Berdan Sarıgöl’den Tefrika Bir Bilimkurgu Novella – Universum: Maeve Koavis’in Kayıtları 5.Bölüm

Bunu Paylaşın

Dördüncü Bölüm: Antares

[UYARI: Bu bölümden itibaren bütün kayıt, üçüncü kişi bakış açısından deneyimleyene aktarılacaktır. Deneyimleyenin kayıtta anlatılan hikayeyi en iyi şekilde anlaması için bakış açısını dikkate alması tavsiye edilir.]

Maeve uzun bir yolculuk sonunda, Universum’un alanının dışındaki bir bölgede olan Etrushka gezegenine iniş yapmış, orada kendisini bekleyen Kara Hilal üyelerinin eskortluğunda, gezegendeki tek şehrin bayağı uzağındaki bir mağaraya kurulu Kara Hilal karargahına varmıştı. Orası, Maeve’in gördüğü ilk askeri karargahtı, bu sebepten kendisini şaşırtmıştı gördüğü manzara. Kendisini içeri alan siviller, yerlerini donanımlı Kara Hilal askerlerine bıraktılar ve beraber karargahın alt katlarına doğru bir asansörle inmeye başladılar.

Asansör on beş kat aşağı indikten sonra durdu. Kapı açılmadan önce askerlerden birinin kolundaki cihazdan kırmızı renkli bir ışık hafifçe yanıp sönmeye başladı. Asker kolunu kaldırdı, herkesin görebileceği bir yere geçti ve kolundaki cihazın bir düğmesine bastı. Mira’nın hologramı, koldaki cihazdan çıkarak, hem askerlere, hem de Maeve’e yapmaları gerekeni anlattı:

“Öncelikli olarak, Maeve Koavis’in buraya gelme sebebi, Antares Universum’u buradan çıkarıp ait olduğu yere geri götürmektir. Bunun yapılması sonucunda oluşabilecek bütün riskler ortadan kaldırılmıştır, bu yüzden Maeve Koavis ve Antares Universum’un hiçbiriniz tarafından takip edilmemesi, bir izleme cihazının dahi onların yanında bulundurulmaması gerekir ki yerimiz belli olmasın. Bunun dışında bütün yetki Maeve Koavis’e aittir. Görev kodu Milos olarak belirlenmiş ve bütün personel buna göre bilgilendirilmiştir. Başarılar dilerim.”

Mira’nın hologramı kapandıktan sonra kapı açıldı ve beraber koridordan Antares Universum’un olduğu hücreye kadar yürüdüler. Hücrenin kapısında bekleyen iki gardiyana görev kodunu ve geliş nedenlerini açıkladılar, gardiyanlardan biri de bunun üzerine kapıyı açtı, ancak sadece Maeve’i içeri aldı. Neden bunu yaptığını soran diğer askere de “Görevin bir parçası olarak, Maeve Koavis’in Antares Universum üzerinde doğrulaması ve düzeltmesi gereken bazı şeyler mevcut, bu yüzden bir süre böyle beklemek zorundayız.” diye cevap verdi. Şimdi Maeve, Antares Universum’un tutulduğu hücrede, onunla baş başaydı.

“Sonunda geldin, Maeve. Bu salakların elinden beni kurtarmak için geldin, Megali seni bu yüzden tuttu, değil mi?” dedi Antares Universum, Maeve’e bakıyordu onu bağladıkları yerden. Bir ayak bileği, zincirle odanın köşesindeki bir direğe bağlıydı. Öylesine bir ayarlamayla bağlanmıştı ki, kapıya ulaşır gibi oluyor, fakat asla tam olarak ulaşamıyordu. Kapıdaki gardiyanlardan birinin askerlere dediğine göre, geldiği ilk gün fazlasıyla sessiz, sakin ve itaatkar davranmış, Maeve’in gelmesinden bir gün öncesine dek kaçmaya dahi çalışmamıştı. Maeve geldiğinde de, onu görür görmez sarılmaya çalışmıştı. Hiç kimse, normalde enerjik, mantıklı ve pozitif bir kişi olan Antares Universum’un bu kadar kısa bir sürede böyle olmasına bir mantıklı açıklama getirememişti. Elbette bu Kara Hilal’in ilk defa birini kaçırması değildi, oradaki herkes bu tarz durumlarda kaçırılan kişilerin genel davranışlarını bilirlerdi: Önce kaçma girişimi, sonra uysallaşarak anlaşmaya çalışma, en sonunda, umudu tüketip sadece hayatta kalmaya odaklanma. Fakat Antares Universum, kaçırılmasına direnmemiş, hatta normalin dışında bir uysallıkla hareket etmişti ve bu, onun bilinen kişiliğine tersti. Onu kaçıran askerlerden biri, neredeyse kaçırıldığı için mutlu dahi olduğunu düşünmüştü.

Maeve şimdi karşısındaki yüze bakıyordu. O yüzü, magazin haberlerinde ve iş dünyası konuşmalarında binlerce defa görmüştü, ancak hiçbiri bu kadar kişilik dolu, hüzünlü ve gerçekçi değildi. Mavi-mor renkte, omuz hizasındaki saçları yıpranıp dağılmış, geçen senenin estetik otoriteleri tarafından “Evrenin En Mükemmel Yüzü” olarak seçilen yumuşak hatlı yüzü dağılıp sertleşmişti. Gri renkli gözleri, ilk defa gerçekten birer göz gibiydi; arkasından bir kişiyi görmeniz mümkündü. Daha önce onlarca erkek ve kadınla görüntülenen, ancak her görüntüsünde bir şeylerin eksik olduğu hissedilen bu kadın, şimdi karşısında, belki de hayatında ilk defa normal bir birey olarak duruyordu. Maeve derin bir nefes alıp verdi ve Antares’e dönüp:

“Bakın Antares hanım, dediğiniz gibi gerçekten de Megali Universum Jr tarafından tutuldum ilk başta, ancak durumlar gerçekten karmakarışık benim için. Sizi kurtarmam gereken kişinin kim olduğunu benden iyi bildiğinize eminim, zira birkaç dakika içerisinde bile ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunuzu anlamam kolay oldu. Şimdi, gerçekten birbirimizle konuşmanın vaktidir. Neden Megali’den ve Universum Holding’den kaçmak için Kara Hilal’i kullandınız?” diye sordu.

Antares, karşısındaki bu genç kadına hayranlıkla baktı. Bu kadar zeki olabileceğini düşünmemişti açıkçası. Ona gerçeği anlatmanın tek kaçış yolu olabileceğini düşündü ve “Çünkü Universum’dan evreni değiştirecek bir silahı kaçırdım. Silahın ne olduğunu anlaman imkansız, ancak Mira onun ne olduğunu biliyor. Ona bu silahı götürmeni rica ediyorum, artık önemli değilim. Önemli olan bu silah ve onu kullanacak olan kişi, onun için de sana ihtiyacımız var.” dedi.

Maeve şaşırmış ve sinirlenmişti. “Dinle beni şirket kanişi, bir buçuk gündür yoldayım, olan her şeyden dolayı kafam allak bullak. Şimdi silah diyorsun, benimle ilgili bir şeyler saçmalıyorsun, niyetin dalga geçmekse ne ödül dinlerim, ne de Kara Hilal, şurada seni döve döve öldürürüm!” dedi, sesi neredeyse bağırma noktasına gelmişti, “Şimdi, düzgünce şu meseleyi anlatır mısın, yoksa ben dövmeye başlayayım mı?” Antares, yeni bastığı bir dışkıya bakar gibi baktı Maeve’e, sonra kendini toparlayıp her şeyi anlatmaya başladı:

“Bak şimdi, senin gibi ödül avcılarının çıkmış olma sebebi, Universum’un sizi ordulardan daha ucuz ve verimli bulmasıydı. Ancak siz de, bir yere kadar etkili olabiliyordunuz. Kırk standart yıl önce ortaya çıkan Kara Hilal, ödül avcılarının baş edebileceği bir seviyede düşman değildi. İstersek BountyNet’in en iyi yirmi ödül avcısını tamamen donatıp gönderelim, birini bile o gerillaların elinden sağ kurtaramayız. Bu yüzden, Universum’un savunma departmanı, gizlice yeni ve daha etkili bir silah geliştirmeye başladı ve senin gezegeninin rotasyonuna göre yirmi senedir sattıkları teknolojilerle bütün evreni bu silaha uygun hale getirdiler.

Silahın adı Bilinç Biçerdöveri. Saldırdığı şey ise kişinin beyni. Özellikle son yirmi yıldır herkesin beynine birkaç sinyalle erişebildiğimiz ve her birini kendi istekleriyle alıp taktıkları kabloyla genel ağa bağlayabildiğimiz için, Bilinç Biçerdöveri’ni genel ağa salmamız yeterli. Bu yapay zeka, organik veya inorganik, genel ağdaki bütün bilinçleri saniyeler içerisinde parçalayabilecek keskinlikte ve yetenekte. Bu yüzden onu gelişmiş bir çipin içerisinde tutuyorlar, hani şu yeni ve korumalı olanlarından. Şu anda bu çip bende. Ancak bunu kullanabilmek ve Bilinç Biçerdöveri’nin bütün bir evreni yok etmesini engellemek için özel bir bilinç gerekli, bu bilinç de Mira’nın kızının klonunda mevcut.

Bunun için eşleşebilen ilk kişi, Mira’ydı, ikincisi ise onun eşi Amelia. Fakat onların asla kendileriyle çalışmayacağını bilen Universum’un savunma departmanı, onların genetik kodunu ele geçirerek, ikisinin olası bir kızını oluşturup, onu klonladılar. Yarattıkları üç yüz adet klonun bir çoğu, orijinal kopya ile birlikte o laboratuvardan çıkamadı bile, Kara Hilal’in başarısız bir gece baskınında hepsini, sırf düşman eline geçmesin diye öldürdüler. Sadece birini kurtarma şansları oldu, ancak o klonun, yani M-287’nin kim olduğunu hala bulamadılar.

İşte burada sen devreye giriyorsun. Bu klonu bulmamızda bize yardım edebileceğine inanıyoruz. Eğer bunu başarabilirsek, Kara Hilal ile birlikte bu evreni kurtarabilir ve şirketlere dayalı bu düzeni bitirebiliriz. Ne dersin?” Antares’in sözleri bittiğinde, Maeve’in yüzü yumuşamıştı. Güldü. “Ben de ne diyorsun diye binlerce şey kurmuştum kafamda, seçilmiş kişi mi olduk bu saatten sonra falan diyorum kendi kendime.” dedi gülümseyerek, sonra kendine duyduğu güvenle, “Elbette buluruz, size bu konuda seve seve yardım ederim. Ancak bir sorum daha var.” dedi.

“Sor.” dedi Antares.

“Mira’nın bundan haberi var, değil mi?” dedi, Antares de yanıt olarak “Elbette, o beni görevlendirdi.” dedi.

“E o zaman neden hala kaçırılmış gibi davranıyorsun?” dedi Antares’e. Antares sakince “Universum’un dikkatini dağıtmak için elbette. Onları bir süre daha kontrol edip yanlış yönlendirebilirim bu şekilde.” dedi Maeve’e, “Ancak asıl olay bu değil. Ne olduğunu sadece sana fısıldayabilirim.” Maeve’e yaklaşabildiği kadar yaklaştı, Maeve de onun ne diyeceğini merak ettiği için yanaştı ona. Antares, kısık ama emin bir sesle fısıldadı:

“Ben Amelia’yım.”

“Nasıl yani, ne demek istiyorsunuz?” dedi Maeve, şoktan hareket edememişti. Antares etrafına bakındı ve fısıldamaya devam etti:

“Antares Universum diye birisi yok, en azından yirmi küsür yıldır yok. Onun yerine geçtim ve böyle bir ikili oyun içerisine girdik. Mira bile kim olduğumu bilmiyor, ancak onunla ayrı olduğumun farkında. Eğer bana çocuğumuzu bulabilirsen, her şeyi çözebiliriz. Senden bunu para veya başka bir şey için değil, bir anne olduğum için istiyorum.”

Maeve yavaşça ondan uzaklaştı, bir süre ikisi de hiçbir şey demedi. Şimdi anlıyordu neden o haberlerde ve görüntülerde öyle olduğunu. Kendini saklamak için böyle bir kabuk geliştirmişti resmen, şimdi bu kabuğun içindeki asıl kişiyi görebiliyordu. Mavi ile mor arasında değişen renkteki saçları artık tamamen simsiyahtı. Gözleri, her şeye hakim ve birden fazla evreni görmüşçesine derin bir ifadeyle bakıyordu. Bu kadın her kimse, düşündüğünden çok daha fazlasına erişebiliyordu.

Beraber ayağa kalktılar, Maeve Antares’in ayağındaki zinciri çözdü ve odadan çıktılar. Onlara kapıyı açan gardiyan “Tamamdır, ancak Antares hanımın bunu takması gerekiyor.” diyip ona gözlerini ve kulaklarını tamamen kapatan bir kask verdi. Maeve kaskı Antares’in başına geçirdi ve beraber oradan çıkıp, yine askerler eşliğinde yukarıya doğru asansörle çıktılar. Askerler onları kapıda bekleyen iki sivil eskorta emanet etti. Maeve ve Antares, bu iki sivil eskortun eşliğinde limana geri döndüler ve Matiz’in de içinde bulunduğu Cavalry’e binerek yola koyuldular.

Gemi havalandığında Antares kaskını çıkardı. “Tamamdır, şimdi sana vermem gereken şeyi vereceğim ki onu başarıyla kızıma ulaştır.” deyip ensesindeki bir bölmeyi hafifçe açtı. Bölmenin içinde bir çip bulunuyordu. Çipi çıkarıp Maeve’e verdi. “Bu çip, birçok hayatı kurtarabilir. Bu yüzden lütfen dikkatle taşı.” dedi ona güvenle bakan gözlerle.

Maeve çipe baktı. Dış görünüş olarak herhangi bir çipe benziyordu, üzerinde hiçbir damga, marka veya belirteç mevcut değildi. Ancak yine de, çipi eline aldığında tuhaf bir şey hissedebiliyordu. Sanki bir tür güç, bu çipi sarmalıyor gibiydi. Bu güç, insanın kendini farklı hissetmesini sağlıyordu sanki, ya da Maeve bunları kafasında kuruyordu. Yine de uğraşmasının iyi bir hareket olmayacağını düşünerek çipi yanındaki saklama kasalarından birine koydu ve kasayı sıkıca kapattı. “Tamamdır.” dedi Antares’e, “Çip benimle güvende.”

Bunun üzerine Antares ona dönüp “Sanırım tekrardan Antares olmaya geri dönebilirim. Ancak itiraf etmeliyim, birazcık da olsa kendim olabilmek iyi geldi.” Dedi, bunu derken saçları tekrardan morun ve mavinin arasında bir tonda renk değiştiriyordu, yüzü fotoğraflardaki Antares’i andıracak şekle bürünüyordu. “Gördüğün şey seni şaşırtıyor, doğaldır. Ancak görünüşümüz her şeyimiz değildir Maeve, bunu anladığında hayatın farklılaşacak.” dedi son defa Amelia olarak, sonra yüzünde hafif bir gülümseme ile bir kanepeye uzandı ve uyumaya başladı.

Yolculuğun geri kalanı boyunca konuşmadı Antares, hatta Maeve’e bakmadı bile. Sadece ihtiyaçlarını karşılıyor ve sürekli bir şeyler okuyup dinleniyordu. Maeve bunun ne olduğunu, neden olduğunu anlayamamıştı, ki Amelia’nın -veya Antares’in, kim olduğundan bile emin değildi tam olarak- neden öyle şeyler dediğini de anlayamamıştı. Böyle geçen yaklaşık iki standart gün sonra, Universum’un en yakın karargahı olan Kekkon istasyonuna vardılar. Uzak bir hangara Cavalry’i indirip geri kalan yolu kara yoluyla gittiler. Universum’un ana binasına girdiler ve özel teslim ofisine yönlendirildiler. Maeve, kendisine verilen ve Antares Universum’u teslim ettiğini beyan eden raporları imzaladı. Onlara görüntülü hattan bağlanan Megali Universum Jr, Maeve’i tebrik etti:

“Sanırım kendinizin bile düşünemediği kadar kısa sürdü bu operasyon. Size Antares’i bana sağ salim getirdiğiniz için minnettarım. Ödülünüz hesabınıza yatırılmıştır, keyfini çıkarabilirsiniz.” dedi Megali Universum Jr, sonra Antares’e dönüp “İyi misin?” diye sordu.

“Bayan Koavis sağ olsun, gayet iyiyim.” dedi Antares, yüzünde samimi görünen bir gülümseme ile. “O barbarlardan beni cesurca ve akıllıca bir şekilde kurtardı kendisi.” Megali gülümsedi, “İyi, çok iyi.” dedi. Maeve izinlerini istedi, ikisiyle de vedalaştı ve onlardan ayrılarak Cavalry’e geri döndü. Yemek masasının üzerinde ufak bir kutu ile bir not gördü. Notu okudu:

“Maeve,

Eğer bu notu gördüysen, planımız muhteşem ilerlemiş demektir. Sıradaki adımımız için sana bu kutuda bir hediyem olacak. Bunun içerisindeki bellekte hem benim, hem de Mira’nın genetik bilgilerini kullanabilen ve olası bütün klonları tespit edebilip aramanı sağlayabilen bir program ve bu programı rahatça kullanabilmen için gemine entegre edebileceğin donanımlar mevcut. Merak etme, Mira’nın sana bunu vereceğimden haberi var, ancak Bilinç Biçerdöveri’nin sende olduğunu asla bilmemeli.

Mira iyi niyetli biri, ancak yanındaki insanların onunla her zaman aynı amacı ve yolları takip edebileceğini düşünecek kadar da saf hala. Fakat Kara Hilal’in içindeki herkes onun kadar merhametli ve iyi niyetli değil. Birçoğu, orada kişisel çıkarları için veya daha basitçe, sadist zevklerini karşılamak için bulunuyorlar. Mira belki bunlara göz yumuyor olabilir, ancak ben o kadar anlayışlı değilim, senin de olmanı tavsiye etmem.

Tavsiyem, Ro-wial Mehrengi’yi de alıp, daha barışçıl bir yolda ilerlemenizdir. İkiniz de bundan habersiz olabilirsiniz ama Kara Hilal içerisindeki savaşçı, kana susamış hizipler güçlenmekte. Yakında bir savaş olma olasılığı hepimizin düşündüğünden çok daha fazla ve açık, bu yüzden hareketlerinize, sözlerinize ve yanınızda bulundurduklarınıza dikkat edin.

Sizin kızımı bulup koruyabileceğinizi ve onu daha iyi ve barışçıl bir geleceğe yönlendirebileceğinizi biliyorum. Şimdiden size binlerce kez teşekkürlerimi sunuyorum.

Başarılar,

Amelia Earheart Kalinmann”

Maeve kendini tutamayıp güldü. “Haydi bakalım, önce bizim Matiz’i ayıltalım.” Dedi kendi kendine ve işe koyuldu. Matiz’in bilgisayar ve navigasyon sistemlerini Cavalry’e aktardığında, kendisi gibi bir ödül avcısı için yaratabileceği en mükemmel aracı yaratacaktı. Bunun için birkaç gün daha hangarda durmaya ihtiyacı vardı, bu yüzden indiği hangarın sahibine, hangarda kalma süresini bir hafta daha uzatması için para verdi ve işe koyuldu.

Beş gün boyunca, hiçbir şekilde dışarı çıkmadan, bütün bir aracın beynini araçtan çıkarıp, bir diğer araca takması ve bunun diğer aracı da yakmaması için doğru bir şekilde entegre etmesi gerekiyordu. Bütün evrende bunu yapabilecek nadir ustalardandı Maeve, ustası Kilimma da Silvar’dan öğrendiği bir sanattı bu. Keza kendisi de Matiz’in beynini, daha önce kaldıkları araçtan almış, ancak entegre ettiği diğer aracın bir türlü tamir edemediği, neredeyse ruhani bir sarhoşluk diyebileceği bozukluğu yüzünden tam potansiyeliyle çalıştıramamıştı Matiz’i. Şimdi, gıcır gıcır bir araç olan Cavalry’de bu hatayı gidermişti. Matiz’deyken çalışmayan bütün sistemler çalışıyordu artık.

“Bana bu sefer ne isim koyacaksın Maeve?” dedi aracın yeni beyni. Maeve bir karar verememişti, “Bilmem, sen seç bu sefer ismini.” deyiverdi öylece.

Bunun üzerine araçta ufak bir hareketlenme oldu. Sonra tekrardan araç konuşmaya başladı:

“Bütün sistemler başarıyla entegre edildi. Droplet olarak, seninle yeni görevlere hazır ve nazırım Maeve.”

“Droplet ha?” dedi Maeve, “Güzel isim. E haydi Row’a gidelim o zaman, bulmamız gereken bir klon var.” Droplet kalkışa hazırlandı ve beraber yolculuğa başladılar…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 2

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir