Berdan Sarıgöl’den Tefrika Bir Bilimkurgu Novella – Universum: Maeve Koavis’in Kayıtları 4.Bölüm

Bunu Paylaşın

Üçüncü Bölüm: Mira

[UYARI: Bu bölümden itibaren bütün kayıt, üçüncü kişi bakış açısından deneyimleyene aktarılacaktır. Deneyimleyenin kayıtta anlatılan hikayeyi en iyi şekilde anlaması için bakış açısını dikkate alması tavsiye edilir.]

“Merhaba Maeve.”

Maeve karşısındaki yüzü bir yerden gördüğünü biliyordu, ancak bir türlü hatırlayamıyordu. Sivri kulaklı, uzun kızıl saçlı, yeşil irisli beyaz gözlü, süt beyazı tenli, kendisinin aksine dümdüz burunlu, sert mizaçlı bir kadının yüzüydü bu. Kadın da, Maeve de bir süre hiçbir şey demeden durdular. Kadının yüzünde hiçbir hareket yoktu. Maeve, “Durdu mu bu?” diyip bakındı Maeve, o sırada hologramdan “Hayır, sadece senin konuşmanı bekliyordum.” diye cevap geldi. “Nasıl yani, şimdi beni duyabiliyor musun?” dedi Maeve, şaşkınlık içerisindeydi.

“Evet Maeve, seni duyabiliyorum, hatta seni, senin beni gördüğün gibi görebiliyorum. O program, bana ulaşmanı sağlayan bir aracıydı sadece, ben gerçek bir varlığım.” dedi hologramdaki kadın, “Kendimi tanıtayım, adım Mira, Mira Earheart. Kara Hilal’in iki liderinden biriyim.” Maeve şaşırmamıştı, hatta “Tahmin etmiştim, tanıştığımıza memnun oldum.” diye cevapladı. Mira’nın yüzünde şaşkınlıkla karışık bir sevinç ifadesi oluştu bunun üzerine, sonra sözlerine şöyle devam etti:

“O zaman resmen tanışmış olduk, Maeve Koavis. Şimdi söyleyeceklerimi lütfen dinle, zira anlatacaklarım, hem senin için, hem de evrenin geri kalanı için çok önemli. Öncelikle seninle ilişkimiz, düşündüğünden çok daha önemli ve değerli, zira sen bizim değerli iki üyemizin çocuğusun. Kendileri benim de yakından tanıdığım kişilerdi.” Maeve, Mira’nın dediğinin şaşkınlığındaydı şimdi. Nasıl yani, bu kadın annesini ve babasını tanıyor muydu? Onların kim olduğunu biliyor muydu yani? Mira Maeve’e şefkat dolu bir ifade ile “Şaşkınlığını yüzünden okuyabiliyorum, sakin ol ve dinlemeye devam et lütfen. Sana bu konuda bilmen gereken her şeyi anlatacağım.” diyerek anlatmaya devam etti:

Baban ve annen bizim en değerli üyelerimizdendiler. Merlin Koavis ve Cecillia Koavis olarak, Kara Hilal’in kuruluşunda büyük bir rol oynadılar, belki onlar olmasaydı biz basit çapulculardan ileri gidemezdik bile. Akıllı, entelektüel ve liderliğe uygun, barışçıl insanlardı onlar. Senin doğduğun zamanı hatırlıyorum, çok tatlı bir bebektin Maeve. Hem onların, hem de Kara Hilal’in neşesiydin sen. Ancak bir operasyon sonrasında Universum askerleri evinizi bastılar ve annenle babanı götürdüler. O gün, Universum’un askerleri seni önemsemediği için hayatta kaldın.

Merlin ve Cecillia’nın götürülmesinden sonra yanımızda olmanın seni daha kötü bir yaşama sürükleyebileceğini düşündük. Hatta ölümüne sebep olabileceğimizi dahi değerlendirdik, o sıralar Universum Holding üzerimize ödül avcıları salmaya başlamıştı gizliden gizliye. Seni rahatça yaşayabilmen ve bizden uzak büyüyebilmen için o üzerimize salınan ödül avcılarından biri olan Kilimma da Silvar’a teslim ettik. Merhamet sahibi biriydi zaten, bir bebek öldürmek ona da yanlış gelmişti. Universum’a senin öldüğünü söyledi ve oradan ödülünü aldı, sonradan bizimle de anlaşıp senin adına her ay para göndermemizi sağladı.

Anlaşılan o parayı harcamak yerine bir güvence fonuna yatırmış, senin de bu fonun nerede olduğunu bildiğini umuyorum, zira o parayı sana bırakacağını söylemişti bize. Aslında orijinal planımıza göre bizimle asla karşılaşmayacaktın, Megali Universum Jr seni bizim peşimize düşmen için tutmasaydı, bu duruma düşmezdik muhtemelen. Tabii Kilimma da Silvar’ın seni bir ödül avcısı olarak yetiştirmesini beklemiyorduk, o bize de sürpriz oldu.”

“Hayır, o bir şey yapmadı.” dedi Maeve, “Bir ödül avcısı olarak yetiştirilmeyi ben istedim, hatta bana öğretmesi için ben zorladım onu. Şimdi anlıyorum neden istemediğini.” Mira başını hafifçe salladı, sonra kendini toparlayıp anlatmaya devam etti:

“Her neyse, öncelikli olarak senden yanımıza gelmeni istiyoruz, zira hem Antares Universum için, hem de onun taşıdığı bilgilerin alınabilmesi için gerekli teknik bilgiye sahipsin. Program Matiz’in navigasyon sistemine koordinatları yükleyecek. Öncelikle Antares Universum’u bulunduğu yerden alıp ailesinin yanına götür ve ödülünü al, sonra gerçek görevini vereceğiz. İki günlük bir yolun var, bu yola çıkmadan önce Ro-wial’i aramanı öneririm. Ona karşı dürüstlük borcun var.

Eğer bu ilk aşamayı halledebilirsen, hem Ro-wial’e, hem de özgürlüğüne kavuşabilirsin. Başarılar.”

Hologram kapandığında cep bilgisayarını aldı Maeve. Row’un gemisinin ulaşım kodunu buldu ve kodu kullanarak bağlantı kurdu. Bağlantı kurulduğunda, Row’un yüzünü holograma verdi.

“Merhaba Row. Sana yalan söylediğim için özür dilerim.” dedi ona. Row bunu beklermişçesine, “Önemli değil Maeve Koavis, iş icabıydı o. Sonunda gerçekten tanıştığımıza memnun oldum. Beni aradığına göre Mira hologramla sana ulaşmayı başarmış.” dedi. İkisi bir süre hiçbir şey demedi. Maeve sesssizliği bozdu ve Row’dan özür diledi. Row ise ona gülümseyerek “Umarım birbirimizle tekrardan görüşebiliriz, gerçek kimliklerimizle. Hoşçakal Maeve.” dedi. “Hoşça kal Row” dedi Maeve, sonra utanarak da olsa ona normalden daha sessiz bir şekilde “Seni seviyorum Row.” dedi ve Row’un hologramı kapandı.

Maeve oturduğu yerde kaldı bir anlığına, sonra gerinip ayağa kalktı. Cep bilgisayarını yanına aldı, Matiz’i çalıştırdı ve istasyondan ayrıldı. İstasyonun ardında kalan görüntüsüne bakarken, içinde hüzün, umut ve heyecanın karışımı bir duygu dalgalanıyordu. Bu dalgalanan duyguyu bastırarak işine koyuldu. İlk olarak, Antares Universum’u Mira’nın söylediği yerden, onun onayıyla alacak, Megali Universum’un yanına götürecek ve ödülünü alacaktı. Mira’nın gönderdiği koordinatları navigasyona entegre etti, rotayı ayarladı ve “Geri kalan senindir babalık.” diyip otomatik pilota aldı her şeyi, sonra pilot koltuğundan kalkıp uyumak için yatağına geçti.

Yatağı belki de Matiz’deki ikinci en lüks eşyaydı, orta sınıf bir gemiden ziyade, en üstün bir alt sınıfı bir yat için yapılmıştı. Bu yatağı almasının sebebi, uzun yolculuklarda enerjisini daha hızlı ve rahat toparlamasını sağlayabiliyor olmasıydı. Yolculuk zorlu olacaktı ve vardığı gezegende zaman kayması yaşamak istemiyordu, bu yüzden şimdi uyuması gerekiyordu. Neyse ki, başını yastığa koyduğunda uyuyabilen tiplerdendi Maeve, bu yüzden uykuya dalması sıkıntı olmadı.

Vücudunun düzeni evrensel zaman çizelgelerine göre yarı hızda ilerlediğinden, uykusu da en az on altı, en fazla yirmi sekiz standart saat sürerdi, ancak uyanık olduğu zaman günleri bulduğundan bu ona büyük zaman kazandırırdı. Böyle birkaç gün süren gemi yolculuklarında özellikle uykusunu almaya gayret gösterirdi ki, daha sonra görev esnasında sıkıntı çıkmamasını sağlayabilecek enerjisi olabilsin. Fakat bu seferki uykusu bir garipti, bir farklı hissediyordu. Özellikle hiçbir rüya görmeden uyuyan biri olduğu için, gördüğü rüya ona fazlasıyla garip geliyordu. Bu, zaman içerisinde göreceği birçok çeşitli rüyadan biriydi:

[Hikayeleştirme arızası]

Bir yerdeydi, ancak neresi olduğunu tam göremiyor veya bilemiyordu. Fakat bunun, geçmişinden bir parça olabileceğine dair bir his vardı içinde. Sanki daha önce hatırlamadığı, bastırılmış bir geçmişti bu. Etrafına bakınmaya başladı, her şey bulanıktı ve etrafında birileri sürekli bir yerlere koşturuyordu. Ancak Maeve hiçbir yere kımıldayamıyordu. Sonra biraz daha dikkat edince, kendi sesi de dahil hiçbir ses duyamadığını fark etti.

Etrafına bakmaya devam ederken, diğer kişilerin de yüzlerinin görünmediğini fark etti, tıpkı ortamın kendisi gibi, onların yüzlerinde de bir tür bulanıklık vardı. Bunu fark ettiğinde biri onun yanına geldi ve elini uzattı. Maeve o kişinin elini tuttu ve beraber koridorlardan geçmeye başladılar. Büyükçe bir odaya geldiklerinde durdular. Odanın ortasındaki ameliyat masasına yattı Maeve, o kişi de onu kemerlerle masaya bağladı. Daha sonrasında iki kişi daha geldi, birinin elinde tuhaf bir makine vardı, diğerinin elinde ise bir şırınga. Elinde şırınga olan kişi yaklaştı ve şırınganın iğnesini Maeve’in koluna batırıp sıvıyı enjekte etti.

Şırınganın içindeki sıvı bir tür anestezi kimyasalıydı herhalde, birden Maeve’in vücudu ağırlaşmaya, gözleri kapanmaya başladı. Tam kendinden geçmeden önce, kendisini getiren kişinin “Bunu iyiliğin için yapıyoruz.” dediğini duydu ve uyandı.

[UYARI: Hikayeleştirme arızası: Rüya/Anı Arızası. Deneyimleyenin bu hususa dikkat etmesi önemle rica olunur.][UYARI: Universum dışı müdahale: Hikaye Sahibi İzni Dışı Değiştirmeye Yönelik Müdahale. Bu noktadan sonraki hikaye, hiçbir şekilde kanıt niteliğinde kullanılamaz. Deneyimleyenin bu hususa dikkat etmesi önemle rica olunur.]

Yattığı yerden kalktı, terden sırılsıklam olmuş ve bütün kasları aynı anda gerilmişti. Yattığı yerden kalktı, yatağa oturdu. Birkaç defa derin nefes alıp verdi ve cep bilgisayarına baktı. Yirmi saat uyumuştu neredeyse, ancak gördüğü rüyadan dolayı sanki bir saat dahi uyuyamamış gibiydi. Navigasyondan yolun ne kadarını gittiğine baktı. “Vay be Matiz, bakıyorum ayıksın bu aralar.” dedi, “Neredeyse bütün yolu almışsın lan yirmi saatte, normalde bu yolu gitmen iki-üç gününü alırdı.” Sonra birden garip bir şey fark etti. Normalde Matiz’in motorları belli bir sesle çalışırdı ve bu sesi aracın her yanından duymak mümkündü, ancak şimdi o sesi duyamıyordu. Kokpitten dışarı baktı ve bir karartının tam üzerinde olduğunu gördü. “Herhangi bir alarm vermedi Matiz, bunlar her ne boksa bayağı sağlam gemi kullanıyorlar.” diye düşündü, sonra bir anda “Lan yoksa Universum’un köpekleri mi bunlar?” diye irkildi. Yanında yöresinde silah olarak kullanabileceği ne olduğuna baktı. Cep bilgisayarına gelen mesajın sesiyle dikkatini oraya verdi. Gizli birinden gelmişti mesaj, okumaya başladı:

“Maeve,

Yaptığın bu yolculukta sana eşlik etmekten onur duyarım. Benden hala şüphelendiğinin farkındayım, ancak düşündüğün gibi biri değilim. Kara Hilal’in içinde yaptığım tek şey, istihbarat ve bilgisayar işleri. Babamın yanında veya yerinde olsam asla yapamayacağım bir şeydi bilgisayarlarla uğraşmak, bu yüzden özgürlüğümü aradım ve buldum, tıpkı senin şimdi yaptığın gibi.

Seni ilk gördüğüm günden beri çok iyi tanıyorum ve Matiz’e ne kadar güvendiğinin farkındayım, ancak bu yolculuğu şansa bırakamam. Sana en güvenilir araçlarımdan biri olan Cavalry’i yolladım. Hızlı ve rahat bir araçtır, istersen Matiz’in bilgisayarını da rahatça bağlayabilrsin. En azından gidişini onunla yap, dönüşünü nasıl yapacağına beraber bakarız.

Seni her türlü seven,

Row.”

Maeve kendi kendine güldü, bu çocuk onu bu kadar seviyor muydu yani? “Aptal.” dedi yüksek sesle, “Sen gerçekten evrendeki en tatlı aptalsın Row.” Kendi kendine gülerek, aracını başka araçlara bağlayan ara kapağı açtı. Ara koridorun merdiveniyle yukarı doğru tırmandı ve ikinci kapağı açtı. Gerçekten de başka bir araca bağlıydı Matiz, hatta başka bir aracın içindeydi. İçine girdiği araç, Row’un gemisinde gördüğü yedek araçlardan biriydi herhalde, en azından Maeve’in çıkarımı o yöndeydi.

Aracın içine girdiğinde gördükleri karşısında şaşkınlıktan donakalmıştı. Elbette Row’un lüks yatı kadar yoktu, ancak Matiz ile karşılaştırıldığında bile muhteşem bir şeydi bu aracın içi. İçerisinde dolaşmaya devam ettikçe, daha da artıyordu şaşkınlığı, böyle bir şeyin içinde olmak bile, daha büyüğünün içinde geçirdiği bir geceden sonra hala çok uzak geliyordu ona.

Aracın içindeki her şey yepyeni ve gıcır gıcırdı, eğer bu aracı kıyaslaması gerekseydi “Matiz’in tam tersi” derdi. Fakat Matiz’in içerisindeki bazı şeyleri bu araca aktarabilirdi. Eğer görevi başarıyla yerine getirebilirse, muhtemelen bu aracı uzayın en mükemmel varlığına çevirebilecek parası olacaktı. Bu hayalden karnının guruldamasıyla sıyrıldı ve bir şeyler yemeye karar verdi.

Mutfağa vardığında gördüğü manzara ağzını açık bırakmıştı resmen. Normalde Matiz’de yolculuk ederken yediği tek şey, kuru besin grubu barları ve suydu. Ancak bu aracın mutfak bölümünde, taze yiyecek bulunduran bir buzdolabı mevcuttu resmen. Uzun süredir canının istediği, ancak oradan oraya dolaşırken doğru düzgün yapan bir mekana denk gelemediği için bir türlü yiyemediği bir yemeği görmüştü: Hazmer’i.

Hazmer, bütün bu medeniyetin en eski yemeklerinden biriydi aslında. Tatlı ve acı baharatlarla kurutulmuş herhangi bir etin, etin yapıldığı hayvanın suyuyla, çeşitli tahıllarla ve sebzelerle karıştırılıp, sıcak bir ezme olarak sunulmasıydı. Evrende bu yemeği sevmeyen bir kişinin bile bulunması mümkün değildi, hatta Universum ailesinin bile sevgisini kazandığı için, Yemek Regülasyonu Kanunu’ndan etkilenmeyen tek Şirket Öncesi Dönem yemeği olmuştu. Şimdi, önünde bir koca kase hazmer duruyordu Maeve’in, baktıkça ağzının suyu akıyordu resmen. Kaşığı alıp aç bir kurt gibi yedi, hatta doymadığını hissedip bir koca kase hazmer daha yedi.

Karnını doyurduktan sonra Lingonberrie şarabını içen Maeve, yüzünde neredeyse delice bir gülümseme ile “Hayat gerçekten çok güzel be!” dedi. Sevgilisi ona bu aracı vermişti, yakında bütün bu ödül avcılığından kurtulacaktı, kendi hayatını istediği gibi özgür ve anlamlı kılacaktı.

En kötü ne olabilirdi ki?

[UYARI: Hikaye İçi Müdahale: Anlatıcı/Anı Sahibi Tarafından Yaşanmamış Olayların Araya Girmesi. Deneyimleyenin bu hususa dikkat etmesi önemle rica olunur.]

“Sence Antares’i geri getirebilecek mi?” Soruyu soran adamın bütün vücudundan gergin bir enerji geliyordu. Çırılçıplak bir şekilde, çeşitli egzersizler yapan bu adamın teni mermerler kadar beyaz, saçları Messira lavantaları gibi mordu. Köşeli ve zayıf yüzünün en önemli ayrıntısı olan gözleri kızıl dev yıldızların tonunda parlıyordu. Onu sıradan bir erkekten ayıran özelliklerden en dikkat çekeni ise, kasıklarındaki boşluktu. “Oraya baktığını biliyorum, Megali.” dedi sakince, “Tanrısal bir varlığın çocuklara ihtiyacı yoktur, zira çocuklar ölme ihtimalinin birer sonucudurlar. Benim öyle bir ihtimalim yok. Şimdi, soruma cevap ver. Maeve Koavis, Antares’i geri getirebilecek mi?”

Megali Universum Jr etrafına bakındı. Bu tuhaf, beyaz mekanda kendisinden başka olan tek kişi bu adamdı.

Adını dahi söylemeye çekindiği bu adam. Bir de ayak bileklerine kadar gelen, ancak ıslatmayan bu su.

“Evet efendim.” dedi korkudan hafifçe titreyen bir sesle, “Onu reddedemeyeceği kadar büyük paralara boğdum. Bu saatten sonra onu Mira bile alıkoyamaz bu görevden.”

Adam eliyle bir hareket yaptı ve suyun içerisinden bir gardırop çıkardı. Gardırobun kapısını açıp, içerisindeki giysileri giydi. Şimdi üzerinde altın düğmeli çimen yeşili bir gömlek, altında zümrüt yeşili bir pantolon, pantolonu tutan altın işlemeli pantolon askıları ve saçıyla uyumlu, mor bir fular vardı. Adamın bir el hareketiyle gardırop çıktığı suya geri girdi. Adam Megali Universum Jr’a yaklaştı. Bir süre sessiz durduktan sonra “Peki Antares’e, silahın güvenliği için güvenebilir miyiz?” diye sordu.

Megali Universum Jr yutkundu, kendini toparladı ve derin bir nefes alıp “Evet efendim, güvenebiliriz.” dedi sadece. Adam memnun bir ifadeyle onun arkasından çıkan bir kapıyı açtı ve “Pekala o zaman, şimdilik planlandığı şekilde ilerle. Uzun bir süre seni çağırmayacağım.” diyip ona eliyle yolu gösterdi. Megali Universum Jr geri geri yürüyerek oradan çıktı.

Yalnız kalan adam bir süre etrafına bakındı. Düşüncelerinin sonunda, ağzından bir cümle çıktı sadece:

“Sıra sende Mira.”

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 2

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir