Berdan Sarıgöl’den Tefrika Bir Bilimkurgu Novella – Universum: Maeve Koavis’in Kayıtları 13.Bölüm

Bunu Paylaşın

On İkinci Bölüm: Savaş Olasılığı

Maeve, okudukları karşısında şaşmıştı. Eğer doğru anlamışsa, aradıkları kişi, bizzat Mira ve Amelia’nın kızı olan Havisran’ın klonuydu ve bu klon, Universum tarafından kontrol edilebilir bir sahte kahraman olması için yaratılmıştı. Ayrıca Havisran sayesinde, Mira’nın öldüğünü, Amelia’nın ise içindeki nano robotlar sayesinde kendisini Antares Universum olarak gösterip içeriye sızabildiğini anlamıştı. Ancak, kitabı okurken içinde hissettiği deja vu, ona bunları zaten bir şekilde bildiğini, sadece hafızasının silinmesi veya bastırılması sonrasında hatırlamadığını gösteriyordu. Row’un dediği o kör nokta her neyse, içerisinde bütün evrenin düzenini değiştirebilecek şeyler saklıyordu.

Bunları Row’a da anlatmaya çalıştı elbette, ancak ona kitabı gösterdiğinde, onun kendisiyle aynı hikayeyi görmediğini, onun gördüğünün Universum tarafından anlatılan Havisran hikayesinin az daha “gerçekçi” bir versiyonu olduğunu anladı ve geri kalan her şeyi şimdilik kendine saklamaya karar verdi. Row güvenilir olabilirdi, ancak beynindeki koşullanmalar onu kendisi adına güvensiz kılıyordu.

Yolculuklarının altıncı ayı dolduğunda, bu sefer bir gezegenden, Levra Dia’dan bir haber aldılar. Söylentilere göre, oradaki halka saldıran bir grup ödül avcısı, gezegenin merkez şehri olan Rwashi’de dehşet saçıyor, bunu yaparken de Universum adına geldiklerine dair ne işaret varsa veriyorlardı. Universum’un direkt müdahalesi Dia Antlaşması -Havisran’ın kurtulmasını sağlayan antlaşma olur kendileri- uyarınca savaş sebebi sayılacağı için bu kişileri gezegene inip alamıyorlardı. Bunun yerine, kendileri ile bağı olmayan ve bu işi halledebilecek kişilere büyük ödüller vaat ediyorlardı.

Maeve, bu olaydan bir şey çıkarabileceklerini düşündü ve Row’a “Kabul ettiğimizi ve ödül istemediğimizi söyle.” Dedi ani bir kararla. Row onun ne planladığını anlamasa da ne amaçladığını anlayabilmişti, bu yüzden dediğini yaptı. Yörüngede geçen on beş dakikanın ardından karşı taraftan onaylama geldi ve bunun uyarınca, mola vermekte olan iki turist gibi gezegenin atmosferini aşarak Rwashi Uzay Limanı’na iniş yaptılar.

Rwashi ilginç bir yerdi. Diğer sanayileşmiş gezegenlerden farklı olarak, doğal güzelliklerine önem veren ve içerisinde hayvanların özgürce hayatlarını sürdürebildikleri bir şehirdi. Maeve ve Row araçtan indiklerinde onları bir yerel görevli karşıladı ve şehir içindeki kuralları ve kısıtlamaları anlatarak onları kalacakları otele kadar götürdü.

Rehberin anlattıklarına göre, şehrin pek çok bölgesi, çeşitli hayvanların yaşam alanlarına ayrılmıştı, hatta insanların yaşadığı mahalleler, bu yaşam alanlarıyla en az etkileşime girecek şekilde, tıpkı bir karınca yuvası gibi, ince uzun yollarla birbirine bağlanan ufak hücreler gibiydiler. Örneğin Uzay Limanı’ndan kalacakları otele gidiş yolları yüz yirmi kilometre gibi inanılmaz bir uzunluktaydı ve gitmeleri yarım saatlerini almıştı. Ancak, yolda ve otel odalarının balkonunda gördükleri muhteşem doğa manzaraları, bu inanılmaz uzun yolun onlarda yarattığı yorgunluğu alıp götürüvermişti işte.

Öncelikli olarak, bu garip ve geniş şehri keşfetmeleri ve ödül avcılarının nerelerde olabileceğine dair bir plan çıkarmaları gerekiyordu. Bunun için, ertesi gün rehberlerinin onları çıkardığı geziyi bir paravan olarak kullanmaya karar verdiler. Çantalarına birer hafif tabanca ve birer adet nötralize edici bomba aldılar. Bu çantalar, Maeve’in icat ettiği, içinde olan şeylerin hangisinin çeşitli radyasyon kontrolleri altında görünüp görünmeyeceğini kontrol edebildiği özel çantalardı, dışarıdan bakan hiç kimse de bunların standart turist çantalarından başka bir şey olduğunu düşünmezdi. Bu çantalar sayesinde, güvenlik kapılarından rahatça geçip gezintilerine başlamışlardı.

“Burası şehrimizin en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Antik Rwashi Evleri bölgesidir, sağ tarafta bu yıldız sistemi içerisindeki en eski demokratik meclise ev sahipliği yapan Likera Meclisi Binası’nı görebilirsiniz. Eğer isterseniz bu binanın içerisindeki sanat galerisine veya müzeye gidebiliriz.” Demişti rehber onlara, onlar da sanat galerisine girmeyi tercih ettiler. Eğer Row’un yerel polis veri tabanından sızdırdıkları onları doğru yönlendiriyorsa, büyük bir ihtimalle aradıkları kişiler fazlasıyla yakınlarında olacaktı. Buradan sonrası ise, kendilerine itiraf etmeseler de sadece şanslarına bağlıydı.

Maalesef ki, şans yüzlerine gülmedi. Aramaya devam ettikleri birkaç sıkıcı ve sinir bozucu günden sonra, aradıkları ödül avcılarının Levra Dia hükümeti tarafından izin verilen Universum görevlilerinin eşliğinde gelen birkaç ödül avcısı tarafından yakalandığını ve gizlice götürüldüğünü öğrendiler. Elbette bunu öğrenmeleri, ödül avcılarının götürülmesinden bir gün sonra olmuştu, zira operasyona engel olunmasın diye her şey, Levra Dia hükümeti tarafından gizlice halledilmişti.

Bunu öğrendiklerinde, yanlarındaki turist rehberini sorguladılar. Onun anlattığına göre, Levra Dia hükümeti, onların geldiklerine dair bilgi sahibiymiş, ancak ödül avcıları arasında yaşanabilecek kavgaların Rwashi’ye getirebileceği potansiyel zararı hesaplayıp, önlemek için Maeve ve Row’u uzak tutmuşlar, Universum’un görevlileri gelene dek de ödül avcılarına istedikleri her şeyi vermişlerdi. Bu sayede, en az zararla, en iyi şekilde bu ödül avcılarını olmaları gereken yere ulaştırmışlardı.

“Sizden bir ödül istememiştik, ancak yine de kararınıza saygı duyuyoruz.” dedi Row, “O zaman hazır buradayken, gerçekten, hakkıyla bir gezi yapmak isteriz.” Rehber kabul etti ve “O zaman sizi yarın saat sekizde buradan alırım ve asıl gezimize başlarız.” diyip, müsaadelerini isteyerek odalarından ayrıldı.

Maeve ve Row, önce birbirlerine bakıp gülümsediler, sonra da kendilerini tutamayıp kahkahalara boğuldular. Yaşadıkları şeyin tuhaflığı ve komikliği inanılmaz bir şeydi, her nasıl olduysa, hiçbir mantığa sığmayan bir olaylar zincirine tanıklık etmişlerdi. Gülmeleri bitince, Maeve’in aklında bir düşünce şimşeği çaktı ve “Sanırım Universum ne aradığımızı biliyor.” Dedi Row’a heyecanlı, ancak sessiz bir şekilde. Row onu başıyla onayladı ve aynı sessizlikte “O zaman birkaç gün burada vakit geçirip dikkatlerini dağıtabiliriz, sonrasında da gezegenin daha ücra bir tarafında Droplet’i gizlemek için gerekli ayarlamaları yaparız.” Diye bir öneride bulundu.

“Yapabilir misin ki bunu?” dedi Maeve şüpheyle, “Böyle bir şey yapabilen birini hiç duymamıştım bile.” Row kendinden emin bir şekilde “Elbette, daha önce bu şekilde Cliffhanger’ın pek çok defa kaçakçılık için kullanılmasını sağladım.” dedi ve biraz düşünüp “Alacağımız birkaç ufak malzeme var, fakat bunlar için hesaptaki parayı kullanmamız direkt bizi ele verir. Onun yerine, daha önceden aldığımız birkaç lüks eşyayı satıp, oradan gelen fiziksel, lokal parayı kullanabiliriz. Özellikle araçtaki sanat yapıtlarını satın almak için yıllık maaşını gömecek zenginler çoktur burada.” diye açıkladı kafasındaki planı. Maeve’in itirazı yoktu, mükemmel bir plandı onun için de, kabul etti ve günün kalanını bu konularda düşünmemeye çalışıp, normal iki turist gibi her şeyin keyfini çıkararak geçirdiler.

Ertesi günden itibaren, planlarını uygulamaya başladılar. Önce sanat galerilerine gidip, orada ellerindeki tabloları ve eski filmleri sattılar. Özellikle filmler büyük bir ilgi görmüş ve karşılığında onlara planlarının ikinci aşaması için gereken para fazlasıyla verilmişti. Bundan sonrası ise gayet basitti: Bir haftaya yakın bir süre boyunca gezinmeye ve iki turist olmaya devam ettiler, şehrin bütün ayrıntılarının keyfini çıkardılar, bunun için rol yapmaları bile gerekmemişti.

Rwashi, başta da söylediğim gibi büyük bir şehirdi ve içerisinde yaşayan ekosistemlere özenli bir şekilde alanlar açabiliyordu. Bu alanlar, özellikle istasyonlarda yaşayan kişiler tarafından egzotik bulundukları için büyük bir turizm kaynağı olarak değerlendiriliyorlardı. Maeve ve Row da, bu ekosistemleri bir bir yerinde incelemeye ve keyfini çıkarmaya devam ediyorlardı. Özellikle Yağmur Ormanları Ekosistem Bölgesi onları çok etkilemişti. Uzun, geniş yapraklı ağaçların gölgesindeki nemli havadan faydalanarak oluşan, inanılmaz çeşitli ve renkli hayvanlara ve bitkilere ev sahipliği yapan bir yerdi orası. Elbette bunları ormanın içinde tecrübe edemezlerdi, öylesi yasaktı zira, ancak içten geçen gözlem yolları bile bunu telafi edecek manzaraları sunuyordu onlara. Bazı yerlerde, ufak su birikintilerine sızan güneş ışığı sayesinde görünen gökkuşağı rengindeki uçan Ievanlar (yarasa ile yalıçapkını arasındaki bir yaratık türü) insanın gözlerini almak istemediği, ilahi bir manzara sergiliyorlardı. Deniz Ekosistemi Bölgesi ise bambaşka bir deneyimdi. Başka hiçbir gezegende olmayan canlı türü çeşitliliği, sadece o denizin içerisinde bulunuyordu. Denizin altından geçtikleri tünel, onları bu muhteşem mercan resifleriyle kaplı kayalıkları en iyi ve en güvenli şekilde görebilmelerini sağlıyordu.

Ertesi gün, Çöl Ekosistemi Bölgesi’ni rehberleriyle beraber gezerken Maeve birden bayılıverdi. Row ve rehberleri onu hemen şehre geri götürüp, Rwashi Merkez Hastanesi’ne kaldırdılar. Oradaki doktorların incelemeleri ve testlerini inceleyen Row, onların “Maeve hanımın içerisinde, onu tüketen bir şey var.” diyerek ne kastettiklerini anlayamamıştı.

Üç gün boyunca baygın kalmıştı Maeve, bu üç günlük baygınlık, onun için birkaç saat gibiydi. Sanki bedenine olan şey, onu başka bir boyuta, başka bir evrene atmıştı. Etrafına bakındığında, tam olarak nerede olduğunu anlayamamıştı, her yer sonsuza dek uzanan, ufukta bembeyaz bir gökyüzü ile birleşen bembeyaz denizle kaplıydı.

Nasıl buraya gelmiş olabileceğini düşünmeye başladı Maeve. Row ve o turist rehberiyle birlikte Rwashi içindeki Çöl Ekosistemi Bölgesi’ni geziyorlardı. Orada, bir anda içinde yükselen bir sıcaklık hissetmişti. İlk başta bunu bir mide yanması olarak değerlendirmişti, ancak gezmeye devam ettikleri sürede, içindeki o sıcaklık daha da artmıştı, sanki içinde bir güneş varmış da büyüyormuş gibiydi. Bir anda gözleri karardı, en son hatırladığı şey, Row’un ona doğru endişe içinde bağırarak koşmasıydı.

Şimdi bu garip boyuttaydı, etrafında hiçbir şey ve hiç kimse yoktu. Dümdüz yürümeye başladığında, ayaklarının altında, bileklerine kadar gelen sudan hiçbir ıslaklık hissetmediğini fark etmişti. “Hmm, burası her neyse, burada olan hiçbir şeyi hissedemiyorum.” diye düşündü kendi kendine. Düşünmeye devam ederken, nefes almadığını ve susuzluk, açlık, yorgunluk gibi hiçbir vücutsal uyarının kendisine gelmediğini de fark etti. O an aklına gelen ilk düşünce, burasının bir tür araf olduğuydu. Dini inancı yoktu, ancak yine de bu dünyanın ötesinde bir şeylerin var olabileceğini her zaman düşünmüştü. Belki de bir yaratıcı mevcuttu ve burası da, onun karşılanıp yargılanacağı yerdi.

Ancak buraya nasıl geldiğini bir defa daha düşününce, aklına Havisran’ın destanında okuduğu bir kısım geldi. Orada da Havisran, içinde oluşan ve ona ısı veren, ancak kontrol edilmediği takdirde onu yok edebilecek bir güce sahip olduğunu ve bu güç sayesinde, şimdi kendisinin olduğuna benzer bir yere girebildiğini söylemişti. Row’un kütüphanesinde bulunan bir kitapta da, özellikle empatların “akıl sarayı” adı verilen böylesi bir yeri, beyinlerini daha temiz kullanabilmek ve yeteneklerini rahatça kontrol edebilmek için çeşitli meditasyonlarla yaratabildiklerini anlatıyordu. “Yani şimdi ben bir akıl sarayında mıyım?” diye düşündü kendi kendine, “E o zaman nasıl çıkacağım?”

“Merhaba” dedi bir ses, ne çok kalın, ne de çok ince bir sesti, sadece o anda yansıtmak istediği duygudan bağımsız, tehditkar bir alt tonu vardı, “Adın Maeve’di, değil mi?”

“Kimsiniz?” dedi Maeve, korkudan hafifçe kekelemeye başlamıştı, “Sizi göremiyorum, lütfen kendinizi gösterir misiniz?” Bunun üzerine tam karşısından basamaklar, kemerler ve sütunlar yükselmeye başladı ve dakikalar içerisinde bir asma bahçesi oluştu. Asma bahçenin en tepesinde, ayakta duran bir silüet mevcuttu. Maeve o silüete doğru çıkmaya başladı.

En tepeye çıktığında, karşısındaki insanın görünüşüne çok şaşırmıştı Maeve. Eğer evrendeki en soluk beyazı tanımlaması gerekseydi, karşısındaki insanın teninin rengini böyle tanımlayabilirdi. Kızıl gözlerinin solda olanı, sağdakine göre daha açıktı, sanki oradaki göz gerçek değildi. Uzun, dağınık mor saçları, bu köşeli ve sert yüzüne daha da kötülük dolu bir hava katıyordu. Üzerinde, zümrüt yeşili bir vücut taytından başka bir şey yoktu ve bu tayt, bütün vücut ayrıntılarını belli ediyordu. Önlerinde bir masa belirmeye başladı ve karşısındaki kişi, kendisine doğru gelen sandalyeye oturdu. “Buyur Maeve, otur.” dedi sakin bir sesle.

Maeve oturdu, ancak neler olduğunu, karşısındaki kişinin kim olduğunu, nasıl burayı kontrol edebildiğini anlayamamıştı. Bir yerden sorularına başlaması gerekiyordu, ancak karşısındaki kişinin sorularını dürüstçe cevaplamayacağına dair bir his vardı içinde ve giderek güçleniyordu.

“Bana güvenmemen gerektiğine dair bir his var içinde, değil mi Maeve?” Adamın sesi iyice korkutucu çıkmaya başlamıştı, “Ancak merak etme, düşmanlarıma karşı her zaman dürüst davranmayı tercih ederim. İstersen sana şu anda kafanda dolaşan soruların yanıtlarını verebilirim. Bunu bir tür avans gibi düşün.” Maeve onun ne dediğini anlayamamıştı, ancak yine de bir şey diyemedi. Adam ona bakarak konuşmaya başladı, konuşurken etrafındaki şeyler, konuya göre değişim geçiriyordu:

“İçinde, aslında seni uzun süredir, neredeyse doğumundan beri tüketen bir güç var. Vücudundaki her hücreyi önce dönüştürüyor, sonra da hızlıca yaşlandırıp öldürüyor. Hayat enerjin, seni her saniye ölüme daha çok yaklaştırıyor. Bundan kurtulmanın bir yolu var, o da Bilinç Biçerdöveri’ni kullanmak. Eğer yanındaysa, sakın kullanmaktan çekinme.

Birazdan seni buradan çıkaracağım, zira normalde burada olman için vakit çok erken Maeve. Buraya dönmenin bir yolu var, ancak onu sana veremem. Sonuçta, kendi akıl sarayıma gelen bir işgalciye bir daha gelmesini söylemem aptalca olur, değil mi?”

Maeve ne olduğunu anlayamamışken, bir anda kendisini bir geçitte bulmuştu, içindeki bir şeylerin çekildiğini hissediyordu. Gözlerini kapatıp tekrar açtığında, artık o akıl sarayında değildi.

Hastane yatağındaydı. Sağındaki koltuğa baktığında Row’un ona baktığını gördü. “Maeve?” dedi Row, sesinden endişe ve mutluluk akıyordu sanki, “Sonunda uyandın, şükürler olsun Maeve!” Maeve ne olduğunu anlayamamıştı, bütün vücudundaki o enerjiyi hissedebiliyordu. Ancak bu enerji, ona güç ve zindelik vermek bir yana dursun, olan gücünü de elinden alıp onu yorgun düşürüyordu sanki. Konuşabileceğinden bile emin değildi, ancak Row’a söylemesi gereken şeyler çok önemliydi. Kendini topladı, birkaç defa öksürdü ve hırıltılı bir sesle de olsa konuştu:

“Row, beni Droplet’e götür, yoksa burada öleceğim.”

Row şaşkınlıkla “Seni buradan çıkaramam, bunun için çok kötü durumdasın.” diyebildi, ancak Maeve ısrarla “Row, eğer buradan çıkamazsam, içimdeki şey beni öldürecek. Beni buradan çıkarman lazım!” diyordu ona. “Peki, tamam.” Dedi Row ve onu yataktan kaldırıp bir tekerlekli sandalyeye koydu. Beraber hastanenin arka girişlerinden birinden çıkıp, yakındaki bir hızlı trene bindiler ve yaklaşık yirmi dakika içerisinde Droplet’in olduğu hangara ulaştılar. Droplet’e girdiklerinde Row, Maeve’in yatağa uzanmasına yardım etti, sonra da onun gösterdiği gizli zulada saklanan kutuyu getirdi.

İşte şimdi Maeve, evrenin en tehlikeli silahına bakıyordu. Bu silahı kullanırsa, belki de kontrolden çıkabilirdi her şey, amaçladıkları barış tamamen, başlamadan bitebilirdi. Şimdi vermesi gereken karar basitti: Ya çipi takıp kendini kurtaracak ve evrenin yok olması riskini alacaktı, ya da burada ölecek ve her şeyi bitirecekti.

Maeve düşündü. Eğer burada ölürse, görevin aynı şekilde devam edebileceğine dair hiçbir umut yoktu açıkçası. Row’un da kendisinden daha itaatkar davranabileceğinden ve bütün her şeyi bitirebileceğinden de emindi. “Umarım yaptığım şey gerçekten de doğru olandır” diye düşündü ve ensesindeki bir yere dokunarak, vücuduna eklediği tek implant olan çip slotunu açtı. Derin bir nefes aldı ve çipi takıp, slotu kapattı ve çalıştırmaya başladı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir