Berdan Sarıgöl’den Tefrika Bir Bilimkurgu Novella – Universum: Maeve Koavis’in Kayıtları 9.Bölüm

Bunu Paylaşın

Sekizinci Bölüm: Arayış (Kısım 2)

[UYARI: Bu bölümden itibaren bütün kayıt, üçüncü kişi bakış açısından deneyimleyene aktarılacaktır. Deneyimleyenin kayıtta anlatılan hikayeyi en iyi şekilde anlaması için bakış açısını dikkate alması tavsiye edilir.]

“Ro-wial Mehrengi’nin en iyi yanı, sevdiklerine duyduğu derin güven ve anlayışıydı elbette. Geride kalan herkes için soğuk birisiyken, az sayıda olan sevdikleri için fazlasıyla açık bir konfor alanıydı. Kendisine bu konforun karşılığını hiçbir zaman veremedim ve bu yüzden her zaman suçlu hissedeceğim. Onun bu konuda bana söylediği hiçbir rahatlatıcı söz, benim için gerçeği gölgeleyemiyor: Ben Row’a yetemedim, o ise bana fazlasıyla yetti. Şimdi o yok ve bu yüzden her zaman yetersiz ve boşlukta kalacağım. Çok üzgünüm Row.”

Droplet Maeve ve Row’un ona çizdiği rotaya göre ilerliyordu. Bu rotalarının içerisinde, gerçek amaçlarının gizli kalması için olabildiğince istasyon odaklı dinlenme noktaları ayarlamışlardı, zira gezegenlerin aksine istasyonlardaki güvenlikler ve polisler onları kimliklerine göre değerlendirip amaçlarını sormuyorlardı, sorsalar da gösterdikleri sahte kimlikler onları yeterince memnun edebiliyordu. Ayrıca ihtiyaçları olan şeyleri istasyonlarda bulmaları daha yüksek olasılıkta oluyordu. Şimdi, ortalama bir hızda, Gezegensiz Bölge’de ilerliyorlardı.

Gezegensiz Bölge, bilinen evrende hiçbir gezegenin veya yıldızın olmadığı, sadece irili ufaklı asteroidlerin ve buz kütlelerinin serbestçe dolaştığı bir yerdi. Asteroidlerin ve buz kütlelerinin çarpma olasılığı ve koruma teknolojilerinin yetersizliği nedeniyle, burada işleyen hiçbir istasyon yoktu. Otuz yıl önce, Universum Holding buraya bir istasyon yapıp gelen geçen gemilerden gelecek devasa kardan faydalanmak istemişti, ancak yaptıkları tek istasyon olan Universum-202, yapıldıktan sadece bir standart yıl sonra bir asteroidin ana santraline çarpması nedeniyle tamamen işlemez hale gelip, orada yaşayan ve o sırada orada olan bir buçuk milyon kişiyi öldürmüş ve bu kişilerin yakınları tarafından açılan davalarla Universum’un devasa bir para kaybı yaşamasına sebep olmuştu.

Şimdi, Droplet bu bomboş bölgede, genel asteroid ve buz kütlesi akışlarına göre yön değiştirerek ve bütün kalkanları açık bir biçimde ilerliyordu. Maeve, yan pencerelerden birinin önünde oturmuş, Masavara usülü tatlı çayını içiyordu. Öylesine karanlık bir yerdeydiler ki, geminin bütün iç ve dış ışıkları açıktı, ancak ara sıra dış ışıklarla aydınlanan ufak asteroidler haricinde hiçbir şey yoktu.

Bu karanlık, bomboş manzaraya bakmak, o mor bulutsuya bakmaktan tamamen farklıydı. Bulutsu, onu düşüncelerinden ve yaşadıklarından uzaklaştırırken, bu boşluk onu kendisiyle yalnız bırakıyordu. Çayını içmeye devam ederken, o boşluğa bakarak son yıllarda yaşadığı şeylere baktı. Hayatının yönü ve anlamı tamamen değişmişti sanki. Geçen iki standart yıl içerisinde basit bir ödül avcısından, Universum’a barışı ve huzuru getirebilecek kişinin arayıcısına dönüşmüştü. Bu dönüşüm içerisinde Row gibi muhteşem bir kişiyi kazanmış ve belki de dünyasını hiç hayal edemeyeceği ölçüde genişletmişti.

Ancak asıl gelişme, dış dünyasından ziyade iç dünyasında, geleceğinden ve bugününden ziyade geçmişindeydi. Belki de yıllardır hatırlayamadığı pek çok şeyi yeni yeni hatırlamaya başlamıştı ve bunun aradıkları klonla bir ilgisi olduğunu anlamıştı. Belki de Bilinç Biçerdöveri’nin klonla etkileşime giren kişilerde böyle bir etkisi vardı, onların bilinçlerindeki belli yerleri güçlendiriyordu. Ayrıca Row’un dediğine göre, onun beyninde belki Kara Hilal tarafından, belki de ustası Kilimma da Silvar tarafından oluşturulmuş bir hafıza blokasyonu mevcuttu, onun deyişiyle bir kör noktaydı o blokasyon. Daha önce insanların kötü anılarını silemese de -çünkü bu bilimsel olarak imkansızdı, anılar sonsuza dek sağlıklı bir beyinde kalır- baskılayabilecek ve hatırlamalarını sonsuza veya onlar isteyene dek engelleyebilecek bir teknolojinin mevcudiyetine dair bir şeyler okumuştu.

Elbette tamamen legal bir uygulama değildi bu, sadece çok ağır psikolojik rahatsızlıklara yol açabilecek travmaları önlemek için, doktorların ve yasal temsilcilerin oluşturduğu bir heyetin onayıyla yaptırılabilyordu. Peki kendisi ne yaşamıştı da böyle bir şey yapılmasına izin verebilmişlerdi? Gerçekten hafızasındaki o kör nokta ne kadar büyüktü ve içinde ne vardı? Bu soruları kendi kendine soran Maeve, garip bir şeyin farkına daha vardı: Kilimma da Silvar, ona ilk defa birini öldürdüğü zaman için bilerek hiçbir hafıza blokasyonu veya manipülasyonu yapmamıştı. Yani onun o pislik herif tarafından taciz edildiği o bütün anılar tamamiyle, yüzde yüz kesinlikle gerçektiler. Her nasılsa ustası Kilimma da Silvar, bunun onunla birlikte yaşamasına onay vermiş, bunun kendisine gerçekten bir zarar getirmeyeceğini düşünmüştü. Bu da onu bir sonuca ulaştırıyordu: Her ne olduysa, ustası onu almadan önce her ne yaşandıysa ustası bunu o kadar iyi biliyordu ki, onun taciz edilmesi bile o olayların yanında ufacık, önemsenmeyecek bir detay olarak kalmıştı. Peki kendisinden saklanan ve bu kadar kötü olan ne yaşamış olabilirdi ki?

O bunları düşünürken, Row’un yanına oturduğunu fark etmemişti. Onun “Ne düşünüyorsun Maeve?” demesiyle daldığı derin düşüncelerden çıkıp ona baktı. Her gün yanında uyandığında bir daha seviyordu onu. Tıpkı Row’un ona okuduğu “Evrensel Standart Aşk Neziri”nde denildiği gibi: “Bir gün birini seversin, sonrası sadece seçimdir. Her gün onu sevmeyi tekrar tekrar seçersin.” O zaman okuduğunda da “Şirketleşen sanat böyle basitleşiyor galiba.” diye tepki verip gülmüşlerdi, ancak söylenen şey doğruydu. Gerçekten de ikisi, her gün birbirlerini sevmeyi tekrar tekrar, hiç sıkılmadan, hiç yorulmadan seçiyorlardı. Bazen aralarında ufak tefek tartışmalar yaşanıyordu, ancak ikisi de bu tartışmaları yaşlarından beklenmeyen ve bazen yaşlıların bile gösteremediği bir olgunlukla karşılayabiliyorlardı. İkisi de bu olgunluğu kayıplarla, zorluklarla ve mücadele ile geçen hayatlarından kazanmışlardı.

Barışın hayatlarının her tarafında olmasına çabalıyordu Row, ancak Maeve aynı iyimserlikte değildi. Kendileri ne kadar engellemeye çalışsa da, bir şeylerin yaklaştığını hissedebiliyordu. Bu his, beyninin en derinlerinden gelen bir şeydi, sanki nelerin yaşanabileceğini hissedebiliyordu. Elbette bunun gerçekten böyle işleyebileceğini düşünmüyordu Maeve, bir empat değildi sonuçta. Empat olan Row’un da böyle bir şey hissetmediğini biliyordu, zira hissetseydi çoktan onunla paylaşırdı bu hislerini. Paranoya olarak adlandırıyordu bu hissi, ancak her ne olursa olsun onu ayakta ve tetikte tutan şey bu histi. Onu sürekli olarak bir savaşma durumuna hazır olması için uyaran bir mekanizmaydı resmen. Bu his sayesinde sürekli antreman yapıyordu, bu his sayesinde sürekli silahlarına bakım yapıyordu, bu his sayesinde bütün bir evreni tarayan muhteşem bir sistem kurmuştu Droplet’e. Bu hissin en büyük yansıması, sevdiği tek kişiyi, Row’u koruyamayacağına dair korkuydu.

Row Maeve’in içindeki korkuyu görebiliyordu. Aslında Maeve’e göstermese de, kendisi de bu korkuyu paylaşıyordu. Her ne kadar barışçıl bir evren için mücadele ediyor olsa da, kaçınılmaz bir savaşın varlığının farkındaydı ve buna Maeve kadar bile hazırlıklı olamayacak olması onu çok korkutuyordu. Maeve’in aksine o, kolay ve rahat bir hayatın içine doğmuştu. Varlıklı bir ailede, maddi olarak sürekli şımartılan, her istediği verilen bir çocuktu. Ancak bu, ona ters etki yapmış, ailesinin şımartma çalışmalarını reddederek kendisine verilen her şeyi yanında bulabildiği yegane arkadaşı olan hizmetçi çocuğu Mervin ile eşit olarak paylaşmıştı. Hatta bir gün, altı yaşındayken kendisine alınan kıyafetleri giymekten vazgeçip, Mervin’in eskilerini giymeye başlamış, onlara kendisine verilen yemeğin verilmesi için anne babasına baskı yapıp zorla da olsa bunu kabul ettirebilmişti. Row’un sayesinde, belki de o zamana dek görmedikleri kazancı ve refahı görmüştü Mervin’in ailesi. Anne babasından göremediği gerçek sevgiyi ona veren kişilere borcunu böyle ödemişti, hatta daha sonra Mervin’in istediği okullara gidip başarılı bir terraform mühendisi olmasına da sonuna dek destek vermişti. Bütün her şey ona miras kaldığında, bütün şirketi ve malları satıp, onda ikisini kendisi almış, geri kalanı Mervin’in doğduğu gezegen olan Havisran’ın halkına bağışlamıştı. Havisran’ın tarihine ve kültürüne olan sevgisi de arkadaşı Mervin sayesinde başlamıştı zaten, onun anlattıkları Row’u çok etkilemişti.

Maeve ile beraber Havisran operasını izlediklerinde o ana dek fark etmediği bir şeyi fark etmişti Row: Maeve’de, o her ne kadar bunun farkında olmasa da, kahraman Havisran’ın özellikleri mevcuttu. Tıpkı onun gibi bencillikten uzak, duygusal olarak kendini gizleme eğiliminde bir kişiliğe sahip, yetenekli ve beklenmedik derecede iyi bir savaşçıydı. Ancak bunların hepsinden öte, o an geldiğinde ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu.

“O an geldiğinde, en önde ben olacağım.” diyordu Havisran, “İlerlemeye devam edeceğim ki, yolumuzun sonuna ulaşabilelim. Bir adımlık bile durursam bütün hareket çöker ve bana güvenen herkes ölür. Onların hayatı için ilerlemeye, durmadan gitmeye devam edeceğim.” Row bu sözlerden çok etkilenmişti, ancak kendisi o an geldiğinde gerçekten ilerleyebileceğini düşünmüyordu. Maeve için ise böyle bir endişe ve tereddüt hiçbir zaman olmamıştı, o her zaman ilerlemeye devam etmişti. Gerektiğinde her şeyi arkasında bırakabilmişti bugüne dek. Row’un tek umudu da buydu, gerektiğinde kendisini de arkasında bırakıp, savaşması gereken şey için savaşacak olmasıydı. İşte bu, Row’un en büyük yanılgısıydı.

İkisi de, birbirleri hakkındaki bu derin düşüncelerinden kurtulma fırsatını ancak iki hafta sonra vardıkları ilk istasyon olan Universum-001’de bulmuşlardı. Burası, Universum’un yaptığı ilk istasyon değildi, ancak en iyisiydi. Universum’un numaralandırma sistemi, her beş yılda bir yapılan bir genel değerlendirme ile beş yüz istasyonun pek çok kriter üzerinden derecelendirmesi üzerine kuruluydu. Daha yüksek dereceli istasyonlar, daha temiz, daha düzenli, daha güvenli ve daha zengin olanaklar sunuyordu, elbette bu oranda daha da pahalıydılar. Ancak, ikisi de istasyonun hangarına girdiklerinde, buradaki her şeyin ödedikleri ve ödeyecekleri paraya gayet de değer olduğunu gördüler.

Daha öncekiler kadar olmasa da, Universum-001 içerisindeki kültürel ve sanatsal mekanlar bu ikiliye büyük bir çeşitlilik sunuyordu. Şirketlerin standardının dışındaki sanat dalları ve anlayışları, bu istasyonda rahatça ve özgürce yaşatılıyordu. Mesela istasyonda indikleri hangarın güneybatı tarafında türünün son örneği kitapçılar mevcuttu. Buradaki kitaplar, bilgisayarlara indirilen ufak dosyalar değil, kağıttan yapılan, yazılı, ağır antikalardı. Maeve bu kitaplardan birini eline aldığında ne kadar farklı olduğunu anlamıştı, bir ağırlığı, bir ruhu, bir bilinci vardı adeta elindekinin. Sanki ona sayfalarında yazılandan daha fazlasını anlatabilirmiş gibiydi. Tuttuğu kitabın ne olduğunu anlayamadı, zira dili çeviricisindeki hiçbir dile uymuyordu. Oradaki satıcıya sorduğunda “Bu Havisran Destanı’dır hanımefendi, antik insan dillerinden biri olan Lesvetçe ile yazılmıştır. Hiçbir şirkette bu dili çevirecek kaynak yoktur, ancak isterseniz size Şirket Öncesi dönemden kalma dilleri çevirebilecek bir çevirmen gözlük de verebilirim.” diyip kendisine gözlüğü de vermişti. Bu ikisini yüz altmış iki Uni gibi nispeten ucuz bir fiyata almıştı Maeve ve yolculuğunun devamında bu kitabı okuyacaktı.

Row ise, gördüğü tiyatrolardan ve filmlerden çok etkilenmişti. Onun duyguları anlaması ve yorumlaması görsel olduğu için, görsel olarak aktarım yapan sanat eserleri daha çok ilgisini çekiyordu. O da, izlemek için Şirket Öncesi dönemden kalma bir kutu film ve yanında da eski model bir projeksiyon seti almıştı. Bunları gemiye entegre etmesi bir gününü almıştı ama buna kesinlikle değerdi. Maeve ile bu filmleri izlemek ve yorumlamak, hayatında en çok sevdiği detaydı.

Bütün bunların dışında istasyonda yaşanan ufak tefek olaylarda da oradaki insanlara yardım ediyorlardı. Zengin bir istasyon olmasına rağmen, insanlar arasında devasa bir gelir uçurumu vardı. Çalışanların pek çoğu, kendilerini doyuracak parayı ancak kazanabiliyordu. Ancak buna rağmen, Univesum bu çalışanlardan devasa vergiler ve borç ödemeleri talep ediyordu. Maeve ve Row, en azından bu insanların biraz daha rahat olabilmeleri için onlara yardım etmeye karar verdiler. Onlar için kalıcı olabilecek tek yol, Universum Genel Bankası’nın sistemine girip bütün işçilerin borçlarını sistemden silmekti.

Gelişlerinin altıncı gününün akşamında, bütün sistemlerin kapandığı zaman çıkıp, gizli bir şekilde bankanın arkasındaki personel kapısına gittiler. Oradaki güvenlik görevlilerini haberdar etmek için daha önceden kararlaştırdıkları şekilde kapıyı çaldılar. Biraz bekledikten sonra kapıyı bir görevli açtı. “Merak etmeyin, bütün güvenlik kameraları ve sistemleri kapalı. Ana alarmları uyaracak kadar gürültü çıkarmadığınız sürece sıkıntı yok.” dedi Maeve ve Row’a. Maeve ve Row ona teşekkür etti ve sessizce içeri girip ilerlemeye başladılar.

İkisi de, iletken alarmlarına yakalanmamak için tamamen karbonsuz polimer kıyafetler giymiş, kızılötesi gözlükler ve özel maskeler takmışlardı. Maeve’in elinde, içinde cep bilgisayarı olan bir karbonsuz polimer çanta vardı. Row ise tamamen silahsızdı, eğer bir tehlike olursa tamamen kendi becerilerine güvenmek zorundaydı. Onun burada olmasının nedeni, görsel hafızası sayesinde ikisinin de bilgisayardan bakarlarsa tehlikeye girip alarmı çalıştıracakları haritayı ezberlemiş olmasıydı. “Şuradan gireceğiz Maeve.” diyip sağa saptı ve beraber ana bilgisayarın olduğu odaya girdiler. Ana odaya girdikleri gibi maskelerini ve gözlüklerini çıkardılar. “Eğer güvenliktekiler doğru diyorlarsa, burada iletken algılayıcı alarmlar yok.” dedi Maeve ve beraber ana bilgisayarın kontrol paneline ilerlediler.

Maeve çantasından cep bilgisayarını çıkardı ve ana bilgisayara bağladı. Ana bilgisayardaki borçlar dosyasını buldu ve bütün listeleri temizlemeye başladı. Normal silme işlemlerine karşı önlem olarak geliştirilen bulut proseslerine de sızması gerekiyordu, onu da nasıl yapacağını bilmiyordu. Kapı tarafında duran Row’a “Row, buraya bakar mısın?” diye alçak sesle seslendi. Row yanına gelip ne olduğuna baktı ve “Tamamdır Maeve, ben buradan sonrasını hallederim. Sen gidip kapıyı kontrol et.” diyip bilgisayara yoğunlaştı.

Bir saat sonra bütün işlemi başarıyla tamamlamış ve bütün borçları sistemden tamamen silmişlerdi. Buradan sonrasını, orada çalışan personel halledecekti. Beraber girdikleri gibi sessizce çıkıp, kimseye görünmeden hangara geri döndüler. Hangara girdiklerinde onları karşılayan işçilerden Azareth, “İkinize de ne kadar teşekkür etsek azdır. Hayatlarımızı kurtardınız.” Dedi onlara. Maeve ise Azareth’in omzuna elini koyup “Biz sadece size yaşamlarınız için yeni bir fırsat verdik, bundan sonrası tamamen sizin elinizde. Eğer eskisi gibi devam ederseniz, yine aynı duruma düşersiniz. Mücadele edin ki hayatınız sizin kontrolünüzde olsun.” dedi kendinden emin bir şekilde. Azareth ve diğer işçiler onlara şükran ile sarılıp ikisini elleri üzerinde araçlarına taşıdılar.

Ertesi gün, ikisi de dün yaptıkları şeyi hatırlayıp mutlu oldular. Yolculuklarına devam ederken, gerçekten iyi bir şey yapmışlardı ve ikisi de bunun son olmaması gerektiğine karar verdiler. Eğer barışçıl bir evren kuracaklarsa, bunun gerçek olabileceğine bütün insanları inandırmaları gerekiyordu ve bunu barışçıl eylemlerle gerçekleştireceklerdi.

Droplet Universum-001’den ayrılıp yolculuğa devam ettiğinde, Maeve gemide geçireceği uzun ve durağan vakti istasyondan aldığı Havisran Destanı’nı okuyarak geçirmeye karar verdi. Oradaki satıcıya göre, bu kitap Şirket Öncesi dönemden kalma son baskıydı ve Universum’un sansüründen geçmemişti. Maeve çeviri gözlüklerini taktı, kitaba baktı. Kitabın başlığı “Havisran’ın Yürek Burkucu Destanı”ydı. Operada mutlu bir kahramanlık hikayesi olarak izlediği destanın aslı başlıktaki gibiyse, onu büyük bir keşif bekliyordu. Kitabı yavaş yavaş, günlere yayarak okudukça, karşılaştığı hikayenin aslında ne olduğunu anlayacak ve gerçeğe ilk defa yaklaşacaktı…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir