Tem
18

Sağlam Bir Gerilim – World War Z

Yazan YariAydin 0 Yorum / 1.473 Kez Görüntülendi

 

Bugün beyazperde sekmemizde, vizyondaki bir başka kurgu eserini sizler için inceledik sevili kurgusal.net takipçileri; Dünya Savaşı Z. Yapımcılığını ve başrolünü Brad Pitt’in, yönetmenliğini de Quantum Of Solace filminden tanıdığımız Marc Forster’in üstlendiği bu yeni nesil zombi geriliminden konuşmaya başlamadan önce  geleneksel olarak yaptığımız filmin konusu ve sonunu içeren bir inceleme yapacağımız uyarımızı yapalım ve filmin fragmanıyla da maceramıza başlayalım.

Evet, Dünya Savaşı Z’nin konusuna gelelim şimdi de… Emekli Birleşmiş Milletler görevlisi Gerry Lane (Brad Pitt), eşi Karin (Mireille Enos) ve iki kızı ile son derece mutlu ve huzurlu bir hayata sahiptir. Sıradan bir günde aile uyanır, birlikte kahvaltı eder ve hep birlikte günlük koşuşturmaya katılırlar. Her şey son derece normal ve alışılmış seyrinde devam ederken, fragmanda büyük bölümünü izlediğiniz bir gerilim yavaş yavaş aileyi ve tüm şehri içine almaya başlar. Çıldırmış ve son derece hızlı hareket eden insanlar şehri istila etmeye başlamıştır, kimsenin de ne olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktur.

 

 

Olaylar tecrübeli bir saha adamı olan Gerry tarafından kontrol altına alınır ve Gerry önce ailesini güvenliğe taşıyıp sonra da istemese de ailesinin güvenliği karşılığında eski mesleğine dönmek zorunda kalır.

Buna göre dahi bir biyolog olan Dr.Anrew Fassbach (Elyes Gabel) ile özel askeri korumalar eşliğinde viral olduklarına inandıkları bu salgının kaynağına ulaşıp ona karşı bir aşı geliştirmek şeklinde özetlenebilecek görevleri başlar. Bu da ilk vakayı tespit etmek anlamına gelmektedir. Ellerindeki veriler onları Güney Kore’ye taşır. Güney Kore, Gerry ve ekibine şok bir darbe indirse de burada elde ettikleri veriler onları önce Kudüs’e sonra da alternatif bir ümit ve tamamen kader diyebileceğimiz bir olay örgüsü sonucunda Cardiff’teki Dünya Sağlık Örgütü laboratuvarına ulaştırır. Hikaye, burada belirsiz ancak ümit dolu bir nihayete ererken aslında filmin adı olan Dünya Savaşı Z yeni başlamaktadır.

Dünya Savaşı Z filminin yapabildiğimiz kadar derin bir analizine girecek olursak ilk söyleyebileceğimiz şey; filmin gerçekten sağlam bir belirsizlik ve korku, dolayısıyla da sürekli bir gerilimi izleyiciye yansıtmayı başardığı olacaktır. Sinir sistemleri çöken taşıyıcıların hareket ve seslerinin insanı gerçekten korkutmayı başaran bir koreografi ve tasarım içerdiğini de eklemek gerekli.

 

 

Filmin zombileri aslında daha önce de belirttiğimiz gibi ölü değil en azından dirilmiş ölüler değiller, geri dönülemez şekilde hasara uğramış salgın kurbanlarılar sadece. Onları korkunç yapan şey ise temelde ivmeleri; hızlarındaki ve öfkelerindeki artan ivme, yayılmaları ile birleşince izleyici de “kaçacak yer yok” duygusunu uyandırmayı başarıyorlar. Bu da klasik zombi deneyiminin ötesinde bir gerginliğe yol açıyor. Klasik zombi, bilindiği üzere hayat boyu kişi önde zombi arkada bir tempoyla yaşama izin verebilirken, bu zombiler yukarıda özetlediğimiz şekilde sonuçta favori oldukları bir takibi bıkıp usanmadan sürdürebiliyorlar. Bu anlayış aslında yeni değil, gerek dirilme dışındaki viral zombileşme hikayesi olarak gerekse hızlı hareket etme yetisine sahip zombi tezahürü olarak, Dünya Savaşı Z’den önce de çeşitli denemelerle karşılaşmıştık (28 Days (Weeks) Later, Resident Evil vs.).Ancak gerilim ve ivme, filmi korkunçluk bakımından diğerlerinden ayırıyor kanısındayım.

 

 

Sese duyarlı olan bu tür zombiler ses arttıkça hızlanıp vahşileşiyorlar, aralarından bazıları öldüğünde de saldırganlıkları artıyor. Bu sebeple, tehlike kaynağına yönelip onu ısırma yoluyla virüsü bulaştırıyor ve 12 saniye içinde yeni bir üye kazanıyorlar. Filmde gerek bilimsel açıklamalarda, gerek zombilerin verdiği tepkide vurgulanan şey, kararı taşıyıcı olan zombilerin değil taşıdıkları virüsün vermesi. Filmin kilit noktası ise, virüsün ölümcül hastalık taşıyan kişilere yönelmemesi (taşıyıcıyı yöneltmemesi) oluyor. Kahramanımız Gerry sahada karşılaştığı çeşitli durumlarla bu çıkarımı yapmayı başarıyor ve bu da kendisini, bahsettiğimiz Dünya Sağlık Örgütü Cardiff laboratuvarına yönlendiriyor.

Buraya kadar filmin güçlü yönlerinden bahsettik şimdi de dilerseniz filmin bizi açmaza sürükleyen ve direkt eleştirdiğimiz yönlerine gelelim.

Filmin öncelikli sorunu, belki de iyi niyetli bir çabadan kaynaklanan felsefik ve siyasi çözümler sunması olarak göze çarpıyor. Bazı mesajlar bu şekilde ortada kalıyor. Örneğin Gerry’nin hastalığın izini sürerken gittiği iki ana durak Güney Kore ve İsrail. Bu iki ülke bilinen en iyi Amerikan müttefikleri. Bu olgu izleyicide Roland Emmerich izlenimi bırakıyor, ama film burada kendince bir adalet duygusu mu yoksa bir tür çözüm önerisi mi yapmak için bilinmez, önce Kuzey Kore’nin 24 saat içinde mükemmel bir kamu sağlığı hareketi ile 23 milyon yurttaşın dişini çektiğini belirterek onları övüyor, sonra da Kudüs’te İsrail’in zamanında önlem alıp duvar ördüğünü (bu arada Kudüs’te 2000 yıldır duvar örüldüğünü de niyeyse belirterek!!!) ve duvarın içine Filistinlilerin de seve seve alındığını bize gösteriyor. Hatta o kadar ki halkın morali yükselsin diye her iki taraf birlikte şarkılar söylüyor ve bu ses zombileri çıldırtıp duvarı aşıp, sel gibi bir hızla şehri ele geçirmelerine yol açıyor. Bu her ne kadar film için görsel olarak çok etkileyici bir tasvir ortaya  koysa da, düşünsel olarak yönetmenin ne anlatmak istediğini anlamak konusunda izleyiciyi ikilemde bırakıyor. Bununla birlikte Dünya Savaşı Z, bir kitap uyarlaması ve bu eleştirilerimiz kitaptan ya da kitabın başarılı adapte edilememesinden kaynaklanıyor da olabilir.

 

 

Daha küçük bir iki ayrıntıdan bahsedecek olursak; Dr.Fassbach’ın G.Kore’ye iner inmez kendisini kazayla vurmasından başlayabiliriz. Bu noktada aslında bir problem yok. Her yönetmen gibi Marc Forster da eserini derinleştirmek isteyecektir ve yönetmen de sürpriz kartını bu sebeple oynamış gibi görünüyor. Ama daha önce birçok kereler denenen bu etkinin çok güçlü olduğunu söylemek zor. Daha düzgün bir ifadeyle; filmin daha sonraki temposu Dr.Fassbach’ın ölümü kadar karanlık olmadığı, hatta git gide aydınlandığı için bu etki kısa sürede yok oluyor. Filmin kadın karakterlerinde ise klasiklik göze çarpıyor yalnız Gerry’nin eşi olan Karin stereotipin dışına yer yer çıkmıyor değil. Bu oyuncu için artı olsa da yönetmen için şu soruyu sorduruyor; Karin aslında hangisi ? Zira Karin filmin başındaki ailenin güvenliğe ulaşma çabası sırasında zombi tekmeleyen, çocuklarını ve eşini kontrol eden çok güçlü bir karakterken, güvenli bölgeye ulaştıklarında, kocasının göreve gitmemesi için direten ve sürekli telefonda ve telefon yüzünden ağlayan bir karakter haline geliyor. Filmin diğer ana kadın karakteri asker Segen ise Aliens filmindeki Er Vasquez’in bandanasızı, bu kadarını söyleyemem yeterli sanırım, maalesef karaktere derinlik verilememiş.

Bir diğer görsel şaheser olan Cardiff’e giden Belarus uçağının düşüş sahnesinden de söz etmek istiyorum. Sahne görsel olarak olduğu kadar takım çalışması ve zekayı izleyiciye hissettiren, gerilimi de had safhada olan bir sekans vaad etse de, olayların başlangıcı olan kahve dolabından zombi fırlaması, izleyiciye daha o an “olmamış” dedirtiyor. O adam oraya nasıl girdi, nasıl kilitlendi, neden hasta oldu, neden saldırı anına kadar hiç tepki vermedi soruları havada kalıyor ve filmin başındaki bir ara diyalogdaki; “Havayolları virüsün taşınmasında en etkili araçlar” açıklaması da durumu kurtarmıyor… Yine uçağın mükemmel düşüşü ve gerçekçi sonuçlarına, Segen’in burnu bile kanamadan çıkışı ve Gerry’ye yardım etmemesindeki saçmalıkların neden eklendiğini merak ediyorum.

 

 

Cardiff’teki laboratuvar sekansları herşeyiyle bir duygu patlaması olduğu ve seyirciyi rahatlattığı için (çünkü film içinde çoğunlukla korksanız da ara sıra “Ah bir ağır makinalı olacaktı ki elimde” duygusuna kapılıyorsunuz) eleştirmeye gönlüm razı olmuyor. Ama duvarlar, kapılar, uçaklar alt eden o canlıları, iki tarafa açılan bir servis kapısına geçirilen demir çubuk durdurmaz diyerek ince bir gönderme yapıyor, hatta hızımı alamıyor “O neydi öyle Gerry’nin iki psikopat bilimadamı tarafından sorgulanması ve hepimizi 2 dakika hastalığın bu laboratuvarda üretildiği şüphesine düşürülmesi ?” diye de soruyorum.

Brad Pitt’e de bir parantez açalım, sürekli ağlamak üzere olan bir surat ifadesi ile bizi bazen baysa da; ailesinden, kurtardığı latin çocuğa hatta Segen’e kadar herkes için gerçek bir baba olmayı başardığını söyleyebiliriz. Filmi çocukları için yaptığını belirten yıldız bu duyguyu gerçekten hissetmiş ve hissettirmiş.

Sinematografik olarak filmi eleştirmeye ehil olduğumu düşünmesem de minimal sahnelerin kısa film etkisi taşıdığını düşünüyorum, geniş planlar ise filmin amacına hizmet eden bir görkeme erişmiş. Yönetmenin savaş sahnelerinde biraz seyirci bazlı düşündüğünü söylemekte fayda var. Özellikle aşılanmış insanların zombilerle savaşını (başta da belirttiğimiz gibi aslında başlayan Dünya Savaşı Z) betimlerken seyirciyi mutlu etme çabası kendini açıkça göstermiş. Şahsen, zombilerin alev makinaları ile bir binanın tepesine ulaşmaya çalışırken yakılmaları, saldırganı durdurma sebebiyle beni mutlu ederken, bir stadyumda (daha doğrusu kolezyumda) kendi kendilerine takılan birkaç bin zombinin bir uçak tarafından füzeyle yargısız infaz edildikleri sahneden üzüntü duyduğumu da belirtmek isterim.

Bütün bunlara rağmen Dünya Savaşı Z’nin IMDB puanı olan 7,3’ü fazlasıyla hakettiğini ve türünün seçkin örneklerinden olduğunu düşünüyorum. Görsel ve duygusal atmosferiyle seyirciyi tamamen etkisi altına alan filmin aslında yukarıda belirttiğim kalemler bazında temel sorununun, ne yapmak istediği konusunda kafasının karışık olması olduğunu düşünüyorum. Bu zemin (Zombi Savaşı) siyasal veya düşünsel olarak büyük çözümlemeler yapmak için uygun bir zemin değil. Film bunu da işin içine katmaya çalıştığı noktalarda sıkıntı yaşamış. Ancak bir noktayı es geçmeyelim. Gerçekten de dünya çapında bir salgın sanıldığı kadar uzak bir olasılık değil ve biz insanlar böyle bir şey olması durumunda düşündüğümüzden çok daha çaresiz kalabiliriz. İşte filmde de kimi sekanslarda açıkça geçen bu  düşünce, benmerkezci modern insan için alınacak doğru bir mesaj olabilir. Diğer bazı stereotip ve klasik formüller üzerindeki eleştirilerimiz ise sadece Dünya Savaşı Z ile ilgili olmadığı için film hakkındaki genel kanatimizi değiştirmiyor.  190 milyon dolara mal olan bir film yaptığınızda bunu satmak için bazı denenmiş formüllere de başvurmak zorunda kalabilirsiniz.

Böylece bir başka film analizini de sonlandırmış olduk sevgili kurgusal.net takipçileri. Tekrar görüşmek dileğiyle, esen kalın.

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz