Şub
16

Duygusal Bir Polisiye Senaryo – Gece Görüşü Final

Yazan YariAydin 2 Yorum / 1.388 Kez Görüntülendi

 

Merhaba sevgili kurgusal.net takipçileri, artık hikayemizin finaline geldik, benim yazarken çok yoğun duygular içinde yazdığım bu sahnelerin sizleri de kısa bir süre için başka dünyalara götürmesi dileklerimle ve senaryomuzun vedasını sona bıraktığımı belirterek, sizleri 11 parçalık senaryomuzun finaliyle başbaşa bırakıyorum. İyi eğlenceler

YarıAydın

Sahne 35 . İç – Gece – Bar

Barda 10 fedai vardır, Bouzid, Mahmoud, Ussein ve Mehmet de oradadır.

Mahmoud – Ne yapacağınızı biliyorsunuz. Malı verdikten sonra çatışma çıkabilir, uyanık olun. Bu olursa hepsini temizleyeceğiz.

Bouzid – Ussein ve Iordan, limanın emniyetini alacaklar. Diğerleri çıkıp beni beklesin şimdi. (Adamlar çıkar odada dört kişi kalır). Unutmayın çatışmayı bekleyeceksiniz, Tayfun’un adamları devreden çıkınca Naybet bize dönecektir, size o işareti ben vereceğim, o zaman harekete geçeceksiniz. Naybet’in 8 adamı var, hepsini ölü istiyorum, hepsini.

Mahmoud – Tamam

Mehmet – …. (Başını sallar)

Bouzid – Hadi gidin şimdi. (Mehmet ve Ussein çıkarlar)

Mahmoud – Onlara güveniyor musun ?

Bouzid – Hayır.

Mahmoud – O zaman ?

Bouzid – Orada çatışma olacak, hayatta kalmak için onların bize, sürpriz için de bizim onlara ihtiyacımız var. Ama herşey bitince…. O zaman görüşeceğiz.

Mahmoud – Peki… öyle olsun.

 

Sahne 36. Dış – Gece – Liman

 

Ussein arabayı kullanmakta, yanında Mehmet cep telefonu ile konuşmaktadır.

 

Mehmet – 5 dakika sonra ordayız.

Ussein – Selam öyle

Mehmet – Ussein’in selamı var

Ussein – Bol şans

Mehmet – Şans diliyor

Ussein – Dikkat etsin

Mehmet – (Ussein’e sus der gibi bakar, sonra önüne döner). Ne görüyorsun

Zehra – (Kamera Zehra’ya geçer) Liman kapısında iki adamı var, benim bulunduğum gemide bir, her iki yanımdaki gemilerde yine birer adamı var (kamera adamları çeker). Naybet ve şoförü liman garajındaki Mercedes’in içinde, diğer iki adamı nerede bilmiyorum.

Mehmet – Tamam, bir değişiklik olursa haber ver. Diğer iki adamı ara, ama bulamazsan yerini terk etme,  yerini bildiğin adamlar hakkında güncel bilgiye ihtiyacımız olabilir. Kapatıyorum, dikkat et.

Zehra – Siz de (kamera hala Mehmet’lerin aracı içerisindedir)

Ussein aracı bu sırada sağa çeker ve kamera aracı dışarıdan çekerken araçtan inerler. Liman kapısının ters yönüne doğru şakalaşarak yürümeye başlarlar. Bir duvardan köşeyi dönerler, kamera geniş açı ile kapı dahil tüm alanı çekerken, kapının her iki tarafında sessiz iki flaş patlar. Kamera tekrar Mehmet ve Ussein’e döndüğünde cansız iki kişiyi çekerek girişteki kulübeye sokmaktadırlar. Bu sırada Ussein, Mehmet’e kulübeye doğru gelen iki işçi gösterir.

Ussein – Bunlar kayıp adamlarımız.

Mehmet – İşçi olmasınlar.

Ussein – İşçi değil polisler, onları tanıyorum. Jihan ve Yususef.

Ussein hırslanır kulübeden çıkar ve kararlı adımlarla üzerlerine yürüyüp karşısındakilere konuşma veya davranma fırsatı vermeden ikisini de vurur. Yerdeyken de üstlerine birer kurşun sıkar. Mehmet yanına gelip silahını tutar, Ussein  çok kızmıştır.

Mehmet – Tamam

Ussein – Beni öldürecektiniz ha, kim öldü şimdi bakalım ?

Mehmet – Sakin ol adamları kulübeye taşıyalım.

İkili polisleri kulübeye sokunca Ussein birden kusar. Mehmet de kalakalır.

Mehmet – İlk mi ? (Ussein başını olumlu anlamda sallarken bir daha kusar)

Mehmet – Benim de, iyi misin ?

Ussein – İyiyim tamam, gidelim hadi.

Bu sırada liman kapısına bir araba, bir minibüs ve iki de tır yönelir. Mehmet ve Ussein eğilirler. Arabalar geçince El Umman’dan da çıkanları görürler.

Mehmet – Çabuk.

İkili garaja koşmaya başlarlar, Mercedesi görünce saklanırlar, Naybet arabadan çıkmıştır, heyecanlı ve endişelidir, elindeki telsizle çevrim yapmakta ancak adamlarına ulaşamamaktadır. Mehmet bu sırada telefonuna davranır, Naybet hızlıca arabaya yürürken Zehra’yı çaldırmaktadır.

Mehmet – Aç şunu

Tam bu sırada Naybet’in kafasının arkasından bir kan yumağı çıkar ve yere yığılır şoförü yere yığılma sesine doğru döner ve olanı anlar kontağı çevirir.

Mehmet – Şimdi Ussein

Bulundukları yerden koşarak ve mermi yağdırarak hızla araca yaklaşırlar, ölen şoförün kafası direksiyona düşmüş ve ayağı gazda kalmıştır, Ussein kapıyı hızla açar ve şoförü yana iterek el frenini çeker. Bu sırada Mehmet tekrar telefonunu eline alır ve Zehra’ya bu sefer ulaşır.

Mehmet – Neden açmadın ?

Zehra – Zaman yoktu, titreşimi hissedince söyleyeceğini anlayıp ateş ettim.

Bu sırada arka planda Ussein Naybet’i aracın arka koltuğunu sokmaktadır.

Mehmet – Pekala..

Zehra – Mehmet gemideki adamlar toparlanıyorlar, onları durdurmamız gerekli.

Mehmet – Tamam bize bırak

Zehra – Zaman yok, her birimiz birine gitmeliyiz.

Mehmet – Zehra

Zehra – Zaman yok Mehmet, kendi gemimdeki benim, çabuk ol. (telefonu kapar)

Mehmet – Allah kahretsin. Ussein, gemideki adamlar çıkıyormuş (gemiyi göstererek) o senin, ben diğerine gidiyorum.

Ussein – Zehra’nın gemisindeki ?

Mehmet – Çabukkkk, (neden sonra döner ve) nasıl ateş ettiğini gördük değil mi ? (koşarak uzaklaşırken) iş bitince Zehra’nın gemisine geçeriz, ne kadar çabuk olursak o kadar rahat olur içimiz.

Ussein – Tamam

Mehmet ve Ussein koşmaya başlayınca kamera Zehra’ya geçer , Zehra elinde susturucu takılmış büyük dürbünlü tüfeği ile merdivenlerden olabildiğince sessiz inmektedir. Şanslıdır. Polis silahlarını donanmış olmasına rağmen çıkmamış, çevrim alamadığı telsizin orasına burasına vurmaktadır. Zehra arkasından yaklaşır.

Zehra – Kıpırdama

Polis – (Arkasını döner, yavaşça yürümeye başlar) Teslim mi ? Sen de nerden çıtın böyle güzel kız.

Zehra – Kıpırdama dedim.

Polis – (Güler) O sana büyük gelir, sana uygunu var burada, bırak onu, olur mu güzelim ?

Zehra’nın suratı değişir ve donuklaşır, sözlerden iğrenmiştir, gözünün önünden dans eden annesi ve  izleyicileri, bir an bir tür cinnet tablosu gibi geçer, kamera yüzünü çekerken gözü kırpışır ve yüzüne kan sıçrar. Sonra uyanmış gibi yere bakar. Bu sırada Mehmet silahını doğrultmuş şekilde hızla olay yerine girer. Zehra bir an dikelir ama birbirlerini görünce kendilerini bırakırlar, aynı anda diğer taraftan Ussein hızla olay yerine dalar, yine zıplarlar; Ussein olduğunu anladıklarında Mehmet yere çöker kafasını sağa sola sallar.

Mehmet – Herşey bir hikaye kadar iyi gidiyor, dua edelim de böyle devam etsin.

Zehra – Evet, bitti mi ?

Ussein – Görünüşe göre öyle.

Mehmet – O zaman asıl şenlik şimdi başlıyor. Zehra tekrar köprüye çık. Hazır olduğunda beni ara biz sen hazırlanana kadar kendi hazırlıklarımızı tamamlayacağız. Sonuna geldik artık, bitirelim şunu.

Ussein – Bitirelim.

Zehra – Tamam.

Zehra merdivenlerden çıkarken Ussein ve Mehmet de silahlarını ve şarjörlerini kontrol ederler ve susturucularını çözmeye başlarlar bu sırada kamera meydana geçer. Bouzid ve Tayfun’un adamları tırlardaki malın sayımı tamamlamış, konteynerlerin kapaklarını kapatmışlardır. Bouzid kendi aracının yanındaki Tayfun’a seslenir.

Bouzid – Evet, Tayfun Bey, size ülkemden bu nadide şeyleri verdim, siz de bana paramı getirdiniz. Artık yükleme işi size ait ama gitmeden anlaşmamızın şerefine gel birer kadeh şampanya içelim, öyle değil mi Mahmoud ?

Mahmoud – Tabi efendim, güzel olur misafirlerimiz de isterse. (Mahmoud’un tek eli cebindedir, yakın çekim yapılınca cepte hafif bir ışık görünmektedir, Mahmoud Naybet’i aramaktadır ancak cevap alamamaktadır.)

Tayfun – Ne demek, tabi içelim. Temiz iş oldu, bir de şunları Türkiye’ye soktum mu o zaman değmeyin keyfime. (Esner gibi yapan Tayfun ellerini arkada birleştirir ve aracının camını iki defa tıklar, kamera bu sırada aracın arka koltuğuna geçer. Türker ağır makinalısının sürgüsünü çekerek meydana doğru çevirir, arka koltukta yarı yatar pozisyondadır ve onun gözünden film camlı araçtan Tayfun’un Bouzid’e yürüyüşünü izleriz.

Bouzid – Türker nerede, o da delikanlı bir çocuktu ?

Tayfun – Diğer gemide, o gemide de güvenilir biri olmadan açılmalarına gönlüm razı olmadı.

Bouzid – Eee kısmetinde yokmuş demek ki bu muhabbet. Yalnız tereyağından kıl çeker gibi oldu bu iş, ha Mahmoud ?

Mahmoud – İyi ortak çıktı bu Türkler efendim.

Tayfun – Doğru, güzel oldu bu iş (kadehini dikler) ama her şey zamanında… Haydi artık yükleyelim mallarımızı da gidelim, siz sıcacık parayla evinize gidiyorsunuz, daha biz bunu yükleyeceğiz, aktaracağız, satacağız da ohoooo.

Kamera bu sırada Bouzidi arkadan çekmeye başlar, Bouzid  Mahmoud’a bakar, gülümser sonra Tayfun’a döner elini uzatmak için hazırlanırken kamera hızlı şekilde Bouzid’i zoomlar ve tam Bouzid’in arkasına gelince ve susturucusuz silah tutan bir el Tayfun’un aracının arka koltuğuna çevrilerek üç el ateş eder.  Kamera aynı anda aracın içine girer ve ilk iki kurşun vücuduna üçüncüsü ise kafasına isabet eden Türker, eli tetiği çekmiş şekilde arkaya doğru yığılır.

Kamera bu sefer de Mehmet ve Bouzid’i karşıdan çekmekte iken, Mehmet şaşkın haldeki Bouzid’e göz kırpar. Bütün bunlar çık hızlı olmuştur ve ortalık karışmıştır, saldırıya uğradığını düşünen  Türkler  ve bunun gibi bir şeyi zaten bekleyen Tunuslular birbirlerine ateş etmeye başlarlar, ancak Tunusluların arkasında polis desteği olmadığından iki taraf ilk önce düşen birkaç adam dışında birbirlerine saklandıkları yerlerden ateş eder hale gelirler. Olayın içyüzünden sadece Bouzid ve Mahmoud’un haberi vardır.

Bouzid olaydan haberdar olduğu için hemen kaçmaya başlar, Mehmet kendini kaybetmiştir ;

Mehmet – Tayfuun

Tayfun – (Bir an sonra) Mehmet ?? (Ve kaçmaya başlar)

Mehmet Tayfun’un peşine koşarken Mahmoud hınçla silahını Mehmet’e doğrultur ama Ussein silahı tutup Mahmoud’un elini büker ve Mahmoud’u kendi silahıyla karnından iki kez vurur, hemen ardından ona dönen bir fedaiyi de vuran Ussein bir üçüncüsü tarafından gafil avlanmışken, fedainin boğazından bir kan yumağı fırlar, kamera burada Zehra’ya geçer, fedaiyi vuran Zehra’dır ve dürbününden ateş ederek siper alan Ussein’i görürüz.

Kamera, Tayfun ve Mehmet’e dönmüştür, limandan silah sesleri gelirken bir dakika kadar bir kovalamaca olur, ikisi de çok hızlı koşmaktadır. Tayfun bir barakanın içine girer ve Mehmet de yavaşlayarak arkasından silahı elinde içeri dalar. İçerisi çok karanlıktır ama dışarıdan gelen ışığı dolayısıyla Tayfun onu görmektedir. Mehmet içeriyi girip biraz yürüdüğünde göğsüne vurulan bir kalasla yere düşer ve silahı da elinden çıkar, silahın sesine koşan Tayfun silahı görememektedir. Bu anda kamera Mehmet’in gözlerine geçer, yani gece görüşüne. Tayfun’un göremediği silahı gören Mehmet, silaha değil Tayfun’a saldırır. Artık çekim geneldir ama kamera hala gece görüşüdür. Birbirlerine vurmaya başlarlar, Tayfun Mehmet’in yakasını tutar ve yüzünün olduğu yere okkalı bir yumruk yapıştırır, Mehmet’in burnundan kan fışkırır ama Mehmet o hırsla Tayfun’un yakasını tutar halde geri giden kafasını Tayfun’un suratının tam orasına gömer, Tayfun’un burnu dümdüz olmuştur, Mehmet onu tekrar yumruklamaya başlar, Tayfun da yumruk sallıyordur ama yumrukları genelde boşa gidiyordur, Mehmet ise üst üste yumruklar atar. En sonunda da Tayfun’un yakası ve kemerinden kaldırıp onu bir kolona dayar, ve Tayfun kolondan aşağı yarı baygın kayana kadar yumruklar, Mehmet nefes nefesedir, konuşmaz ama hırstan inleme gibi sesler çıkarır her yumruğunda. Tayfun’u bıraktığında , Tayfun amaçsızca ve istem dışı şekilde saçma sapan bir ritm ile ellerini sallamaktadır, Mehmet de düşürdüğü silahına doğru yorgun ve dağılmış bir suratla yürür, silahı yerden alır, kolona geri döner. Tayfun’u kaldırır

Tayfun – (Yarı anlaşılmaz bir şekilde) Hayır, dur Mehmet

Sonra Mehmet Tayfun’un arkasına geçer, silahı arkadan Tayfun’un kalbine gelen kısmından sırtına dayar. Burada Tayfun’dan ağlama, inleme karışımı tiz ve kısık sesli bir uluma duyulur ve aynı anda barakada bir ışık ve silah sesi hissedilir, ışıkta Tayfun’un kalbinden bir tutam kan sıçrar ve vücudu boşalır, Mehmet Tayfun’u elinde çevirerek yana fırlatır ve arkasında kalan kolona yaslanıp yavaşça çöker, tükenmiş bir vücut ve boş bir ifadeyle kapıya doğru bakar. Hala gece görüşü ile görmektedir, bir süre sonra dönüp yanındaki Tayfun’a bakmaya başlar, polis sirenleri duyulmaya başlanmıştır, o sırada barakanın kapısında bir silüet görür.  Bunlar Ussein ve Zehra’dır, içeriye girmeye pek de niyetli değillerdir.

Mehmet – Zehra, Ussein, buradayım.

Zehra ve Ussein içeri gelirler görememektedirler.

Mehmet – Sesime gelin, buradayım.

Ussein – Mehmet

Mehmet – Ne oldu ?

Ussein – Polis geldi, yaşayanları topladı, onlar da çok değil.

Mehmet – Siz.

Ussein – Bilmiyorum, açıkçası umurumda da değil. Çok kötü hissediyorum. Gidersem darılır mısınız ?

Mehmet – Hayır kardeşim, her şey için sağol.

Ussein – Hı hı. Tamam görüşürüz. Sen burada mısın Zehra ?

Zehra – Buradayım Ussein.

Ussein – Tamam.

Ussein gidince, Zehra Mehmet’in yanına oturur,elini Mehmet’in elinin üzerine koyar, Mehmet de başını Zehra’nın omzuna koyar. Sahne kararır ve kamera Bouzid’in bardaki ofisinin kapısında tekrar açılır. Bouzid ofisin kapısını kilitler ve merdivenlerden garaja iner arabasına doğru yürürken birden durur, kameraya yapma der gibi elini kaldırır ama göğsünden üç kurşunla vurulup tepkisiz ve hızlı bir şekilde önce dizlerinin üzerine sonra da yere yüzüstü kapaklanır. Kamera yerde cansız yatan Bouzid’i çekerken arka planda topuklu ayakkabı ve çanta bilezik sesi duyulur. Sahne kararır.

 

Sahne 37. Dış – Gündüz – Eminönü Meydanı

 

Kamera Galata köprüsünün yanından Haliç’i izleyen Mehmet’i çekmektedir. Hava güneşli ve bulutsuz güzel bir yaz günü havasıdır. Gökyüzü de deniz de masmavidir.

Mehmet – Sanırım, kendi açgözlülükleri sayesinde başardık. Kötü insanlardı, saygısız ve acımasız, yüksek egoları ve karşılarındakileri küçük görmeleriydi sanırım başarmamızın sebebi (yüzünü kameraya döner). O gece kendimizi berbat hissediyorduk, kendi intikamlarımızı almış olsak da sanki nefes alamaz bir haldeydik. Hepimiz katil olmuştuk, bizim için sorun buydu, katil olmak isteseydik polis değil katil olurduk ama biz polistik. Yine de geçmişe baktığımda hem kendimiz hem de başka birçok insan için faydalı bir şeyler yaptık diye düşünüyorum, yapılanla bir sorunum yok da, yapan ben olmak istemezdim galiba, evet  evet, aslında tam olarak bu. Ama bugün kendimi iyi hissediyorum doğrusu.

Bu noktada kamera alanı daha geniş olarak almak için zoom out  yapmaya başlar ve biz Mehmet’in iki gençle konuştuğunu görürüz

Genç 1 – Neden ?

Mehmet – (Cebinde bir uçak bileti vardır onu çıkartır.) Nedenini ben de bilmiyorum, intikamdan dolayı mı ? Şüphesiz bunun etkisi var. Ama intikam benden götürdüğünü, Aslı’mı, bana veremezdi, vermedi de, yine de kendimi iyi hissediyorsam daha yapıcı bir nedeni olmalı. Söylediğim gibi nedeni bilemiyorum ama bunu göreceğiz, evet bunu çok kısa zamanda göreceğiz. (Bilete bakar)

Mehmet biletini cebine koyar ve yerdeki çantasını sırtına alıp, gençlerle elini başına selam verir gibi götürerek vedalaşır ve arkasını dönüp yürümeye başlar.

Genç 1 – Ve kamera yükselir, müzik girer, sonrasında da yazılar akmaya başlar.

Genç 2 – Ya bu bizi yiyo sen de filme sarıyosun, İstanbul’da deli mi yok oğlum ?

Genç 1 –  In from the coast, riding like the wind and racing the moon,

Genç 2 – Ne diyosun oğlum ?

Genç 1 – Shadows on the road, dancing and a-weaving like a crazy fool.

Genç 2 – Oğlum film mi oynuyosun, hey Allah’ım, yürü oğlum, hadi yürü yürü

Kamera yükselir ve Genç 2 konuşurken şarkının geri kalanı orijinal olarak girer. Kamera iyice yükseldikten sonra ekran kararır ve yazılar, şarkı eşliğinde akmaya başlar.Film biter.

 

 

Evet sevgili Kurgusal.net takipçileri, sizler için filmin end credits sekansına yerleştirdiğim Chris De Burgh’un “The Traveller” şarkısı eşliğinde, senaryo ile ilgili son bilgilerimi vermek, teşekkür etmek ve vedalaşmak istiyorum.

Daha önce de belirttiğim üzere 1999 yılında bir firmada stajer olarak çalışırken başladığım bu senaryo 2002 yılında askerliğimi yaparken koyduğum nokta ile bitti. Çıkış noktam başlıktaki gibi duygusal ve aynı zamanda girift ilişkiler içeren bir senaryo yazmaktı. Tunus’un seçilmesi ise Mısırlı Ahmet’in kıvrak melodilerinin dans ezgisi olduğu kadar aksiyon içeren bir tınıya sahip olduğunu düşünmem, karakterlerim bir dönem çalıştığım bir firmadaki arkadaşlarımın alegorisi, senaryoda adı geçen tüm parçalar üzerimde etkisi olan parçalardı ve senaryodaki kilit sahnelerde kullanıldılar.

Bu ödüllü bir senaryo ve ben de ödül almış bir senarist olmadığımdan sözlerimi çok fazla uzatmadan, bu senaryoyu yazmamda bana ilham veren bütün sanatçılara, bana model olmuş tüm arkadaşlarıma ve oldukça uzun olmasına rağmen şu anda bu yazıyı okuyan siz sevgili kurgusal.net takipçilerine teşekkür ediyorum. Yepyeni maceralarda görüşmek dileğiyle. Esen kalın.

Kategori: kelimelerin gücü

2 Yorum

  1. hks diyor ki:

    Ggece gorusune gecmesi olayını sevdim, cekilseydi film olarak oldukca etkili olurdu. Okurken de hayal ediyor insan, bence genel bu tarz senaryolardan ayristirici bir ozellik olmus, keyfi katmis..Gelelim diger onemli konuya, icerige dair.. Olan Aslı’ya olduyu bana o biletlere bakmada hissettirdi senaryo. Klasik bir erkek davranisi olmus, cok klise bu yaklasma.. Kader birligi, zor gun dayanismasi.. Normal, gercekten hayata dair biliyorum ama “sikayetim var ” sarkisini getiriyor kulagima.. Bilmiyorum tam ifade edebildim mi ama ..

  2. hks diyor ki:

    Bi de Tayfun’un oldurme sahnesi daaha boyle dolu dolu olabilirdi.. Fazla asil olmus 🙂 Basarili tabii, cool cok.. Genelde suyunu cikartiyorlar, bizlerde ona alisigiz sanki.. Sonrasinda soylendigi gibi intikamini almak Asli’yi geri getirmedi, o zaman niye degil mi?? Yanlislar baska bir yanlisla neden kapatilmaya calisiliyor, kim neyin hakliliginda oluyor, giden gittikten sonra diye dusunmek cok olasi degil bunu yasayan insanlar icin anliyorum diyerek bitirmek istiyorum..Ilk senaryo icin basarili buldum oldukca, akiciydi, kurgusu cok iyiydi, duygusal olarak da oldukca basarili buldum, son sahnedeki gece gorusu en begendigim konsept oldu. Tesekkur ederek, farkli senaryolari bekledigimi ifade etmek isterim..

Yorum Yaz