Berdan Sarıgöl’den Üçlemenin Final Kitabı – Universum: Barış Planı 3.Bölüm

Bunu Paylaşın

İkinci Bölüm: Sınırın Diğer Tarafı

“Saldırılarımız şu ana dek bize inanılmaz bir bilgi sağladı, bunu reddedemem. Ancak bunu sürdürebilecek durumda olduğumuzu sanmıyorum Lider Moslee.” Moslee kendisine toplantıda söylenen bu haklı şikayet hakkında düşünüyordu şimdi. Bütün toplantı odası, onun ne karar vereceğini bekliyordu, zira onun vereceği karar genelde son karar oluyor ve pek çok Kara Hilal üyesi tarafından fazla itiraz edilmeden uygulanıyordu.

“Kesinlikle haklısınız.” dedi Moslee. “Evet, şu ana dek karşımızdakilerin nasıl çalıştığına dair bilgiler edindik ama bu konuda sona geldiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden bunu şüphelenmeyecekleri şekilde, yavaş yavaş sonlandırmanın ve asıl kaynaklarımızı yapacağımız büyük saldırıya yatırmamızla ilgili bir öneri sunuyorum. Kabul edenler?”

Toplantı odasındaki herkes rahatlayarak ellerini kaldırdı. “Bu konuda hemfikir olduğumuza sevindim. Sizinle çalışmaktan mutluluk duyuyorum.” dedi ve toplantının bittiğini işaret eden çanı çalıp ayağa kalktı ve toplantı odasından yürüyerek çıktı. Kendi kulesine doğru yol alan özel hatta giderken, şimdi ne yapacağını düşünüyordu. Valkyrie şimdiye dek onun planını anlamış ve bunun için bir önlem almış olmalıydı. Bağımsız Sistemler Konfederasyonu içerisinde para karşılığı ona casusluk yapan delege de ona bu konuda bir planın sunulduğunu ve kabul edildiğini söylemişti, hatta planın ayrıntılarını aktarmak için ekstradan para istemiş, ancak Moslee kabul etmeyince iş yatmıştı.

O delegenin sığ anlatımına göre Mira, kendilerinin işgal için geleceğini tahmin etmiş ve bu yüzden geldiklerinde hiçbir şey bulamayacakları bir biçimde gezegenleri boşaltmalarını planlamıştı. Yeterince ilerlediklerinde de onları çevirip kapana kıstıracaklar ve direkt olarak yok edeceklerdi. Bunu nasıl ve ne şekilde yapacakları, Konfederasyon üyesi sistemlerin ordularının buna ne kadar dahil olacağını veya Maeve’in bu savaşta olup olmayacağını falan bilmiyordu elbette. “Acaba bir şekilde o parayı vermeleri için Kara Hilal’e ricacı olsa mıydım?” diye düşündü kendi kendine, ancak bunun gerçekten iyi sonuçlanmayacağını aklına getirerek vazgeçti. Hem bu büyük saldırıyı yeniden düzenlemesi için çok geçti artık, her şey buna hazırlanmıştı adeta. En fazla bir buçuk sene içerisinde Konfederasyon hakimiyetindeki evrenin içerisinden geçeceklerdi ve bunu geri döndürmek bile onları sonsuza dek bitirirdi. “Resmen bir çakallar ordusuna saldıran aslan gibi oldum.” dedi Moslee kendi kendine, “Zayıf anımı gördükleri gibi üzerime çullanırlar.”

Yapacağı şeyin ne olduğunu iyi biliyordu aslında, hatta bu yüzden Maeve’in o savaşta olup olmayacağı önemliydi. Ancak şimdi, bu konuda bir bilgisi olmadığı için Maeve’in bu son savaşta olacağına dair varsayımda bulunması gerekiyordu. Maeve onu yok etmek ve her şeyi düzeltmek için böylesine bir fırsatı eline almışken buna sırtını çevirmezdi herhalde, değil mi? Onun saldırmasını bekleyecek ve diğerleri bu savaşla uğraşırken, o da Maeve’den Bilinç Biçerdöveri’ni alarak döngüyü kendi tarafına alacak ve Maeve’i, Mira’yı ve Amelia’yı tamamen zamandan silerek kendini özgürleştirecekti.

İstasyondan çıkıp diğer askerlerin gelişiminin ne durumda olduğunu, gemilerin ne kadarının bittiğine ve bununla ne kadar gidebileceklerine baktı. Şu andaki durum onu sevindirmişti, zira ana gemilerinin tamamı saldırıya hazır ve nazırdı. Ona sorun yaratacak şey, Mira’nın planına karşı kullanabileceği sağlam bir ikmal hattını yaratamayacak olmalarıydı. Moslee bununla ilgili düşündü bir süre. Acaba bu ikmal hattı için beklemeli miydi, yoksa hemen harekete geçip Maeve’e karşı şansını denemeli miydi? İkmal hattını beklerse, Maeve’e gelişmesi için şans vermiş olacaktı ve bu yüzden Bilinç Biçerdöveri’ni sonsuza dek kaybedebilirdi. Ancak şimdi saldırırsa, hem diğerlerinin dikkatini çekecek, hem de Maeve’i daha fazla gelişmeden yakalayabilecekti. Kara Hilal’in bu plandan haberi olmadığını düşününce, bunu kullanıp Maeve’i yakalayabilirdi. Gerçekten Kara Hilal’e, özellikle de böylesi bir durumda ihanet mi edecekti? Gerçekten-

Birden bir şey hissetti. Sanki içerisinden başka birisi geçiyormuş gibiydi. Bedeninin her bir zerresi, onun kontrolünden çıkmış gibiydi sanki, bir anda bedenini dışarıdan izliyormuş gibi hissetti. İçerisinde, onun kontrolünü elinden almış kişinin kim olduğunu göremese de hissediyordu. Maeve, her nasılsa böylesi bir kontrolü eline almayı başarmıştı. Bunu ne kadar geniş bir zaman aralığında yapabildiğini anlayamıyordu elbette ama şu andaki Maeve olmadığını ve olamayacağını anlamıştı. Bu Maeve’in geçmişten gelemeyeceğini de biliyordu, zira geçmişte böyle bir güce sahip olamayacağını görmüştü. Maeve, gelecekte bir noktada, zamanın ve evrenin kontrolünü tamamen eline almıştı ve şu andaki Maeve’in bu noktaya ulaşmasını engellemesi elzemdi. Maeve’in varlığının üzerindeki baskısı hafifledikçe, bu konudaki kararı daha da güçlenmişti. Aklında sadece bir cümle yankılanıyordu:

Şimdi ya da hiçbir zaman.

Ertesi gün, bütün Kara Hilal’i toplantıya çağırdı ve kararını açıkladı. “Şu anda Bağımsız Sistemler Konfederasyonu ve Valkyrie teşkilatına karşı görünür bir avantaja sahibiz. Direkt bir saldırı yaparsak, buna karşı koyana kadar Konfederasyon’u çoktan ele geçirmiş oluruz. Bu sayede, gelecekte Valkyrie’nin bize karşı dayanma gücü önemli bir derecede düşer.”

Toplantıdaki herkes ona hak vermişti, zira dedikleri mantıklıydı. Valkyrie teşkilatı özellikle maddi olarak Bağımsız Sistemler Konfederasyonu’na bağlıydı ve bu yüzden bu hassas dengenin bir tarafını ele geçirirlerse, diğer tarafın düşmesi sadece zaman meselesi olurdu. Moslee’nin kararı, oylamaya dahi sunulmadan kabul edildi. Her biri, en sonunda gerçekten yapmaları gereken şeyi yapabilecekleri için heyecanlı ve mutluydu. Hiçbiri, az önce Moslee’nin onlara nasıl ihanet ettiğini anlamamıştı ve çok geç olana dek anlayamayacaktı.

Bir ay boyunca, ellerindeki her bir askeri bu büyük saldırı için eğitmiş, onların orada nasıl hareket edecekleri, ne tür saldırılarda nasıl görev alacakları, bunlara karşılık gelen saldırılara karşı kendilerini nasıl savunacakları gibi konularda her asker, en az komutanları kadar bilgilenmişti. Moslee, her ne kadar sıradan askerlerin kör bir şekilde savaşmasını seven birisi olsa da, karşısındaki kişilerle baş edebilmek için her savaşçısının en son gücüne dek onun emrinde olması gerekiyordu, bunun için de her birinin içerisinde olacakları savaş hakkında bilgi ve fikir sahibi olması şarttı. Ayrıca, bu sefer paralı bir asker grubu veya şartların gerektirdiği bir müttefiğe ait bir ordu ile değil, kendisine gerçekten ölümüne bağlı olan sadık ve korkusuz askerler ile çalışıyordu.

Onlara üzülüyordu bir yandan, zira böyle bir şey için hayatlarını, bilinçlerini ve sadakatlerini harcamaları yazıktı. Ona göre bir insan, kendisi için savaşmalı ve ölmeliydi, kendi hayatından, ihtiyaçlarından ve isteklerinden fazlası olmamalıydı. Ancak şimdi bu kişileri bu yöne döndürmek hem fazlasıyla emek, zaman ve güç isteyen bir şeydi -ki kendisinde bu üç şey yoktu artık-, hem de bunu yapması ona zarar verebilirdi. Ne kadar üzülse de, bu üzüntüsü kesilmek üzere olan bir koyuna üzülen ama akşamına onun etini afiyetle yiyen bir çocuğun üzüntüsünden daha fazlası değildi. Duyguları karmaşık olabilirdi ama mantığı ona bir yön gösteriyordu. O yöne gitmesinin onun için en doğrusu olacağının o da farkındaydı.

Gemilerin nasıl olduğuna baktığında daha da çok gurur duyuyordu yarattığı Kara Hilal ile. Belki de, Universum ile asla erişemediği kadar büyük, yıkıcı ve etkileyici gemilere ve bunların içerisinde, evrenin en korkunç silahlarına erişmişti. Şu anda yapamadıkları tek şey gezegen yok etmekti, ki onu da kendisi bile istemiyordu artık. Konfederasyon’a bir Havisran daha verip kendilerini iyice kötü duruma düşürmek istemiyordu. Bu yüzden gezegenleri yok eden devasa lazerler yerine, gerçekten karşılarındaki düşmanları alt etmeye yarayacak sistemlerle döşenmişlerdi. Moslee bunların gerçekten büyük bir etki yaratacağını düşünmüyordu, ancak istediği dikkat dağıtmayı yaratacaklarına emindi.

Bunların dışında, onu asıl hedefine ulaştıracak şey, Maeve ile yapacağı son ve büyük bir akıl sarayı savaşı olacaktı. Bunun için kendi kendine antrenmanlar yapıyor, kendi akıl sarayını bu büyük savaşta bir tür silah olarak kullanmak üzere geliştirmeye çalışıyordu. Maeve’in onun akıl sarayına geldiği gibi bir böcek misali ezilmesini sağlayacaktı. Onun hala zamanın ve evrenin kontrolünü eline alamadığını biliyordu, çünkü bunu yapmış olsaydı, çoktan kendisine saldırmış olacaktı.

Her şeyin tamamlandığını düşündüğü zaman, Maeve ile son dövüşünden tam bir buçuk yıl sonra ordusunu harekete geçirdi. Verdiği emir basitti: İlerleyin ve önünüze gelen her düşman gemisini yok edin. Bütün donanmasını, belki de uzun süredir savaşın olmadığı Maelstrom sınırına getirmişti. Oradaki sınır korumalarını kolayca aşarak Bağımsız Sistemler Konfederasyonu’nun kontrolündeki evrene girdiler. Donanmanın en önündeki gemiler, gördükleri boşluk karşısında şaşkınlığa uğramışlardı. Hepsi büyük bir savunma bekliyordu ve bunu görememiş olmaları hepsini şaşırtmıştı, daha doğrusu Moslee harici hepsini.

Moslee bunun olacağını tahmin etmişti, ancak o delegenin abarttığını düşünüyordu. Şimdi, tam ortada konumlandırdığı komuta gemisi Mephistopheles’in kaptan köşkünde olanları gözlemlerken Valkyrie’nin onlara ne zaman yanıt vereceğini düşünüyordu. Her nasılsa, bırakın savaş gemisini, normal bir gemi veya araç bile görünmüyordu artık. Bu kadar hızlı bir şekilde geçtikleri bütün gezegen sistemlerinin boşaltılmış olması mümkün müydü?

Sonra Moslee’nin aklında bir şimşek çaktı. Bunun nasıl olduğunu anlamıştı ve bu yüzden kendisine kızıyordu. Maeve, bütün evrenle bir olduğu o zaman –bunun hala gelecekte olduğunu düşünüyordu-, onun ne yapacağını ve nasıl saldıracağını kesinleştirmiş ve her nasılsa bunu geçmişteki Maeve’e iletmeyi başarmıştı. Moslee, gemilerini bu yönden çeviremeyeceğini biliyordu, bu yüzden yapabileceği en iyi hamleyi yapıp Mephistopheles’in kaptanına “Alt bölümdeki casus ve avcı gemilerine haber ver.” dedi, “Valkyrie’nin bizi karşılayacağını düşünüyorum, bu yüzden onların bunun nereden geleceğini hızlıca araştırmasını istiyorum.” Kaptan onun emrini interkomdan tekrarladı ve birkaç saat sonra avcı ve casus gemilerinden oluşan on yedi ekip, farklı yönlere doğru hızlıca gidip gözden kayboldular. Her birinin gördükleri, casus gemilerinin üzerlerindeki kameralar tarafından canlı bir şekilde kendilerine gösteriliyordu. Moslee, bu gösterimlere bakıp ilk Valkyrie saldırısının nereden geleceğini kestirmeye çalışıyordu.

Ana donanma ilerlemeye ve casus birlikleri araştırmaya devam ediyor, saatler geçmesine rağmen hala hiçbir şey görünmüyordu. Bu boşluk, bütün Kara Hilal içerisinde gergin bir havaya sebep olmuştu. Herkes, bunun olması gerekenden fazla sessiz ve güvenli olduğunu biliyor ve bu yüzden neyin gelebileceğini kestirmeye çalışıyordu. “Maeve, bunu nasıl başardın bilmiyorum ama şu ana dek, ilk defa beni yenmeye gerçekten yakınlaştığını düşünüyorum.” dedi kendi kendine. Kaptana “Operasyonun geri kalanında sizin yetkin bir biçimde devam edebileceğinize eminim. Buradan sonrasını ikinci bir emrime dek size emanet ediyorum.” diyerek gemide kendisine özel yapılmış olan kabine geçti.

Bu kabin, bembeyaz ışıklı, küresel yapıda, içerisine gelen saf oksijen dışında hiçbir şeyin Moslee’nin izni olmadan girip çıkamayacağı bir kasaydı aslında. Moslee’yi, bu gemiye yapılabilecek herhangi bir saldırıdan koruyacak ve eğer gemi yok edilirse, hayatta kalabilmesi için birkaç günlük derin uykuda kullanabileceği kadar oksijen ile onu uzaya fırlatabilecek bir sistemi mevcuttu. Moslee, Maeve ile girişebileceği akıl sarayı savaşında kendi bedenini güvende tutup olabildiğince uzun süre buna devam edebilmek için bunu tasarlatmış ve inşa ettirmişti. Şimdi ise, bunun içerisinden Maeve’e saldıracak ve savaşı sürdürecekti. Şimdiye dek süren fiziksel savaş, işin sadece bahanesiydi.

Kendi akıl sarayına döndüğünde, Maeve’in akıl sarayına odaklanmaya başladı. Maeve’in akıl sarayına girişi bulup tam olarak oraya geçebileceği kapıyı yaratıp o kapıyı açarak Maeve’in akıl sarayına girdi. Saraya girdiğinde, içerisinin bir tür komuta gemisi şeklinde döşeli olduğunu gördü. Geminin kaptan köşküne doğru yavaş yavaş çıktığında, buranın ne olduğunu anladı.

Kaptan köşkünün penceresinden görünene göre, onun casuslarından bir grup, çoktan bu gemiyi bulmuştu. Ancak göründükleri gibi saldırıya uğramışlar ve peşlerine takılan gemilerden kaçmaya çalışıyorlardı. Onunla birlikte kaptan köşkünden bu olanları izleyen bir kişi daha vardı.

Maeve.

“Ne yaptığımı anlamış olduğunu düşünüyorum.” dedi Maeve, sesinde hiçbir ifade yoktu neredeyse “Eğer anlamamış olsaydın, bana saldırmamış, hatta buraya dahi gelmemiş olurdun. Bu casusları göndermek hoş bir hamleydi, tam senden beklenen şeydi yani.” Moslee’ye doğru yaklaştı Maeve, iki kişinin aralarına girebileceği bir mesafe kalmışken durdu ve bir süre ikisi de hiçbir şey yapmadılar.

“Sana burada ne yaptığımızı göstermem ve hatırlatmam gerekiyordu.” dedi Maeve, her nasılsa sesinde bir tür bilgelik vardı artık. Moslee şaşırmıştı, zira bu Maeve daha önce tanıdıklarına hiçbir şekilde benzemiyordu. “Ne demek istiyorsun Maeve?” dedi Moslee merakla, “İkimizin bir olarak yaptığı hiçbir şey yok. Biz birbirimizin düşmanıyız!” Maeve’in ne bilebileceğini ve ne yapabileceğini hafife almıştı ve şimdi bu yüzden yenilebilirdi.

“Senin bunu anlayabileceğini sanmıştım Moslee, beni hayal kırıklığına uğrattın.” Maeve ondan uzaklaştı ve tekrardan kaptan köşkünün penceresinden olanları izlemeye koyuldu. “Sen buraya beni ortadan kaldırıp Bilinç Biçerdöveri’ni kendine almaya geldin, benimle bu yolda sonuna dek savaşmaya da hazırsın. Ancak bunu elde ettikten sonra yapacağın şeyler konusunda o kadar sığ düşünüyorsun ki.

Hala hakimiyet peşindesin ve tek yaptığın, girdiğin yerleri tamamen kendi bozuk anlayışınla yeniden yaratmak. Hiç kimsenin buna ihtiyacı yok Moslee, ancak sen bunu göremeyecek kadar kendine saplanıp kalmışsın. Bu yüzden, seni burada tamamen denklemden çıkarıp evim olan bu evreni kurtaracağım.”

Moslee onun neden böyle bir şey dediğini anlayamamıştı. Maeve nasıl bunlar hakkında bilgi sahibi olabilirdi ki? Bu Maeve gelecekten mi gelmişti? O zaman kendi zamanındaki Maeve neredeydi? Bütün bunları anlamlandırmaya çalışırken Maeve onun kafasındaki soruları yanıtlamaya başladı:

“Hayır Moslee, ben hala senin zamanındaki Maeve’im. Gelecekte bir Maeve Koavis mevcut, ancak ona ulaşabilmek ikimiz için de imkansız. Burası, ikimiz için de her şeyin bittiği yer. Beni hissettiğin o anda, ben bütün evrenle bir olmayı ve bütün zaman çizgisini tek hamlede değiştirebilmeyi başardım. Şu andan itibaren, her şey benim ayarladığım şekilde ilerleyecek ve bunu engellemeye çalışmayacaksın.”

Moslee onun neden bunu dediğini anlamıştı, blöf yapmaya çalışıyordu. “Sevgili Maeve, blöfünü görüyorum. Ancak biliyorsun ki, ne olursa olsun sana ve kadere meydan okumak zorundayım.” Yüzündeki ifade, içinde tuttuğu öfkeyi yavaş yavaş bırakmaya başladığını gösteriyordu “İstediğin kadar her şeyi ayarladığını düşün, ben yine de seni yok edip hedefime ulaşmak için elimden geleni yapacağım!”

Moslee’nin parmakları birer pençeye dönüştü ve saldırmak için pozisyon aldı. Maeve’i tam olarak burada yok edecekti.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir