Berdan Sarıgöl’den Üçlemenin Final Kitabı – Universum: Barış Planı 4.Bölüm

Bunu Paylaşın

Üçüncü Bölüm: Akıl Sarayı Savaşı (Kısım 1)

Moslee Maeve’e doğru ani ve öfkeli bir hamleyle saldırdı. Maeve bu hamleyi yine ani bir hamleyle karşıladı ve Moslee’yi onun enerjisiyle yere serdi. Maeve öfkeyle kalkıp Moslee’nin yüzüne bir yumruk savurdu. Moslee, yüzüne yediği bu yumrukla şaşırtıcı derecede güçlü darbeden sonra geriye doğru sendeledi, ancak yere çakılmaktan kendisini kurtarıp ayağa kalkarak birkaç adım geriye çekildi. Maeve’in yüzüne bakan gözlerinde şaşkınlık vardı. “Nasıl bunu yapabildin?” dedi, “İstediğin kadar evrene hükmet, yine de bu kadar güçlü olmaman gerekiyordu, bunu nasıl yaptın?” Maeve’in yüzünde hala o hayal kırıklığına uğramış ifade vardı. “Gerçekten hiçbir şey anlamıyorsun Moslee, bu şekilde devam edersen asla anlayamayacaksın.” Moslee, Maeve’in bu söylediğinden ne demek istediğini çözmeye çalışıyordu, ancak bunun ne anlama geldiğine dair hiçbir fikri yoktu.

Bu durum, Moslee’yi daha da sinirlendirmişti, herhangi bir yerinde bir yara falan var mı diye bakmadan Maeve’e doğru tekrardan saldırdı. Bu sefer belden aşağı bir hamleyle saldırmaya karar vermişti, bu yüzden koştu, hızını aldıktan sonra aniden eğildi ve Maeve’in sağ baldırına derin bir pençe atmayı başardı. Maeve sağ baldırına gelen bu hamleyle geriledi ve Moslee’ye istemeden açık verdi. Moslee bu açıktan yararlanmak istedi ve Maeve’in beklemediği bir şekilde sağlam bir kafa darbesiyle onu daha da dengesiz hale getirdi. Maeve kendi kanından dolayı önünü göremiyordu, ancak Moslee’nin ona nereden saldıracağını hissetti ve Moslee’nin kalbine doğru hedeflediği pençe darbesini kendisini yana savurup onun boşta kalan sol kolunu dirseğinden kırdı. Moslee bu hamleden sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Kırılmış kolunu tutan Moslee, “En sonunda seni şaşırtmayı başardığımı düşünüyorum.” dedi sinirle karışık, acılı ve öfkeli bir kahkaha ile.

“Evet.” dedi Maeve, kinayeli konuşmaya çalışıyordu ama canının acıdığı çok belliydi, “Sonunda kendini tutmayı yavaş yavaş bırakıyorsun. Gerçekten ne kadar güçlü olduğunu yavaş yavaş anlayabiliyorum artık.” Kısa aralıklarla alıp verdiği nefeslerden, bunun gerçekten yorucu olduğunu anlamıştı Moslee. Maeve’e yaptığı bu saldırı, onu gerçekten yormuştu. Daha da kötüsü, kolunun kırıldığını gerçekten hissetmişti. Sanki gerçekten kolu kırılmış gibiydi.

Daha önceki akıl sarayı mücadelelerinde bu kadar gerçekçi bir acı hissi yaşamamıştı, isterse bütün vücudu paramparça olsun, yine de bu denli acı duyamazdı. Bunun kendisine sadece burada etki etmediği apaçık ortadaydı artık. Hem bedeni, hem de aklı tehlikedeydi. “Demek buranın ötesine geçmeyi başardın, o zaman buna göre seninle dövüşeceğim.” dedi ve kolunu düzgün bir biçimde onarabilmek için düzgün bir pozisyona getirdi. Kolunun yavaş yavaş eski haline geldiğini hissedebiliyordu artık. Kolunun kırığını onarması sadece otuz saniye sürmüştü, daha sonrasında ise Maeve’in fark etmemesi için kolu hala kırıkmış gibi yapmaya devam etti. Maeve’in hiçbir şeyden şüphelenmediğine emin olduktan sonra, ona yavaş yavaş yaklaşmaya ve saldırabileceği bir açık aramaya başladı.

Maeve de Moslee’nin kendisine nereden saldırabileceğine bakıyordu. “Muhtemelen benim nereden açık vereceğime bakıyor. Bunu kullanmalıyım.” dedi kendi kendine ve onun saldırması için nereden açık vermesinin daha iyi olacağını hesaplamaya başladı. Moslee’nin sol kolunun hala kırık olduğunu görüyordu, bu yüzden oradan yapacağı bir hamleye karşı daha şiddetli bir karşılık gelebilirdi. Bu yüzden bunun yerine direkt bir saldırıyla onu düşürüp iyice savunmasız hale getirebilirdi. Bunun ışığında tam hızlanıp saldıracaktı ki, Moslee’nin yüzünde olan bir şey fark etti.

Fark ettiği bu ifadeyi tanıyordu elbette. Moslee ne zaman avantajın kendisinde olduğunu anlasa, yüzünde rahatladığına işaret eden yarım saniyelik bir mikro ifade oluşurdu. Bu ifadeyi yakalamak zordu normalde ama her nasıl olduysa, az önce gözünün önüne gelmişti. Demek ki az önce Moslee’nin kolunun hala kırık olduğunu düşünerek yapacağı saldırı, tam olarak da onun beklediği şey olacaktı. Maeve geriye çekildi ve arkasındaki kapıyı açarak Moslee’yi bu bölümde yalnız bıraktı. Moslee’nin orayı aşana dek geçmesi gereken yerleri, ilerlemeye devam ettikçe inşa etti. Bunun onu tamamen durduracağını düşünmüyordu elbette ama Moslee’nin bu basit hasarda bile böylesine geriye çekilmesi ona çok önemli bir şey göstermişti: Moslee’ye verdiği zarar sadece akıl sarayıyla sınırlı değildi artık, onun fiziksel boyutta da zarar görmesini sağlıyordu. Az önce sadece akıl sarayında kolu kırılmamıştı yani, gerçekten de kırılmıştı o kol.

En sonunda, Moslee’yi karşılamak için gelmesi gereken yeri gördü ve bu yer, aslında hiç görmediği bir mekandı. Türlü çeşitli binalar, bir tür yeraltı şehrinin içerisindeydiler. İçeride insanlar, arabalar, tuhaf bir dilde yazılmış tabelalar onu şaşırtmış ve evlerin içerisinden gelen garip baharat kokuları onu etkilemişti. Burasının neresi olduğunu anlamaya çalışırken çok iyi tanıdığı iki kişi gördü: Amelia ve Mira, yanlarında onlara eşlik eden iki kişi ile birlikte büyükçe bir konağın içerisine giriyordu. Moslee’nin gelmesine hala vakit olduğunu bildiğinden, onları takip ederek o binanın içerisine girdi. Gördüğü bu şehrin sadece bir yansıma olduğunu anlamıştı, zira kimse onu görmüyor, duymuyor veya hissetmiyordu.

Binanın içerisinde sivil giyimli olduklarını anladıkları korumalar vardı. Her birinin belinde, kemerlerine takılı olan ve birer tabanca taşımalarını sağlayan kılıflar vardı. Korumaların yüzleri çok açık bir biçimde görülemiyordu, anının sahibi her kimse bunları aklında tutmaya gerek görmemişti. Maeve bu içerisinde olduğu anının Mira veya Amelia’ya ait olduğunu düşünüyordu, zira böylesi bir anının kendisinde olabilmesinin tek yolu buydu. Merdivenlerden çıkmaya ve diğer odalara bakmaya devam ettikçe, pek çoğunun bu anıya hala dahil olmadığını gördü. Her ne olmuşsa, anının yaşandığı yerden başka hiçbir yer önemli değildi onlar için. Bu kadar önemli ne olabileceğini düşünürken, merdivenlerin sonuna gelip asıl salona ulaştığında bu anının ne olduğunu anlamıştı.

Mira ve Amelia, karşılarında oturan yaşlıca bir adamla konuşuyordu. Bu adamın etrafında, az önce gördüğü korumaların benzerleri dizilmiş durumdalardı, ancak bu korumaların yüzleri açık seçik görünebiliyordu. Mira ve Amelia’nın konuştuğu yaşlı adama baktığında, onun kim olduğunu anlamıştı.

Moslee’ydi o. Her nasılsa, o yaşlı ve hasta halinden, az önce dövüştüğü haline gelmişti işte. Bu yaşlı Moslee’nin neredeyse ağzından başka hiçbir yeri hareket etmiyordu. Saçları beyazlamış, her tarafı kırışmış ve neredeyse bütün kasları erimişti. Kuvvetle muhtemel yürüyebiliyor ve kollarını kullanabiliyordu ama belli ki bunu çok fazla yapmıyordu. Ne konuştuklarını tam olarak anlayamıyordu, her nedense konuşmaları sanki beş oda ötesinden dinleniyormuşçasına buğulu ve anlaşılmazdı. Maeve odayı incelemeye devam ederken bir şey fark etti. Moslee’nin Amelia’ya bakışında garip bir sevgi ifadesi bulunuyordu. Ne yani, aslında Moslee Amelia’ya aşık mıydı? Yoksa bu onun yanlış anladığı bir bakıştan mı ibaretti?

Kafasında bu düşüncelerle odayı ve onları incelemeye devam ederken, Moslee’nin bakışlarının kendisine doğru döndüğünü fark etti. Ayrıca her nasılsa o hariç odadaki her şey durmuştu. Moslee’nin gerçekten kendisine bakıp bakmadığını anlamak için ona doğru yaklaştı ve “Beni görebiliyorsun, değil mi?” dedi. Moslee ona yanıt vermedi, sadece bakmaya devam etti. Maeve biraz daha yaklaştı, sonra onun ne yapacağını görmek için aralarında bir kişinin girebileceği bir mesafe kaldığında durdu. Moslee yavaşça ayağa kalktı ve yanındaki korumalardan birine tutunarak ayakta durmaya devam etti. “Şehrimi beğendiğini umuyorum Maeve.” dedi bu Moslee, “Burayı yapmam yüzyıllarımı almıştı.” Moslee yavaş yavaş arkasındaki büyük pencereye döndü ve oraya bakarak sözlerine devam etti:

“Yukarıdaki insanların kötü davrandığı, dışladığı, sürgün ettiği herkesi yavaş yavaş buraya topladım ve onlarla birlikte burayı inşa edip bu muhteşem hale getirdim. Üzerimizdeki deniz kurudukça, burası insanlar için daha da çok rağbet gören bir hale geldi. Onların sayesinde, yukarıya da etki etmeye ve bir şeyleri değiştirmeye yakın olmaya başlamıştım. Amelia ile de bu şekilde tanışmıştım zaten. Onun özel olduğunu o zaman anladım işte.

Onunla geçirdiğim zaman içerisinde, kendi bedenimin ötesine geçebilmeye başlamıştım. Onun bana yardım etmesi ve nano robotları nasıl kullanabileceğimi göstermesi sayesinde bu kadar uzun yaşayabildim işte. Ona aşıktım Maeve, ancak onun gözü sevgili Mira’sından başka hiçbir şey görmüyordu. Kaybettiği Mira’sını geri getirebilmek için her şeyi denemiş, hatta benimle çalışmayı da bu sayede kabul edebilmişti.

Onunla beraber çok şey yaptım, hatta beraber Atlantropa denen o cehennemi özgürleştirmeyi başarmıştık. Ancak o, Mira’nın da geri gelmesiyle benden tamamen uzaklaştı ve burada, bu konuşmada anlaştığımız şartları unutup bu şehrin ve içindeki halkın gelen sular içerisinde boğulmasına sebep oldu. Mira ve Amelia beni ve bu şehri tamamen unuttu, ancak ben onların bana nasıl sırtını çevirdiğini unutmadım.

Onları ve ne yaptığını takip edip ne yaptıklarını gördüm. Onların dünyasını yavaş yavaş yerle bir edip istedikleri barışı asla yakalayamamaları için çeşitli şeyler yaptım. Yaratmaya çalıştıkları kahramanı öldürdüm, barış getirmeyi istedikleri dünyayı tekrardan savaşa sürükledim. O zaman yaşadığım kör intikam hissiyle kendimi dünyamın içindeki gerçek kötülüğü uyandırmaya ve onun güçlerini kendi adıma kullanmaya adadım. Şimdi gördüğün ve dövüştüğün hale geldim.

Aslında Mira ve Amelia bana yapabilecekleri en merhametli şeyi yaparak beni normalde içerisinden çıkamayacağım ve bu kötü ruhu alt edebileceğim bir yere sürdüler. Ancak orada belli ki galip çıkan kişi ben olmamışım. Evet, bundan önce de tamamen iyi biri değildim, ancak asla bu kadar berbat şeyler yapacak biri değildim.

Maeve’di, değil mi? Buradan sonrasında çıkmanı tavsiye ederim, en azından bir süre onu oyalabilirim. Sen de bundan yararlanıp onu nasıl gerçekten alt edeceğini çözebilirsin. Ancak ne olur bana bir konuda söz ver.”

“Nedir?” diye sordu Maeve, karşısındaki kişinin gerçekten bir anıdan ibaret olduğunu bildiğinden ona güvenebilirdi herhalde. “Ne konuda sana söz vermeliyim?”

“Eğer bana kadar ulaşabildiysen, benden geriye de gidebilirsin.” dedi yaşlı Moslee, “Onu gerçekten iyileştirebilecek tek kişi Sordibus’tur. Onu görebilecek kadar geriye gidip Moslee’yi oraya süreceğine söz vermeni istiyorum. Onu öldüremezsin, en azından henüz bunu yapamazsın. Bunu yapacağına söz ver.”

Maeve ona kararlı bir biçimde “Söz veriyorum.” dedi, “Oraya gittiğinde, ölmek isteyecek.” Yaşlı Moslee gülümsedi ve “O zaman çabuk kaç buradan, zira birazdan burada olur kendisi.” dedi. Maeve başını onaylar biçimde salladı ve merdivenlerden inerek binadan çıktı. Şimdi Moslee’ye ne yapabileceği hakkında gerçekten bir fikri vardı. Bir kapı oluşturup oradan çıktı.

Moslee, her tarafı kan içerisinde başka bir kapıyı elleriyle yararak bu anı bölümüne girdi. Karşısında kendisinin yaşlı halini gördü ve güldü. “Merhaba Theodore.” dedi kinayeli bir sevecenlikle, “Seni bu kadar sene sonra görebileceğimi asla tahmin etmezdim. Buraya gelmeyi nasıl başardığını çok merak ediyorum açıkçası.” Yaşlı Moslee “İşte onu öğrenmen imkansız, zira ben bile bilmiyorum. Senden bir şekilde ayrıldım ve önce Mira ve Amelia’nın, sonra da Maeve’in anılarında yaşam buldum gördüğün gibi.”

“Demek ben buraya gelmeden önce Maeve ile konuşma imkanını buldun. Onun nerede olduğunu biliyorsun ve sana bunu söyletebilirim.” Moslee karşısındaki yaşlı adama saldırmak için tekrardan pençelerini çıkardı, ancak yaşlı adam onu eliyle durdurup “Buna hiç gerek yok.” dedi, “Onun nereye gittiğini sana zevkle söyleyebilirim.” Moslee’nin kendisini dikkatle dinlediğini gören yaşlı Moslee “Seni kendi başına yok edemeyeceğini başından beri biliyordu, bu yüzden bunu yapabilecek yegane kişiye ulaşacak ve ona ulaştığı gibi senin işin bitecek.”

Moslee iyice sinirlenmişti, “Onun kim olduğunu söyle!” diye bağırdı. Yaşlı Moslee başını hayır anlamına gelecek şekilde sağa sola salladı ve küçümseyici bir sesle “Asla.” dedi. İyice sinirlenen Moslee, ona saldırmaya başladı ama yaşlı Moslee, her nasılsa bedeninden beklenmeyen bir güç ve çeviklikle Moslee’ye karşılık verebiliyordu. Elindeki bastonun üzerindeki bir düğmeye bastı ve bastonun içerisinden bir kılıç çıktı. Yaşlı Moslee, genç rakibine bu kılıçla saldırmaya başladı. İkisi de birbirlerine üstün gelemiyor, ne kadar hile ve şaşırtmaca deneseler de bu durum değişmiyordu.

“Yapma, cidden elinden gelen bu mu Moslee?” Yaşlı adam küçümseyici bir şekilde güldü ve “Sana daha önce nasıl yenildiğimi cidden anlayamıyorum.” dedi. İyice çileden çıkan Moslee’nin daha çok hayvanileştiğini ve az önceki gibi düşünerek hamleler yapmadığını gördü. Onu yenen şeytan meydana çıkıyordu işte. Daha sert bir şekilde kılıcıyla saldırmaya devam etti, ancak şimdi karşısındakinin savunmasını aşması daha da zorlaşmıştı. Az önce ne olduysa, artık karşısında kendisinden daha zorlu ve tehlikeli bir rakip vardı.

Kılıcını son bir defa savurmaya çalıştı, ancak Moslee’nin pençeleri kılıcı havada yakalayıp parçalamıştı bile. Bunu gördüğü gibi geri çekilmeye çalıştı ama Moslee üzerine atılıp onun göğsüne derin bir kesik attı ve onun yere düşmesini sağladı. Yerde olan yaşlı Moslee, üzerinde olan ve onu son bir hamleyle yok etmeye çalışan Moslee’ye baktı ve “Bitti.” dedi, “Buradan itibaren işin bitti. Maeve’i gördüğün gibi öleceksin.” Moslee onun dediklerine yanıt vermedi ve ona aldırmadan kafasını bir yumrukla ezdi.

Ayağa kalkan Moslee, altında yavaş yavaş toza dönüşüp yok olmaya başlayan yaşlı haline bakıyordu. “Zayıf olanın fikri değersizdir ve her fırsatta yanlışlanmalıdır.” dedi kendi kendine ve tıpkı yaşlı adam gibi yavaşça toza dönüşerek yok olmaya başlayan yeraltı şehrine baktı. “Suyun bu pisliği temizlemesi gerekiyor artık.” dedi ve bunu dediği gibi ayağının altındaki suyu fark etti. Binalardan birinin kapısının değişik olduğun gördü ve orasının geçit kapısı olduğuna karar verip o kapıya doğru gitti. Kapıyı elleriyle bükerek açtı ve oradan geçerek başka bir anıya doğru gitti.

Şimdi Havisran gezegeninin son anlarında, Maeve’in tepesinde olduğu kuledeydi. Maeve her nasıl yapmışsa, yok oluşun bütün ayrıntılarını kaydetmeyi başarmış, şimdi bunu yavaş çekimde oynatarak Moslee için muhteşem bir tuzak hazırlamıştı. Yanındaki Maeve’e baktı ve “Bana büyük bir avans veriyorsun.” dedi, “Bu yok oluş bu hızla ilerlerse buradan rahatlıkla kurtulabilirim.” Yanındaki Maeve ona baktı ve “Haklısın.” dedi. Birden her şey hızlanmaya başladı ve Moslee az önce söylediklerine pişman olarak bir çıkış kapısı aramaya başladı.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir