Nis
18

İlk İntikamcı’nın Dönüşü – Kaptan Amerika: Kış Askeri

Yazan YariAydin 0 Yorum / 3.175 Kez Görüntülendi

2011 gibi türdaşlarına göre geç bir tarihte beyazperdeye konuk olan Kaptan Amerika, ilk filmde bize tarihçesini anlattığı için izleyicilerin damaklarında buruk bir tat bırakmıştı. Bununla birlikte çizgi roman meraklıları, Kaptan’ın ikinci dünya savaşı günlerinin bu çok başarılı temsilinde ümit bağlayacakları bir ışık da görmemiş değillerdi. Filmin finalinde Kaptan’ın modern dünya ile yüzleşmesi sekansında doruğa çıkan beklenti, geçtiğimiz hafta sonu serinin ikinci filmi “Captain America: The Winter Soldier / Kaptan Amerika: Kış Askeri”nin gösterime girmesi ile karşılığını fazlasıyla buldu. Film, Kaptan’ın modern dünyaya uyum sağlama ve karakterinin rengini beyaz tutup tutmama sorunsalını psikolojik altyapı olarak seçerken; kurumsal bazda da S.H.I.E.L.D’in içinde bulunduğu ve varlığını tehdit eden güven bunalımını konu ediniyor. Her iki boyutta da çözümün doğruyu yapmak olduğuna dair bir vurguyla da ahlaki bir duruş sergiliyor. captain-america-Fury Çok kısa bir özet yapılacak olursa; Shield’in; Kaptan’ın İkinci Dünya Savaşı’nda çökerttiği düşünülen Hydra’nın kontrolü altına girmiş olması sebebiyle, kurum kimsenin birbirine güvenemediği bir yer haline dönüşmüştür. Sorun o kadar ciddidir ki Shield’in başındaki Nick Fury (Samuel L.Jackson) kabullenmek istemediği bir seçimi yapmak zorunda olduğunu, yani Shield’in feshedilmesi gerektiğini anlamıştır. Fury’nin tek hatası ise bu kararını güvendiği nadir insanlardan biri olan Güvenlik Konseyi sekreteri Alexander Pierce’a (Robert Redford) sezdirmek olur. Pierce, Hydra’nın başındaki isimdir ve Shield’in yeni projesi olan devasa “Hellicarier / Atmosfer Hava Gemileri (Uçan Uçak Gemileri)” ve Hydra’nın eski ancak gizli bir projesi olan “The Winter Soldier/Kış Askeri”ni devreye sokarak tüm bu kaosa Hydra lehine son vermeye karar verir. Karşısında da uyuyan bir Shield ve kanun kaçağı durumuna düşürülmüş bir avuç ajandan başka kimse kalmamıştır. Ama o kaçak Kaptan Amerika’dır… captain-america Kaptan Amerika, her büyük bütçeli Marvel eseri gibi türdaşları ile benzer avantaj ve dezavantajlarla tanımlanabilecek bir başka örnek aslında. Büyük bütçe, büyük prodüksiyon, özenli ve profesyonel koreografi, denenmiş ve başarılı olmuş formüller, ileri teknoloji ürünü efektler gibi avantajların yanında film; sosyal yapının oturtulamaması, süper güçlerin kaynaklarının tatmin edici bilimsel açıklamalardan yoksun olması, karakterlerin dizayn edildiği dönemle bugün arasındaki modadan, teknolojiye büyük farklar ve Marvel çizgi romanlarının alt metinlerinin pek de zengin olmaması gibi dezavantajlardan da fazlasıyla etkileniyor. Filmin avantajlarından ileri gelen ve göze çarpan artılarını sıralarsak; Büyük bütçeli bir prodüksiyon olarak Kaptan Amerika’nın her türlü imkandan yararlanma şansına sahip olduğunu söylememize gerek yok. Film; en popüler aksiyon ve karakter oyuncularından, en iyi teknik ekipleri kiralamaya ve efektlere ayrılan maliyetlerin olabildiğince yüksek tutulmasına kadar her türlü imkana rahatlıkla erişebiliyor. Buna ek olarak efekt kullanımı üç devasa Hellicarrier’in Battlestar Galactica’yı aratmayacak görkemli finalleri haricinde har vurulup harman da savurulmuyor ve önemli bir yönetim başarısı olarak karakterlerin özelliklerini gölgede bırakacak bir aşırılıktan uzak duruyor. captain-america-hellicarrier Dövüş koreografisi de yine profesyonelce kotarılmış kalemlerden biri. Kaptan Amerika, Kış Askeri, Kara Dul/Natasha Romanoff, Şahin ve Brock üzerinde yoğunlaşan dövüş sahneleri karakterlere göre planlanmış. Kara Dul kadın olduğu için hız ve serilik bazlı uzakdoğu figürleri kullanılırken, diğer tüm karakterler erkek ve asker oldukları için daha somut ve sert ancak yine de dövüş sanatları içinde sayılabilecek figürlerle çıkıyorlar izleyicilerin karşısına. Ateşli silahların kullanıldığı sahnelerde özellikle ses kurgusu dikkat çekici derecede gerçekçi. Yine hem yakın dövüş hem de çatışma sahnelerinde efektiflik ön planda, film bu açıdan özenli bir çalışmanın ürünü olduğunu belli ediyor. Denenmiş ve başarılı olmuş formüller aşk dışında yine karşımızda. Kaptan henüz ruh eşini bulabilmiş değil ve bu iki farklı zaman arasında sıkışmış kahramanın iç meselesi olarak gayet de güzel işleniyor. Bunun dışında kendi organizasyonları tarafından avlanan kapasiteli ajanların, eski arkadaşlarının risk alarak yaptıkları yardımlarla organizasyonun asıl kötüsünün karşısına dikilip bir iç çatışma çıkartmaları, hemen her sefer izleyiciyi heyecanlandıran bir formül olmuştur ki bu filmde de farklı olmuyor. Daha küçük bazda ölü sanılan ama aslında yaşayan müttefikler, sahneye müzik eşliğinde açtığı dev kanatları ile giren ana karakterler gibi daha küçük bazda klişeler de mevcut. Son dönemde Marvel filmlerinde sıradan insanı temsil eden bu tür müttefiklere daha çok rastlanması da tesadüf değil. İzleyiciler Kaptanın serumundan almamış olabilirler ama bir makinalı tüfekle sevdikleri için kendilerini tehlikeye atarak savaşabilirler. Bu da özdeşleşmeyi sağlayan ve yine formüle edilmiş bir başka konsept. captain-america-elevator Filmin yapısı gereği taşıdığı dezavantajlara gelince –ki film bunların birçoğundan sıyrılmak için samimi bir çaba göstermiş olsa da-. Öncelikle şu kostüm mevzusu ile başlanabilir. Çizgi roman döneminde marvel kahramanları için öyle kostümler dizayn edilmiş ki, ne yapsanız ya bir temsil sorunu ya da komedi tuzağına düşüyorsunuz. Kaptan Amerika’da sorun çok hoş bir müze sekansı ile çözülürken bu eski kostümün Winter Soldier/Kış Askeri ile iletişime geçilmesini kolaylaştırmaya yarayacak olması gibi bir detay da alt mesaj olarak başarıyla verilmiş. Ancak yine de bir şerh düşmekte fayda var. Süper kahramanın müzeden aldığı retro kostümünde orijinal kostümün başlığındaki kanatlara yer verilmiyor olması çizgi roman hayranlarını üzüyor. Belki Amerikan kartalı faşist bir mesaj olarak algılanıyor olabilir tahminiyle konuyu kapatalım. Filmdeki sosyal hayat farklılığı, alt metin eksikliği, teknoloji farkı gibi dezavantajlar ise bir başka ve filmin omurgasını oluşturacak yeni bir çerçeve çizilerek çözümlenmeye çalışılmış. İşte filmin belki de türüne göre tek sıkıntısı da bu çerçeve oluyor; yani “Filmin yeni bir politik alt mesaj” vermeye çalışıyor. Bu mesaj; Hydra’nın yapısı nedeniyle senaryoya cuk otursa da seçilen oyunculardan – aslında sadece Robert Redford’dan bahsediyoruz- film içindeki özgürlük/güvenlik ikilemi mesajına kadar doğru ve güzel. Ancak ilginç bir tanımlamayla, 1942 Kaptan Amerika’sı için uygun olmakla birlikte 2014 Amerika’sı için gereksiz bir mesaj olduğu da yadsınamaz. ABD, dış politikada bir dönem şahin bir dönem güvercin rolünü oynamakla birlikte, kendi içinde demokratik bir ülke ve bugün Obama yönetiminde de 11 Eylül dönemini yansıtan böyle özgürlük/güvenlik ikilemi içinde değil. Bu açıdan film, bir Marvel eserine fazla gelen, doğru ama ilkel bazda işlenmiş bir mesajı ulaştırıyor izleyenlerine. captain-america-bunker Oyunculuklar ele alındığında Chris Evans’ın oldukça başarılı bir performans sergilediğini, daha açık bir tabirle ciddi bir meydan okumaya giriştiğini ifade edebiliriz. Diğer bir Marvel serisi Fantastik Dörtlü’nün haşarı “Human Torch/Ateş Adam”ından, doğruluğun timsali Kaptan Amerika’ya geçiş gerçekten olağanüstü bir başarıyla gerçekleşmiş. Evans’ın fiziksel açıdan anormal zor olan bir görevi olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Çizgi romandaki Kaptan Amerika aslında Evans’dan daha yaşlı bir tasvir; yine kaslarından, beden kullanımına (ki oyunculuğa dahil olduğu konusunda bazen gözden kaçan bir alan oluyor bu alan) kadar yine elinden geleni yapan aktör, özellikle bu filmde kalkanı ile tek bir vücut olarak girdiği dövüş sekanslarından da alnının akı ile çıkıyor. “The Winter Soldier / Kış Askeri “rolündeki Sebastian Barnes ise filmin bir başka başarılı performansını sunuyor. Aktör çok az replik ile karakterinin tarihçesini ve hüznünü o kadar iyi aktarıyor ki gelecekteki kariyerinde bir karakter oyuncusu olarak göstereceği performansı merak ettiriyor. Diğer üç başrol oyuncusu olan Robert Redford için politik bir duruşu temsil etmek yeterli görünürken, Samuel L.Jackson ve Scarlett Johansson aslında sadece eğleniyor gibiler. Johansson’un aksiyon sahnelerindeki başarısını yine de es geçmeyelim. Tıpkı Evans gibi onun da sahnelerinin çoğunda dublör kullandığı açık, ama ikili doğru ambiansı vermeyi yine de başarıyorlar. Brock rolündeki Frank Grillo’nun da filmdeki değişimi başarıyla yansıttığını kaydetmemiz gerekiyor. Son olarak Falcon rolündeki eski asker Anthony Mackie’ye de bir parantez açalım. Mackie, aksiyon sahnelerinde yapması gerekeni yapıyor ama izleyiciler üzerindeki asıl etkisi; son derece gerçekçi, duygulu ama ağdalı olmaktan uzak tasvirler ortaya koyduğu sahnelerde hissediliyor. Klişeden ve stereotipten uzak, güvenilir ve gerçek bir insan koyuyor önümüze aktör. captain-america-winter-soldier-shield Film için kapsayıcı bir sonuç yazmak ise zor. Kaptan Amerika harika bir eğlencelik ve sırıtmayan büyük bir prodüksiyon. Sinema salonuna ne için gittiğini bilen herkesin de sonrasında memnun ayrılacağı bir eser. Bununla birlikte ortada bir açmaz var. Basitçe, prodüksiyonun büyüklüğü ve kar etme zorunluluğu ile doğrudan bağlantılı olarak bir tür lonca sanatının ortaya çıkmış olması gibi özetlenebilecek bir açmaz aslında sözkonusu olan. Aşılabilmesi de bu türün içindeki filmlerin kaynaklarını çizgi romanlardan alıyor olmaları sebebi ile pek mümkün görünmüyor. Çünkü tekrar etmek gerekirse; marvel alt metinleri kesinlikle doğruyu ve iyiyi yüceltmekle birlikte, aktarımları konu edindiği alt metinlerin komplikeliğine sahip değil, ve yine çizgi romanların yazım dönemi ile günümüz arasında çok ciddi bir sosyolojik ve teknolojik farklar var.  Bu tür, zanaat anlamında ve kendi içinde mükemmelliğe ulaşma yolunda çıtayı belki biraz daha yükseltebilecekse de sonuçta yok olmaya mahkum görünüyor. Tıpkı kaynağını aldıkları çizgi romanların kendileri gibi…

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz