Ağu
13

Fantastik Dünyaların En Yeni Ölümsüzü – İskoçyalı

Yazan YariAydin 0 Yorum / 2.454 Kez Görüntülendi

highlander-poster-1

Gregory Widen 1986 gibi geç bir tarihte kısa öyküsü Shadow Clan/Gölge Klanı’nı yazdığında belki kendisi bile fantastik edebiyat için ne yaptığını bilmiyordu. Ancak hikayesi aynı yıl Highlander/İskoçyalı adıyla beyazperdeye aktarılınca eserinin önemini dünyanın kalanıyla birlikte anlamış olmalı. En genci 100 yaşında olan ölümsüz kahraman figürlerine yepyeni bir kardeş eklemişti zira; Ölümsüzleri…

Ölümsüzler; ancak kafalarının kesilmesi ile gerçekten ölen, dünya çapında “Oyun” olarak adlandırılan ve kazananların birbirinin enerjisini yağmaladığı sürekli bir düello içinde bulunan yıllanmış kılıç ustaları… Ayrıca bu ırkın mensuplarının birbirlerinin varlığını hissedebildiğini ve sadece ayakta kalan son ölümsüzün ölümlülüğe geçeceğini de belirtmek gerekir.

Widen’ın ana kahramanı 16.yy’da dünyaya gelmiş genç bir İskoç klan lideri olan Connor Macleod’dur (Filmde kendisini Christopher Lambert canlandırır). Hikayesi ise hem kahramanın doğduğu zamanda hem de günümüzde (daha doğrusu eserin yayınlandığı günlerde) geçmektedir.

highlander

Eski hikayede Connor, Macleod klanı için savaşırken bir başka ölümsüz olan Kurgan (Clancy Brown) tarafından ölümcül şekilde yaralanır fakat arkadaşları tarafından savaş alanından kaçırıldığı için Kurgan kafasını kesemeden önce kendi kendine ölür ve bilmediği yeni formunda dirilir. Fakat bu dirilişin anormalliğinden korkan soydaşları tarafından klanından kovulur ve onlardan uzaklaşıp aşkı Heather (Beatie Edner) ile evlenerek barış içinde yaşamaya başlar. Bu sırada Ramirez (Sean Connery) ile tanışır. Ramirez antik bir ölümsüzdür ve Connor’u dolayısıyla da izleyiciyi hem askeri anlamda hem de konseptler bağlamında yetiştirir. Ne var ki Kurgan Connor’un izini bulur ve Connor’un evinden uzak olduğu bir sırada Heather’in gözleri önünde Ramirez’i öldürür.

2046491-ramirez_vs_the_kurgan_highlander_10305900_847_600

Çift olayı atlattıktan sonra hayatlarına devam ederler ve Connor Heather’ın yaşlanıp ölmesinden sonra İskoçya’dan ayrılıp dünyayı dolaşmaya başlar. Sonrasında yaşadığı sayısız macerası içinde 2.Dünya Savaşı’nda Rachel (Seride yetişkinliği Sheila Gish tarafından canlandırılır) adlı küçük bir Hollandalı kız çocuğunu SS’in elinden kurtarıp evlat edinmesi serinin önemli bir olgusu olacaktır. 1985’e ulaştığımızda Kurgan’ın tekrar Connor’un peşine düştüğünü görürüz. Kılıçla kafa kesme olaylarını araştıran polis memuru Brenda (Roxanne Hart) ile yakınlaşmamak için kendisi ile mücadele eden Connor bir yandan yakayı ele vermemek bir yandan da Kurgan’dan sakınmak zorunda kalır kendisini. İkisini de başaramaz, zira Connor Steve Nash adını kullanmaktadır ve Brenda gerçek Steve Nash’in kimliği üzerinden Connor’un yalanını ortaya çıkartır. Kurgan cephesi daha karışıktır çünkü Kurgan kilisede – ölümsüzler kutsal mekanlarda dövüşemezler – Connor’a Ramirez’i öldürürken Heather’a da tecavüz ettiğini söyler. – Ama görüldüğü üzere diğer her türlü pisliği yaparlar-

connor heather

brenda connor

 

 

 

 

Bundan sonrası tam türk filmidir. Normalde çocuk sahibi olamayan Connor; Brenda’yı kaçıran Kurgan’ı hırs içinde öldürür ve oyunu kazanıp, çocuk sahibi olabilir hale gelir. Heather’dan sonraki ilk aşkı ile Brenda ile ölümlü bir ilişki yaşamak için İskoçya’ya döner ki, seri için bu dönüş son eve dönüş değildir. Film, temsil ettiği yeni figürün yanında erkeklere olağanüstü bir gaz, kızlara aşk, müzikseverlere Queen, starseverlere de Christoopher Lambert’i hediye etmiştir ki, sonrasında da devam eserleri dolu dizgin gelir doğal olarak.

highlander_ii_the_quickening_xlg1991’de devam filmlerinin ilki korkunç bir şekilde karşılar bizi; Highlander II: The Quickening. Bu kadar başarılı bir ilk film ve kurduğu evrene bir mitoloji katmak üzere tasarlandığı belli olsa da o evren olması gereken evren olmamıştır zira…

Aslında filmin olay örgüsü fena değildir ama bu örgü ana materyale o kadar alakasız eklemlenmiştir ki izleyiciler boşlukta kalmışlardır. Buna göre Connor ozon tabakasının delinmesi sebebiyle bir bilim grubunun yardımları ile yapay bir ozon tabakası kurar ve adına kalkan adını verir. Ancak kalkanın sürekli gece olması ve sıcak havaya sebep olması gibi bazı yan etkileri vardır. Ayrıca kalkan daha sonra özel sektöre geçmiş ve bu işten iyi kar edilir olmuştur. Eski karısını da öldüren ozon tabakasının yok olması sürecinin 30 yıl sonrasında yaşlanmış Connor yavaş yavaş hayattan elini ayağını çekmekte iken, kalkan şirketi ve bir grup örgüt de savaş halindedir. Bunların en etkili olanı da C.O.B.A.L.T’dır. (atlet giymiş iki komandonun maceralarını anlatan 1980’li yıllara ait bir video oyunu geliyor aklıma her nedense bu ismi duyunca). Örgütün en etkili teröristi de Louise Marcus’dur (Virginia Madsen). Tabi Brenda ölünce Connor Bey’in esas kız ihtiyacı doğmuştur. Bu olgu tüm İskoçyalı serisinin değişmez özelliğidir, tıpkı Batman ve James Bond gibi Macleodlar da bir kızla iki film çevirmezler ve her filmdeki aşkları da en büyük aşkları olur. Biz konumuza dönelim, örgüt ozon tabakasının kendisini yenilediğini ancak kalkan firmasının bunu sakladığını iddia etmektedir. İşte bu sebeple de kalkan yok edilmelidir.

HHH2band

Fakat her ne kadar bu çok fena bir hikaye olmasa da, izleyiciyi eserden soğutan örgü daha önce de bahsettiğimiz evrenin mitolojisinin yeniden yazılması çabasıdır. Buna göre ölümsüzlerin kaynağı Zeist gezegenidir. Gezegenin yönetimi General Katana’nın elindedir (Michael Ironside) ve kendisine karşı liderliğini Ramirez’in yaptığı bir ayaklanma süregitmektedir. Ramirez Katana’ya karşı Connor’u görevlendirir ancak ikili mücadelelerinde başarısız olarak tutsak düşerek dünyaya; “Oyun”a dahil edilmek üzere sürülürler. (Diğer ölümsüzler nasıl gelirler bilemiyoruz tabi !!!), bir yenilik olarak oyunun ödülü de ölümlü olmak ve Zeist’a geri dönmek olarak belirlenir. Ancak Connor oyunu kazanınca, Katana kiralık katillerini dünyaya gönderir. Connor da onları öldürüp enerjilerini alarak tekrar gençleşir böylece. Sonra da nasılsa Ramirez’i hayata geri döndürür ki bunu açıklamak için de hiçbir şey koymaz ortaya film.

1361682845_3

İki senaryonun sembolik benzerlikleri Louis’in Connor’a yardım için başvurmasıyla reel hale gelir. Connor her zaman ki asil adam rolü oynayıp kızı reddeder sonra da kızla yakınlaşır. Bu da serinin değişmez klişelerindendir. Daha sonra, üçlü bütün güçleri ile kalkanı yıkmaya çalışırken Katana da New York’a gelip işleri karıştırır.

Pek tabi ki yine kilisede karşılaşan ikili büyük düellolarını filmin finaline ertelerler. İskoçyalı filmlerinde izleyiciyi gaza getiren kutsal mekanda karşılaşan esas oğlan ile kötü adam arasında geçen “Ulan burada olmayacaktık ki şimdi” klişesi her ne kadar dalga geçsem de serinin en keyifli sekanslarını sunar izleyicilere.

Keyifli sekanlar derken Connor ve Ramirez’in kalkan tesisine girerken araç içinde taranıp, birbirlerine üzerlerindeki 100 küsur kurşun deliği ve şarapnelle hava atttığı sahne ile Ramirez’in dirildikten sonraki İskoçya terzi ve New York uçak sahnelerini de şerh düşmeliyiz.

1361682981_5

Film tabi ki Katana ve Kalkan Şirketi’nin mağlubiyetine eşlik eden Connor hariç tüm esas oğlanların ölüm sahneleri ile nihayete erer. Ama kendilerini feda etmeleri sonucu açığa çıkan ölümsüz enerjileri kalkanın kalkmasına yol açar ve dünya mavi gökyüzüne tekrar kavuşur. Connor ve Louis Zeist’a geri dönerler. Kısaca ve bir kez daha özetlemek gerekirse film kendi başına fena değildir. Ama adı İskoçyalı olan seriye getirdği saçma sapan yenilikler öyle yenilir yutulur değildir hayranlar için. Filmi süsleyen, Queen’in “Who Wants To Live Forever” şarkısını da anarak filmimize son verelim.

Highlander 31994’de ise Highlander III: Sorcerer beyazperdeye konuk olur. Üçüncü film, facia olan ikinci film yokmuş gibi tekrar başlatır yolculuğu ve bir noktaya kadar da orijinal İskoçyalı mantığı içinde kurgulanır. Ancak yine yabancıdır yine uzaktır. Buna göre Connor yeni ölümsüzlük dönemlerinde Japonya’da Nakano (Mako Iwamatsu) adlı bir büyücü tarafından yetiştirilmekte böylece sadece büyü değil uzakdoğu dövüş sanatları ile de tanışmış olmaktadır. Ancak sadece kendisi değildir bu sanatları öğrenmek isteyen; Kane (Marco Van Pebbles) adlı bir Türk’ün liderliğindeki iki ölümsüz Khabul ve Senghi de bu gücün peşindedir ve kanla açtıkları yolun sonunda büyücüye ulaşıp onu da zayi ederler. Connor Nakano’yu kurtaramasa da büyücünün enerjisinden dolayı yıkılıp 3 katili altında bırakan mağara çökmesinden kurtulmayı başarır. Üçlü böylece ölmemelerine rağmen oyundan uzak kalmışlardır ki bu da esasen tamamen saçmalıktır…

Highlander-III-Kane

Geçmişle günümüz arasında bir köprü olarak ve filmde flashbacklarle anlatılan ikincil bir senaryoya göre Connor Fransız ihtilali döneminde Sarah Barrington (Deborah Unger) adlı bir kadınla aşk yaşamaktayken ihtilal olur ve giyotinle idama mahkum edilir (ki bu Connor için gerçek ölüm anlamına gelmektedir) ama ona benzeyen başka bir ölümsüz arkadaşının yaşamdan sıkıması sebebiyle kelleyi kurtarır… Olayda öldüğü duyurulur ve sevgilisini üzüntüden evlenmiş!!! ve çocuk sahibi olmuş bulur. Connor da ortamı bozmaz ve aşkından uzaklaşır.

Günümüzde ise Brenda yine ölmüştür (bu sefer trafik kazasında!!!) yani Connor yine ilişkiye açıktır zaten İskoçyalı evreninde açıkladığımız üzere aksi düşünülemez. Bu sırada, Japonya’da arkeolojik araştırma yapan arkeolog Alexandra Johnson’un (yine Deborah Unger) Nagano’nun mağarasını bulmasıyla işler karışır. İlk flmdeki polis Brenda’nın yaptığı gibi parçaları birleştiren Alexandra, Connor’a ulaşır, 1800’lerde yazık oldu bu sevdaya bir de 90’larda deneyelim demiş olmalıdır senarist zira. Connor bu sırada Marakesh’de evlatlık oğlu ile takılmaktadır. Nagano’nun mağarasından kopup Connor’a koşan tek kişi Alexandra değildir tabi, Kane de uyanmış iki arkadaşını öldürüp Connor’un peşine düşmüştür.

highlander-iii-die-legende-4376679

İlk filme herşeyiyle benzeyen bu üçüncü filmde birtakım komplike detaylar unutulmamış. Su katılmamış barbar Kane (ki 90’lı yılların Avrupalı tekno şarkıcılarına barbardan çok daha fazla benziyordu) kutsal mekanda Connor’a saldırır ve Connor’un kılıcı bu kapışmada kırılır. Connor da yeni ve daha dayanıklısını yapmak için doğduğu topraklara dönüp orada güç toplayıp yeni kılıcını yapar. Alexandra da Connor’u İskoçya’da bulur ve aşk “en azından” Connor için kaldığı yerden devam eder. Bu arada, ünversite sınavına hazırlanırken motive olmak için filmi örnek alıp kışın sahile giden arkadaşlarım olduğunu belirteyim de filmin bizim kuşağımız üzerindeki etkisini daha iyi anlayın sevgili dostlar.

Filmin sonunda ise Kane kural tanımadan Connor’ın evlatlık oğlunu kaçırır ve hırslanmış Connor yeni kılıcını Kane üzerinde blender olarak kullanır.En sonunda Connor, Alexandra ve evlatlık oğulları İskoçya’ya dönüp ölümlü yaşama “yeniden” başlarlar. Film için serinin klasik kültleri dışında izleyiciye pek de bir şey vermemiştir diyebiliriz son not olarak.

Highlander III

Bu noktada filmlere bir ara verelim ve popülaritesi filminkini yakalamış hatta aşmış bir başka yan prodüksiyondan bahsedelim. Highlander: The Series; yani İskoçyalı dizisi. Dizi, Connor’dan yarım yüzyıl kadar sonra aynı klanda doğmuş ve Connor ile aynı şekilde ölmüş bir başka Macleod’un; Duncan Mcleod’un hikayesini anlatıyordu. Adrian Paul’un canlandırdığı Duncan Macleod; 1990’lar Londra’sında yaşayan, mahir bir savaşçı ve bilge bir karakter olarak resmedilmekte, sevgilisi Tessa (Alexandra Vandernoot) ve bir tür evlatlık teenage şeklinde temsil edilen Richie (Stan Kirsch) ile her hafta yeni atılmaya isteksiz olduğu yeni maceralara atılmaktaydı.

highlander series

Dizide oyun hala ve kalabalık bir oyuncu grubu ile sürüyor görünmekte ve Duncan’ın etrafında yine kendisi gibi ölümsüz olan yakın arkadaşlarının oluşturduğu bir iç çeper bulunmaktaydı. Diziyi en ilginç kılan özelliği ise izleyicinin Duncan’ın tarihi marifetiyle geçmişe ve geçmişin günümüze uzanan problemlerinin köklerine götürülmesiydi. Bir dizi için oldukça görkemli resmedilen bu geçmiş, böylece bizi sadece ilgili döneme götürmüyor, Duncan’ın karakterinin gelişimine de bu şekilde ışık tutuyordu.

Highlander_the_Series_-_Band_of_Brothers_24

Duncan’ın yakın çevresindeki ölümsüz dostları içinde de Peter Wingfield’in canlandırdığı Methos 5000 yıllık bir savaşçı olarak kendine has bir hayran kitlesi edinmişti. Methos’un hikayesi gerçekten evrenin önemli ve detaylı hikayelerinden olup, şimdilik sadece serideki ağırlığını belirtmemiz yeterli.

methos

Dizinin başlığa bir başka önemli katkısı da “Watchers/İzleyiciler” konseptini ortaya koymasıydı. Buna göre bu grup, ölümsüz savaşlarını izleyen ve kayıtlarını tutan ancak savaşa karışmayan insanların kurduğu eski bir gruptu. Grup, dizide Joe Dawson’un (Jim Brynes) şahsında temsil edilmekteydi. Her ne kadar 5.sezonda Richie’nin de ölümsüz yapılması falan gibi saçmalıklar ya da tüm geçmişin sadece “celebrity hikayeleri”ne indirgenmesi gibi popülarite tuzakları göze çarpmaya başladıysa da, dizi 6 sezon boyunca ilgiyle izlendi ve sona erdiği 1998’de İskoçyalı başlığının ana temsilcisi oldu.

Highlander_4_poster

2000 yılında eskilerden kalma bir nostalji olarak film afişlerinin üzerine yazılan çakma sloganların sonuncusunu gördük; “Yılın Süper Filmi – Highlander: Endgame”. Dizinin önemini vurgulayan film, Connor ve Duncan’ı çok üstün bir düşmanın karşısında birleşmiş bir ittifak olarak sunuyordu. Slogan tabi çakmaydı ama sevenleri için konu pek de fena sayılmazdı. Gerçi kartlar yine karılmıştı ama bu da bir tür İskoçyalı klasiği olmuştu artık.

Bu filmin hikayesi de esasen garip kurulmuştu ama en kötü İskoçyalı filminin bile olay örgüsündeki başarısını bu filmde de görmek mümkündü doğrusu.

Buna göre; Connor’un ilk ölümsüzlük döneminde annesi cadılıkla suçlanıyor ve Connor’un en iyi arkadaşı olan Jacob Kell’in (Bruce Pane – ki kendisini Dungeons And Dragons’un mor rujlu kötü adamı Damodar olarak da hatırlarsınız) babası tarafından öldürülür. Connor annesini kurtarmak için geç kalınca hırslanıp hem arkadaşını hem de üvey babasını öldürür. Şaşırtıcı olan şudur ki Kell de bir ölümsüzdür ve Connor’a karşı intikam yemini eder, sonrasında da seri şekilde cinayetler işlemeye başlar. 600 küsur zafere ulaşan Kell’in, Duncan ve Connor’un toplamının 1,5 katından fazla kan akıtmış olması demek olan bir başarıdır bu. Connor’a olan nefreti Kell’i artık sadist yapmıştır. Derdi Connor’u öldürmek değil ona işkence etmektir, bu amaçla Connor’un evlatlığı Rachel’i öldürür ve Connor da bunun üzerine dünyadan geçip tapınakta İzleyicilerin himayesi altında inzivaya çekilir.

JKell1

Ancak Kell yetinmez. Yanındaki çeteyle birlikte Connor’u bulur ve onun dışında tapınakta bulunan tüm gönüllüleri öldürür. Bu noktada devreye 2 farklı karakter girer; Kell’in çetesinden Kate (Lisa Barbuscia) ve onun eski kocası olan dostumuz Duncan… Kate, Duncan’a hem aşıktır hem de ondan nefret etmektedir, zira Duncan Kate’i ölümsüz yapmış ve onu çocuk sahibi olmaktan mahrum etmiştir.

Connor daha sonra Kell ile yine bir mezarlıkta karşılaşıp ondan özür diler ama onun kararlı şekilde kendisinin tüm sevdiklerine zarar vereceğini ve bunu durduracak gücü olmadığını anladığında Duncan’a ulaşır artık yorulmuştur ve bıkmıştır, Duncan’a enerjisini almasını teklif eder, Duncan kabul etmez. Ancak Kell’i durdurmanın başka yolu da yoktur. Sonunda Connor Duncan’a saldırır ve Duncan’a yıllar önce öğrettiği durdurulamaz bir hamleyi yapmasına imkan verecek şekilde dövüşü sıkıştırır, Connor Duncan’ı öldürmekle tehdit eder aslında bu bir iknadır ve Duncan hamleyi yapıp Connor’un enerjisini alır.

yen                                                                               Delaney2000-2

Kell de boş durmaz ve Duncan’ın barışmak üzere olduğu karısı Kate ile Çin imparatorunun eski muhafızı Jin Ke (Donnie Yen) ve adları çok önemli olmayan diğer tüm çete üyelerinin kafalarını keserek son dövüşe hazırlanır. Evet, Kell çok güçlenmiştir ama Duncan da güçlenmiştir ayrıca Duncan şimdi sadece arkadaşının değil aşkının intikamını da almak için savaşmaktadır. Klasik bir son savaşla Kell sahneden indirilir.

duncan_kell_fight

Filmde dizinin başat karakterlerinden gözcü Joe ve ölümsüz Methos’un da boy gösterdiğini bir not olarak belirtmekte fayda var. Böylece dizi ile filmin birleştiği bu filmle aslında İskoçyalı dosyası nihayete ermiş oldu, daha sonraki çeşitli türlerdeki çalışmalar pek de kayda değer değillerdi açıkçası. Bugünlerde yeni bir İskoçyalı için çalışılmakta olduğunu duysak da sonucun serinin kaderini değiştireceğini düşünmek pek doğru olmaz.

İskoçyalı serisinin fantastik edebiyat alanına getirdiği yenilik ve bazı kültler son filmde de aşağı yukarı aynı olacaktır. Yeni görsel efektler ve popüler oyuncular eklemek dışında yapılabilecek pek bir şey olmayacaktır. Zira küçücük bir öyküden doğan serinin, “Oyun”un defalarca yeniden kurulması sonucu alacağı eleştiriden kaçması pek mümkün görünmüyor. Kısaca, oyun bir kez bitmiştir ve tekrar kurulması mümkün değildir. Belki geçmişteki bir hikaye veya gelecekte bir başkası ile seri ana karakterlerinden koparılabilecekse de konunun zorlamalığı ve adından uzaklaşması yine sorunlara yol açacaktır. Üstüne üstlük belirtmek gerekir ki yeni film kesinlikle bir Amerikan filmi olmalıdır çünkü Avrupa stüdyolarının kotardığı filmler dünyanın en büyük sinema pazarında pek iş yapamıyor.

Ama kimin umurunda, tüm ilk gençliğimizde yanımızda olan bu müthiş eğlencelik ve genişleyen evreninin bizimle olan dostluğu bitecek değildir ya… Baksanıza 14 yıl sonra bile gündeme geliyor ve uyandırıyor anılarımızı, öyle değil mi?

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz