu bütün Universum içerisinde arayıp bulmanızı isityorum! Ayrıca bu haber, polis merkezinin dışına çıkmayacak! Herhangi bir sızıntı olursa sızıntıyı yapan herkesi sorgusuz sualsiz idam edeceğim! Anlaşıldı mı?” diye bağırarak emirlerini söyledi ve karşısındakinin cevap vermesine fırsat dahi tanımadan sertçe telefonu kapattı.

Antares’in kaybolmasının gerçekten de o polis merkezinden dışarı çıkmamış olması inanılmaz bir mucizeydi. Polisler bir hafta boyunca bütün Universum sistemlerini, istasyonlarını, tesislerini ve hatta asteroidleri bile aradılar herhangi bir iz bulabilmek için, ancak hiç kimse bu konuda bir ipucu elde edemedi. Antares Universum, ardında hiçbir iz bırakmadan kaçmıştı ve bununla ilgili yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Megali Universum Jr, belki birkaç ay boyunca bütün medyayı ve insanları oyalayabilirdi, ancak daha sonrasında ne yapabileceğini bilmiyordu. “Umarım o zamana dek bir şeyler bulabiliriz.” dedi kendi kendine ve gelen başka bir telefonla bunu düşünmeye bir ara verdi.

O sırada, uzun süredir Antares Universum olarak yaşayan Amelia Kalinmann, birkaç defa daha görünüşünü değiştirerek Universum sınırlarından çoktan çıkmış, sınırdan çıktığı gibi gerçek görünüşüne geri bürünmüş ve ona tahsis edilen özel bir araç ile Havisran’a doğru yol almaya başlamıştı. Gelişini ne Mira’ya, ne Maeve’e, ne de Row’a haber vermişti, gelişi onlar için büyük bir sürpriz olacaktı.

Yanından akan uzay manzarasına bakarken, en son onlarla görüştüğünde kendisine verdiği sözü hatırladı. “Bir gün kızımla sevgilimin yanına, bir daha o cehenneme geri dönmemek üzere geri geleceğim.” demişti kendine ve Universum’un evine geri dönüşünden itibaren, asıl geri dönüşüne hazırlanmaya başlamıştı. Universum içerisinde tek tük kalan serbest alıcılara bütün değerli eşyalarını teker teker satmış ve oradan gelen para ile Kara Hilal sınırına gidecek bir konvoy ayarlamıştı ki, fark edilmeden geçebilsin. Daha sonrasında, kalan parayı hizmetçilere dağıtarak onların da kaçışını en son ana dek engellememelerini sağlamıştı. Yaptıkları plana göre, kendisi kaçıp konvoy ile birlikte yola çıktıktan sonra hizmetçiler Megali Universum Jr’a haber verecek ve ellerinde onunla iletişim kurmalarını sağlayacak her şeyi ortadan kaldıracaklardı.

Açıkçası, plan neredeyse yolunda gitmişti, sadece Megali’nin erkenden onları araması biraz sıkntıya girmelerine sebep olmuştu, ancak hizmetçiler bu beklenmedik gelişmeyi de kolaylıkla atlatmışlardı. Konvoyla birlikte sınır istasyonlarından birine yaklaştıklarında, elinde onun Antares olduğuna dair son işaret sayılabilecek cep bilgisayarını, içerisinde olduğu aracın çöp bölümüne bıraktı ve sınırdan sorunsuzce geçtiler.

Şimdi, Havisran gezegeninin atmosferine girmişlerdi ve Antimon Adası’na doğru gidiyorlardı. Amelia şu ana dek yaptıklarına baktığında, kızıyla yaptıkları pek çok hatayı gidermek için bir fırsatı olduğunu gördü. Eğer Maeve’in onunla son gizli mesajında paylaştıkları doğruysa, üzerlerinde olan bu zaman kilidini kırmanın tek bir yolu vardı ve bu yolun en önemli anahtarı da Maeve’di. Maeve’in yaşaması için ellerinden geleni yapmak zorundalardı, yoksa sonsuza dek bu evrende kilitli kalırlar ve bir saniye bile ilerleyemezlerdi.

Maeve’in anlattıkları doğruysa, o bu kilidi kırmayı iki yüz seksen altı defa denemişti bile. Kendisinin ve Mira’nın bu süreçlerin hiçbirini hatırlamamaları, onların da bu evrendeki herkes gibi bu zaman kilidine kapıldığını ve bedenlerinin bu evrenle bütünleştiğini kanıtlıyordu. Onun bu kadar ustalıkla bedensel yapısını değiştirebilmesi, Mira’nın kendi bedenini bu kadar uzun yüzyıllar boyunca hayatta tutabilip, bedeninin dışında da çeşitli astral yollarla faal olabilmesi, hepsi bu gerçeğe işaret ediyordu. Atlantropa’da böyle bir şey olmamıştı mesela, orada kendi güçlerini bu kadar açığa çıkaramamışlardı.

Acaba Mira bunun farkında mıydı? O genelde bu kadar derin düşünmezdi zira, onun için bir şey olursa olurdu sadece. Ancak bu sefer, onun da kendisine bakması ve bu olan biteni değerlendirmesi lazımdı. Onunla Maeve’in planını konuşması gerekiyordu. Mira’nın artık gerçekten etrafında olan biten her şeyi bilme zamanı gelmişti ve bunu o anlatacaktı.

Antimon Adası’na indiklerinde, gezegenin genel hattını aradı ve Mira’ya bağlamalarını istedi. Beş dakika sonra Mira hatta çıktı ve “Mira Kalinmann, beni neden aramıştınız?” dedi. Sesinden yeni uyandığı anlaşılabliyordu. “Mira, bir daha gitmemek üzere geri döndüm. Seninle konuşmam gereken birkaç yüzyıllık konular var.” Amelia onun bir süre bu dediklerini sindirmesini ve ilk şoku atlatmasını bekledi. Mira şoku atlattıktan sonra tamamen uyanmış bir sesle “Seni bir rehber karşılayacak, ona bana gitmek istediğini söyle ve parola istediğinde de nişanımızı göstermen yeterli.” dedi.

Amelia onun ne dediğini anlamıştı, “Tamam.” dedi ve telefonu kapattı. Gemiden çıkıp hangara indi. Gerçekten de Mira’nın dediği gibi, bir rehber, yanında iki askerle birlikte onu bekliyordu. Arkalarında bir zırhlı araç vardı. Rehber Amelia’ya yaklaştı ve “Amelia Kalinmann, tekrardan aramıza hoşgeldiniz. Buyurun, sizi işlemler için merkezimize götürelim.” dedi.

“Mira ile görüşmem gerekiyor, işlemleri sonradan hallederiz.” Askerler rehbere doğru yaklaşmaya başlamıştı. Rehber “Üzgünüm, ancak size bu konuda izin veremeyiz.” diyince Amelia boynundaki kolyeyi çıkardı ve kolyenin ucundaki minyatür kılıcın üzerindeki bir düğmeye hafifçe dokundu ve kılıç bir anda büyüyerek normal bir kılıca dönüştü. Amelia sinirli bir şekilde “Üzgünüm ama sizin için kim olursa olsun, o benim eşimdir. Eşimle görüşmek için de sizden izin alacak değilim! Şimdi ya beraber gideriz, ya da şurada sizi öldürürüm ve kendi başıma giderim. Hangisini tercih edersiniz?” dedi. Askerler silahlarını ona doğru doğrulttu.

“Pekala, tercih sizin.”

Rehber gözünü kırpıp açtığında, yanındaki iki askerin de kanlar içinde yerde yattığını gördü. Silahları dahi parçalara ayrılmıştı. Amelia kılıcın üzerindeki o düğmeye dokunarak küçülmesini sağladı ve küçülen kılıcı kolyeye geri yerleştirip kolyeyi boynuna geri taktı.

“Gidelim mi?” dedi sakin bir sesle.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir