Kısa Öykü: Yeni Dünya

Bunu Paylaşın

Geminin içindekiler, yaklaşık bir yıldır herhangi bir toprağa ayak basmamışlardı. İçleri leş gibi kokan, rutubetli ve zehirli kamaralarında, kilitli kapılarının açılmasını ve dışarı çıkmayı bekliyorlardı. Pek çok arkadaşlarını, kardeşlerini, eşlerini ve çocuklarını o zehirli havaya, kötü yiyeceklere ve sürekli işkencelere kurban vermişlerdi. Şimdi onların naaşları, hiçbir zaman yerlerini kestiremeyecekleri bir şekilde denizin dibini boylamıştı. Bazıları o geminin tayfası olabilecek kadar şanslılardı. Güçlü, kuvvetli ve itaatkar olanlarına işler çabucak öğretilmiş ve onlar daha iyi şartlarda çalışmaya başlamışlardı. Bu tayfalar, kendilerine verilen tayını arada gizlice onların kamaralarına getirip, hepsiyle paylaştırıyorlardı. Yaptıkları bu eylem, onları tam olarak doyurmuyordu belki, ancak bir gün daha bu işkenceye dayanacak irade gücünü veriyordu vücutlarına.

Aklı hala sağlıklı olan tek tük birkaç insan, bunun nasıl başladığını hatırlıyordu elbette. Hayatlarını özgürce sürdürdükleri kabilelerine gelip giden o tuhaf entarili, yeşil kitaplı adamları hatırlıyorlardı. O adamlar, ilk başta onlara dostça yaklaşmış, kendileri hakkında etrafta dolaşan dedikoduları boşa çıkarmak ve güvenlerini kazanmak adına onlarla derin dostluklar kurmuşlardı. Güvenliklerinden emin olan bu zavallılar da, huzurla uyudukları bir gece, bu tuhaf entarililerin saldırısına uğramış ve esir alınarak evlerinden edilmişlerdi. Utanç içinde, çırılçıplak, onbinlerce adım uzağa, dur durak bilmeden yürümüşlerdi. Bu yürüyüşün sonunda, onları karşılayan manzara ise daha korkunç ve büyüktü: Tıpkı kendileri gibi, onlarca kabileden yüzlerce insan, bu şekilde sürüklenmişti. Aşağıda bir pazaryeri vardı. Bazı insanlar, tezgahın üstüne çıkmış, orada kendilerini gösteriyorlardı.

Onlar da o tezgahın üstüne çıkarıldılar. Gelen insanlar artık o entarililer gibi değillerdi. Soluk tenlerinin ardından kan damarları görünüyordu bu insanların. Çelimsiz, sıska bedenlerinin üzerinde tuhaf renkli kumaşlardan yapılma tuhaf elbiseler vardı. Onların her taraflarına baktılar: Ağızlarının içine, ayaklarının altına, hatta en özel yerlerine kadar… En sonunda, entarililere birkaç kese altın bırakıp, kabileyi komple alıp, o gemiye bindirdiler.

Böyle geçen bir senenin sonunda, tayfalardan biri kamaraya indi ve “Toparlanın, geldik.” dedi. Herkes bir ayaklandı. Yarım saat kadar sonra soluk renkli adamlar onları yavaş yavaş kaldırıp dışarı çıkardılar. Pek çoğu, uzun süredir ilk defa bu kadar temiz hava alıyorlardı, alışık değildiler. Bazıları anında yere kapaklandı. En sonunda, zor bela da olsa, hepsini kaldırıp gemiden indirebildiler. Gemiden indirdikleri gibi, bir süre dinlenmelerine ve alışmalarına müsaade ettiler, zira bu zayıf ve hastalıklı halleriyle satılamazlardı.

Böyle rahat geçen iki günün sonunda, yine zincirlenip yollara düşürüldüler. Bu sefer yol ilkinden daha kısa sürmüştü. Yine bir pazarda, bu sefer başka soluk tenli adamların önüne atılmışlardı. Yine her taraflarına bakılmış, ölçülmüş, tartılmışlardı. En sonunda, teker teker birbirlerinden koparılmaya başlandılar. Eşler, anneler, babalar, çocuklar, herkes birbirine son bir çaba ile tutunmaya çalışıyorlardı. Soluk tenliler aralarına girip, onları döve döve birbirlerinden ayırıyorlardı. Gözyaşları, çığlıklar ve acı içerisinde birbirlerinden ayrılıp, at arabalarının arkasına elleri kolları bağlı vaziyette oturtuluyorlardı.

Hiçbiri bir daha birbirlerini göremedi. Bazıları özgürce yaşadıkları o kabileyi dahi unuttu, her zaman böyle doğduklarına ve böyle yaşadıklarına inandılar. Hayatlarının sonsuza dek öyle süreceğini, hiçbir şeyin bunu değiştiremeyeceğini düşündüler ve insanlıklarını unuttular.

Ta ki, biri boyunlarına diziyle bastırana ve onları nefessiz bırakana dek.

-o-

Sayın Berdan Sarıgöl’e sitemizde paylaştığı bu ilk öyküsünden dolayı teşekkür ediyor ve kendisine aramıza hoş geldiniz diyoruz.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 4.5 / 5. Oylama sayısı: 4

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram
Karayiplerden Bir Korsan Öyküsü-2: Denizin Ruhu

7 Kasım 1718 İki hafta evvel Tortuga taraflarında, Calico Jack ve Anne Bonnie ile karşılaştım. Korsan Konseyi, acil toplanacakmış. Haberci » Devamını Oku...

Epik Bir Fantastik Evrene Giriş: Tor Ann Günceleri 1.Bölüm

İhtişamlı günlerin sona erdiği yıllardı. Toprağın rengini yitirdiği, gün ışığının soğuduğu zamanlar. Talcari limanları artık yavaş yavaş zayıflıyordu, halkları ise » Devamını Oku...

Öykü: Yürümek

Kendini bildiği ilk andan beri yaptığı şey buydu. Onu tanımlayan, onu bu dünyada anlamlı kılan tek şeydi yürümek. Hiçbir yorulma » Devamını Oku...

Bilim Kurgu Dizi Öykü: Sairus Nava’nın Soğuk Yüzü – 2

Nareed kumanda odasına koşarken, arkasında Şooju’nun ayak seslerini duyabiliyordu. Odaya girdiğinde sesler kesilmişti. Tüm monitörleri ve ısı kameralarını açtı. Görünürde » Devamını Oku...

Sebt Günü Batıya Doğru Yola Çıkanlara – Bir Yol Hikayesi Bölüm 2

Sebt Günü Batıya Doğru Yola Çıkanlara II.Bölüm "dünya dikenli bir hayat,sevenlerde mi kabahat?!" Üç yüz yıllık kotumu dizlerime kadar sıvadım, » Devamını Oku...

Kitap ve Film Bazında Bir Değerlendirme: Blade Runner – Do Androids Dream Of Electric Sheep?

Blade Runner… Başlığın İngilizce olmasının sebebi… Ridley Scott’un 1982 yılı yapımı olan filmi, dünya çapında orijinal adıyla o kadar ağırlıklı » Devamını Oku...

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir