Türe Dair Bir Ergenlik Vakası: Kendi Ajandası Olan Süper kahramanlar Ve Farklı Disiplinlerdeki Örnekleri

Bunu Paylaşın

Çizgi roman; edebiyatın resimle birleştiği bu sanat, her ne kadar ve özellikle ilk örnekleri ile, edebiyatın daha ziyade lümpen bir kolu olarak görülse de, tarihçesi ve dünyadaki zeitgeist/zamanın ruhuna dair evrimi ile aslında her zaman ciddiye alınması gereken bir tür olmuştur.

Fakat bu çok eski edebi sanat kolunun hakkıyla beyazperdeye ve beyaz cama uyarlanması, ancak yeni milenyumla mümkün olabildi. O kadar ki, yorumlar esaslarını efsane kılmakla kalmadı, yeni materyaller de yorumlardan türeyerek ortaya çıktılar.

Biz de işte tam bu konsepti konu olarak seçtik kendimize bugün. Önce materyal bazında kısa özetler yapacak sonra da genel kanımızı bildireceğiz. Dilerseniz başlayalım.

X-Men (1963-2000):

Çizgi roman, “Uncanny/Tekin olmayan” X-Men adıyla Marvel tarafından ilk kez yayınlandığında, topluma karşı görevleri olan beyaz kahramanlardan, kendi dertleri olan ve dengelemeye çalıştıkları hayatlarını, yardım etmeye çalıştığı insanların zorlaştırdığı yeni nesil bir kahraman türü çıkartmıştı ortaya.

Eserin ilk amacı, özellikle o dönem siyahi Amerikalıların başlattığı harekete bir destekleyici reaksiyon olarak gözlemleniyordu. 68 kuşağının öncüllerinden olan kültürel materyal, daha sonraki örneklerinden de bu yönüyle ayrılıyordu; X-Men, temelde siyasal bir mesaja sahipti… Evet, kahramanları birer karakter olsalar da, ayrımcılığın etkisi onları negatif etkilese de, kendi ajandalarından ziyade toplumsal bir başkaldırışı temsil ediyorlardı. X-Men daha sonra farklı milletlerden kahramanlar da yaratarak çizgisini belirli kıldı.

2000 yılında beyazperdeye uyarlanan eser, zaman içinde bir Wolverine kültü yaratmaktan pek de öteye gitmediyse de -özellikle sonuncusu hariç Wolverine temalı filmlerden bahsediyoruz.- yine de ikinci sürümü ile özünü daha başarılı yansıttığı da inkar edilemezdi.

Hancock (…-2008):

Listemizde bir çizgi romana bağlı olmayan, “stand alone” bir film olarak boy gösteren tek eser olan Hancock, kitlelerin beyazperdede kişisel sorunları ile boğuşan bir süper kahramanı ilk kez gördüğü yapım olduğu için listemizde bu şekilde boy gösteriyor.

Hancock, mizahı ile güçlü, farklılığı ile kitleleri yakalayan bir eser olarak başladığı iki saatlik macerasını, son derece klişe ve tüm yapısına ters finali ile gölgeleyince, kazanabileceği kült statüyü kaybetse de, bir ilk olması sebebiyle, yine de bu alanda bir bir mihenk taşı sayılabilir.

Invincible (2003-2021):

Her ne kadar Amazon Prime’ın şok edici animasyonu listemizdeki en yeni başlık olsa da, çizgi romanı itibariyle aslında yaklaşık yirmi yıllık bir geçmişe sahip. Bu eserin başat özelliğinin, ergenlik çağındaki bir grup gencin, hayatlarının baharındaki gelişmelerine eklemlenmiş çok ciddi bir görsel şiddeti içermesi olduğu söylenebilir.

Aslında etkileyici bir gerçekçiliğe sahip olan serinin sorunu, tüm bir jenerasyonunun sorunu olarak görülüyor. Bunu açacağız.

The Boys (2006-2019):

Yine, kendi ajandası olan ve özellikle başka herkesin aleyhine olacak şekilde -bu ajandalar yine de, dünyayı ele geçirmek sayılmaz- bu ajandayı uygulamaya geçirmek isteyen ünlü, şımarık ve tehlikeli süper kahramanların, bu sefer bir CIA inisiyatifi ile kontrol altına alınma çabalarını ve bu mücadeleden doğan gri alanları başarıyla işleyen materyal, farklı duruşuyla, daha doğrusu kahramanlarını süper kahramanları kontrol altına almaya çalışan gücün adıyla seçerek, bugünkü popülaritesini hak ettiğini gösteriyor.

The Umbrella Academy (2007-2019):

Bu eser ve sonrasındaki yapım, belirsiz bir nedenle, aynı anda doğan çocuklardan kurulu ve bir sürpriz şahıs tarafından birleştirilen bir aileyi konu almasıyla, hem dini, hem felsefi hem de aile gibi son derece doğal ve önemli konseptleri ele alırken, fantastik sahnesi, uzay ve zamandaki atlamaları ve aile içindeki ölümcül değişimleri ile gerçekten kalifiye bir yapım olarak göze çarpıyor.

Bu arada hatırlatalım, sitemizde dizi ile ilgili detaylı bir inceleme de yayınlamıştık. Dilerseniz buradan okuyabilirsiniz.

The Umbrella Academy‘nin başardığı bir başka önemli nokta da, bireylerden ve onların günlük dertleri, mutlulukları ve ilişkilerinden yola çıkarak, bunu önce aileye sonra da dünyanın kurtuluşuna dair bir sorumluluk bilincine çevirebilmesi.

Evet, kısaca örneklem olarak bahsettiğimiz yapımların sonuncusunun son cümlesinden devam ederek konu hakkındaki genel fikrimizi de belirtelim.

Gri, füme veya düpedüz siyaha geçen bu yapımlar belki ilk yayınladıkları dönemde bir boşluğu dolduruyor veya aşılması mukadder bir sınırı aşıyorlardı. Kısaca türün ergenliği olarak algılanabilecek bu dönemin önünde aslında iki yol var. Ya Invincible gibi “cool” ancak nispeten sığ bir şekilde, önündeki arkta hızla akacak. Ya da The Umbrella Academy’nin yolundan giderek ve grinin tonlarında kalarak, durgun ve derin bir su olarak oturaklı bir karakter edinecek.

Elbette ve büyük ihtimalle her iki kolda da ilerleyecek olan bu yolların hangisinin marjinal hangisinin ana akım kalacağına da, özellikle gençler başta olmak üzere genç izleyici kitleleri karar verecek.

Biz de merakla bekliyor olacağız…

Tekrar görüşmek üzere, esen kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 4 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir