May
19

Biz İnsan Değil miyiz?

Yazan M.S.T. 0 Yorum / 1.667 Kez Görüntülendi

island_of_dr_moreau

 

Bugünkü yazımızda eski bir bilim-kurgu eserini anlatacağız: Dr. Moreau’nun Adası. Dr. Moreau’nun Adası, İngiliz bilim-kurgu yazarı H. G. Wells’in 1896 yılında yazdığı bir roman. Roman, Avrupa’da canlı hayvanlar üzerinde deney yapmanın tartışıldığı yıllarda yazılmış ve yazar da bu romanla konu hakkındaki görüşünü dile getirmiş. Canlı hayvanlar üzerinde yapılan deneylere karşı olan yazar, bu eseriyle deney karşıtı çevreye başarılı bir katkıda bulunmuş.[1]

Roman, ana karakter Edward Prendick’in yeğeninin, amcasının hatıralarının yer aldığı notlarını açıklamakta artık bir sakınca görmediğini belirten, ilk ağızdan yazılmış kısa bir giriş bölümüyle başlıyor ve bundan sonra Edward Prendick’in notlarından yaşadıklarını dinliyoruz.

Edward Prendick, yolculuk yaptığı geminin batması nedeniyle iki kişiyle beraber bir tahlisiye sandalında okyanusun üstünde kalır. Uzun süre onları kurtaracak bir geminin gelmemesi sebebiyle içecek bir şeyleri kalmaz. Bunun üzerine aralarında anlaşarak kurayla bir kişinin kendini diğerleri için feda etmesine karar verirler. Ancak kuranın vurduğu kişi bu kadar kolay bir ölüme razı olmak istemeyince diğer kişiye saldırır. Bu ikisi, kavga ederken denize düşüp ölünce Prendick teknede kendi başına kalır. Artık hiçbir kurtulma ümidi kalmayan Prendick ölümünü beklerken nihayet oradan geçmekte olan bir gemi onu kurtarır. Gemide bulunan Montgomery adlı bir yolcu Prendick’le yakında ilgilenir. Montgomery’nin yanında garip görünümlü bir yardımcısı vardır; gittiği yere de bir puma, birkaç av köpeği ve birkaç tavşan götürmektedir. Bu hayvanlar nedeniyle geminin kaptanı ve tayfası Montgomery ile sürekli tartışmaktadır, yardımcısını ise insan yerine bile koymayıp sürekli dövüp alay etmektedirler. Bu zıtlaşmalar nedeniyle Montgomery’nin adasına geldiklerinde kaptan Prendick’in de gemiden inmesini ister. Montgomery’yi karşılamaya gelen arkadaşıysa onu kabul edemeyeceklerini söyler. Bunun üzerine kaptan Prendick’i zorla bir bota bindirir ve bırakıp adadan ayrılır. Prendick deniz üstünde yine yalnız kalınca Montgomery arkadaşını onu alma konusunda ikna eder ve onu da yanlarında götürürler.

Prendick, adada, Montgomery ve arkadaşının evinin dış tarafındaki bir odaya yerleşir. Evin iç tarafına geçen kapıyı kilitlemişlerdir ve buradan sürekli hayvan inlemeleri gelmektedir. Prendick, gemiyle getirdikleri puma üzerinde ameliyatlar yaptıklarını düşünür. Montgomery’nin diğer arkadaşına seslenmesinden adının Moreau olduğunu anlar. Bu isim ona tanıdık gelir ama nereden hatırladığını çıkaramaz. Yan odadan gelen hayvan çığlıklarından iyice rahatsız olan Prendick çıkıp adayı dolaşmaya karar verir. Gezintisi sırasında yine garip adamlar, daha doğrusu ne olduğuna karar veremediği canlılar görür. İnsan suretindeki bu şeyler kusursuz bir biçimde çeşitli hayvanlara benzemektedirler. Bir gölün yanına geldiğinde bu yaratıklardan birinin dört ayağı üzerine eğilip su içtiğini görür. Bu haliyle tam bir hayvandır, ancak Prendick’i fark edip de iki ayağı üstüne kalkınca insanı da andırmaktadır. Ayrıca ağzının yanları kanlı olan bu şey Prendick’ten kaçar. Prendick de gördüğü şeyden ürkmüştür ve geri dönmeye karar verir. Ancak dönüş yolunda bir şey onu takip etmektedir. İyice korkan Prendick koşmaya başlar ve bir ara aniden dönerek onu takip eden şeye vurup onu yaralar. Bu şey, gezinti sırasında su içerken gördüğü yaratıktır ve dikkatli bakınca yüzünün bir leopara benzediğini fark eder.

Eve dönen Prendick, Montgomery’ye bununla ilgili sorular sorar ancak tatmin edici bir cevap alamaz. Bu sırada Montgomery’nin yardımcısını da daha yakından gören Prendick, onun da kulaklarının sivri ve tüylü olduğunun fark eder. Bunu da Montgomery’ye sorar ama Montgomery bunu da bilmezlikten gelir. Prendick de konuyu kapatır.

Ertesi gün yan odadan yine pumanın çığlıkları gelmektedir. Kapının açık unutulduğunu fark eden Prendick hemen içeri girer ve insan şeklinde bandajlı bir canlı görür. Dehşete düşen Prendick o an Moreau isminin nereden tanıdık geldiğini de hatırlar. Daha önce haberlerde Moreau adında bir doktorun canlı hayvanlar üzerinde yaptığı vahşi deneyler nedeniyle ülkeden kovulduğunu görmüştür. O ana kadar gördükleriyle bunu birleştirince de adada gördüğü tuhaf yaratıkların aslında insan olduğunu ve Dr. Moreau tarafından hayvanlaştırıldıklarını düşünür. Kendisinin de bu amaçla adaya getirildiğine inanan Prendick korku içinde hemen evi terk eder ve adanın diğer tarafına kaçar. Bu kaçış sonucu eve uzak bir bölgede yine bu yaratıklardan maymuna benzeyen biriyle karşılaşır ve maymun adam onu kaldıkları kulübelere götürür. Burada bulunan çok sayıda insan-hayvan, gördükleri bu düzgün adamı ilgiyle karşılar. Prendick onlardan ister istemez iğrenmektedir. Daha sonra Prendick’in artık onlarla yaşayacağını düşünen yaratıklar ona kanunlarını öğretmeye karar verir. Bir çeşit ayine başlar ve şunları söylerler:

“Dört ayak üstüne inmemek; Kanun budur. Biz insan değil miyiz?

Suyu emerek içmemek; Kanun budur. Biz insan değil miyiz?

Balık ya da et yememek; Kanun budur. Biz insan değil miyiz?

Ağaç kabuklarını tırmalamamak; Kanun budur. Biz insan değil miyiz?

Başka insanları kovalamamak; Kanun budur. Biz insan değil miyiz?”

 

Sonra şöyle devam ederler:

“Onunkidir Acının Evi.

Onunkidir yapan El.

Onunkidir yaralayan El.

Onunkidir iyileştiren El.”[2]

 

Prendick bu sözlerden dolayı Moreau’nun kendini bu yaratıklara tanrı olarak kabul ettirdiğini ve bu şekilde onları kontrol altında tuttuğunu düşünür. Bu sırada hayvanlar telaşlı bir şekilde hareketlenip dışarıda toplanmaya başlarlar. Ne olduğunu anlamaya çalışan Prendick, Moreau ve Montgomery’nin oraya geldiğini görür. Moreau’ya teslim olmak istemeyen Prendick kaçmaya karar verir. Moreau da hayvanlarına onu yakalamalarını söyler. Bir süre süren bu kovalamaca denizin kenarında son bulur. Denize giren Prendick, Moreau’ya teslim olup diğerleri gibi bir hayvan olmaktansa intihar edeceğini söyler. Moreau ona bu düşündüğünün doğru olmadığını, kendisiyle gelirse her şeyi anlatacağını söyler. Montgomery de Prendick’i ikna etmeye çalışır ancak Prendick onlara inanmaz. En sonunda niyetlerinin kötü olmadığını göstermek için silahlarını Prendick’e verirler. Prendick nihayet ikna olur ve onlarla beraber eve geri döner.

Eve döndüklerinde Moreau söz verdiği gibi her şeyi Prendick’e anlatır. Moreau, Prendick’in düşündüğü gibi insanları hayvanlaştırmamaktadır; tam tersine hayvanları insanlaştırmaktadır. Yaptığı deneyler yüzünden ülkeden kovulduktan sonra bu adaya yerleşmiş, Montgomery’yi de yanına yardımcı olarak almıştır. Dışarıdan getirdikleri hayvanlar üzerinde yaptığı çalışmalarla, kimi zaman bir hayvanı insanlaştırmış, kimi zamanda birkaç hayvandan bir insansı yaratık meydana getirmiştir.

Duydukları karşısında dehşete düşen Prendick, Moreau’ya nasıl bu kadar acımasız olabildiğini sorar. Ancak Moreau acıma duygusunu zaten kafasında bitirmiş bir insandır. Ona göre ameliyat yaparken hayvanların acı çekmesi yalnızca yaşanması gereken bir histir, bunu iyi veya kötü diye tanımlamaya gerek yoktur. Acının, evrim sonucu zaman içinde zaten ortadan kalkacağına inanır. Moreau bu nedenle herhangi bir ahlaki sorumluluk hissetmez. Onun asıl derdi hayvanları tam olarak insanlaştıramamasıdır. Onları, düşüncelerini geliştirip insan gibi düşünmelerini sağlamasına ve insan formuna sokmasına rağmen, zamanla içlerindeki hayvan ortaya çıkıp varlıklarını kontrol altına almaktadır. Moreau bunun neden olduğunu anlayıp önüne geçmeye çalışmaktadır, o an üzerinde çalıştığı pumada bunu aşabileceğine inanmaktadır.

Prendick artık adada neler döndüğünü bilen bir ada sakini olmuştur. Bir gün Montgomery’yle adada dolaşmaya çıkarlar. Gezileri sırasında ölü bir tavşan görmeleri Montgomery’yi endişelendirir. Prendick kendisinin de daha önce ölü bir tavşan ve emerek su içen bir hayvan gördüğünü söyleyince konuyu Moreau’ya açarlar. Prendick’in gördüğü hayvanı anlatmasından suçlunun leopar adam olduğunu düşünürler ancak bunu kendisine itiraf ettirmek isterler. Bu amaçla hayvan barınaklarına doğru yola çıkar ve tüm hayvanları meydanda toplarlar. Moreau oraya geliş sebeplerini söyler ve suçlunun ortaya çıkmasını ister. Korkan leopar adam, Moreau’nun üstüne atılır ve kaçmaya başlar; diğer tüm hayvanlar da onun peşine düşer. Bu kovalamaca da leopar adamın bir yerde sıkıştırılmasıyla beraber son bulur. Ancak Moreau’nun hayvana daha çok acı çektireceğini düşünen Prendick silahıyla leopar adamı öldürür. Moreau bundan hoşnut olmasa da cezalandırma gerçekleşmiş olur.

Başka bir gün, Moreau pumanın üzerinde çalışırken hayvan zincirlerinden kurtulmayı başarır ve kaçar. Moreau onu yakalamak için peşinden koşar ve ormana girerek gözden kaybolurlar. Bir süre sonra ormandan silah sesi gelir. Montgomery ve Prendick sesin geldiği yere gittiklerinde hem Moreau hem de pumanın öldüğünü görürler. Bu olay, Moreau’nun adada kurduğu düzenin sonunun başlangıcı olur. Moreau’nun öldüğünü gören hayvanlar şaşkındır: Kanunu koyan artık olmadığına göre bundan sonra Kanuna uyup uymayacaklarını konuşurlar. Prendick, Montgomery’nin etkisini kullanıp düzeni devam ettirmek ister ancak Montgomery oralı olmaz ve o da artık kendini salıverir. O akşam yardımcısı ve bazı hayvanları sahile götürüp içki içer ve hayvanlara da içirir. Sonunda aralarında nasıl geliştiği bilinmeyen bir tartışma sonucunda hayvanlar Montgomery’yi de öldürür. Daha da kötüsü Montgomery ölmeden önce Prendick’e büyük bir kötülük yapıp adadaki kayıkların ipini çözüp onları okyanusa bırakmıştır. Prendick adada hayvanlarla yalnız kalmıştır ve onu yeni efendi kabul eden bir köpekle, ondan korkup korkmama konusunda şüpheli birkaç hayvan dışında sözünü dinleyen yoktur. Prendick’i en çok korkutansa sırtlan-domuz karışımı bir hayvandır, çünkü Prendick, leopar adam gibi onun da et yediğini düşünmektedir. Bunun sebebi leopar adamın cezalandırıldığı günkü şüpheli ve suçlu davranışlarıdır.

Prendick’in adada yalnız kaldığı bu dönemde hayvanların asıllarına dönüşü de iyice hızlanmıştır. Prendick’e uşaklık eden köpek adam da zamanla konuşmayı unutur ve dört ayak üzerinde yürümeye başlar. Bir gün Prendick sahildeyken bir hayvan yanına gelip onun dikkatini çekmek için hareketler yapar. Ne istediğini anlayan Prendick onu takip eder. Hayvanın onu götürdüğü yerde sırtlan-domuz Prendick’in uşağı olan köpek adamı yemektedir. Prendick hiç düşünmeden sırtlan-domuzu vurur ve öldürür. Böylece adada kendisi için en büyük tehdidi oluşturan hayvandan kurtulur ama diğerleri gün geçtikçe daha tehlikeli olmaktadır. Bu nedenle Prendick adadan kurtulmak için bir sal yapmaya karar verir. Ancak iki deneme yapan Prendick sal yapma konusunda başarılı olamaz.

Adadan kurtulma konusunda tüm umutlarını kaybeden Prendick bir gün denizde bir tekne görür. Teknenin dikkatini çekmeye çalışır ama başaramaz. Tekne adaya doğru yönelmemektedir, ancak gözden de kaybolmamaktadır. Tam tersine çok yavaş bir şekilde adaya yaklaşmaktadır. En sonunda gelgit kayığı kıyıya getirdiğinde, Prendick teknedekilerin ölmüş olduğunu görür. Prendick hiç zaman kaybetmeden tekneye atlar, kendisini izleyen hayvanlara fırsat vermeden tekneye biner ve uzaklaşır. O uzaklaşırken hayvanlar, tekneden indirdiği cesetlerle ilgilenmektedir.

Ana karaya vardığında Prendick’in anlattıklarına kimse inanmaz. En sonunda insanları buna inandırmaktan Prendick de vazgeçer ve deli numarası yaparak kendisini toplumdan soyutlar. Çünkü adada yaşadıkları onu yeni bir sosyal yaşam kuramayacak kadar derinden etkilemiştir. İnsanlarla konuşurken onların da bir anda hayvana dönüşeceğini düşünmeye başlar, veya etrafındaki insanların kendine hayvansı hislerle yaklaştığını düşünür. Bu güvensiz ortamdan uzaklaşmak için kırsal bir yere yerleşir ve kendini okumaya verir.

 

 

 

 

[1] http://en.wikipedia.org/wiki/The_Island_of_Doctor_Moreau

[2] H. G. Wells, Dr. Moreau’nun Adası, İstanbul: İthaki, 2012.

Kategori: kelimelerin gücü

Yorum Yaz