Distopyan ve Ütopik; Modern Sanatta Postmodern Tasvirler 1

Bunu Paylaşın

Bir fırça/bir düğme kategorimizde yeni bir galeri serisine başlıyoruz bugün. Başlıkta belirttiğimiz gibi konumuz, modern sanatta postmodern gelecek tasvirleri vasıtasıyla distopyan ve ütopik gelecek vizyonları olacak.

İlk başlık olarak da, Luc Besson’un 1997 yılı yapımı “The Fifth  Element / 5.Element” filminin iki Jean; Jean “Moebius” Giraud ve Jean Paul Gaultier imzalı gelecek tasvirlerini seçtik. Gösterime girdiği dönemde popüler anlamda çok ses getiren film hiç bir zaman ciddi bir bilimkurgu filmi olarak değerlendirilmese de geleceğe yönelik faklı algısı ve müzikleri ile pop corn türünden kendini biraz olsun sıyırmayı başarmıştı.

Amerikan bilimurgu sanatında özellikle Edward Hopper’ın etkisini taşıyan, dieselpunk bir tür 40’lı yıllar gelecek konseptinin var olduğunu kabul etsek de (Dark City/Karanlık Şehir, Sky Captain And World Of Tomorrow/Sky Captain ve Yarının Dünyası, ilk akla gelen örnekler) bu konseptin Fransız sanatındaki distopyan damarla bu derece başarılı harmanlanması da yukarıda bahsettiğimiz iki Jean’ın eseriydi kuşkusuz.

Görsellerimiz hakkında kısa ve yer yer samimi açıklamalar bulacağınızı belirterek, sözü de fazla uzatmadan sizleri bu renkli galaktik distopyayla baş başa bırakıyoruz. O kadar renkli ki, distopya olduğu bile filmin konusunu denklemden çıkartırsak anlaşılmıyor…

İlk olarak filmin ana kahramanlarıyla başlıyoruz. Böylece on metrekarede yaşayan yüz milyarlarca insanın dekorasyon ve moda kültürüne dair ilk izleniminizi edinmiş olacaksınız.

Peder Cornelius (Ian Holmes), Korben Dallas (Bruce Willis) ve Leeloo (Milla Jovovich), dünyayı kurtarmak için özel bir insiyatif aldıklarında ne kadar zor duruma düştüklerini temsil ediyorlar!..

Beşinci element yani mükemmel varlık olan Leeloo, –Leeloo Minai Lekarariba Laminai Tchai Ekbat de Sebat– özellikle “damsel in distress” içgüdüsü ile erkek izleyiciler için efsane olmakla kalmadı, karakteri canlandıran Milla Jovovich’i de en az on yıl kadar süper star statüsüne yükseltti.

Yakarsa Dünyayı, bu zavallı kızı kurtarmaya baş koymuş genç erkek izleyiciler yakar…

Peki film nasıl bir evrene geçiyordu?.. Sizleri bir dizi görselle Jean “Moebius” Giraud’un dünyasına götürüyoruz şimdi de. İlk görselimiz filmin ikonik tasarımlarından olan uçan uzak doğu konseptli restoran gemisinden geliyor.

Geminin konsept çalışmasına da göz atalım.

Beşinci Element’in, şehrine gidelim şimdi de, ilk görselimiz şehrin büyüklüğü ve boğuculuğuna dair bir görsel. Aynı zamanda yine 1940’lar Amerika’sından dair esintiler taşıyor.

Belki bu boğucu manzaraya renk katan “detay” için ilgili firmaya başvurmalıyız… Reklamın iyisi kötüsü olmaz!

Gündelik yaşamın geçtiği kısımlarının bile dev bir hapishane olduğunu gördüğümüz ve hava kirliliğinden bir sisin üzerinde yükselen bu şehrin, bir de sisin altındaki gerçek yüzünü görün…

Bir yerde “Space Opera” olan filmin uzaylıları da vardı. Elbette bir uzaylı tasviri, distopyan bir geleceğin post modern yüzü olmaktan uzaktır. Ancak Mondoshawan tasvirinin, steam punk cyborg yapısı, kesinlikle filmin görsel karakterine dair bir örnek olmayı hak ediyordu.

Bu görselden sonra, diğer Jean’a, yani filmin mmoda tasarımını yapan Jean Paul Gaultier’e geçiyoruz. İlk olarak filmden iki çift ve tarzları.

Korben’ın tüm engelleme çabalarına rağmen “Multi Pass” kartını havalimanı güvenliğine, yarım düzine kadar tekrarla gösteren Leeloo…

Ve iki Mangalore. Bir uzaylı tasviri olarak konumuz dışı oldukları için gerçek hallerini paylaşmayacağım. Ancak kısaca canavar olduklarını söyleyebiliriz. Havalimanı güvenliğini atlatmak için dönüştüğü şekli korumaya çalışırlarken komik olsalar da, konumuz stil…

Erkek Mangalore, harika bir MIB/Men In Black karakteri olabilirmiş!..

Ruby Rhod… Chris Tucker‘ı geniş kitlelere tanıtan ve Jackie Chan ile milenyumun ilk on yılına damga vuran polisiye komedi Rush Hour/Bitirim İkili‘nin başrolüne taşıyan bu süperstar radyo dj’i, gerçekten filmin kült stil ve karakter ikonuydu. Bu noktada Tucker’ın hakkını yememek gerekir. Her ne kadar komedi çevrelerinde tanınsa da, Ruby Rhod için düşünülen ismin, dönemin süper yıldızı Prince olması nedeniyle kendisinden yüksek bir beklenti vardı. Prince‘in programında filme boşluk bulamaması nedeniyle kendisine gelen bu rolü, aktör -dikkat edin bu “ağır” rolü- büyük bir başarıyla canlandırarak, kendisini yıldız statüsüne taşımayı başardı.

Ve son olarak; Leeloo’nun görsellerimizde de yer verdiğimiz başlangıç psikolojisiyle, aşağıdaki görselde ifadesini bulan sonuç psikolojisi farkının temsili ile sizlere veda ediyoruz. Hoşça kalın.

Ne yapmam gerektiğini biliyorum ve yapacağım….

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir