Berdan Sarıgöl’den Tefrika Bir Bilimkurgu Novella – Universum: Maeve Koavis’in Kayıtları 16.Bölüm

Bunu Paylaşın

On Beşinci Bölüm: Geçmiş (Kısım 1)

Dediğim gibi, adım Maeve. Bu ismi ben seçtim, normalde burada bana verdikleri isim M-287. İnsan kendini bir bireyden çok, bir ürünmüş gibi hissettiriyor bu lanet olası kod isim. Elbette bunu kabul ettirmek kolay olmadı, ancak burada bana bağlı olan binlerce insan varken bırakın da bazı konularda nazımız geçsin.

Muhtemelen bu evren içerisinde adı geçmeyen tek gezegen olan Operator’un içerisinde kurulu olan, türünün tek örneği olan Universum Klon Tesisi’nde doğdum. Ben her ne kadar doğdum desem de, benim yaşama gelişim bir annenin karnından çıkışla gerçekleşmedi. Ben, koca koca makinelerin içerisinde, krayojenik akvaryumlarda gelişip hayat buldum. Benden önce üretilenler nerede bilmiyorum ama, beni doğuran bilim insanlarına göre, yarattıkları iki yüz seksen yedinci klon olduğum için bana böyle bir kod ismi vermişler.

Anlattıklarına göre, beni klonladıkları orijinal kişi yüzyıllar önce ölmüş, ancak o zamanlar kendisinden alınan genler ile benim yaratılmam mümkün olabilmiş. Orijinalim, onların anlattıklarına göre Havisran isminde bir kahramanmış. Kendi insanlarını sonuna dek koruyup, onları özgürlüğe ve barışa taşımayı başararak büyük işler gerçekleştirmiş ve bu yüzden yaşadığı gezegene onun adı verilmiş. Beni ve diğer klonları yaratmalarının sebebi, böyle bir durumun bir daha yaşanmaması için bir önlem olmamızmış. Söylediklerine göre, yüzyıllar önce başlayan bu projeye destek veren Universum Holding’in lideri, “Kahramanların kendi kendilerine var olmalarını bekleyemeyiz.” diyerek böyle bir projeye onay ve destek vermiş.

Bu garip şartları ve bana doğumumdan beri yüklenen bu devasa amacı saymazsak, hayatım gayet normaldi. Gezegen içerisinde yaşam, dış müdahaleler olmadığı için sade ve huzurluydu. Tesisin de içinde bulunduğu Dew şehri, bütün gezegen içerisindeki tek yerleşim yeriydi ve burada yaşayan herkes Universum çalışanlarıydı. Bütün bu gizlilik ve güvenlik dolu ortamın içerisinde çeşitli öğretmenlerden çeşitli alanlarda dersler görüyor, evrenin tamamıyla ilgili bilgiler ve işime yarayacak beceriler öğreniyordum. Dersler haricindeki vaktimi de şehirde var olan üç arkadaşımla gezinerek geçiriyordum. Her biri kim olduğumu ve durumumun ne olduğunu bildikleri halde hiçbir zaman bana kendilerinden farklıymışım gibi davranmamışlardı, onları seçmemin nedeni de buydu zaten. Hatta adımın Maeve olduğuna karar verip, herkesin beni bu adla çağırmasını istediğimde bu isteğime uyan ilk kişiler olmuşlardı, onları sevmem için bir neden daha.

Arkadaşlarımı anlatmam gerekirse, öncelikle isimlerinden başlamam gerekir herhalde, değil mi? Adları Leowi, Elizah ve Silvar’dı. Leowi benden üç yaş küçük bir erkek çocuğuydu ve beni saymazsak aramızdaki en masum ve nahif olandı. Elizah grubumuzun hafif yaramaz ama kalbi temiz ablasıydı, benden iki yaş büyüktü ve hepimizin gıptayla baktığı biriydi. Fakat aramızdaki asıl olay Silvar’dı. Silvar benimle aynı yaştaydı ve söylediğine göre burada doğan ilk çocuktu. Dew şehri kurulurken bir süre ailesiyle birlikte Operator’un güneyindeki vahşi ormanlarda yaşamışlardı, bu yüzden fazlasıyla yabani ve her şeye hazırlıklıydı. Genelde beraber girdiğimiz olaylarda en önde olur, fiziksel gücü ve kabiliyetleriyle bizi pek çok şeyden kurtarırdı.

Bu dört arkadaş olarak çok da rahat durduğumuz söylenemezdi, hatta ergenliğinde olan dört genç için bile çok fazla derde girerdi başımız. Ben, Leowi, Elizah ve Silvar, hırsızlık gibi suç teşkil edecek şeyler yapmasak da, yine de şehirdeki insanların hayatını çok defa zora sokmuşuzdur. Onların bize olması gerekenden fazla tolerans gösterdiğinden eminim ve şimdilerde o günleri düşündüğümde, bu aşırı yüksek toleransın sebebinin ben olduğunu anlayabiliyorum. Sonuçta bütün şehir ve tesis, beni merkez alarak kurulmuştu, bu kadar değerli bir kişiye hiçbir türlü zarar veremezlerdi. Tabii bunun kötü yanı, benim kendime zarar vermemi de engelliyorlardı. İlk başta güzel bir şeymiş gibi algılansa da, bu “zarar vermeyi engelleme” olayı arkadaşlarımla olduğum vakitler haricindeki bütün vakitlerimde kısıtlanmama sebep oluyordu.

Yine de, bütün bu garipliklerine rağmen hayat güzeldi o zamanlar, her şeye umut ve sevgi ile baktığım zamanlardı. Evrenin iyiliği ve düzeni için yetişen bir kahramandım sonuçta, insanların her zaman ihtiyacı olan şeydim ben, değil mi?

İşte işlerin değişmeye başladığı yer de tam olarak burasıydı. Önce, diğerlerinden farklı olduğumun işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Geceleri tuhaf rüyalar görmeye başladım, pek çoğu güzel başlayıp kötü bitiyordu. Bir gün devasa uzay araçlarını tek hareketimle yok edip evrene dehşet saçıyordum, bir başka gün ise bir gezegenin yok edilişine zorla şahitlik ediyordum. Bu rüyalar her ne kadar kötü olsalar da, hiçbiri beni etkilemiyordu, ya da ben öyle sanıyordum. Sonuçta bu rüyalara rağmen hala aynı enerjik, iyimser Maeve’dim, değil mi? Evet, öyleydim gerçekten, ancak bunun değişmesi için gereken şey sadece ardarda gelen beklenmedik birkaç olaydı. Bu olayların başlangıcı ise Silvar ile oldu.

Yıllar içerisinde, diğer çocukların yanında genç kalmaya başladım. Beni yarattıkları şekil buydu çünkü, diğer iki yüz seksen altı klonun başarısızlığından sonra başarılı olan klonu uzun ve iyi bir şekilde yaşayacak bir şekilde manipüle etmişlerdi, daha doğrusu bana anlattıkları buydu. Daha sonrasında neredeyse ölümsüz olduğumu ve vücudumun -ve neredeyse  yaşlanmamın neredeyse imkansız olduğunu öğrendim beni yaratan bilim insanlarından, ancak buna sonradan gireceğim, zira o noktaya gelmemize daha var.

Neyse, her şeyi değiştiren olaylar zincirinin başlangıcı, benim Silvar ile yalnız kalmamla başladı. Leowi başka bir gezegendeki bir göreve gitti ve bir daha asla dönmedi. Elizah ise bir gün, öylece dayanamayıp kendini asarak intihar etti. Arkasında bıraktığı intihar mektubunu sadece bana ithaf etmişti ve kısaca beni ne kadar sevdiğini, hayatımızın çok güzel olduğunu, beraber geçirdiğimiz günleri her zaman sevgiyle hatırlayacağını, ancak bundan sonra aynı şeyleri asla aynı şekilde yaşayamayacağımızı söylemişti, hatta mektubun son cümlesini hala çok net hatırlarım. Belki bir yerlerde o cümleyi söylerim, ancak şimdi değil. Bazı şeyler ulu orta söylenmez, zira anlamları bunun için fazlasıyla asildir.

Silvar ise eskisinden daha fazla yabanileşmeye ve isyankarlaşmaya başlamıştı, ancak yine de Universum Holding tarafından yanımda tutulmasına karar verilmişti, hatta sırf bana daha rahat bir şekilde yoldaşlık edebilsin diye kendisine bana verilen nanorobotlardan verilerek –elbette kontrolü şirketin elinde olacak şekilde- benimle aynı ölümsüzlüğe erişmesi sağlanmıştı. Hatta ona da standart ödül avcılarına verdikleri eğitimi vermeye başlamışlardı.

Dört senenin ne kadar fark yaratabileceğini anlayamıyor olabilirsiniz, ancak bu dört sene, bütün evrenin değiştiği o dört seneydi. Bu dört sene, İkinci Lale Devri olarak bilinen ve bütün evrenin görülmemiş bir maddi ve manevi zenginliğe ve müsrifliğe girdiği yüz yirmi yıllık bir dönemin bitişiydi. Bu değişim, evren içerisinde devam eden savaşlardan dolayı orduların şirketlere çok büyük paralar kaybettirmesi ile başlamıştı. Barış anlaşmaları yapıldıktan sonra ordular dağıtılmış ve askeri birimlerle ilgili neredeyse her şey iptal edilip küçülmeye gidilmişti. Bu küçülmeden dolayı zaman içerisinde Dew şehrinde yaşayan insanlar ayrılmaya ve başka yerlerde şanslarını denemeye gitmişlerdi.

Yalnızlaşan bu gezegende günlerimiz eskisinden daha sıkıcı ve depresifti artık, çoğu zaman yalnızdık artık. Silvar o günlerde bana yardımcı olan tek kişiydi, hatta pek çok konuda arkadaştan fazlasıydık. Nasıl desem, Silvar’dan hoşlanıyordum o zamanlar. Hatta bir ara kendisine de açılmıştım, ancak bana aromantik ve aseksüel olduğunu, bana karşı aynı hisleri taşımadığını ve ikimiz arasında bir ilişkinin olamayacağını söylemişti. Neden olduğunu anlayamamıştım ama yine de olgunlukla karşılayıp, yine de arkadaş olmaya devam edip edemeyeceğimizi sormuştum ve bunlar yaşanmamış gibi arkadaş olmaya devam edebileceğimizi söylemişti.

“Sen aslında özgürlüğe aşıksın Maeve, bunun ihtiyacını çekiyorsun. Bana olan hoşlantın bile bu özgürlük ihtiyacına dayanıyor.” demişti bana Silvar, ne kadar haklı olduğunu bilsem de bunu kendime yedirememiştim. Yine de, bilim insanlarının gözetiminde gezegenden ilk defa ayrılıp yakındaki bir istasyondaki bir partiye gitmiş ve beraber muhteşem vakit geçirmiştik. Hatta Silvar’ın bana ayarladığı yakışıklı bir çocukla ilk cinsel birlikteliğimi bile yaşamıştım. O rüya gibi iki günden sonra ne demek istediğini anlamıştım Silvar’ın.

Silvar ise, benimle gittiği bu partiyi kendi planları için bir paravan olarak kullanmıştı. Ben onun ayarladığı çocukla birlikte olurken, o ise bu arayı bizimle gelen bilim insanlarını ayartıp kendi planına katmak için kullanmıştı. Onların da izin vermesiyle birlikte, Dew şehrine pek çok yeni insan gelmeye başlamıştı.

Bu yeni insanlar eskiden tanıdıklarım gibi değillerdi, daha soğuk tavırlı, daha ketum ve daha sessizdiler. Sadece işlerini yapıyorlar ve birbirleriyle sessizce konuşuyorlardı. Arada Silvar’ı onlarla konuşurken görebiliyordum, ancak ne onlardan, ne de Silvar’dan ne konuştuklarına dair hiçbir bilgi alamıyordum. Her şey hiç olmadığı kadar yabancıydı benim için, sanki kendimden bile uzaklaşıyordum bu ortamda. Sadece Silvar ile biraz daha yakın olabiliyordum, zira benimle gerçekten konuşan tek kişi oydu. Elbette bu konuşmalarımızda da her şeyi söylemiyordu, özellikle de diğerleriyle konuştukları hakkında hiçbir şey söylemiyordu. Bu bir süre daha böyle devam etti, ta ki bir gün her şeyi bana açana dek.

O gün beni bir geziye çıkarmak istediğini söylemişti, ben de kabul edip onunla gitmiştim. Beraber bir arabaya binip Dew şehrinden ayrılmıştık. Bir buçuk saat kadar gittikten sonra ormanın dışında bir yere gitmiştik. Arabadan indiğimizde elimi tuttu ve bana yıkık birkaç binayı göstererek anlatmaya başladı:

“Burası her zaman Universum’a ait değildi, bunu biliyorsundur diye tahmin ediyorum. Ancak buraya nasıl geldikleriyle ilgili sana yalan söylediler. Bu yalanı sana anlatmak istedim, ancak bunu anlatmaya kalkışırsam başaramadan ortadan kaldırılabilirdim, bu yüzden hem onların, hem de senin güvenini kazandım. Şimdi sana her şeyi rahat rahat anlatabilirim.

Bu gezegende doğan ilk çocuk değilim, aksine sonuncusuyum. Diğer çocukların hepsi bebekken dışarıdan geldi aileleriyle birlikte. Universum bilerek bunu yaptı, zira hem kendi istediklerine uygun bir ‘normal’ şehir yaşantısı kurmalarının ve seni kandırmalarının tek yolu buydu. Beni de kontrol edilebileceklerini sandılar, hem de evimi, ailemi ve bütün medeniyetimi böylece gelip yok ettikten sonra! Onlara uyuyormuş gibi yaptım, içlerine girdim ve şimdi intikamımı alma şansım var.

Sana bugüne dek hiçbir şey anlatmadık, zira bizi engelleyebilirdin. Sen etrafında dönen şeylerle baş edebilmek için fazlasıyla saf ve nahifsin. Bu hem iyi, hem de kötü bir şey. İyi bir şey, zira bir kahraman olarak asla yozlaşmayacaksın. Fakat kötü tarafı da şu ki, etrafındaki insanlara güvenin senin rahatça manipüle edilmeni sağlıyor.

Bana güven ya da güvenme, umurumda değil. Ancak şunu bil Maeve, ben diğer çocukların aksine seni basit bir deney ürünü olarak değil, gerçek bir kişi olarak gördüm. Bunu çok az insan yapabilir, bu yüzden sonuna dek senin yanında olmama izin vermeni istiyorum.”

Silvar’ın dedikleri karşısında şaşırmıştım, ancak bunları diyebileceğini tahmin edebiliyordum. “Tamam” dedim ona, “Burada her kim saklanıyorsa ortaya çıkabilir mi artık?” Silvar bunu nasıl bildiğime şaşırırken, gerçekten de yıkıntıların arkasından insanlar çıkmaya başlamıştı. Her biri, Silvar’ın buraya getirdiği kişilerdi. Aralarında kızıl saçlı, kısa boylu, sert mizaçlı genç bir kadın belirdi. Nasıl belirdiğine baktığımda bir hologram makinesi gördüm. Hologramdaki kadın konuşmaya başladı:

“Merhaba Maeve, seninle tekrardan karşılaştığıma o kadar sevindim ki! Belki ne demek istediğimi anlayamamış olabilirsin, ancak daha önce de seninle, daha doğrusu senin önceki klonlarından birkaçıyla karşılaşmıştık. Ben Mira, burada gördüğün kişileri ve çok sevgili arkadaşın Silvar’ın da içinde bulunduğu Kara Hilal örgütünün lideriyim.

Universum’un seni yetiştirmesinin sebebi, evreni kurtarman değil maalesef. Aksine, peşinde olacak kişilerin olası bir kurtuluşa erişmesini ve Universum hakimiyetini kırmasını önlemen. Kısacası, seni bir kahramandan ziyade bir itirafçı olman için yetiştirdiler. Ancak hem seni, hem de Silvar’ı bu durumdan kurtarabilir ve gerçekten bir kahraman olmanı sağlayabiliriz.

Öncelikli olarak buradan kaçmanız ve Universum’un hakimiyet alanının dışındaki Etrushka gezegenine gitmeniz gerekiyor, ancak bunun için ikinizin de tamamen özgür olması lazım. Bunu senin ve Silvar’ın nanobot sistemlerini kırarak başaracağız, bu yüzden bu gece Universum Klon Tesisleri’ne gizlice girdiğimizde bizi karşılamaya hazır ol. Umarım başarılı olursunuz, iyi şanslar.”

Hologram kapandığında, Silvar’ın yanındaki kişilerden biri bana döndü ve “Silvar sana gerçekten güveniyor, biz de ona gerçekten güveniyoruz. Peki, sen bize güveniyor musun?” dedi. Hepsinin yüzünde derin bir pişmanlık ve beklenti vardı, bana olan güvensizlikleri ya burada kırılacaktı, ya da bütün plan sonsuza dek iptal edilecekti. Derin bir nefes alıp verdim ve “Artık güveniyorum.” dedim, “Haydi yapalım şunu.”

“Pekala,” dedi Silvar “şimdi dağılalım, gece ana güvenlik sistemleri kapatıldığında başlayacaksınız. Ben o zaman nanobotlarımdan dolayı hareket edemeyeceğim ama siz girip benim güvenlik kodumu kırdığınızda size katılıp buradan kaçmanıza yardım edeceğim. Soren, Melvi, siz benimle kalacak ve hareket edebildiğim zaman beraber uzay aracını kaçırmama yardım edeceksiniz. Diğerleri Maeve’e eşlik edecek, anlaşıldı mı?”

Herkes başını onaylar biçimde salladı, sonra Silvar “Tamamdır, şimdi dağılalım, yoksa iyice şüphe çekeceğiz.” dedi ve herkes birer ikişer ayrılmaya başladı. Silvar ve ben de geldiğimiz arabaya binip geldiğimiz orman yolundan Dew şehrine geri döndük. İkimiz de, az önce olanların önemini bilir bir şekilde birbirimize bakıyorduk.

İkimiz de, bu gece olacaklardan sonra hiçbir şekilde eskiye dönemeyeceğimizi biliyorduk. İkimiz de, yapacağımız şeyin tehlikesinin farkındaydık. İkimiz de, yapacağımız şeyi yapmaya bizi, çevremizi ve bütün evreni ilgilendiren çeşitli sebeplerden dolayı mecbur olduğumuzu çok iyi biliyorduk ve bu bizi fazlasıyla geriyordu.

Silvar bana bir cihaz uzattı. Bu cep bilgisayarına benzeyen cihaz, bir tür konum izleme ve haberleşme cihazıydı. Söylediğine göre, bunun sayesinde diğer Kara Hilal üyelerinin geldiğini görüp onlara daha rahat ulaşabilecektim. Cihazı cebime koyup sakladım.

O gün, Universum Klon Tesisleri’ne geri dönüp odama çekildiğimde, sadece birkaç saat sonra yapacağımız her şeyin sebepleri, sonuçları ve etkileri vardı sanki omuzlarımda. Silvar’a güveniyordum, Silvar da bana ve diğer Kara Hilal üyelerine güveniyordu. Ancak ben Kara Hilal üyelerine hiçbir şekilde güvenmiyordum. Onların yanında söylememiş olsam da, hem beni, hem de Silvar’ı oyuna getireceklermiş gibi hissediyordum, bu yüzden her şeyin kötü bir şekilde sonuçlanabileceğini hissedebiliyordum.

Ancak bana verdikleri haberleşme cihazından ilk sinyal geldiğinde, işlerin gerçekten de ne kadar kötü olabileceğini hiçbir şekilde tahmin dahi edemezdim…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir