“Roman Kahramanları” isimli edebiyat dergisinin Temmuz/Eylül 2012 sayısında yayınlanan bir yazıda, Çağlayan Çevik – her ne kadar başlıktaki soru cümlesi ile iddiasının o kadar kesin olmadığını ima etmeye çalışmışsa da – oldukça tartışmalı bir iddia ortaya attı. Özetlemek gerekirse, Çevik’in iddiası şu: İki seri arasındaki kahramanların birbirlerine benzerliğinden yola çıkıldığında görülebilir ki, George Lucas’ın çektiği Yıldız Savaşları (“YS”) serisi, aslında Yüzüklerin Efendisi (“YE”)’nin sinema versiyonudur; yani, Lucas aslında Peter Jackson’dan çok daha önce YE’yi sinemaya aktarmıştır! Çevik, yazısının son paragrafında iddiasını şu şekilde dile getiriyor: (Her ne kadar kendisi ısrarla Lucas’ın soyadını “Luckas” şeklinde yanlış yazıyorsa da, ben bunun bir tür “kalem sürçmesi” olduğuna inanmak istiyorum.):

“Elbette bir intihal, hırsızlık veya benzeri bir iddiamız yok bunları dile getirirken…Ama kabul edilmesi gereken bir şey var ki, Star Wars’un kahraman kadrosu…Yüzüklerin Efendisi romanının birebir aynısıdır. Hikayenin anlatımı, konusu ve hatta finaliyle beraber, bize Yüzüklerin Efendisi’nin aslında yıllar önce sinemaya aktarımını sunmuştur George Luckas” (1)

Bu yazıdaki amacım, ilk olarak Çevik’in bu iddiasının sorunları bulunduğunu, kendisinin yaptığı karakter analizlerinin – son derece sınırlı Türkçe fantastik kurgu literatürü üzerinden değerlendirildiğinde bile – tartışmaya açık nitelikleri olduğunu ve konuyla ilgili Türkçe kaynaklarda dile getirilmiş başka noktalar ile uluslararası literatürde başvuru kaynağı konumundaki en az bir yazarın eserlerini de görmezden gelerek, eksik ve hatalı sonuçlar çıkardığını göstermektir. Bu doğrultuda düzeyli bir tartışma başlatabilmeyi ve bunun Türkçe fantastik kurgu edebiyatına ilişkin analizlere de katkısı olmasını umuyorum.

Buna ek olarak, konu ile bağlantılı başka unsurlara, spesifik olarak da “yaratıcılık”, “etkilenim” ve “tarz” kavramlarının fantastik kurgudaki yerine değineceğim. Bunu da, son dönemde bir hayli ilgi gören ve “tarzın sınırlarına başkaldırdığı” söylenen George Martin’in yaklaşımı üzerinden yapacağım.

YS ve YE karakterlerinin benzerlikleri:
İki seri arasındaki benzerlikleri ortaya koyarken Çevik, pek çoğumuzun da tahmin edebileceği üzere; Luke Skywalker ile Frodo Baggins’i, Obi Wan ile Gandalf’ı, Han Solo ile Aragorn’u, droid C3PO ile Mariadoc ve Peregrin’i, droid R2D2 ile de Samwise Gamgee’yi benzeştiriyor.

Çevik’in analizindeki sıkıntılardan biri burada ortaya çıkıyor, çünkü aslında Gamgee son derece özel bir karakter. Bir tür “comic relief” (“komedi yoluyla rahatlama sağlama”) karakteri olan R2D2’nin aksine, Gamgee, YE’de belki de “kendini gerçekleştiren” en önemli kişilik.

Bu konuda özellikle Bülent Somay’ın mükemmel analizlerine başvurmak istiyorum: Somay, YE’deki önemli karakterlerden Aragorn ve Gandalf’ın bir şeyler başarmış konumunda gözükmelerine karşın aslında yüzüğü taşıyamadığına işaret eder ve her ikisinin de hikayeyi “başladığı gibi bitirdiğini” yazar (2). Evet, Aragorn kral olmuştur, Gandalf da “Ak” olmuştur, ama Somay’a göre onların “kişiliği değişime uğramamıştır” ve “melankolik” olmaya devam ederler. Gerçekten de baktığımızda Aragorn’un Arwen’i ölümlü hayata mahkum ettiğini görürüz. Gandalf ise “Ak” olmaya terfi etmiştir, ama Orta Dünya’daki zamanı dolmuştur. Zavallı Frodo ise, imtihanı kabul etmiştir, yüzüğü taşır ve kitabın kahramanıdır, ama galip sayılan bir mağluptur aslında, aldığı yara hiç iyileşmez ve bir türlü huzur bulamaz. Psikanaliz üzerinden hikayeye bakan Somay, parmağını kaybeden Frodo’nun durumunu “sembolik bir hadım edilme” olarak analiz eder (2). Frodo da hikayenin sonunda Orta Dünya’yı terk etmiştir. Oysa, Samwise yüzüğü taşıdığı halde gücün büyüsüne kapılmamıştır; olgunlaşmış olarak Shire’a geri döner ve sevdiği kadınla evlenir. Dolayısıyla Gamgee, aslında hikayenin belki de en büyük “kazananı”dır ve YS’deki R2D2’den çok daha farklı bir konumdadır. Dahası, YS ile kıyaslandığında YE -Çevik’in iddiasının aksine- finali itibariyle çok daha melankolik nitelikte ve farklı çağrışımları olan bir yapıttır.

Joseph Campbell: Mitler ve “Kahramanın Yolculuğu”
Çevik’in analizinde sorunlu olan (daha doğrusu, bütünüyle yok sayılan) bir diğer unsur da, Joseph Campbell’in çalışmalarının fantastik kurgu yazınına olan etkisi. Çevik, Lucas’ın üzerinde Tolkien’in ne kadar etkili olduğuna ilişkin iddialı bir analiz ileri sürerken, “karşılaştırmalı mitoloji” ve “karşılaştırmalı din” uzmanı Campbell’ın eserlerinin ve “Kahramanın Yolculuğu” olarak bilinen sistematiğinin (3) YS üzerindeki etkisini bütünüyle yazı dışında bırakmış. Oysa Lucas’ın Campell’a ne derece hayran olduğu, eserleri doğrultusunda mitolojiyi incelediği ve Campbell’ın “Power of The Myth” (Mitin Gücü) isimli belgeselinin ilk 5 bölümünü kendisine ait “Skywalker Ranch”de çektiği gayet iyi biliniyor (3). Buna karşılık, Çevik’in yazısında Lucas üzerinde Tolkien’in etkisi olduğu iddiasını destekleyen tek unsur, sadece kendi yaptığı analiz…

Belki daha da önemlisi, Türkçe’de en az bir yazarın Çevik’in yazısından çok daha önce bu konuyu işlemiş olması. Çevik’in kısıtlı Türkçe literatüre bile göz atma zahmetine girmediği, “Yıldız Savaşlarını etkileyen eserler arasında Yüzüklerin Efendisi’nin etkisinden yok denecek kadar az sözedildiği” şeklindeki iddiası ile de anlaşılıyor. (Türkçe literatüre bile göz atma ihtiyacı hissetmemiş olduğu anlaşılan Çevik’in bu iddiasının, uluslararası literatürde ne kadar geçerliliği olabileceğini okuyucuların takdirine bırakıyorum).

Bahsetmek istediğim bu yazı, Mayıs 2005 tarihinde “Altyazı” dergisinde Balca Arda tarafından kaleme alınmış (4). Yazıda, Lucas’ın yapıtları üzerinde Campbell’ın etkisi ve Campbell’ın sistematiği üzerinden YS üçlemelerinin analizinin yanında, YS ve YE arasındaki benzerlikler de zaten dile getirilmiş. Çeşitli ortak noktalara dikkat çeken Arda, ayrıca Lucas ile Tolkien’ın “daha çok ortak yanı olabileceğini” de belirtmiş. Arda, yazıda sunduğu bir tabloda “kahramanın maceraya çağrılması”, “çağrının (önce) reddedilmesi”, ardından “eşiğin geçilmesi” (“gönülsüz kabul” de diyebiliriz) gibi ilk unsurların “doğru yoldan sapma”, “yarı tanrılığa ulaşma” ve “temel iyiliğin gerçekleşmesi” gibi unsurlar ile de sürdüğüne işaret etmekte ve bu unsurları YS’nin her iki üçlemesi üzerinde de tespit etmiş… Ancak bence en önemlisi, Arda’nın YS ve YE gibi iki seriye takılıp kalmaksızın, Ursula LeGuin’in “Mülksüzler” ve Frank Herbert’in “Dune” gibi eserleri üzerinde de Campbell’ın tespit ettiği mitsel unsurların varlığına işaret etmesi…

Görülebileceği üzere, Çevik’in yazısında aslında bir dizi sorunlu nokta var ve akla pek çok soru geliyor. Örneğin:

YS’yi ve aynı zamanda YE’yi de etkilemiş bir başka unsurun varlığından söz edilemez mi ? Örneğin, Campbell’in tezleri uyarınca, çağlar boyunca benzer unsurlar gözlenen “mitler”, her iki yapıtı da etkilemiş olamaz mı ? Yani, bir mitoloji uzmanının eserlerinden fazlasıyla etkilenmiş ve mitolojiye ilgisi bilinen Lucas ve mitleri zaten akademik düzeyde incelemiş olan Tolkien, doğrudan bu unsurlardan etkilenmiş olamaz mı ?

Lucas, iddia edildiği gibi sadece YE’yi örnek almış bile olsa (ki aslında Çevik bunu desteklemek hiçbir somut kanıt sunmamış…) burada Lucas’ın etkilendiği gerçekte sadece YE midir, yoksa gördüğümüz şey aslında mitlerin etkisine YE üzerinden maruz kalınan bir başka durum mudur ?

Lucas YE’den etkilenmiş bile olsa, bunun pratikteki anlamı nedir ? Bu durum, YS’nın kötü ya da değersiz olduğunu mu gösterir ? Göstermez ise, bu durumda bu analizler iki farklı sanatçının benzer unsurları farklı formatlarda sunduğu şeklinde yorumlanamaz mı ? Aynı şekilde, Tolkien’in eserlerinde mitlerden etkilenmiş unsurların ortaya konması halinde (ki bu “Kahramanın Yolculuğu” sistematiği ile mümkün…) bunun YE gibi muhteşem bir edebiyat anlatısı açısından anlamı nedir ? Bu durum YE’yi değersiz mi kılar, yoksa Tolkien’in yaratıcılığına mı işaret eder ?

Benim görebildiğim kadarıyla, Çevik bu unsurlara zihnini hiç yormamış. Bu nedenle de, ne yazık ki somut dayanağı olmayan bir yazı ortaya çıkmış. Çevik’in yazısından çıkartabildiğimiz en net sonuç, kendisinin YS ve YE serilerindeki kahraman benzerliklerini görebilmesini sağlayan bir analiz yeteneğine sahip olduğu. Ne var ki, aslında Çevik’in tespit ettiği benzerlikler, her şeyden önce “Kahraman’ın Yolculuğu”nun çeşitli unsurlarının her iki seride de kendini göstermesinden kaynaklanıyor. Bu sistematiği dikkate almayan (ve Campbell’ın eserlerinden haberi olup olmadığını anlayamadığımız) Çevik, Tolkien’ın eserinin çok daha önceden kaleme alınmış olmasından yola çıkarak düz bir mantık yürütüyor, tek bir olası açıklamaya saplanıyor, farklı tezleri ve olasılıkları dikkate almıyor ve böylece de hata yapıyor. Oysa, Lucas YS ile modern bir mitoloji yaratmak istemiş ve Campbell’ın eserlerini kendine rehber aldığını da hiç saklamamış durumda… Bu nedenle, Çevik’in “Lucas’ın YS serisi üzerinden YE’yi birebir sinemaya uyarladığı” iddiası, bir tür “Amerika’yı (yeniden) keşfetme” denemesine dönüşüyor. Çevik’in iddiasını doğrulayabilmesi için bence çok daha somut ve spesifik dayanaklara ve ciddi bir literatür taraması yapmaya ihtiyacı var.

Yaratıcılık, tarz, etkilenim ve diğerleri:
Bu noktada tartışmayı biraz genişleteceğim: Ben aslında fantastik kurguda ve daha pek çok popüler sanat türünde yepyeni “formüller” yaratılmasını beklemenin, aslında o türün “sınırlarını esnetmekten” başlayıp “facia”ya değin uzanabilecek geniş bir yelpazede sonuçlar üretebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle de, yaratıcılığın sadece yeni “şablonlar” üreterek değil, tek bir şablon içerisinde kalınarak bile mümkün olabileceği ve “tarz” olarak nitelediğimiz şeyin de çoğu zaman “belli bir şablona bağlı kalmayı” ima ettiği kanısındayım.

Son dönemde çok popüler olan George R.R. Martin bunun iyi bir örneği aslında. Israrla birilerinin “fantastik kurgu” olduğunu ileri sürdüğü (ve benim kendimi “kral çıplak” diye bağıran çocuk gibi hissetmeme yol açan) serisi, tahmin edilebileceği üzere aslında “Kahramanın Yolculuğu” şablonuna pek uymuyor. Bu açıdan baktığımızda Martin’in “tarzın sınırlarına başkaldırdığı” (“defied the conventions of the high fantasy genre”) yolunda yapılan (ve benim önceleri çok tuhaf bulduğum) yorumlar, aslında anlam kazanıyor (5): Evet, Martin gerçekten de bunu yapıyor, ama aslında bunu yapınca ortada “fantastik kurgu ” kalıyor mu, bu tartışılır…

Ancak, Martin hakkında söylenmesi gereken bir diğer nokta var ki, o da çok iyi bir yazar olduğu… Bu ne demek ? Benim açımdan bu, ne yazdığından bağımsız olarak nasıl yazdığı ile kendini okutabilen yazar olması demek… Sadece ilginç bir konu, karakter ya da evren kurguladığı için okunacağını sanan yazarların aksine, Martin oldukça bayağı bir taht kavgası atmosferinden devasa bir tarihi kurgu roman serisi yaratıyor. Evet, fantastik öğeler var, ama bunların pek de öyle büyük bir yeri yok aslında serisinde. Peki ortada ne var ? Yanıtı basit: Kalemi kuvvetli bir yazar var…

Martin gibi yazarların fantastik kurguda kanıtladığı şey, yaratıcılığın -sanılanın aksine- sadece “olmayan bir şeyleri hayal etmekle” değil, anlatım gücü ile ve bunun üzerinden bir tarz inşa etmekle de ilgili olduğu. Ancak, bilindik “mit şablonu” üzerinden gitmeyerek cesur bir iş yapan Martin (bile), her kitapta tarzını değiştirmeye uğraşmıyor ! Aslında, böyle bir şey yapmaya kalkması muhtemelen “karaktersiz” bir yazar olarak nitelenmesine yol açardı…

Peki, Martin, bu “şablon kıran“ yaklaşımını (ve benim oldukça sıkıcı bulduğum, ama büyük başarı kazandığı inkar edilemeyecek serisini) sıfırdan mı yarattı ? Elbette ki hayır. Wikipedia’ya bakarsak, Martin aslında İngiltere tarihinde “Wars of the Roses” olarak bilinen hanedan mücadelesinden, yani gerçek tarihi olaylardan etkilenmiş (mitlerden değil !). Dolayısıyla, Martin aslında fantastik kurgu şablonuna bağlı kalmasa bile, başka bir şablona bağlı kalıyor…ve bence bir tür tarihi roman yazıyor, ama o tarihi bütünüyle kendisi kurguluyor (tıpkı Tolkien’ın Silmarillion’da kendi mitolojisini kendisinin yaratması gibi…) Martin’in serisinde, aynı tarihin kendisinde olduğu gibi, insanlar aniden, anlamsız biçimde ve haksız yere öldürülüyor; adalet de çoğu zaman yerini bulmuyor… insan ilişkileri ilkeler, sağduyu ve merhamet ile değil, pragmatizm ve iktidar hırsı ile şekilleniyor. Ve aslında bir kıtanın tarihini dinliyoruz onun ağzından; başrolde ise kıtanın kendisinden başka hiç kimse yok neredeyse…(Ne var ki, tarihin hikaye niyetine anlatılması beni hep sıkmıştır…) Peki ama, biz bu durumda Martin’i “tarihin kendisinden” ya da tarihi olaylara kurgusallık katarak bunları edebi eserlere dönüştürmüş kendisinden önceki yazarlardan “kopya çekmekten” dolayı suçlu mu göreceğiz ? Bu durumda, Martin’in romancı olarak tekniğinin ve ortaya koyduğu destansı anlatının kurgusunda gözlenen yaratıcılığın hiç mi değeri yok acaba ?

Sözün özü: Fantastik kurgudaki temel unsurlar pek çok eserde gözlenebilir ama…
…ama yaratıcılık, benzer unsurları kullanan sanatçıların farklılığı nasıl yakaladığında da gizli olabilir. (Basit bir örnek: YE serisinde büyü kullanımı söz konusu iken, YS’de bu unsur kendini “güç” olarak bilinen kavram üzerinden gösterir. Ne var ki, YE’nin kahramanı Frodo büyü konusunda hiçbir beceriye sahip değilken, YS’nın baş kahramanı bu konuda üstün yeteneklidir…) Sanatçıların kendini nasıl ifade ettiği, ne ifade ettiği kadar (ve belki ondan daha da fazla…) önem taşıyabilir. YS’nin YE’nin doğrudan birebir sinema uyarlaması olduğu iddiası doğru bile olsa (ki bu çok tartışmalıdır ve incelenmesi gereken başka tezler de mevcuttur…), bence aynı unsurların görünürde (bam)başka bir şekilde sunulması, her zaman bir “kandırmaca” da değildir. Aksine, bu görünürdeki bu (bam)başka sunum, yaratıcılığın kendini asıl gösterdiği nokta olabilir. Dahası, popüler sanat formlarında yaratıdan aldığımız keyfin, sanatçının her seferinde yepyeni bir şeyler keşfetmeye çalışması ile değil, klişeler ile sürprizler arasında dengeyi sağlayabilmesi sayesinde olduğu bile söylenebilir.

Bu durumda; YE, YS, Dune vb. “yüksek fantezi” (“high fantasy”) eserinde (6) pek çok benzer unsur bulunmasının onları değersizleştirmeyeceği, hatta farklı sanatçıların yorum gücünü ve yaratıcılığını ortaya koyması açısından bu benzerliklerin önemli olduğunu vurgulamamız gerekir.

(Fantastik kurgu meraklısı herkese bu noktada önerim -şayet bu konu üzerinde daha önce kafa yormamış iseler- beğendikleri herhangi bir fantastik kurgu eserini “kahramanın yolculuğu” perspektifi üzerinden analiz etmeyi denemeleridir. İlla ki sinema kökenli olsun derseniz, buyrun size iyi bir başlangıç noktası: Matrix ! “Çağrının reddinden” başlayıp “yarı-tanrılığa” giden yolda mükemmel uygulanmış bir şablon! )

Ve tabii bütün bunlara “kişisel tercih” denilen unsuru da katmak gerekiyor sanırım… Ben kendi hesabıma Tolkien’ın etkisini Terry Brooks üzerinde açıkça görsem bile (ve Brooks Shannara serisinin ilk kitabında bence “etkilenmenin” ötesine geçmişse bile…), bunu tespit etmek beni rahatsız etmiyor, aksine keyif veriyor. Ve ben, “tarzın sınırlarına başkaldıran” Martin yerine yine de Brooks okumayı tercih ediyorum… Aslında bakılırsa, “Kahramanın Yolculuğunu” farklı ve yaratıcı bir şekilde anlatmayı beceren her sanatçı, nedense bana büyük keyif veriyor…

Tolga Güven (Jimmythehand)

Kaynaklar ve notlar:

1. Çağlayan Çevik. Yüzüklerin Efendisinden Yıldız Savaşlarına Kahraman İntihalleri (Var mı ?). Roman Kahramanları. Üç Aylık Edebiyat Dergisi. Heyamola Yayınları, İstanbul. Temmuz Eylül 2012, s:144-151.

2. Bülent Somay. Tarihin Bilinçdışı. Popüler Kültür Üzerine Denemeler. Metis Yayınları, Temmuz 2010 (ikinci basım), İstanbul. s: 105,106, 110.
(Somay’ın “Frodo Baggins’in Mordor Yolculuğu. Bir Psikanaliz Metaforu Olarak Fantazi Edebiyatı” isimli bölümü, tüm fantastik kurgu severlere önerilir. Aslında popüler kurgu edebiyatının diğer türlerini –polisiye, bilim-kurgu vb. – de incelediğinden, kitap tüm kurgu severlere önerilir).

3. Wikipedia; Joseph Campbell maddesi.
http://en.wikipedia.org/wiki/Joseph_Campbell
(Not: Campbell üzerine yazılan bu bölüm son derece detaylı, mitlerin fantastik kurgu edebiyatındaki şablonun belirlenmesinde ne kadar etkili olduğunu ve “Kahramanın Yolculuğu”nu incelemek isteyen tüm fantastik kurgu severlere önerilir).

4. Balca Arda. Star Wars. Güç Seninle Olsun ! Altyazı. Aylık Sinema Dergisi
Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi. Promat Matbaacılık, İstanbul. Mayıs 2005, Sayı 40, s.20-28.

5. Wikipedia; “A Song of Ice and Fire” maddesi.
http://en.wikipedia.org/wiki/A_Song_of_Ice_and_Fire

6. Wikipedia; “High Fantasy” maddesi.
http://en.wikipedia.org/wiki/High_fantasy
(“Yüksek fantezi” türünün şablonlarını genel olarak inceleyen bu makale de yine tüm fantastik kurgu severlere önerilir).

Kategori: kelimelerin gücü

Yorum Yaz