Berdan Sarıgöl’den Üçlemenin Final Kitabı – Universum: Barış Planı 8.Bölüm

Bunu Paylaşın

Yedinci Bölüm: Habit

Moslee etrafına baktı. Gemisinin içerisinde olduğunu ve bedeninin kontrolünü tekrardan eline aldığını fark etmişti. İçerisinde olduğu bölmeden çıktı ve kaptan köşküne geri döndü. Kaptan köşkünün panoramik penceresinden gördüğü manzara onu mutlu etmişti. H-117 istasyonu karşılarındaydı. “Pekala” dedi etrafındakilere “bu savaşı sonsuza dek bitireceğiz. H-117’ye iniyoruz! Orası artık bizimdir!” Gemi H-117’ye doğru ilerlemeye devam ederken, Moslee de kazandığına inanamamış bir şekilde seviniyordu. Eğer hesapları doğruysa, iki sene sonra tamamen zafere erişmiş olacaktı.

“Maeve kendini boş yere öldürdü.” dedi kendi kendine “Onun kendisini öldürmesi de bana yaradı gerçi. Şimdi Bilinç Biçerdöveri belirlenen zamanda bütün zamanı yeniden başlatacak ve bu sefer Maeve, Mira, Amelia ve Row dörtlüsü olmadan istediğim gibi hareket edebileceğim. Bilinç Biçerdöveri’ni tekrardan geliştirebildiğimde, bu sefer kendim için kullanıp bu evreni ve diğerlerini elime geçireceğim!” Gerçekten de öyle olacak gibiydi, zira Bilinç Biçerdöveri artık kontrolde değildi. Maeve Bilinç Biçerdöveri’ni kontrol ederken kendisini, annelerini ve sevgilisini kurtarabiliyordu, ancak şimdi Bilinç Biçerdöveri kazanmış olduğu için her şey bu döngünün sonunda olduğu gibi ertesi döngüye aktarılacaktı. Yani kendisi kazanmış olduğu bedeni tutacak, Maeve, Mira, Amelia ve Row gibi kişiler de onun yoluna çıkmayacaktı.

“Buradan sonrasında başka hiçbir savaşa girmek zorunda olmayacaksınız.” dedi yüzünde sevinç dolu bir ifadeyle “Bugünden sonra geleceğimiz tamamen bizimdir. Kaptan! İstasyona inmek için hazırlan, burayı ele geçirdiğimizde hepsi düşecek!” Kaptan onu başıyla onayladı ve iniş için emir verdi. Moslee bu saldırı için hazırladığı zırhı giymek için kamarasına gitti ve zırhı iki askerinin yardımıyla üzerine geçirdi. Her tarafı altın ve gümüş işlemeli, ağır bir zırhtı. Göğsünde, omuzluklarında, kol kısımlarında, botlarında irili ufaklı ejderhalar vardı. Zırhın kaskı yoktu, zira Moslee bu zırhı bir savaş zırhı olarak değil, bir tören zırhı olarak yaptırmıştı.

Gemi H-117’ye indi ve Moslee gemiden çıkıp istasyonun topraklarına ayak bastı. Her nasılsa, burada kimse yoktu, ya da karşılarına çıkmak istemiyorlardı. “Her tarafı arayın!” dedi askerlerine, “Hiçbir şekilde elimizden canlı çıkmamalılar!” Yürümeye devam etti ve istasyonun ana meydanına çıktı. Ana meydana çıkan yolun sonuna geldiğinde orada birini gördü.

Gördüğü bu kişi, sivil giyimli bir kadındı. Altın sarısı saçları, yeni yıkanmış bir ölü gibi teni ve öfkeyle bakan mavi gözleriyle korkutucu derecede güzel görünüyordu ona. Üzerinde basit, beyaz bir tunik, altında bu tunik kadar basit tasarımda, beyaz bir pantolon vardı. Ayakları çıplaktı ve her nasılsa, her tarafında kırık camlar olan bu yerde bu onu birazcık dahi rahatsız etmiyordu. Hatta daha da ilginci, hiçbir şekilde yara yoktu ayaklarında.

“Theodore James Mosley. Anna Pearson Mosley ve Samuel Keith Mosley’in çocuğu. Atlantropa evrenindeki zaman çizelgesine göre bin dokuz yüz yetmiş sekiz yılının Aralık ayında, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York şehrinde doğdun. Doğduğun muhit fazlasıyla kısıtlı ve fakirdi, bu yüzden hem kendini, hem de aileni kurtarmak için akademik bir kariyer yapmaya karar verdin.” Moslee bu kadının neden bunları anlattığını anlamıyordu. Kadın ona aldırmadan devam etti:

“Gerçek bir dahi olduğunu tam olarak bu zamanlarda keşfettin. Bir yaşında hali hazırda okumayı biliyordun. Üç buçuk yaşında, annenin fön makinesini tek başına tamir ettin ve o makine annen ölene dek çalışmaya devam etti. Beş yaşında okula başladın ve okumayı sadece üç ders saati içerisinde öğrenip sınıfları kolaylıkla atlayarak on yedi yaşında Harvard Üniversitesi’nden mezun oldun. Mezuniyetinden sonra Avrupa Birliği’nde iş bulmaya gittin, ancak işler planladığın gibi gitmedi ve oradaki çetelerden birinin boyunduruğu altında kaldın. Sen de, özgürlüğünü kazanmak için çetenin başına geçtin ve bir yandan da gerçek bir bilim insanı olarak adını duyurup, bir yandan da bütün Avrupa çetelerini ve mafyalarını bir araya getirip Salem şehrini kurmaya başladın. Yer altına kurduğun bu şehir sayesinde pek çok insanı Atlantropa’nın kuruluşundaki o facialardan kurtardın ve onlara bir yaşam alanı sağladın.

O zamanlarda Amelia Kalinmann senden yardım istemeye geldi. Ona aşıktın, hayatında ilk defa birini seviyordun. Yardım isteğini kabul ettin ve onunla birlikte Mira Kalinmann’ın bulunup yeniden hayata döndürülmesi için çalışmaya başladınız. O çalışmalar sırasında elde ettiğin nano robotlar sayesinde ömrünü yüzlerce yıl uzattın, ancak onları kontrol edebilmek için çalışman gerekiyordu. Amelia Kalinmann Atlantropa’dan ayrılmak zorunda kalınca, Salem’i artık kurumuş olan Akdeniz’in altına doğru genişlettin ve yerel hükümetle çalışmaya başladın. O sırada da nano robotları kontrol etmenin yolunu buldun. Fakat kontrol edemediğin başka bir şey, seni yakaladı ve dönüştürdü: Aşk.

Amelia’ya olan aşkından dolayı Mira’yı düşmanın olarak bellemiştin zaten. Bunu gören bir kötü ruh, seni yavaş yavaş içten fethetmeye ve bu kıskançlığını kullanarak seni öldürmeye başladı. Bunu fark etmedin, çünkü o, sana istediğin her şeyi vereceğini vaat ederek seni kandırmıştı bile. Ancak fark etmediğin şey, senin istediklerini yerine getirmektense, senin ne istediğini değiştirmekti. Bunu o kadar sessiz ve derin bir şekilde yaptı ki, fark edemedin, fark etsen dahi geriye dönemeyecek duruma geldin. Onun açlığıyla bir oldun ve kendini ona teslim ettin. Tıpkı benim kardeşim gibi.”

Moslee bu son cümleyle onun kim olduğunu anlamıştı. İçindeki açlığı en iyi tanıyan kadındı o. Cladius’un yozlaştırılamayan kardeşi, Amelia’nın annesi, Maeve’in anneannesiydi o. Sordibus’tu o. İlk defa içerisinde bir şeylerin gerçekten kırıldığını hissetti. Sinirlenmişti.

“Eee?” dedi sinirli, ancak alaycı olmaya çalışan bir ifadeyle “Şimdi bu ne demek oluyor? Buraya kendini yansıtmayla beni durdurabileceğini mi sanıyorsun? Kazandığımı gördün ve bana veda etmeye mi geldin? Nedir amacın? Söyle!” İçerisinde olmaya başlayan şeyin bilinmezliği, onu daha da çok sinirlendiriyordu. Sordibus ona doğru yavaş yavaş yürüdü, sonra durdu ve “Şu ana dek ne olduğunu anlayamadığına şaşırdım açıkçası.” dedi. Moslee yanından gelen askerleri gördü ve “Ne olduğunu anlıyorum galiba, sen bir tür hologramsın ve beni burada tutarak gelen askerlere açık hedef olmamı sağladın.” dedi, sonra kibirli bir şekilde “Fakat bu hiçbir işe yaramayacak. Hepsini öldürebilirim.” diyerek kılıcına davrandı.

Eline hiçbir şey gelmediğinde ne olduğunu anlayamayarak şaşırdı. Sonra zırhının da üzerinde olmadığını fark etti. Hatta üzerinde herhangi bir kıyafet dahi yoktu. “Nasıl bir büyücülüktür bu, ihtiyar cadı? Hemen açıkla, yoksa burayı başına yıkarım!” diye bağırdı. Sordibus ise, hiçbir şekilde istifini bozmayarak “Buna gerek yok Theodore James Mosley, onu ben de yapabilirim.” dedi ve bir el hareketiyle her şey yok oldu.

Şimdi nerede olduğunu anlamıştı Moslee. Birinin akıl sarayındaydı, ancak bu ne onun, ne de Sordibus’un akıl sarayıydı. Bu durumda ikisi de eşit derecede güçlü olmalıydı. Bu varsayımının üzerine gitmeye karar verdi ve kendisine yeniden bir zırh yaratmaya çalıştı, ancak hiçbir şey yapamadığını görünce şaşkınlıktan donakaldı.

“Burası bir akıl sarayı, ancak ne senin akıl sarayın, ne de benim. Hayırdır, beni hapsedebilecek kadar güçlü bir müttefik bulmayı başardın mı yani?” Moslee hala kibirli bir ses tonuyla konuşmaya çalışıyordu. Sordibus’un karşısında küçük düşemezdi, düşmeyecekti. Sordibus artık karşısındaki kişinin zavallı haline üzüldüğünü gizlemiyordu bile. “Hala mı anlayamadın ne olduğunu? Sence akıl sarayları gerçekten de birbirlerinden ayrı olabilirler mi? Burası senin ve senin gibilerin sayesinde inşa edilen kolektif bir akıl sarayı. Yüzyıllarımı alsa da, buranın hakimiyetini elime almayı başardım ve senin gibi gelenleri de buranın içerisine katıyorum.” Moslee, onun dediklerine şaşırıyordu. Nasıl yani, burası onun dediğine göre her birinin son bulacağı yer miydi?

“Eğer burası benim son bulacağım yer ise, bunu büyük ve şatafatlı bir finalle yapmak isterim!” Moslee’nin gözlerinde korkutucu bir hırs belirmişti. “Kendini hazırla Sordibus, geliyorum!”

Sordibus’un üzerine atıldı, ancak ona yetişemeden havada kalakaldı. Sordibus istifini bozmadan ona baktı ve “Seni anlıyorum Theodore James Mosley, ancak bunun için birkaç evren geciktin.” dedi, sonra bir el hareketi yaptı ve yerden beyaz renkli, yılan benzeri şeyler çıkarak Moslee’yi yavaş yavaş yere çekmeye başladı. “Şimdi, kızlarıma ve torunuma yaptıklarının cezasını çekeceksin.”

Sordibus’un yüzündeki ifade tamamen acımasızlaşmıştı. Moslee, bu ifadeden tamamen korkmuştu. İlk defa, gerçekten birinin elinde ölebileceğini düşünüyordu. Bu düşünce ile irkildi ve kendisinden iğrendi. Yere doğru batarken, Sordibus’un onu nereye çektiğini anlayabileceği bir ipucu yakalamıştı.

Kendisi gibi olanların oluşturduğu bir akıl sarayındaydı. Bu akıl sarayına kendisi de bağlanacaksa, bunu kullanarak Sordibus’un üzerinde oturduğu bu güce hükmedebilirdi. Bunun için yapması gereken ilk şey, bunu yapmaya nereden başlaması gerektiğini bulmaktı.

Şimdi nerede olduğunu görebiliyordu artık. Tamamen beyaz bir boşluğun içerisinde süzülüyordu. Kendisine baktığında, az önceki gibi fiziksel bir bedenden ziyade, o bedenin gölgesi gibi görünen simsiyah bir şekil aldığını görebiliyordu. “Pekala” diye düşündü kendi kendine “buradan çıkmak için bağlantı kurabileceğim bir şey ya da birini bulmam gerek. Süzülmeye devam ederken, bir şeye doğru yaklaştığını gördü. Bu şeyin ne olduğunu ilk bakışta anlayamasa da, yaklaştıkça ne olduğunu görebiliyordu. Tıpkı Sordibus gibi beyaz tenli, sarı saçlı ve mavi gözlü biriydi bu, onun kim olduğunu gördüğünde anladı. Cladius’tu o.

Bunu nereden bildiğini kestiremiyordu, ancak aralarında bir bağlantı vardı ve bu bağlantı ona istediği her şeyi bildirebiliyordu. Bunun Sordibus’un söylediği ruhla bir alakası olabilir miydi? Gerçekten de, öyle bir kötülüğün emri altına girmiş ve kendisini tutsak etmesine izin mi vermişti yani? Buna daha fazla katlanamazdı. Buradan çıktığı gibi, bu kötülüğü yenmenin ve ona hükmetmenin yolunu bulmalıydı. Cladius’a doğru yaklaştı. İçgüdüsel olarak ne yapması gerektiğini biliyordu sanki. Ona baktı, elini tuttu ve “Sonunda ne yapmam gerektiğini biliyorum artık.” dedi.

Bir anda ikisinin de gerçek şekilleri ortaya çıktı. Cladius, maskelerden fırlamış gibi bir yüzü olan devasa bir gölgeye dönüşürken, Moslee ise zaten içerisinde olduğu gölge insan formunun daha büyük bir versiyonuna dönüştü. Moslee bu gölgenin neresine hedef alması gerektiğini gördü ve oraya saldırdı. Maskeye saldırı yapacağını hesaplayamayan Cladius/Habit, bu ani hamle ile yavaş yavaş parçalanmaya başladı. Moslee elindeki maskeyi yavaş yavaş yiyordu. Maskenin her bir lokmasının onu daha da çok güçlendirdiğini hissedebiliyordu. “Buradan kurtulduğumda, artık neyi hedef almam gerektiğini biliyorum.” dedi ve maskeyi yemeyi bitirdiğinde, süzüldüğü boşlukta yukarıya doğru yüzmeye başladı.

Sordibus aşağıdan gelen bir şeyin titreşimlerini hissetti. Ne olduğunu tam olarak anlayamadı, ancak bu yeni gelen Moslee’nin bir şekilde kendisinin hapsedildiği bu yerden çıkmaya çalışacağını biliyordu. Burayı inşa ederken, hapsettiği her ruhun buradan bir şekilde çıkmaya çalışacağını tahmin etmiş ve bunun olmaması için önlemler almıştı zaten. En basitinden, Moslee’nin yönü biraz sonra şaşacaktı, o ise bunu bilmeden enerjisinin büyük bir kısmını tüketene dek yüzmeye devam edecek ve sonsuza dek kapalı kalacağı bir sistem oluşacaktı kendi kendine. Ayrıca, içerisinde olduğu yer direkt ve sürekli olarak ona saldırıyordu zaten, bu yüzden kendisi fark etmeden bununla savaşacak ve yorulacaktı.

Bu sistemi, özellikle böyle olması için Ike ile tasarlamıştı, ancak Ike’nin ömrü bunu tamamlamaya yetmemişti. Her nasılsa, o da Ike ile birlikte ölmemiş ve ondan aldığı güçle buraya dek erişip amaçlarına göre düzenlemeyi başarmıştı. Habit’in oluşumunda onun da kurban edilmiş olması, bunu yapmasını daha da kolaylaştırmıştı aslında. Bunu kullanarak Habit’i ikiye ayırmayı başarmış ve kendisinin işine yaramayacak kısmını hapsedebilmişti. Ancak hesaba katmadığı bir şey vardı.

Habit’i tamamen sindirmiş olan Moslee, onun içerisinden gelen bir bağın görüntüsüyle şaşırmıştı. Buna göre, az önce yenip ele geçirdiği Habit, sadece bir yarım ruhtan ibaretti. Kendisi gibi tek bir ruhtan değil, iki farklı kişinin ruhundan türemiş olduğu için, ikinci kişiyi de yemesi ve sindirmesi gerekiyordu ki tamamen bunu kontrolü altına alabilsin. Bunun için gitmesi gereken ikinci ruhun da Sordibus olduğunu görmüştü bu bağın sayesinde. “O zaman seni kardeşine kavuşturayım sevgili Sordibus.” dedi ve ona doğru yüzmeye başladı.

Sordibus bir anda kendisiyle bağ kuran birini hissetti. Bu kişinin tam olarak kim olduğunu anlamamıştı, ancak bir kişi olmadığı kesindi. İçerisinde Habit’in diğer yarısını barındırıyordu, zira bunun sayesinde onunla bağlantı kurabiliyordu. Bunun kim veya ne olabileceğine dair birkaç tahmini vardı, ancak gerçekten hiçbirinin bu kadar akıllıca hareket edebilmesi mümkün değildi. Karşılaşıp hapsettiği pek çok kötü, genelde dış duyularına güvenen ve bunlar sayesinde yollarını bulan kişilerdi, o da bunu kullanarak onları şaşırtmayı ve hapsedebilmeyi başarıyordu. Ancak bu farklıydı. Her nasılsa, dış duyularına güvenmeyi bırakıp onunla kurduğu bağı kullanarak kendisine yaklaşıyordu. Bunu yapabilecek kadar akıllı olabilecek bir kişi vardı aslında ve Sordibus onun Moslee olduğunu görene kadar anlayamadı.

Moslee hızlı bir hamleyle içerisine hapsedildiği denizden çıktı ve Sordibus’a doğru saldırdı. Sordibus Moslee’yi kıvrak bir judo hamlesiyle üzerinden attı ve geriye doğru çekildi. Moslee, yüzünde şeytani bir gülümseme ile bir defa daha Sordibus’un üzerine atıldı. Sordibus aynı şekilde onu savurabileceğini düşünmüştü, ancak Moslee bu savurma hamlesine Sordibus’un yüzüne basit bir yumruk ile karşılık verdi.

İkisi de birbirlerine karşı yapacakları hamleleri hesaplıyordu. Moslee Sordibus’un kendisini kolay kolay yenemeyeceğini biliyordu, bu yüzden onun bütün bu hapishaneyi inşa etmesini sağlayan Habit’i kullanarak onu yenecekti. Sordibus ise Moslee’nin Habit’e dokunmasını engellemek için ne yapması gerektiğini düşünüyordu. İkisi de bir sonraki hamlelerini hesaplıyor ve karşılarından ne hamle geleceğini düşünüyorlardı.

Moslee yapması gereken hamleye karar verdi ve Sordibus’un kontrol ettiği Habit ile olan bağını kullanarak ona içten bir saldırıya başladı. Sordibus ise bu hamleye benzer bir hamleyle Moslee’ye saldırarak karşılık verdi. Şimdi ikisi de, birbirlerine ikinci bir hamle yapamayacak şekilde kalakalmıştı. İkisinin de bu açmazdan çıkması için Habit’in kendilerinde olan yarısından ayrılması gerekiyordu, bunun da ne kadar tehlikeli olabileceğini ikisi de biliyordu…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir