Ara
19

Güzel Bir Final – Hobbit: Beş Ordunun Savaşı

Yazan YariAydin 0 Yorum / 1.137 Kez Görüntülendi

maxresdefault

Yönetmen Peter Jackson’un izleyicileri ikinci kez Orta Dünya’ya götürdüğü Hobbit serisi, üçüncü film olan Beş Orduunun Savaşı ile sona erdi. Tek kitaplık ve biraz da çocuk kitabı olan Hobbit’in üç filmle ele alınması nedeniyle oldukça eleştirilen seri, aynı zamanda Hobbit’i Yüzüklerin Efendisi formatına uydurduğu için de kafalarda soru işaretleri doğmasına sebep olmuştu. Fakat bu son film, tüm seriye kendine has bir anlam yüklemeyi başararak sona ererek şaşırtıcı bir başarı yakalamış diyebiliriz. Olguyu açmadan önce filmin fragmanını izleyelim.

 

 

Fragmandaki CGI unsurlarının yoğunluğu ve epik tonuyla mahiyeti hakkında şüphe uyandıran film; ikinci filmin odak noktası ejderha Smaug’un göl kasabasını yerle bir etmesi, ve ona karşı duran Bard’ın özellikle oğluyla yaptığı duygusal işbirliği sonucunda kasabayı kendisinden kurtarmasıyla başlıyor. Sahne, her ne kadar kasabanın yöneticisi ve onun yardımcısını son derece karikatürize etse de Bard’ın sekansları izleyiciye umut veriyor.

İlk elflerden olan Galadriel’in ve dolayısıyla Cate Blanchett’in yıldızlaştığı büyücüler savaşı sekansı da; İki Kule’nin Rohan, Kralın Dönüşü’nün Gondor sahnelerinin tekrar edilmesinden ve Peter Jackson’un hastalığı olan hava aracından yapılan çekimlerden sıkılan izleyiciye ilaç gibi geliyor. Sahnenin tüm Orta Dünya mitolojisine yaptığı saygı duruşuna ek olarak, RPG severleri de çekebilecek birçok –ve modern- öğe ile bezendiğini de belirtmeliyiz. Aslında burada değinmemiz gerekir ki Uruk Hai savaşçılarından bu yana, ilk defa her ırk Tolkien sonrası dönemden aldıkları özellikleri ve kapasiteleri ile tasvir edilmiş. İşleyeceğimiz her öğede bu durumu detaylandıracağız

The-Hobbit-The-Battle-of-The-Five-Armies

Smaug’un Çorak Toprakları için yazdığımız makalede değindiğimiz birçok tahmini tutturmuş olmamızın yanında birçoğunu da tutturamamamız filmi daha çekici kılmış. Örneğin Arken Taşı’nın bulunmasının yedi cüce krallığının devasa ordularını savaş meydanına çekmemesi ve bunun yerine Dain Demirayak’ın lejyonunun yardıma gelmesi oyuncu Billy Connoly’nin etkileyci performansıyla da oldukça iyi bir seçim olmuş. Cücelerin zırhları, duruşları, savaş taktikleri ve bence en önemlisi madenciliği simgeleyen çekiçlerinin de bolca boy gösterdiği bu sahneler filme tamamen uymuş.

Elf başlığı altında ise Tauriel, Legolas ve cüce Kili’nin ilişkisinin Thranduil’İn geçmişi ile ilişkilendirildiği sağlam bir yapı kurulmuş. Elf savaşçılarının geniş plan CGI sekanslarında değilse de yakın planda sergiledikleri koreografi – örneğin Demir Tepeler cüceleri ile karşılaştıklarında okçuları arkaya, kalkanlıları öne geçirdikleri sahne- çok zarif ve aynı ölçüde maskülin olmuş.

Orkların ise Bolg’un Bilbo’yu, Azog’un Thorin’i tek darbeyle indirdikleri iki sekans – bu arada bu bir spoiler değil sadece savaştan iki an- orkların filmin genelindeki cüsseleri ile uyumsuz narinliklerine tezat olan temsili bir gösteri sunulmuş. Beorn’un simgesel görünüşü dışında Azog ve Bolg ilişkisi de yine savaşa oldukça başarılı eklemlenmiş ki ikinci filmde en çok kafa karıştıran öğelerden biri de böylece açıklığa kavuşmuş.

Koreografiden bu kadar bahsetmemizin sebebinin, Peter Jackson filmlerindeki masalı yetişkinleştiren atmosferi en çok yaralayan unsurun koreografi olduğunu düşünmemiz olarak tanımlamakta fayda var. Yani, önceki filmlerde yönetmen bazen öyle saçma kompozisyonlar çiziyordu ki, tüm atmosfer bir anda dağılıyordu. Serinin son filmi bu sorunu çoğunlukla aşmış görünüyor.

untitled

Filmin adına, sayılan bunca askeri özelliğe ve neredeyse tamamen savaşla geçen ikinci yarısına rağmen; film, asla bir Yüzüklerin Efendisi atmosferini hedeflememiş ve sonuçta bir Hobbit filmi olarak kalmayı başarmış. Bu açıdan yönetmeni kutlamak gerektiğini düşünüyorum çünkü kitabın ruhunu, kitaptaki savaşı oldukça – beklediğimiz kadar olmasa da- büyütmesine rağmen kaybetmemiş.

Kısaca Jackson; kitabı okuyan, fragmanı seyreden ve kendisinin sinemasal yaklaşımını tanıyan izleyicilerin filme gitmeden önceki düşünceleri olan “ izlemeden de yazarım bu filmi de ben” algısını silmeyi başarmış.

Oyunculuklar anlamında yukarıda zikrettiklerimiz dışında Gandalf rolündeki Ian Mckellen’in dingin performansı, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf’i yeniden anımsatıyor. Gandalf ve Thorin ile önemli bir uyum yakalamayı başaran Bilbo rolündeki Martin Freeman da oldukça başarılı. Evangeline Lily, Orlando Bloom ve Lee Pace; elf üçlüsü olarak sırıtmıyor hatta ikinci filmin üzerine koymuş görünüyorlar. Kili rolündeki Aidan Turner da bu sefer cüce grubundaki ana yardımcı oyuncu rolünü Balin’i canlandıran Ken Scott’tan kapmış görünüyor. Bard rolündeki Luke Evans, Smaug sahneleri dışında biraz abartıya kaçmış gibi görünürken, nefret edilesi karakter Alfrid rolünde Ryan Gage, doğrusu çok başarılı bir iş çıkartıyor.

Filmin sırıtan tarafları yok mu? Elbette var, özellikle Peter Jackson’un sinema sanatına yaklaşımı aşık olunacak ya da nefret edilecek cinsten, ama bu onun stili ve kabul etmek gerekir ki Orta Dünya’nın hem masalsı hem dehşetengiz yapısına çok uygun düşen bir stil bu. CGI konusunda kendisini eleştirmek de yersiz çünkü Jackson aslında bir efekt uzmanı, eskiden yaptığı işi şimdi yapmıyor olabilir ama bilinçaltı hala bir efektçi. Film özelinde ise soundtrack albümün epik anlamda biraz geride kaldığı söylenebilir. Ancak bu bilinçli bir seçim de olabilir.

tumblr_ndij3pZKrg1r50xflo3_r3_500

Kitabın finalinde Gandalf olaylardan sonra Bilbo’ya misafir oluyor ve “Sen tüm bu şeyleri senin başardığını mı sandın, bunlar zaten olacaktı sen sadece bunun içinde yer aldın” diyordu. Bu etkili cümlenin Yüzüklerin Efendisi’ne refere eden bir başka cümle ile değiştirilmesi bence biraz hafif kalmış. Yine de bütün o maceralardan sonra yapayalnız olduğu evine dönen Bilbo’nun hissettiği hüznü, perde karşısındaki izleyicilere beklenenden çok daha iyi şekilde hissettiren yönetmen Peter Jackson’ı eleştirmek yerine kendisine teşekkür etsek yeridir.

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz