Ara
16

Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları – Savaş Kapıda…

Yazan YariAydin 2 Yorum / 3.615 Kez Görüntülendi

 

Bugün yeni bir film eleştirisi ile karşınızdayız sevgili kurgusal.net takipçileri, Hobbit: Desolation of Smaug/Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları. Fantastik kurgu dünyasının bir kralı varsa herhalde o Tolkien’dir ve onun bu ilk Orta Dünya eserine de gerekli saygıyı göstermenin de her fantastik edebiyat meraklısı için bir görev olduğu şiarıyla, film gösterime girer girmez sinema salonundaki yerimizi aldık ve sizlerle paylaşmak adına da dikkatli gözlerle izledik. Filmin sonuna dair birtakım bilgileri vereceğimize dair geleneksel uyarımızı yapıp, filmin fragmanını da izledikten sonra, gözümüze çarpan bu detayları sizlerle paylaşmamıza geldi şimdi de sıra.

 

 

Öncelikle belirtmemiz gereken husus şu ki; her ne kadar Hobbit, Orta Dünya’yı kuran ilk eserse de sonuçta bir çocuk kitabıydı, dolayısıyla geniş kitlelere hitap edecek bir Hobbit filmi için filmde bazı değişikliklerin yapılmasının kaçınılmaz olduğunu kabul etmeliyiz. Bu perspektiften bakınca da filmdeki birçok konseptin kendiliğinden açıklamaya kavuştuğunu görüyoruz. Bu bilgi ışığında filmin önce kısa özeti ve daha sonra da kitaptaki farklılıklardan bahsederek yazımıza devam edelim;

Film bir önceki filmin bıraktığı yerden devam ediyor; kartallar tarafından kurtarılan Gandalf, Bilbo ve liderliğini Thorin’in yaptığı cüce grubu, Kuyutorman’a doğru peşlerinde Ork savaşçısı Azog olduğu halde yol almaktadırlar. Bu takip onları şekil değiştirici Beorn’un evine getirir, Beorn dev bir insan ve dev bir ayı olarak yaşayan ve Orta Dünya’da bir daha görünmeyen farklı bir türün özgür kalan son temsilcisidir. Beorn’un sağladığı midillilerle Kuyutorman’a ulaşan cüceler, burada Gandalf’in Dor Guldur’daki ölüm büyücüsü ile ilgilenme zorunluluğu dolayısıyla kendilerini terk etmesi ile sarsılsalar da yollarına devam ederler ve önce dev örümceklerin ve ardından Kuyutorman Elflerinin eline düşerler. Bilbo’nun yüzüğü ve zekası ile her iki sorunun da üstesinden gelen grup, yollarına devam ederek, önce okçu Bard’ın yaşadığı Göl kasabasına oradan da Yalnız Dağ’a (tam kadro olmasalar da) ulaşacak ve yine Bilbo vasıtasıyla ejderha Smaug ile tanışacaklardır. Bütün bunlar olurken etkileri geçtikleri her yerde hissedilir ve hem kötülüğün hem iyiliğin tüm dinamikleri bu çağın ilk çarpışmasına doğru büyük bir ivmeyle değişmeye başlar. Artık herkes eski defterleri açmış ve durumun ciddiyetini kavramıştır, artık savaş kapıdadır…

the-hobbit-the-desolation-of-smaug-official-teaser-trailer-hd-mp4_0000154731

“Savaş kapıdadır” şeklinde bitirilen paragrafın sadece drama etkisini sağlamak için böyle bitirildiği düşünülmesin, dilerseniz ibareyi biraz açalım; film, kitaptaki bazı olguları yetişkin mantığına sokmak amacıyla ciddi şekilde değiştirilmiş demiştik, özellikle Marvel yapımlarında benzerlerine rastladığımız bu konsept içinde ilk bakışta göze çarpan farklılaşmaları sıralarsak;

Kitapta Smaug sonrası Yalnız Dağ’a saldıracak ve aslında ölen krallarının intikamı peşindeki Goblinlerin yerini Ölüm Büyücüsü/Sauron’un ork lejyonlarının almış olmasını, Dol Guldur’a saldıran Saruman, Gandalf, Radagast üçlüsünün Gandalf’a indirgenmiş olmasını, kitapta olmayan dişi Elf Tauriel’in arzı endam etmesi ve prens Legolas’la yaşadığı imkansız aşkı, Bolg ve Azog’un altüst olmuş ilişkisini, Arkenstone’un 7 Cüce Krallığı’nın büyük kralını belirleme hakkını ihtiva etmesini ve Göl kasabasındaki saçma sosyal yapı ve Bard’ın bu yapıdaki uydurma denebilecek yerini sayabiliriz.

 

dwarves

 

İşte tüm bu saydığımız konsept değişiklikleri tek bir amaca hizmet ediyor; “savaş”… Buna göre farklı boyutlarda gerçekleşecek mücadeleler ve hepsinin bağlanacağı Beş Ordular Savaşı’na bağlanacak alt öykülerin özetle aşağıdaki gibi bir seyir izleyeceği kanaatindeyim.

Göl halkının diktatörleri tarafından hapsedilen ve kitaptaki muhafız komutanı yerine halk isyanı liderine dönüştürülen Bard, Smaug’la karşılaşacak ve onu vuracak dolayısıyla da yönetimi yıkacak güce kavuşacaktır. Bard son savaşa insanların lideri olarak gidecektir.

 

bard-the-hobbit-desolation-of-smaug-1

 

Kitapta detayları verilmeden anlatılan Saruman, Gandalf, Radagast üçlüsünün ölüm büyücüsünü Dol Guldur’dan kovması yerine, Gandalf’in Radagast’ı Galadriel’e haber göndermesi için yollaması sonrası tek başına büyücüyle karşılaşıp esir düşmesi sonucunda Radagast, Galadriel belki Elrond ve Saruman’ın da dahil olduğu büyük bir büyücüler savaşı olacaktır.

 

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

 

Kitaptan farklı olarak şekil değiştirici Beorn’un asıl rolü olan Bolg ile mücadelesine ise filmde bir hazırlık yapılmaması şaşırtıcı bir durum. Kitapta Beorn’un son derece duygusal ve pivotal bir rolü olduğunu düşününce, filmdeki kaderinin son savaşa giden yolda yönetmenin kararına kalması biraz iç burkmuyor değil. Yine de bir umut var, kanaatimce Beor’un düşmanlığı Azog’a yönlendirilecektir.

 

Elf Kralı Thranduil’in cücelerin hazinesinden pay istemesi, oğlu Legolas ve aşık olduğu Tauriel’in ahlaki kaygılarıyla yumuşatılıp savaşa katılan Elflerin motivasyonu değiştirilecektir.

hobbit-desolation-of-smaug-legolas-tauriel-

 

Kitabın kötü karakterinin Bolg, filminkinin ise kitapta babası olarak tasvir edilen (ama filmde tamamen yok sayılan bir konsept olarak) Azog olması ise, Azog’un daha eski olması ve onun yine kitapta olmayan Sauron’un lejyonlarının başına geçmesi ile tanımlanacaktır. Böylece filmin son savaşının boyutu büyütülecektir. Aslında bu Bolg/Azog olayı epey karışık, kitapta Goblin ordularının başında olan Bolg filmde Azog’un sağ kolu durumunda ve kitapta yönettiği Goblinlerle hiç bir bağı yok. Yukarıda bahsettiğimiz Beorn ile mücadelelerinin akıbetinin belirsiz olması da cabası.

 

the-hobbit-smaug-07                                                      bolg

 

Arkentaşı’nın bir çeşit cüce imparatorluğu hakkını ihtiva etmesi ise kitapta Thorin’in kuzeni Dain emrindeki 500 kadar cücenin Goblinlere karşı yapacağı işi, yedi krallığın cüce ordularının Ork lejyonları karşısında yapması sonucunu verecektir.

 

İşte bu tipik “gelişme” filminin konusu böylece özetlenebilir; adrenalin patlamaları şeklinde devam edecek ve muazzam ölçülerde yeniden dekore edilecek “Beş Ordular Savaşı”na giden yolun taşlarını döşemek…

 

Filmin kendine has hoşlukları yok mu? Olmaz mı var tabi; yönetmen Peter Jackson’un, görkemi ve Tolkien’in kitaplarında hissettirdiği ölmez bir vakar duygusunu yakalama konusunda ciddi bir yeteneği olduğu muhakkak. Bu filmde de kitabı okuyanlar için Kili, Fili ve Tauriel’in diyaloglarının son derece duygusal olarak hazırlandığını, Smaug ile dev cüce kralının (Durin veya Thror olmalı) altın heykelini burun buruna getirildiği büyük intikam sahnesini özellikle mükemmelen kotardığını söylememiz gerekir, Elf Kralı Thranduil’in kuzeyin ejderhalarının yüzünde sakladığı anılarını ve tabi Bilbo’nun yüzüğün etkisine yavaş yavaş girişini sembolize eden vahşi örümcek cinayetini de es geçmemeli . Yönetmen filmdeki değişikliklere zaman bırakmak için Kuyutorman ve Beorn sahnelerini kırpsa da başta ifade ettiğimiz gibi filmi yetişkin perspektifine sokmak içi bu tarz düzenlemelere ihtiyaç duyması normal olarak algılanmalı.

 

thehobbit4

 

Görsellik açısından baktığımızda Yeni Zelanda’nın mükemmel manzaraları ve Orta Dünya’nın tasviri çok başarılı olsa da, aksiyon sahnelerinde bilgisayar gerektiğinden fazla belli oluyor şeklinde bir şerh koysak sanırım yerinde olur. Bir de yönetmenin kahramanlarını inanılmaz zorluklara gereksiz şekilde sokup, daha sonra da fizik kurallarını alt üst ederek onları kurtarması olmasa ne güzel olur demeden de edemiyoruz.

 

Oyunculuklar açısından bakarsak, Gandalf’in daha serseri, Legolas’ın daha savaşçı olması dikkat çekiyor. Olgun Balin ve savaş gazisi Dwalin’in de rollerinin hakkını verdiğini düşünüyorum. Tauriel rolünde Evangeline Lilly çok başarılı aksiyon sekansları kotarmış, doğrusunu söylemek gerekirse halatlarda asılıymış izlenimini bu kadar başarılı şekilde saklayan az oyuncu gördüm diyebilirim. Bilbo ve Thorin hikayenin merkezinde yapmaları gerekeni başarıyla yapıyorlarsa da Thranduil’in sinir bozucu başarısına ulaşmış olduklarını söylemek güç.

 

the-hobbit-the-desolation-of-smaug-balin

 

 

Filmin adının “Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları” olduğunu düşününce Smaug’a da bir paragraf açmazsak doğrusu yanlış yapmış oluruz. Smaug filmin sınıfı geçen unsurlarından birisi olmuş, beklediğimize değen bir ihtişam ve gücü temsil eden Smaug aynı zamanda bilgisayar animasyonları içinde en başarılı olanlarından biri, sadece gerçekçi görünmüyor ayrıca gerçek bir karakter olarak da kendisini hissettiriyor, bunda karakterin seslendirmesini yapan Benedit Cumberbatch’in yadsınamaz bir payı var zira Smaug onun verdiği sesle İngilizceyi çok doğru kullanan, entelektüel, yaşlı ve bilge (evet old and wise) ayrıca olabildiğine de kibirli bir ölüm makinası, bir başka deyişle Orta Dünya’nın Hannibal Lecter’i olduğunu bizlere başarıyla hisettiriyor.

 

the-hobbit-the-desolation-of-smaug-smaug-the-desolator

 

Gelelim makalemizin kilit noktası ve sonucunu oluşturan film hakkındaki genel görüşümüze. Şu ana kadar yazdıklarımızın da hissettirdiği üzere film; kesinlikle başarısız olmamakla birlikte varlık sebebi son derece tartışmalı bir yapım olarak tanımlansa sanırım en özet bir şekilde fikrimizi yansıtmış olur. Bir müşterek bahisçi edasıyla son filme dair beklentilerimizi sıraladığımızda aslında yapmak istediğimiz şey de buydu; tek bir kitabın üç filme çevrilmesinin sebebinin maddi kaygılar olduğunu düşünmesek de, 10 yıl önceki Yüzüklerin Efendisi serisinin yönetmen Peter Jackson üzerindeki etkisini yadsıyamayacağımız kanaatindeyim. Bu bir tür nostalji mi, geçmişe yönelik bir özlem mi, yönetmenin esere mi yoksa Oscar rekorları kırdığı döneme dönüş arzusu mu bilememekle birlikte, iki filmde anlatılabilecek bir konunun ilk seri gibi bir üçleme olması ve yine ilk serideki yetişkin izleyici kitlesine hitap etmesi için ciddi bir çaba gösterilmiş olduğunun açıkça görülebildiğini sanıyorum. Film içinde olup Yüzüklerin Efendisi’ne refere eden sahnelerin bu etkiyi perçinlemesi de kanaatimi kuvvetlendiriyor. Sadece bu filmin değil bu serinin başarısını temsil edecek yapımın, tüm açık uçları bağlayacak üçüncü film olacağını gösteren bütün bu olgulara bakarak nihai fikrimizi son tahlilde toparlarsak;

Serinin bu ikinci filmi üçüncü filme giden bir köprüden ibaret ve kendi başına maalesef fazla bir şey ifade etmiyor ancak üçüncü filmin konsept olarak Kral’ın Dönüşü ile aynı kalibrede bir epik olacağına dair güçlü işaretler de vermiyor değil. Bu meyandan bu yeni serinin son filmiyle akıllarda, yönetmen Peter Jackson’un arzu ettiği ve yaşamda nadir görülen tatminkar bir başarının tekrarı olarak kalacağını düşünüyorum, her ne kadar akademi bu sefer eskisi kadar cömert davranmayacaksa da…

YarıAydın

 

Kategori: sinemaloji

2 Yorum

  1. HKS diyor ki:

    izlemiş kadar oldum, tesekkurler..

  2. film izle diyor ki:

    teşekkürler paylaşım için film izle

Yorum Yaz