Eksantrik Bir Hikaye: Bay Gris’in Yorganı

Bunu Paylaşın

“Beni Maralların üzerine salmak için o adamları tuttun. Ailemi onların öldürdüğüne inandırmak için verdin o ipuçlarını bana.” Rüzgar, karşısında makam koltuğunda oturan karısının eski patronundan bir cevap beklediği için sustu. Ancak hiçbir cevap alamadı. Bunun üzerine üsteledi.

“Bu doğru değil mi Rüçhan Bey?”

Rüçhan Bey bu lafın üzerine sadece gülümsedi. Rüzgar da daha fazla dayanamayıp silahını çekti. “Tabi, doğru” dedi. “Karısını kendisinden habersiz becerdiğim adam bu oyuna hayli hayli düşer dedin, değil mi?”

Bu soru üzerine Rüçhan Bey koltuğundan kalktı, masası ile Rüzgar’ın arasına girip bu sefer de tek bacağı yerde tek bacağı masasının üzerinde olmak üzere yine masasının üzerine oturdu. “Güç… Rüzgar” dedi “Güç, en iyi afrodizyaktır. Beni köşeye sıkıştırdığın için sen de bunu hissetmiyor musun? Ama sen güçlü biri değilsin, sen tek atımlık barutu olan o tiplerdensin. Benden sonra yeni bir hayat da kuramayacaksın. Bir başkası da olmayacak, içinde hep o kuşkuyu duyacaksın. O yetersizlik duygusunu hep hissedeceksin.”

“Yeter!” Rüzgar, bağırmadan ama kararlı bir şekilde söyledi bunu. Sonra silahın namlusunu adama çevirdi. Ağlamamak için kendini tutmaya çalışarak ve gözleri dolu dolu “Peki kızımdan ne istedin?” diye sordu.

Rüçhan Bey omzunu silkti, dudaklarını büzdü “Hiç…” dedi. Sonra içten bir şekilde hıhladı. “O collateral damage.” gülümsedi “Plaza dili kusura bakma…” diye de ekledi.

Rüzgar bunun üzerine kendini kaybetti ve sarsılarak ağlamaya başladı. Silahı tutan eli titriyordu. Bu sırada karşısındaki Rüçhan Bey ona biraz önce takındığı gülümsemesi ile ellerini açtı ve “Hadi” dedi. “Ne de olsa bu senin hayatının anı, mahvetme…”

Rüzgar sonunda kendini toplamayı başardı, silahını indirdi, bir süre Rüçhan Bey’e baktıktan sonra da arkasını dönüp kapıya yöneldi. Rüçhan Bey de tam bu sırada yavaşça alkışlamaya başladı. “Senden beklemediğim bir iş yaptın, bravo…”

Rüzgar bu sefer yüzünü Rüçhan Bey’e çevirerek “Kes lan!” dedi. Ve tam o anda adamın gözünde bir ikilem gördü. Silahını ona doğrulttu, tetiği çekti…

Sarp son cümleyi yazdıktan sonra kucağındaki lap topu yanına koydu ve gerindi. Yorulmuştu, oturduğu koltuktan kaykıldı ve koltuğun arkalığına da kafasını koyup gözlerini kapattı. On beş dakika kadar uyumuştu ki telefonu çaldı. Telefonda “Nehrim” yazısını görünce çok bekletmeden telefonu açtı.

“Efendim aşkım?”

“Sarp, toplantıdaydım da ara verdik diye aradım. Uzayacak hayatım. Akşam beni bekleme yat sen, gece On iki, bir gibi ancak gelirim.”

“Saat kaç ki?”

“Sekiz buçuk”

“Tamam canım, kolay gelsin. Ha bu arada öyküyü bitirdim, daha editlemedim ama bitti…”

“Tamam hayatım yarın akşam okurum. Öptüm görüşürüz.”

“Öptüm”

Konuşma bitince Sarp gülümser bir suratla lap topu tekrar kucağına aldı, chrome’ı açtı, arama çubuğuna “sweetpussies” yazdı ve ardından iki saat kadar pornoya daldı. Porno seansı bittiğinde ise bir an için içi karardı ve panik benzeri bir duyguyla eli telefonuna gitti. Ama telefonu eline alamadı, lap topu kapatıp banyoya yollandı.

***

Ertesi gece saat On’a kadar dayanan Sarp sonunda dayanamadı ve kendi lap topunda bir şeylerle uğraşan ama aynı zamanda televizyonu da sevdiği diziyle meşgul eden Nehir’e;

“Aşkım, öyküyü bitirdim, sonunu merak etmiyor musun?” diye sordu.

Nehir lap toptan başını sanki acı çeker gibi kaldırdı ve “Canım, yarın genel müdüre çok önemli bir sunumum var ona hazırlanmam lazım sonra okusam?” diye cevapladı onu.

Sarp bozulmuştu. “Tamam” diyerek kumandaya uzandı ama Nehir kumandayı hızla kendine çekip Sarp’ın hareketine şaşırmışçasına “İzliyorum…” dedi. Nehir, Sarp’ın karanlık bakışını umursamadı ve “Yorganın yüzünü geçirir misin, ben yapamıyorum.” diyerek lap topuna döndü. Aslında bunu söylemesine gerek yoktu, Sarp zaten biliyordu… Sessizce kanepeden kalktı ve emri yerine getirmek için yatak odasına seğirtti.

***

“Sarp abi sen bu konuyu bilirsin, kırk beş yaşında adamsın sonuçta.”

“Dur oğlum daha olmadık o kadar”

Sarp’ı kırk beş yaşında olmakla itham eden yirmi beş yaşındaki ve kırk beş yaşına ulaşacağını aklının ucundan bile geçirmeyen genç çocuğun adı Kemal’di. Kendisinden iki yaş küçük arkadaşı Can ile öğlen yemeği yerken akıllarına gelen dahiyane geyiği Sarp’a sorarak yemek masasının tamamını şenlendirmek istiyordu. İkili, Sarp’ın kendilerini bozmayacağından eminlerdi, asıl amaçları ise onun bu muhabbete ayak uydurup uyduramayacağını yaklaşık bininci kez görmekti. Bundan önceki imtihanların bir önemi yoktu, Sarp abileri bir gün çuvallayacaktı, o gün neden bugün olmasındı? Bu düşünceyle Kemal sordu;

“Abi LP’yi tanıyor musun? Şu Lost On You’yu söyleyen?”

“Şu, Bob Dylan’a benzeyen kız değil mi?”

“Kime?” Sarp isteseydi Kemal’i burada bozardı ama bozmadı. Kemal’in anladığını umuyordu, yanılıyordu…

“Tanıyorum, ne olmuş ona?”

“O kız ağır lezbiyen biliyorsun” Kemal bu sırada etrafının dikkatini çekmek için herkesle sırayla göz temasına girdi. Kalabalığı hazırlıyordu.

“Ağır?” Sarp ise ilgisizdi.

“Can diyor ki ben onu tekrar kıza çeviririm.”

“E Kız zaten.”

“İşte şeye,”

“Heteroseksüele…” Bu kaçan ikinci gol fırsatıydı veya belki de ikinci goldü ama masadakiler yine anlamadı.

“Evet işte ona. Ne diyorsun mümkün mü?”

Sarp cevabını bildiği soruyu sadece masadakileri keyiflendirmek için sordu “Nasıl yapacakmış?” Bu sırada da Can’a göz kırptı.

Can da gülerek kendi kısmını oynadı “Abi, nasılı belli, milletin içinde ayıp laflar söylettirme bana…”

Sarp burada kesik bir kahkaha attı “Kriko Kamil gibi” dedi.

“Kim, kim?” Kalabalığı galeyana getirmeye çalışan bir yüz ifadesiyle Kemal, tekrar araya girdi.

“Kriko Kamil. Hustler dergisinin bir çizgi roman karakteri.”

“Abi sen onları da mı okuyodun? Okumak için değil ki o dergiler.” Kemal burada yalandan bir kahkaha patlattı, masadakiler de ona uydular.

Sarp bozuntuya vermedi; “Bir macerasında yatılı okulda lezbiyen olmuş kızını kurtarmak isteyen bir baba bunu tutuyordu. Bu da kızla birlikte olup onu tekrar heteroseksüele çeviriyordu.” Önce ciddiyetle Can’a baktı “Birlikte olmak” dedi. Sonra Kemal’e döndü “Heteroseksüel” dedi. En sonunda tüm masaya döndü, bu sefer kahkahaya ortak olarak “Belli aralıklarla okunur o dergiler” dedi ve yumruk yaptığı eliyle bir iki kez aşağı yukarı piston hareketi yaptı.

İmtihanı yine geçmişti. Masada olan ve kahkahalara zoraki katılan Mert’in sözleri bu başarıyı teyit etti.

“Koray’ın abisi kalp krizi geçirip ölmüş. Yarın öğlen namazından sonra defnedilecekmiş.”

***

Sarp, o akşam eve giderken mahallesindeki market kılığındaki bakkala uğradı. Kendini bu ticarethaneyi yaşatmakla mükellef hissettiği için burayı tercih ediyordu. Alınacakları aldı, kasaya geldi ve bakkalın cümlesiyle televizyona döndü.

“Hayda… Olaya bak.”

Spiker de olayı Sarp’a açıkladı; “Rusya’nın Murmansk kentinde eşine zor rastlanır bir olay yaşandı. Alkollü olduğu belirtilen bir adam, askeri bir tesisten çaldığı tankla bir süper markete girdi. Adamın, marketten bir şişe şarap çaldıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı belirtildi.”

Gülümsedi Sarp, “Bir şişe şarap…” Sonra birden uyanır gibi devam etti, “Bu sadece imparatorluklarda olur biliyor musun?..”

Bakkal anlamamıştı “Nasıl?”

Sarp da tekrar etti “Bu sadece imparatorluklarda olur. İşbölümünün mükemmelleştiği, kurumsallaştığı, kural ve talimatların uygulanıp denetlendiği bir yerde olmaz bu. İmparatorlukların adı havalıysa da salaş olurlar. Maksimum verimi veremezler. Ayrıca….”dedi ve bakkalın acınası bakışlarını görünce sustu. Bakkal mı ona acıdı o mu bakkala acıdı kendisi de karar veremedi ve konuyu değiştirmese de haberin başka bir yönünden bahsetti. “Ayrıca bu bir tanktan çok, ZPT’ye benziyor”

Bakkal “Evet…” dedi.

Sarp yine de açıkladı “Zırhlı Personel Taşıyıcı,” sonra da işi şakaya vurdu. “sen de marketçinin psikolojisini anlat bana” dedi. Bakkalın iyice grogi olduğunu görünce uzatmadı. Sırasıyla; aldıklarını bakkalın kasadan geçirmesi için tezgaha çıkarttı, bedellerini ödedi, onları poşetledi ve poşetleri alarak dükkandan çıktı.

Bakkal onun arkasından kötü bir şey söylemedi.

***

Ertesi gün öğlene kadar Sarp’ın hayatında, Nehir’in hala öyküsünü okumamış olmasına kırılmasından başka önemli bir şey olmadı. Koray’ı sevdiğinden abisinin cenazesi için sadece camiye değil define de gitmeye karar vermişti. Bu sebeple eve uğrayacak ve ayakkabılarını spor ayakkabıları ile değiştirecekti, mezarlık çamuru ayakkabılar için iyi değildi.

Bilgisayarını kapatmak üzereyken yanına Mert geldi. Tüm programlar kapatıldığı için ekranda yalnız kalan wallpaper’i eliyle göstererek,“Juan Gris.” dedi.

“Başkası Picasso sanır.” diye cevapladı Sarp. Sonra yumruklarını tokuşturdular. Bu aralarında bir tür törendi. Hemen ardından bilgisayar kapandı ve Sarp evine doğru yola koyuldu.

Şanslıydı, hemen bir taksi buldu ve İstanbul’un nispeten tenha öğlen trafiğinde otuz beş dakikada eve ulaştı.

Hızlı hareketlerle apartmana girdi, asansöre bindi ve asansör çıkışında koşar adım dairesinin kapısına gelip anahtarla kapıyı açtı. İçeri girerken ayakkabılarını eline aldı ve onları portmantonun yan gözüne yerleştirdi. Koridora açılan tüm odalar açıkken yatak odası kapısının kapalı olması dikkatini çekti. Yine hızla portmantonun alt gözünü açıp spor ayakkabısını almak için eğildi ve orada bir çift yılan derisi ayakkabı gördü. Bunun üzerine bir süre durdu. Sonra bu ayakkabıların sıkıştırdığı spor ayakkabılarını eline alıp kapağı kapattı ve hızlı adımlarla bir şey unutmuş da aceleyle alması gerekliymiş gibi yatak odası kapısına yöneldi. Ama kapalı kapının önüne gelince orada bir eli üst dudağında içeri giremeden kalakaldı. Sonrasında telaşlı bir şekilde geri dönüp sokak kapısından dışarı çıktı. Kapıyı arkasından yavaşça örtmüştü.

***

Sarp, caminin avlusuna geldiğinde musalla taşındaki Koray’ın abisini ve başındaki Koray’ı görmezden gelip hızla camiye girdi. İş arkadaşları henüz gelmemişti. Camiye girdiğinde şöyle bir içeriyi süzdü ve bir rahlede Kuran okuyan adamın yanına gitmeye karar verdi. Adam sessizce ama dışarıdan da duyulabilecek bir sesle okuyordu Kuran’ı. Sarp adamın yanına oturup bir süre dinledikten sonra gözleri dolmaya başladı. Adamın irkilmesine rağmen mushafa bakmak için eğildi ve Kuran’ın mealli olduğunu gördü. Adam Yusuf Suresini okuyordu. Sarp, artık duruma alışan adamın arapça okumasına meali okuyarak eşlik etmeye başladı, okudukça dolan gözleri taşıyordu.

Yusuf dedi ki, kadınlara gerçeği itiraf ettirişim şunun içindi: Vezir bilsin ki, hakikaten ben ona, gıyabında hainlik yapmadım ve muhakkak ki, Allah hainlerin hilesini muvaffakiyete ulaştırmaz.” ayetinde adamı durdurup elini mushafa koydu ve hıçkırıklara boğuldu. Bir süredir yanına tünemiş adamın bir derdi olduğunu sezen adam, beceriksizce elini Sarp’ın sırtına koydu ve şöyle bir sıvazladı.

Sarp biraz daha ağladıktan sonra adamın yanından ayrıldı ve minberin sağındaki iki kişilik yere, en ön safa oturdu. Tüm namaz boyunca da için için ağlamaya devam etti. Namazdan sonra dışarı çıktığında, Koray onu öyle görünce herkesle öpüşürken ona sarıldı ve ikili oldukça uzunca bir süre bu şekilde karşılıklı ağladılar. Koray cenaze namazında da Sarp’ı bırakmadı ve böylece Sarp, en ön safta namazı kılmakla kalmadı, tabutu da Koray ile birlikte kimseye vermeden cenaze arabasına kadar taşıdı. Mezarlığa giden servise binene kadar da yirmiden fazla kişinin başsağlığı dileklerini kabul etti. Definden sonra yine uzun bir sarılmayı müteakip Koray’dan ayrıldı ve saat üçü geçiyor olmasına rağmen ofise döndü.

Öğlen yemeği yememesine rağmen aç değildi ama diğer çalışma arkadaşları kantine indiği için o da inmek durumunda kaldı. Çocuklar onun cenazedeki halini gördükleri için temkinliydiler, bununla birlikte bu ölüm aslında hiçbirinin de umurunda değildi. Belki biraz Mert üzülmüştü o kadar.

Grup kantinde bu ruh haliyle sandviç yerken Kemal ciddi bir ifadesiyle sandalyesini Sarp’ın yanına çekti ve “Abi üzülme o kadar” dedi. “Ölüm doğal bir şey.”

“Doğru” dedi Sarp, boş bakıyordu.

Kemal masadakilere göz kırpıp “Ölüm sonrasında ne yapıcan biliyor musun?” diye sordu.

Sarp anlamsız gözlerle baksa da Kemal gülmeye başlayarak devam etti. “Alıcan karıyı bi güzel çakacan…”

Ortamdaki tek evli kişi olan Sarp boş bakmaya devam ettiği için; bekar Kemal’in Sarp’ın karısını da içeren bu yersiz esprisiyle buz gibi olan hava tam dağıldı zannedilirken, Sarp hızlı ve sert bir hareketle Kemal’i ensesinden kavradı. Kemal’in canı yandı ancak o kadar kesin bir harekete maruz kalmıştı ki direnme gücünü bulamadı içinde. Diğer çocuklar da donmuşlardı. Sarp hala ensesinden kavradığı Kemal’e döndü ve müşfik bir sesle konuştu.

“İlk ergenlikte senin söylediğin gibi sadece sevişmek olur mu diye düşünür insan. Savaş olsa, gururun kırılsa, işten atılsan, başarısız olsan, ne olursa olsun sadece sevişsen. Sevişmek bütün bunların yerini tutar mı diye düşünürsün. Ama kadınlar affetmez Kemal. Kendilerini bırakmazlar, alınacak evi, yapılacak çocuğu, onun okulunu düşünür, senin güçlü olmanı beklerler. Sevişmek hiçbir işe yaramaz.“ Sonra da Kemal’in ensesini bırakıp onun yanağını iki kez sesi gibi müşfik bir şekilde tokatlayıp masadan kalktı.

Arkasından bir süre kimse konuşamadı, konuştuklarında da konu Sarp değildi. İmtihan bitmişti…

***

Sarp gece On bir’de eve geldiğinde Nehir meraklı ve sinirliydi. Sarp’ı kapıdan girip spor ayakkabılarını eline aldığı daha ilk anda sıkıştırdı

“Niye açmadın telefonlarımı?”

“Sinemadaydım.” Sarp ayakkabılarını portmantonun boş alt gözüne koydu.

“Neden söylemiyorsun filme gittiğini, oğlan da bekledi seni o kadar” Bu cümlenin üzerine Sarp Nehir’e derin bir bakış attı. Nehir de karşılık verdi; bakışları meydan okur gibiydi, çok değilse de hızlı hızlı nefes alıyordu, çenesi yukarıdaydı. Neden sonra Sarp bakışmayı kesti ve yatak odasına gitti. Odada kendini kötü hissetti; hızla üstünü çıkardı, pijamalarını giydi, salona geldi, lap topunu kucağına aldı, açtı ve Nehir’e bakmadan ölü bir sesle; “Çarşafları değiştirmişsin. Yorganın yüzünü geçirebildiğine göre bundan sonra benden istemezsin artık” dedi. Nehir cevap vermedi.

Lap top açıldığında Sarp öykü dosyasını açtı ve öyküsünün sonunu tekrar yazdı.

Rüzgar sonunda kendini toplamayı başardı, silahını indirdi, bir süre Rüçhan Bey’e baktıktan sonra da arkasını dönüp kapıya yöneldi. Rüçhan Bey tam bu sırada yavaşça alkışlamaya başladı. “Senden beklemediğim bir iş yaptın, bravo” diyordu ki Rüzgar arkasını döndü. Hala sırıtan adama kısa bir süre daha baktı ve ağlayarak kapıdan çıktı. Rüçhan Bey’in sırıtması kahkahalara dönüşmüştü…

***

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir