Bir Soğuk Savaş Hikayesi: Bulgaristan’da Asimilasyon ve Göç

Bunu Paylaşın

Merhaba, sizleri yeni kategorimiz olan Retrospektif’te karşılıyoruz bugün. Bu yeni kategori, benim özellikle kişisel ilgi alanım olmakla birlikte, tarihsel kurgunun sitemiz genel konsepti ile olan yakınlığıyla da teyit edildi zihinlerimizde.

Biz de bu kategoride işleyeceğimiz konuları “kurgu” bazında ele alarak site içinde bir birlik sağlamak yoluna gideceğiz. Eğer fırsatımız ve fırsatınız olursa bu kategoride işlediğimiz konuları gördükçe genel bağlamı siz de göreceksiniz diye umuyorum.

Bugünkü konumuza geçmeden önce belirtmem gereken bir husus da şu; burada yazacağımız konular popüler tarih seviyesinin üzerinde olmayacaktır. Bununla birlikte yine de sadece kişisel bilgilerimizden veya internet sitelerinden değil kitaplardan da yararlanmaya çalışacağız. Kaynak belirtmeyecek olsak da yargı içeren tanımlamalardan da kaçınacağımız için keyifli bir “bir varmış bir yokmuş” dünyası içinde iletişim kuracağız kabul edin.

Bu kısa bilgilendirmeden sonra isterseniz bugünkü konumuza geçelim.

Bildiğiniz üzere “Naim” filmini yorumladığımız ve burada linkini eklediğimiz yazıda, bu filmden hareketle retrospektif kategorisinde filmde anlatılan döneme dair bir yazı yayınlayacağımızı belirtmiştik.

Öncelikle belirtmek istediğimiz hususu en başta dile getirmekte fayda var; Bulgaristan parlamentosu 1984-1989 yılları arasında artık dayanılmaz hale gelen bu asimilasyon sürecini 2012 yılında tanımış ve kınamıştır. Kınama bildirisi bu dönemi sadece kınamakla kalmamış süreçte sorumluluğu olanların yargılanması için kapıyı da aralamıştır. Bulgaristan’ın 2007 yılında Avrupa Birliği’ne girdiği ve Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde gözle görülür bir sorun olmadığı düşünüldüğünde bu baskı döneminin bir daha yaşanmayacağına dair inancımızı dile getirmemiz isabetli olur. Şu anda Türkiye ile Bulgaristan arasında her ülke arasında olabilecek küçük sorunlar seviyesinin üzerinde bir sorun olmadığını da ayrıca belirtmeliyiz. Bulgaristan’da bugün sorunlar olabilir elbette, ancak siyaset de bunun için var olan bir kurumdur.

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kırcaali’nden bir kesit.

Bulgaristan’daki Türk varlığı 14.yüzyıla dayanmaktadır. 19. Yüzyılda ünlü 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) ile bağımsızlık için ilk adımını atan Bulgaristan, 1908’de bağımsız olmuştur. Bu dönemden sonra Bulgaristan’daki Türk nüfusu çoğunluktan azınlık durumuna gerilemiştir.

Cumhuriyet döneminde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç devam etmiş 1934’de 620.000 civarındaki Türk nüfusunun yaklaşık 300.000’i temelde 1951 ve 1968-78 göçleri ile Türkiye’ye gelmiştir. Bu göçlerin bazıları Bulgaristan’ın notaları ile bazıları ise zaten meydana gelen göçlerin ayırdığı ailelerin birleştirilmesi için iki ülke arasında yapılan anlaşmalar sonucunda meydana gelmiştir.

Bu göçlerin sebebi olan müdahaleler elbette ki her seferinde Bulgaristan’daki Türk nüfusunu rahatsız ediyordu. Bununla birlikte 1984-89 arası dönem belli bir sınırı aşmıştır artık. Dönemin Bulgaristan devlet başkanı Todor Jivkov’dur. Jivkov 1954 yılında geldiği görevinden 1989’da demir perdenin yıkılması ile uzaklaştırılmıştır. Bu açıdan olayların hatta neredeyse bir dönemin altında imzası vardır.

Bulgar tarafının göçlerle veya asimilasyonla Bulgaristan’ı azınlıklardan arındırmak istediği açıktır. Bununla birlikte kontekstinde enternasyonalizmi de barındıran sosyalist bir cumhuriyetin etnik anlamda bu kadar takıntılı görünmesi açıkçası bu satırın yazarının da kafasını karıştırmaktadır. Elbette tüm fraksiyonları ile “sol” düşünceyi tanımlayacak bilgi birikimine sahip değiliz ve bu bakımdan iddialı da değiliz. Ancak 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve 1984’de KKTC’nin kurulmasını bahane gösteren bu dayanaksız uygulama yine de insanı düşündürüyor.

Bununla birlikte bir noktada öyle seziyoruz ki bu ülkenin 35 yıllık yöneticisi durumundaki Todor Jivkov’un karakterinde düğümleniyor aradığımız sebep. Ve onu da bu kadar sert bir asimilasyona iten katalizörün demir perdenin içerideki sancıları olduğunu düşünüyoruz.

Bugünden bakıldığında AGİK ve detant sürecinin Sovyet blokunun çözülmesinin ilk aşaması olduğu görülüyor. Bunu Todor Jivkov daha iyi ve yakından görüyor olmalıdır. Kendi adlandırmasıyla “Soya Dönüş Süreci” adını verdiği bu süreç ülkenin yüzde onunu son derece huzursuz etmiş, ,tepkiye yol açmış hatta daha çok kırsal kesimde yaşayan Türklerin huzursuz edilmesi ile önce tarımsal sonra da ekonomik bir krize de neden olmuştur. Bütün bunlar düşünüldüğünde Jivkov’un kararlarının yanlış olduğu su götürmez bir gerçektir. Tabi bu sert asimilasyon ve göç uygulamasını eleştirirken artık bitmiş, hatta uygulayıcıları tarafından da lanetlenmiş olduğunu göz önüne alarak soğukkanlı kelimeler kullanıyoruz. Yoksa yapılanlar sadece yanlış hesaplar değil etik olarak da kabul edilemez şeylerdi.

Bu satırları yazan benim, babaannem de dahil olmak üzere Bulgaristan’dan daha önce göç eden akrabalarım ve kimisi hala Bulgaristan’da yaşayan Türk arkadaşlarımın da olduğunu belirtmeliyim. Bu sayede birinci elden de bilgi sahibiyim. Yapılanları tekrar anlatıp insanları kötü anılara daldırmanın anlamı yok ancak benim de ilk elden dinlediğim bu hikayelerde insanları en çok kıran uygulama isimlerin değiştirilmesi olmuş. Bu uygulama o karanlık dönemin adeta simgesi olmuş.

Peki bu dönemde Türkiye ile Bulgaristan arasında ne yaşandı? Ebette ki ilişkiler çok gerildi. Turgut Özal ile Todor Jivkov arasında restleşmeler yaşandı. Naim Süleymanoğlu için iki ülke arasındaki mücadele de bu restleşmelerin bir parçasıdır. Ülke kamuoyu o dönem çok gerilmişti. TRT’de bu konuyla ilgili bir dizi yapılmıştı ve hepimiz bunu soluksuz izlemiştik. Sadece dizi izlenmekle kalmıyorduk, öfkeliydik de…

Ancak bu soğuk savaşın içinde bir perdeydi de aynı zamanda. Bulgaristan’la girişilecek herhangi bir sıcak çatışmanın Sovyetler Birliği’ni ve dolayısıyla NATO’yu nasıl etkileyeceği büyük bir soru işaretiydi. Aslında Bulgaristan bu konuda baskı altındaydı. 1975’de Helsinki Son Senedi’ne imza atmış bir devlet olarak yaptıkları kabul edilemezdi. Türkiye de ilk başta diplomatik durumu oldukça iyi idare etmiştir. Önce Kenan Evren sonra Turgut Özal soğukkanlı bir şekilde; Avrupa Konseyi, İslam Konferansı, Helsinki İzleme Komitesi, Uluslararası Af Örgütü ve AGİK gibi kurum ve kuruluşların baskısı altındaki Bulgaristan’a baskılara son vermesi hususunda başvurmuş ancak Bulgaristan bunu içişlerine müdahale olarak kabul edip reddetmiştir. Türkiye’nin ilk talebi de isimlerin değiştirilmesi uygulamasının durdurulmasıdır. Türkiye aldığı redden sonra tavır değiştirmiş ve göç için Türklere kapıların açılmasını talep etmeye başlamıştır.

Elbette o günlerde Bulgaristan’da yaşayan bir soydaşımıza diplomatik çözüm arandığı söylense bu cevap onu tatmin etmeyecekse de bu olayların sonu; diplomatik baskılar ve SSCB’nin Mihail Gorbaçov başkanlığında Glasnost ve Perestroika adıyla başlattığı reform süreci ile gelmiştir. Baskılara direnmek için Sovyetler Birliği’nin desteğini alamayacağını anlayan, üstelik şeffaflık politikasının, kendi uygulamalarını imkansız kılacağını fark eden Jivkov aynı zamanda Turgut Özal’ı da zor durumda bırakmak için sınır kapılarını açmıştır.

Türkiye ilk etapta soydaşlarını büyük bir coşkuyla karşılasa da tüm soydaşlarının hayatını idame ettiremeyeceğini fark etmiş ve kapıları üç ay kadar sonra kapatmak zorunda kalmıştır. Yine de o yaz Türkiye’ye 350.000 soydaşımız yerleşmiştir.

Todor Jivkov 1989’da, önce ülkeden gönderdiği Türkler sebebiyle tarladan kaldıramadığı tütünün etkisiyle ekonomik krizle karşılaşmış; sonrasında Sovyetler Birliği, Varşova Paktı ülkelerini serbest bıraktığında da iktidardan düşmüştür.

O dönem Bulgaristan içinde neler olduğuna, hem acıları çekenlerin acısını depreştirmemek hem de bu uygulamayı geride bırakan ve dahası kuvvetlice kınayan bir ülkeye karşı kötü bir duygu uyandırmamak için detaylı değinmedik. Yine de Naim Süleymanoğlu’nun hayat hikayesinden yola çıktığımız bu yazıda filmin arka planında neler olduğuna dair bir kesit sunmuşuzdur diye umuyoruz.

Hoşça kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 5 / 5. Oylama sayısı: 1

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram
Kasvet Ulu’dan Bir Öykü: Arayış

Saat yarımı geçiyor. Sarhoşlarla hayat kadınları el ele tutuşuyor, gece bütün ağırlığıyla çöküyor birden; suskun, durgun, yorgun. Ay bulutların arasına » Devamını Oku...

Atıl Veri Tabanları’ndan Çıkan İlginç Bir Belge Ve Mini Hikayesi; Daniil Kharms Hakkında 114 Yaşında Bir Makale…

“Suzan!” “Efendim Binbaşı?” “Depresif hissediyorum.” “Anlıyorum Binbaşı.” “Bir önerin var mı?” “Medikal Tretman için randevu almamı ister misiniz?” “Sanal olmayıp » Devamını Oku...

Neandertaller Nasıl Yok Oldu?

Neandertallerin kitlesel yok oluşuna insanlar sebep olmamış olabilir Bir Neandertal Kadını The Guardian'ın yayınlanan haberinde, Eindhoven Teknoloji Üniversitesi'nden Krist Vaesen » Devamını Oku...

Bir İlk Kitap İncelemesi – Alemlerin Çöpçatanı

Merhabalar pek değerli okurlar. Bugün ilk defa bir kitap incelemesiyle karşınızdayız. Bendeniz, Düşkalem. İnceleyeceğimiz kitap, benim için oldukça önemli ve » Devamını Oku...

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir