Ağu
02

Eğlenceli Bir Seyirlik – Galaksi’nin Koruyucuları

Yazan YariAydin 0 Yorum / 1.733 Kez Görüntülendi

Guardians Of The Galaxy / Galaksi’nin Koruyucuları; yaz sezonunda sinemalara uğrayan ve Marvel’in yeni dönem çizgi romanlarından birinin adaptasyonu olan film; ilk film olarak oldukça umut verici olup, izleyiciler için güzel bir eğlencelik sunmakla birlikte, fragmanında ya da IMDB notunda vaad ettiği kaliteye tam olarak ulaşabilmiş görünmüyor.

Filmin sinopsisi kısaca şöyle; 1988 yılında dünyada annesini kaybeden küçük Peter Quill aynı gece uzaylılar tarafından kaçırılır. Annesinden kendisine kalan walkman, greatest hits kasedi, açmadığı bir paket ve sevimli ancak güçlü bir lakap dışında pek de bir şeyi olmayan Peter, olaydan 26 yıl sonra yani günümüzde karşımıza bir küre çalarken çıkar ve çaldığı kürenin peşinden gelen galaksinin farklı farklı karakterlerinin karmaşıklaştırdığı bir macera içinde bulur kendisini. Bu karakterlerin bazıları kendi safındadır bazıları ise karşısında. İşte Galaksi’nin Koruyucuları efsanesi böyle başlar.

guardians-galaxy-movie

Bu son derece klişe çizgi roman hikayesi bazı çok sevilen formüllerle ve bence acemice de olsa bazı detayların hissettirilmesi ile beyaz perdeye aktarılmış. Çizgi roman hakkında editör arkadaşım Skywalker’dan aldığım bilgilere dayanarak son derece başarılı bir adaptasyonla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim.

Adaptasyonun öğelerine değinmek gerekirse; Öncelikle, gelecekte veya alternatif bir galaksi hikayesinde tahmin edilemeyecek öğelerin yerine 1988’in dünyasından taşınan öğeler mahirce yerleştirilmiş. Örneğin, son derece eğlenceli bir karakter olan Peter Quill , o dönemde izlediği filmler, okuduğu kitaplar veya 1988 dünyasına dair her türlü genel kültür kırıntısını galakside yaşanmış destanlar olarak karşısındakilere yuttururken gerçekten eğlenceli olduğu kadar dahiyane bir de çözüm sunuyor bilinmeyeni yazanlara.

Veya Peter’i kaçıran ve sonrasında yetiştiren yağmacıların aslında kendisini babasına götürmek için babası tarafından kiralandıklarını son derece amatörce bir ifşa ile öğrendiğinizde, filmin çizgi romanla bağlantısını ve konunun genişliğini hissedebiliyorsunuz. Peter’ın babasının bilinmeyen – en azından şimdilik- mahiyetinin dünyalı annesi ile kesiştiği noktada ortaya çıkan salaş ancak kapasiteli karakter de izleyiciyi kendisine ısındırıyor.

Yine koruyucuların, arka planları olan eski suçlulardan oluşması da materyalin en can alıcı detayını oluşturuyor. 7 Samuray’dan ve belki daha eskiden beri her zaman gönülleri fetheden bu öykü türü, sözkonusu eserde de bu özelliğinden bir şey kaybetmiyor.

Ancak filmle çizgi romanı birbirine bağlayan ve bunu filmde en baskın şekilde hissettiren öğe soundtrack albümü oluyor. Peter’ın eski walkmaninde dinlediği tüm o şarkılar daha önce de belirttiğimiz gibi bizi bilinmeyene bağlamakla kalmıyor, şarkıların şiddetten veya epikten uzak sıcak melodileri filmin mahiyetinin de en güçlü destekleyicisi oluyor.

Galaksi’nin Koruyucuları’na karakterler bazında da ayrı bir parantez açmak gerekli, çünkü eser – çizgi roman veya film farketmez- tamamen bu zoraki ancak kapasiteli kahramanların karakterlerine dayanıyor. Peter Quill’den yeterince bahsettik ancak eklemeliyiz ki, kahramanımızın kendisini kaçıran ve yetiştiren yağmacılar ve onların lideri Yondu ile ilişkisi oldukça eğlenceli ve kayda değer. Şöyle ki, nasıl Yondu Peter’ı babasına teslim etmek yerine kendisine saklayıp yetiştirmişse Peter da eline geçen her fırsatta Yondu’yu satıyor, bununla birlikte ikili birbirini gerçekten seviyorlar.

Esas oğlandan sonra biraz da esas kızdan bahsedelim: Gamora… Gamora galaksinin en güçlü –ve kötü- adamının evlatlık kızlarından birisi, yalnız ortada şöyle bir sorun var ki, bu adam yani Thanos, kızlarını ailelerini öldürüp kendi ailesine katıyor ve daha sonra da onları genetik ve sibernetik mutasyonlarla birer suikastçi haline getiriyor. Kızlar da haliyle bunu unutmuyorlar ve intikam için fırsat kolluyorlar. Gamora ve aynı şekilde evlat edinilmiş kızkardeşi Nebula, farklı iki erkeğe aşık olup farklı iki yol çiziyorlar kendilerine. Ronan’a aşık olan Nebula galaksiyi ve Thanos’u yok ederek hakimiyet peşinde koşma yolunu seçerken; Peter’a aşık olan Gamora ise Galaksi’yi kurtarıp, Thanos’u unutmayı seçiyor. İşte Gamora karakteri tam olarak bu iki durum etrafında dizyn edilmiş klasik bir “Önceleri katil sonrasında anne” klişesi. Pek tabi ki güzel ve çekici bir femme fatal olarak dikkat çekse de karakter, kadın olduğu için filme hakim olan mizah öğesine yeteri kadar katkı sunamıyor, bu açıdan Gamora karakteri biraz fazla stereotip ve sıkıntılı denilebilir. Bu arada kadınların mizaha katkı sunamaması benim görüşüm değil Hollywood loncasının benimsediği bir tavır, bunu da şerh düşmeliyim.

Starlord_and_Gamora_with_an_Infinity_Stone

Rocket karakteri ise grubun kesinlikle en kayda değer üyesi, o da bir çok yaratığın en iyi yönlerinden genetik olarak tasarlanmış olan olağanüstü, zeki, snob, esprili ve hayat dolu bir karakter. Koruması ve tek dostu Groot dışında herkesi de kaşla göz arasında satmaya meyilli birisi aynı zamanda. Yalnız hakkını yemeyelim kendi hayatı tehlikeye düşmeden bu satış eylemini de gerçekleştirmiyor. Rocket da filmin sonunda esen epik rüzgarda biraz esas özelliğini kaybeden karakterlerden olsa da toplamda favori koruyucum olduğunu söylemeliyim.

Groot; bir tür uzay enti olan karakter grubun sevgi sembolü. Üzerinden dallar, çiçekler, sarmaşıklar çıkartan bu fedakar ve karşılıksız seven karakter hemen her zaman iyinin yanında bir profil çiziyor. Sadece “I am Groot / Ben Groot’um” diyerek konuşan karakter bu filmde biraz tek yönlü olsa da çizgi roman ve filmin finalinde işaret edildiği üzere farklı özelliklerle dönüş yaparak hak ettiği popülariteye ulaşacaktır kanaatindeyim.

Guardians-of-the-Galaxy-Trailer-Groot-Rocket

Son olarak Drax’dan bahsedelim. Drax benim açımdan grubun en gereksiz karakteri, ailesini savaşta kaybetmiş, yok edici, kin dolu ve metaforlardan anlamayan bu dev savaşçı derinlik namına pek bir şey sunmuyor izleyenlere, üzerinde en azından şimdilik konuşulmaya değer bir şey yok. Çok klişe bir stereotip denilebilir.

drax

Salt filmden bahsetmek gerekirse: Hiç uzatmadan söyleyeyim, Galaksi’nin Koruyucuları, kötü yazılmış, kötü kurgulanmış, kötü bir ses kurgusuna ve kötü bir tempoya sahip, sanat yönetimi birbirinden farklı ve uyumsuz iki karakterde kotarılmış, özellikle kötü taraftakiler açısından da kötü oynanmış bir film. Çok saldırgan bir tavır gibi görünebilir ancak filmi izleyenler aşağıdaki örnekleri okuyunca bana bir nebze olsun hak vereceklerdir.

Sondan başlayalım; oyunculuklardan. Thanos sadece konuştuğu için günü kurtarıyor, Ronan rolündeki Lee Pace ise nutuk atmak için -ki sürekli bağıra bağıra ne yapacağını anlatıp duruyor- seçilebilecek en kötü sesli aktörlerden birisi ve salt kötü adam rolünde son derece çocuksu bir performans sergiliyor. Kötü kızkardeş Nebula rolünde ise Karen Gillan abartılı oyunculuk konusunda adeta ders veriyor izleyicilere. İyi tarafta da kızkardeş Gamora rolündeki Zoe Saldana da ondan aşağı kalmıyor aslıda, ikisinden de “Biz ne acılar gördük yine de pes etmedik” çığlığını duyuyorsunuz sessiz, derinden ve her an!!! Djimon Hounsou da Korath rolünde sadece bağırıp gırtlağından ses çıkarartarak sığlık konusunda büyük bir başarıya imza atıyor. Nerde buradaki adam nerede Kanlı Elmas’da oğlunun intikamını alan adam, gerçekten üzücü…

Sanat yönetimi ise kafa karıştırıcı. Bir sahnede Promethius’u seyrederken diğerinde Fifth Element veya  Le’Immortal’a  geçiş yapabiliyorsunuz. Bir galakside birbirinden farklı yerler olabilir ancak kastettiğimiz şey daha ziyade bir amerikan ve avrupa bilimkurgusunu aynı film içinde izlediğine dair izleyicide uyanan duygu. Özellikle Collector, Broker ve bazı Ronan/Nebula sanelerinde Avrupa etkisi kendisini çok açık gösteriyor. Bu iki ekolün birini diğerinden üstün tutmuyoruz ancak aynı film içinde uyumlu çalışmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kurgu ve tempoyu bir başlık altında toplarsak. Gerek ses, gerek görüntü kurgusunda filmin çok durakladığından söz etmemiz gerekir. Kurgu kesinlikle sıkıntılı olmuş ve film akmıyor. Temposu da doğal olarak yapaylaşıyor, buna filmin oldukça uzun oluşunu ve içindeki iki farklı karakteri de ekleyince film izleyiciyi izleyici olarak bırakarak bir özdeşleşmeye izin vermiyor. Bereket ki film epik bir destan değil gerçekçi ve esprili karakterlerden kurulu zoraki bir grubu anlatıyor da bu kalemler önemini en azından yarı yarıya kaybediyorlar.

Kötü yazılmış olması ise biraz çetrefilli bir nokta. Film esasen bir uyarlama olduğu için burada çok da suçlanmayabilir ancak espriler dışındaki diyaloglar ve tanımlamalar; adaptasyonda bir tür “Lost In Translation” efektine yol açmış. Bu da sebep sonuç ilişkileri açısından senaryoda çelişkilerden ziyade boşlukların doğmasına sebep olmuş. İzleyici açısından neden ve nasıl sorularının sık sık sorulması demek olan bu sorunun, çizgi roman adaptasyonundan mı senaryo yazarlarından mı kaynaklandıklarını bilmeden peşin hüküm vermek doğru olmaz diyerek bu başlığa toleranslı bir nokta koyabiliriz.

Guardians-of-the-Galaxy-Official-Photo-Milano-Sequence

Peki bu filmin hiç mi elle tutulur bir başarısı yok? Şaşırtıcı bir cevap olarak belirtmeliyiz ki, bu çok eğlenceli, yer yer zeki ve görülesi bir film. Daha önce de belirttiğimiz gibi herşey karakterlere, onların tarihçelerine ve birbirlerine zoraki şekilde bağlanmalarına bağlı ve bu sağlam temel izleyiciler için fazlasıyla yeterli bir beğeni sebebi.  Karakterlerin temsil ettikleri derin mesajlar olduğu da yadsınamaz. Belki film bunları özellikle finale doğru gözümüze sokmuş olabilir ama bu vurdumduymazlar takımının kendi iç güzelliklerini arkadaşlıkları ve sevgilerinde yeniden keşfetmeleri gerçekten çok hoş bir mesaj ulaştırıyor izleyiciye. Yine kendi karakterlerinin de ayrı ayrı verdiği pozitif mesajlar yok değil. Groot’un çevreci mesajı ve sevgisi, Gamora’nın affediciliği gibi.

Ayrıca tekrar edelim ki bu bir Marvel çizgi romanı ilk filmi ve ilk filmler genelde tempo olarak en düşük olanlarıdır. Bu konuda bir başka not olarak Marvel filmlerinin her tarafı yıkan ama gerçekte yıkımı temsil etmeyen o stretch filme sarılmış şiddet konseptinin bu filmin mahiyetine yakıştığını belirtmeliyiz. Bu filme ölüm yakışmazdı…

Oyunculuklar açısından da eli yüzü düzgün bir iş var ortada özellikle de seslendirme alanında. Chris Pratt rolünün altından kalkmayı, Vin Diesel de tek cümle ile duygularını vermeyi başarmış. Chris Cooper’a ise ayrı bir parantez açılmalı. Olağanüstü bir uyum ve büyük bir performans göstermiş aktör. Ses kullanımının yanında karakterin mimikleri ile de öyle özdeşleşmiş ki rakun kıyafetinin içine girmiş deseler izleyicileri inandıracak kadar başarılı bir iş çıkartmış ortaya.

Türkiye bayram tatili dolayısıyla gişede beklenen başarıyı yakalayamayabilecek olsa da Amerika’da bu satirik özellikleriyle gişede büyük başarı sağlayacağından emin olduğumuz bu film için son kararımız, izlenmesinin keyifli olacağının yanında izlenmemesinin de bir kayıp olmayacağı yönünde. Evet kesinlikle 9/10’luk bir film değil ama türünün de kesinlikle en keyifli örneklerinden…

Yepyeni filmlerde tekrar görşmek dileğiyle…

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz