Haz
10

Bir Filmi Kaç Kez İzleyebilirsiniz ? – Yarının Sınırında…

Yazan YariAydin 0 Yorum / 1.085 Kez Görüntülendi

edge-of-tomorrow Yarının Sınırında / Edge Of Tomorrow… Zamanı yeniden başlatabilme yeteneğine sahip “Mimic” adlı kovan mantığında hareket eden istilacılarla savaşan ve bir şekilde onların bu özelliğini alan iki askerin macerasını anlatan filmin başrollerinde Tom Cruise ve Emily Blunt’ı izliyoruz.

Japon öykü yazarı Hiroshi Sakurazaka‘nın günümüzden 10 yıl önce yayınladığı ve daha sonra manga haline de getirilen All You Need Is Kill adlı öyküsünden uyarlanan film, uzaylı istilası ve zamanda yolculuk gibi iki popüler konuyu işliyor.

Buna göre dünyamız, meteorlarda uykuda olan bir uzaylı ırk tarafından istilaya uğramaktadır. Avrupa’da başlayan istila henüz tamamlanmamış ve dünya güçleri de henüz savaşma azimlerini kaybetmemiş olsalar da, düşmanın kabiliyetleri karşısında doğuda Çin ve Rus batıda ise Amerikan ve İngiliz koalisyonları adı altında direnmekten fazlasını yapıyor gibi de görünmemektedirler. Ta ki İngiliz-Amerikan koalisyonu Verdun’da, yeni exoskeleton teknolojileri ve “Verdun Meleği” Rita Vrataski (Emily Blunt) sayesinde ilk zaferlerini kazanana kadar…

Buraya kadar özetlemek gerekirse uzaylılar II.Dünya Savaşı Nazi Almanları olmakla birlikte, ilk yenilgiye uğradıkları yer de I.Dünya Savaşı’nda Almanların geçemedikleri Verdun hattıdır, yani uzaylılar, alegorinin o dillere destan aleminde Almanların ta kendileridir. İşte bu zaferden cesaret alan batı müttefik güçleri Fransa’ya devasa bir indirme harekatı düzenlemeye karar verirler, düşmanın gücü artık kırılmıştır ve son darbeyi vurmak için gecikmemek gerekmektedir. Yine söylemeye gerek yoktur ki bu da Normandiya Çıkartması’nın sembolüdür… Ama olmayacak olan olur, bu sefer Almanlar kazanır, zira Verdun yenilgisi uzaylıların Batı Koalisyonunu üzerlerine çekmek için oynadıkları bir oyundan başka bir şey değildir. Savaş dakikalar içinde kaybedilir ve Batı koalisyonunun harekat merkezi Londra da hemen ardından işgal edilir.

Bununla birlikte Normandiya sahillerinde yeni bir kahraman doğmaktadır. Binbaşı William Cage (Tom Cruise). Müttefik ordular komutanı General Brighom (Brendan Gleeson) tarafından işgalde çekim yapması istenen bu “Yedek Medya Subayı”, emri reddedince tutuklanarak bir er olarak savaşa gönderilmek gibi saçma sapan bir senaryoyla atıldığı sahilde, anten tabir edilen bir Mimic’i ve kendisini, İngilizlerin adını anmaya doyamadığı bir claymore mayınıyla havaya uçurur ve aynı anda işgalden bir gün öncesine dönerek, zamandaki fasit dairesine sıkışmış olur. Cage, önce bunu etrafına anlatmaya çalışacak, sonra vazgeçip bu savaşları tekrar tekrar yaşayacak, daha sonra da Vrataski’nin bir dönem aynı durumda olduğunu öğrenip onunla bir ikili olmak suretiyle yüzlerce kez deneyerek tüm bu faist daire ve işgal merkezini yok etmek için bitmeyen bir mücadele girişecektir.

tom-cruise-battle-edge-of-tomorrow

                                                             Tom Cruise karakterindeki değişim ve gelişimi başarıyla yansıtmış

Kelebek Etkisi filmi kadar ilgi çekici, Battle LA kadar kahramanca (istila senaryosundan, fragman müziğine kadar da aynı!!!), her eli yüzü düzgün Hollywood filmi kadar efektlerle donanmış bu filmin izleyiciler tarafından eğlendirici bulunması sürpriz değil. Hatta daha ileri gidersek, bir uzaylı istilasının “Kovan” mantığında faaliyet gösteren ve uygun koşullar oluşana kadar metabolizmaları yavaşlamış organik ajanlar, ya da tek komuta merkezinden yönetilen yapay zekalar olması gibi bilim ve bilimkurgu dünyasında ortak kabul gören konseptlerle hazırlanmış olması da takdire şayan. Yine exoskeleton teknolojisi ve yakın gelecek tasvirinin günümüzden farklı ancak tanınabilir olması da başarılı addedilebilir.

Buna  mukabil zaman yolculuğu imkanının kaynağı ve bu gücün bulaşma yolu son derece temelsizce ortaya konuyor. Yan karakterlerin stereotip yapıları da bir başka eleştiri konusu. Bununla birlikte savaşan askerlerin sosyal sınıf olarak tasviri insanı etkileyecek kadar başarılı. Er Ryan’ı Kurtarmak filminin yarım ağız kötü espri makineleri ile kıyaslayınca gözlerinde korku olan, fakir ve alt sosyal sınıftaki insanların ön cephede bulunması fikri güzel yansıtılmış. Burada J Takımı olarak tasvir edilen birliğin taşralı Amerikan çavuşu Farell rolündeki Bill Paxton’u kutlamak gerekli. Ama bu güzel takımı filmin sonundaki son ve -sigortasız- savaşa bu kadar kolay ikna etmek ve beş dakika içinde harcatmanın anlamsızlığı da ayrı bir tartışma konusu… Sadece yaylım ateşi açmak parçalanmak ve kendini arkadaşı için feda etme klişelerini yerine getirmek için eklenen bu sahneleri çekecekseniz, o takımı başta neden bu kadar gerçekçi tasvir ediyorsunuz diye sormak geliyor insanın içinden.

edge-of-tomorrow-movie-screenshot-rita

                      Emily Blunt’ı izlediğim her filmden sonra kendisinin aslında Amerikalı olduğuna dair ciddi şüphelere gark oluyorum doğrusu…

Filmle temelde uzlaşılması zor nokta işte bu meyandan açıklanabilir. Cage ve Rita’nın fasit daireleri orijinal eserde bir tür lanet gibi tasvir ediliyor hatta ana karakterler artık savaştan ziyade bu durumdan kurtulmaya çalışıyorlarken, filmde bu durum daha çok bir eğlence ve izleyiciyi güldürme yolu olarak kullanılıyor. Bilgisayar oyunları da oynayan günümüz genç sinema izleyicisi bu “save” bazlı senaryodan etkileniyor. İzleyiciye, şu 5 boyutlu sinemaların asla düşülmeyen uçak sortilerinin bir benzerini yaşatan film, interaktif olarak amacına ulaşıyor olabilir, ancak tüm eserin ruhunu da bu şekilde katletmiş oluyor. Bir de bunların üzerine kendini feda etme, kahramanların aşkı (ki ikili bu konuda gerçekten uyumsuzlar), abartılı aksanlar (Angel Of Verdun diyen Fransız, ağır İngiliz aksanlı adam, Afroamerikan stereotip), formüle edilmiş grup içi ölüm oranları gibi değişmez lonca sanatı öğeleri eklenince, gündeme sadece bir soru geliyor…

Diğer türdaş filmlerin aynısını ortaya koyacağınızı bile bile neden zahmet edip öykünün film haklarını aldınız da kendiniz bir senaryo yazmadınız? Daha ötesi, o öyküyü neden katlettiniz ?

Bu can sıkıcı durumun ne kadar kronikleştiğine bir örnek olarak kendimden birşeyler eklememek istiyorum. Filmden önce senaryonun nereden esinlendiğini bilmiyordum. Sinema çıkışında öykünün adını gördüğüm daha o anda, kaynak öykünün filmdekinden çok daha komplike, anlamlı ve yetişkin olduğunu biliyordum. Araştırınca da yanılmadığımı gördüm. Bütün bu anlattıklarım da benim başarım değildi üstelik…

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz