Berdan Sarıgöl’den Tefrika Bir Bilimkurgu Novella – Universum: Maeve Koavis’in Kayıtları 3.Bölüm

Bunu Paylaşın

İkinci Bölüm: Keşif

Maeve bilgisayarından gelen alarm sesiyle uyandı. Bir anlığına nerede olduğunu anlamadı, ancak sonra yavaş yavaş hatırladı her şeyi. Row ile sohbet etmeye ve içmeye devam etmişler, sonra Row’un “İstersen bundan sonrasına aracımda devam edelim.” diye teklif etmesiyle birlikte Row’un uzay aracı olan Cliffhanger’a gitmişlerdi. Cliffhanger, Row’un önceki hayatından kalan son lükstü, evrenin dördüncü en büyük, altıncı en lüks uzay aracıydı. Row ona aracın her tarafını gezdirmişti. Aracın içinde yatak odaları, iki mutfak, büyükçe bir yemek odası, nispeten daha ufak bir oyun odası, Row’un ona göstermediği, kapısı kilitli bir oda ve başka ufak uzay araçlarının tutulduğu -Ufak dediğimize bakmayın, en ufağı üç Matiz ediyor. Matiz’in de evrensel standartlara göre ortalama bir büyüklükte olduğunu düşünürseniz, olayı daha rahat kavrayabilirsiniz.- bir hangar vardı.

Bu ufak tur içerisinde birbirlerini cinsel olarak o kadar uyandırmış ve heyecanlandırmışlardı ki, en sonunda dayanamayıp yatak odasına geçmişlerdi. Elbette bütün bu süreç içerisinde bizim Maeve kendisini alkol çarpmasından korumak için birkaç hap almıştı. Yanında getirdiği başka bir hapı, Row’un kadehine fark ettirmeden koymuştu. Row bu hapı içmiş ve geceye devam etmişlerdi.

Dışarıdaki Row ile yatak odasının içindeki Row hiçbir şekilde aynı değildi. Dışarıdan sert, içe dönük ve karanlık bir görev adamı gibi görünen Row, onunlayken nazik, dışa dönük ve renkli bir kişilik sergileyen bir maceracıydı. Muhtemelen kendisi Row’un ilk eşi değildi, zira onun bile anlayamadığı, muhteşem bir oyundu oynadığı. İnsanları ve başka pek çok çeşit yaratık türlerini öldürmeyi bütün ödül avcılarından ve katillerden daha iyi bilirdi Maeve, ancak bırak başka bir insanı, kendisine bile nasıl zevk verebileceğini bilmezdi. Row, onu hiç beklemediği bir yerde, hiç beklemediği bir şekilde yenmişti.

Sonrasında ne olduğunu hatırlayamıyordu, zira alkolün çarpmasını önleyen ilaçların etkisi geçince, bir anda film kopmuştu kendisinde. O andan sonrasında ne olduğunu hatırlayamıyordu, ancak vücudunun ve etrafının durumundan tahmin edebiliyordu: Muhtemelen Row, kendisinin o anını fark etmemiş ve işini bitirip uyumuştu. Kendi vücudunun da bu konuda bilinçsiz bir şekilde hareket ettiği ortadaydı, zira hiçbir acı veya ağrısı yoktu. Vücudu, bir kuş kadar hafif ve bir yırtıcı kadar güçlü hissettiriyordu onu.

Şimdi Cliffhanger’ın saray yavrusu gibi yatak odasında, yanında uyuyan Row’a bakıyordu. Başka bir yerde ve zamanda onu tanımış olsaydı, evrenin en masum ve tatlı erkeği olduğunu düşünebilirdi. Aslında başka bir biçimde tanışsalar, muhtemelen müthiş bir çift olabilirlerdi. Ancak şimdi, onun arkasından her şeyini öğrenecek, Kara Hilal ile ilgili bilgi toplayacak ve Antares Universum’un yerini tespit edecekti. Yavaşça yataktan kalktı, eğer hesabı doğruysa ve son kadehteki ilaç etki ettiyse, Row’un uyanması yaklaşık altı standart saatliğine daha mümkün değildi. Dünkü ilacı bu yüzden özellikle arayıp bulmuştu, hatta bu ilacı bulması yarım gününü almıştı. Diğer uyku ilaçlarının aksine, ilacı alanı anında uyutmak yerine, kişinin uyku saatlerini yaklaşık on iki standart saate dek uzatıyordu.

Onu da bir mesajsız bırakmamalıydı elbette, yoksa kendisinden şüphelenebilirdi. Bu yüzden, Row’un not defterini aldı, bir sayfasını kopardı ve yanındaki kalemle “Uyandırmaya kıyamadım, ancak bir işim vardı. Bana profilimden mesaj at.” yazdı ve onun başucuna bıraktı. Bunu gördüğünde anında mesaj atardı zaten, böylece kendisinden haberi olurdu. “Tamamdır Maeve.” diye düşündü, “Şimdi bu çocuk bilgisayarını nereye koymuştur, ona bakalım.”

Not defterini yerine bırakırken kapağında bir ayrıntı fark etti. Kapağa “0101011101100001011100100110010001110010011011110110001001100101” şeklinde bir ikili kod yazılmıştı. Kodun ne manaya geldiğini bilecek kadar ikili sisteme hakimdi, defteri yerine bırakıp gardıroba gitti ve kapağı yana doğru açtı. Askılıkta asılı olan giysileri bir yana çekti ve kasaya ulaştı. Kasanın kapağında eski tip bir kilit mevcuttu, ancak tuşların aşınmasından şifrenin ne olduğunu anlamıştı: Kendisinin de doğum yılı olan o dört haneli sayıydı. Şifreyi girdi ve kasayı açtı. İçerisindeki sabit disklere baktı, her birinin üzerinde farklı bir şey yazılıydı. Muhtemelen Kara Hilal’in onun gibi birini tutuyor olmasının sebebi de buydu. Kimsenin asla şüphelenmeyeceği bir bilgi saklama deposuydu o, bilgisayarlarda içine virüsleri saklayabildiğiniz kıyıda köşede duran “Resimler” veya “Müzikler” klasöründen farkı yoktu Row’un. Bilgisayarını çıkardı ve hangi diski takması gerektiğini seçmeye başladı. “Yemek”, “İçki”, “Cliffhanger”, “İş”, “Tatil”, “Arkadaşlar” ve “Mira” isimli disklerden “Arkadaşlar”ı aldı ve bütün dosyalarını bilgisayarına geçirdi. Daha sonra, “Mira” isimli diski de alıp bilgisayarına geçirdi. İlk bakışta, “Arkadaşlar” isimli diskin içeriğinin ne olduğunu anlayabiliyordu, Row’un çevresindeki Kara Hilal teröristlerinin bilgileriydi bunlar, not dosyaları olarak kaydedilmişlerdi. “Mira” isimli diskin içeriği ise daha farklıydı, içinde sadece bir not dosyası ve ne olduğunu anlayamadığı bir program vardı. Daha fazlasına Matiz’in bilgisayarında bakmaya karar verdi ve aktarım işlemlerini bitirdi. İşinin bittiğinden emin olduktan sonra, bütün diskleri bulduğu şekilde yerlerine geri koydu ve kasanın kapısını kapadı. Giysileri eski düzeninde geri yerleştirdikten sonra gardırobun kapısını kapadı ve kalkıp üzerini giyindi. Elbiseleri, gece onları çıkardığı yerdeydi, bu da Row’un gerçekten bu devasa lüksün içerisinde yapayanlız olduğunu gösteriyordu, bir hizmetçi bile yoktu koca araçta. Odadan çıkarken son bir kez Row’a baktı ve “Aslında güzel çocuk, yazık olacak. Umarım bu işler bittiğinde görüşebiliriz.” diye düşündü ve gemiden çıktı.

Matiz’e doğru yürürken, ilk defa tuhaf hissediyordu. Daha önce de böyle şeyler yapmıştı, bunun kendisi için bir sorun olmayacağını, olmaması gerektiğini düşünüyordu. İlk defa bu kandırmacayı yaptığı zaman aklına geldi:

On yaşındaydı. O zamanlar hala Kilimma da Silvar ile çalışıyor, ondan ödül avcılığının inceliklerini öğrenmeye çalışıyordu. Onlara, Universum’a bağlı bir şirketin yetkilileri tarafından Kenneth Meifong isimli bir insanı yakalama görevi verilmişti. Merkez halkada Universum Holding’e bağlı olmayan tek şirket olan Meifong Şirketi’nin kalan son sahibi olan bu adamı isterlerse ölü, isterlerse diri getirebileceklerini söylemişlerdi. Bunun üzerine adamı araştırdıklarında, hukuki olarak asla ceza alamayacağı şekilde küçük kız çocuklarına tecavüz ettiğini öğrenmişlerdi. Kilimma da Silvar’ın kafasındaki plan basitti. Maeve o pisliği bir yem olarak çekecekti, o da yakalayacaktı. Fakat Maeve’in bu planda başına neler gelebileceğine dair ikisinin de zerre fikri yoktu.

Maeve, plana uygun olarak o adamın yanına gitmişti, adam da hiçbir şeyden şüphelenmeden onu kendi araçlarından birine götürmüştü. Adamın fazla bir şey yapamayacağını düşünmüştü, ancak bu düşüncesinde yanıldığını çok çabuk anladı. Araca girdiği gibi adamın iki koruması onu yakalamış, soymuş ve bir yatağa bağlamıştı. “Kim olduğunu biliyorum, Maeve. Sen diğer çocuklar gibi değilsin.” demişti Kennneth Meifong, “Senin sayende Universum’u sonsuza dek yok edebilirim. Ancak bunun için hala vaktimiz var, öncelikle buraya ne yapmaya geldiysek onu yapalım.” dedikten sonra soyunmaya başlamıştı. O pislik tam ona doğru yaklaşıyordu ki, arkasından bir vurulma sesi geldi ve yüz üstü yere düştü. Kilimma da Silvar onu bir uyku dartı ile vurmuştu. Adamın uyanmasından önce gelip önce Maeve’i çözüp, sonra beraber adamı, onun daha önce Maeve’i bağladığı yatağa bağlamışlardı.

Kenneth uyandığında bu ikiliyi başında dikilirken bulmuştu. “Ne oluyor, sen de kimsin be adam? Yakalayın şu pisliği!” diye bağırdığı sırada, Kilimma da Silvar, sakin bir sesle “Bay Meifong, artık baş başayız. Metotlarınızı onaylamasam da, yine de etkili olduklarını söylemek zorundayım. Buradan sonrasını sevgili kızım Maeve halledecek.” dedi ve elindeki sopayı Maeve’e uzattı.

“Ne yapmak istiyorsan onu yap kızım.” Dedi Maeve’e ve sopayı bırakıp çıktı. Maeve önce yatağa bağlı olan adama, sonra da elindeki sopaya baktı. Biraz önce kendisine tecavüz etmeye yeltenen adamdı bu. Kendisi gibi kızlara da aynısını defalarca yapan adamdı bu. O an da, sonrasında da bu adam için hiçbir merhamet yoktu. Sopayı sıkıca tuttu ve yavaşça kaldırdı. Önce gözlerini kapatmak istedi, ancak sonra ona bakmak istediğini fark etti. Adamı elindeki sopayla, acımadan, ölesiye dövdü ve ölürken gözlerinde kaybolan ışığı gördü. Yaptığının doğru olduğunu biliyordu, ancak yine de kendini kötü hissediyordu.

Şimdi, o zamanki kirlenmenin, iğrenmenin ve bütün kötülüklerin üzerine çamur gibi yapışması hissinin tam tersini yaşamış olduğunu fark etti. Row ona ne yaptıysa, onu yıllardır yaşadığı bu gerginlikten ve karışıklıktan bir süreliğine de olsa arındırmıştı. Kendisine itiraf edemese de, çok iyi biliyordu Row’a aşık olduğunu. Fakat bunun keyfine varamayacaktı, onu da zamanı gelince diğerleri gibi ortadan kaldırması gerektiğini çok iyi biliyordu. Matiz’in içerisine girdi ve cep bilgisayarını ana bilgisayara bağlayıp aktarımı başlattı. Matiz aktarımı devam ettirirken, o da üzerini çıkardı, elbisesini gardıroptaki yerine koydu ve duş kabinine girip kendisini iyice temizledi. Duştan çıktı, kendisini iyice kuruladı ve yeni iç çamaşırlarıyla ödül avcısı zırhını giydi.

Aynaya baktığında, dünkü halinin aksine kendisi gibi hissediyordu. Gerçek Maeve buydu işte, eli kanlı, duygusuz bir ödül avcısı. Koruyacağı şeyler sadece kendisi ve Matiz’iydi, geri kalan herkesi bu uğurda gözünü kırpmadan öldürebilirdi… Fakat düşünceleri akışına devam ettiğinde, bunun eskisi kadar doğru olmadığını gördü, artık dışarıdan da olsa, kaybetmekten korktuğu bir kişi daha vardı: Row. Bu düşünceden kendisini sıyırdı ve ana bilgisayarın başına geçti. Cep bilgisayarından bütün dosyaların aktarıldığına emin olduktan sonra cep bilgisayarının bağlantısını kesti, içindeki tüm o dosyaları sildi ve onu şarja taktı. Bankacılar Kalesi’nden beri aralıksız kullandığı cep bilgisayarının artık bir dinlenmeye ihtiyacı vardı. Şarj olmaya başladığını görünce, dikkatini ana bilgisayardaki dosyalara vermeye başladı.

Önce “Arkadaşlar” dosyasını açtı, içinde ne olduğuna bakmaya başladı. İçindeki bir klasör hariç hiçbiri şifrelenmemişti. İlk anda, asıl önemli dosyaların o klasörde olduğunu düşünse de, Row gibi birinin öyle bir kasada sakladığı bir diskin böyle basit bir yapılanmasının olamayacağını düşündü ve şifresiz klasörleri açıp incelemeye başladı. Her bir klasörde, bu çıkarımının ne kadar haklı olduğunu görebiliyordu, zira özellikle aradığı şey olan Kara Hilal üyelerinin kişisel bilgileri ve yerleri buradaydı. Yerlerine ve etkinlik bilgilerine göre bir harita çıkarmaya başladı, sonra Matiz’in haritayı işlemesini beklerken şifreli dosyaya odaklandı. Dört haneli bir şifresi olan bu klasörü açmak için doğru şifreyi bilmesi gerekiyordu, zira klasör tek yanlış şifre girişinde içindeki bilgileri yok etmeye programlanmıştı. Buna dokunmamaya karar verdi, zaten içinde olan şey de şimdilik işe yaramazdı. Onun yerine diğer klasörlerden çıkardığı bilgileri, cep bilgisayarına takabileceği bir harici diskete yükledi, sonra disketi ana bilgisayardan çıkarıp sağ göğüs cebine koydu. Bilgisayara geri dönüp, “Mira” diskini açtı, acaba bunun içinden ne çıkacaktı? Disk açıldığında iki şey gördü: Bir uyarı notu ve Mira isimli bir program. Uyarı notunu açıp okumaya başladı:

“Merhaba Maeve Koavis. Beni bulduğun için tebrik ederim, bir anlığına bu diski kopyalamayacağını düşünüyordum.”

Maeve okuduğu ilk cümlelere şaşırmıştı. Nasıl yani, bu diskin alınacağını biliyorlar mıydı? Okumaya devam etti:

“Şu anda ne olduğunu anlamaya çalışıyorsun, bu yüzden seni aydınlatmalıyım. Bu disk, senin Megali Universum Jr’dan işi aldığın anda Ro-wial Mervengi’ye verildi. Kendisi, seni tespit edip, seninle konuşmamızı sağlamak için görevlendirildi. Şu andan itibaren göreceklerin ve duyacakların, bütün evrenin yaşamını ve dengesini sağlamak açısından önemlidir, bu yüzden iyi bir biçimde dikkat edip uygulamanı tavsiye ederiz.

Öncelikli olarak, herhangi bir hologram projektörün varsa, onu bilgisayarına tak ve diskteki dosyayı o projektör üzerinden oynat. Sonrası sadece dinlemene bakar, karar tamamen senindir. Eğer görevine devam edecek ve ödülünün peşinden koşacaksan, bu dosyayı açma. Arkadaşlar diskindeki şifreli klasörde Antares Universum’u güvenli bir biçimde teslim alabileceğin adres ve kod mevcut, o klasörün şifresi de 2077. Fakat bir anlığına da olsa, ödülden ve bu saçma yaşamdan daha fazlasını, daha iyisini düşünüyorsan, her ne motivasyonun varsa, bize biraz zaman ayır.

Sana hayatını ve özgürlüğünü vaat ediyoruz, ancak bunu almak tamamen senin elinde.

Mira”

Bunun ne olduğunu merak ediyordu, ancak yine de kafası karışıktı. Eğer o hologramı oynatırsa, belki de milyonlarca Uni’den, BountyNet’teki saygınlığından, bugüne dek sürdüğü hayatından tamamen vazgeçecek, belki de bir terör örgütünün elinde olacaktı. Fakat bir ihtimal de olsa, Row’a kavuşma ve hem kendi hayatını, hem de onun hayatını kurtarma ihtimali olacaktı. Bilgisayarın başından kalktı ve aynanın karşısına geçti.

“İşte bu.” dedi Maeve, “Hayatımın en önemli anına vardım. Bugüne dek yaşadığım hayatı gerçekten bırakmam gereken karar anındayım işte. Ustamın dediği o ’emeklilik anı’ gerçekten de böyle geliyormuş.” Ustasıyla konuştuğu günleri hatırladı. İlk günlerinden birinde, Kilimma da Silvar bir akşam kafayı çektiğinde ona yarı ayık halinde söyleyebileceği en önemli şeyi söylemişti:

“Unutma Maeve, ödül avcılığından çıkabilmenin iki yolu vardır: Emeklilik veya mezarlık. Ya emekli olur, bırakman gereken yeri değerlendirip bırakırsın, ya da ölene dek öldürürsün. Sakın büyük paralara kanma, emekliliğinin yolu devasa paralar değil, karşına geldiğinde ne olduğunu anlayacağın o özgürlük fırsatıdır. O fırsatı iyi değerlendir ve benim yaptığım hatayı sakın yapma.”

Şimdi, aynanın karşısında kendisine bakıyordu Maeve ve gerçekten de o büyük fırsatın geldiğini düşünüyordu. Her ne kadar bugüne dek kendine aksini söylemiş olsa da, birilerini öldürmekten veya ödül avcılığının diğer taraflarından düşündüğü kadar zevk almıyordu, o bu mesleği, ustası ve bu hayatta değer verdiği biricik insan olan Kilimma da Silvar’ın hatırı için yapıyordu. Şimdi, onun sözünü dinleme ve hatırına uyma zamanıydı. Bilgisayara baktı, sonra birkaç yıl önce alıp çok fazla kullanamadığı hologram projektörünü bağladı. Projektörü görüş alanına uyacak bir yere yerleştirdi ve derin bir nefes alıp verdikten sonra Mira isimli programı açtı. Programın açılıp hologram projektörüne aktarılmasını izlerken, buradan sonraki hayatına yaptığı bu başlangıcın nelere yol açacağına dair en ufak bir fikri yoktu, fakat kafasında ne yapacağına dair bir plan oluşmuştu. Hem onlar ne isterlerse onu yapacak, hem de Antares Universum’u söyledikleri yerden alarak hayatının son işini yapıp ödülünü alacaktı. Bu noktadan sonra kaybedecek çok az şeyi vardı, ya da kendisi öyle düşünüyordu…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 4 / 5. Oylama sayısı: 4

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir