Oca
17

Nebula Ödülleri sahipleriyle buluşuyor

Yazan Skywalker 0 Yorum / 1.434 Kez Görüntülendi

 

 

Her sene verilen ve bilim kurgu edebiyatının en itibarlıları arasında olan Nebula Ödülleri’nin 2012 yılı için adayları henüz belirlenmedi. Bir önceki yılın en iyi kitaplarının bir sonraki yılın ilk üç ayında oylandığı jürisi olmayan yarışmada sadece roman değil; hikâye, kısa hikâye, kısa roman dallarında da  ödül veriliyor. 1965 yılından beri verilen Nebula ödüllerinde 13 Mayıs 2013 tarihinde yapılacak balo ile,  2011 yılının en iyileri sahipleriyle buluşacak.

Nebula ödülleri; Amerikan bilim-kurgu yazarları(SFWA) tarafından, tüm egolar bir kenara bırakılarak, meslektaşlar arasından en iyilerinin seçilmesi amacıyla veriliyor. Yine bu alanda en saygın ödüllerden biri olan Hugo ödüllerinin aksine, Nebula’da etkilenmesi gereken çevre, yazarlardan oluşuyor. Bu yüzden; Nebula ödüllerini kazanan kitapların egoyla yapılan savaşı kazanmış, tescilli ve garantili kitaplar olduklarını söyleyebiliriz.

2012 yılının adayları henüz belli olmadığı için sizlere 2011 yılının adaylarını ve sonunda da kazanan romanı sunuyoruz.

Adaylar arasında benimde sevdiğim yazarlar arasında yer alan İngiliz yazar China Mieville’de bulunyor.Hazır farklı tarzıyla ve anlatım gücüyle kendisini hemen fark ettiren İngiliz yazardan başlamışken, onun kitabıyla tanıtıma başlayalım.

 

  Embassytown-China Mieville

 

 

 

Embassytown, Bremen adlı bir ırkın, üstün uzaylı bir ırk olan Arieka ile iletişim kurabilecek şekilde tasarımlanmış(genetik mühendislik sayesinde) iki ağızlı tek beyinli ‘elçi’lerin kurduğu ve bilinen evrenin kıyısında, Arieka gezegeninde kurulmuş bir koloni şehrinin ismidir. Arieka aynı anda iki kelimenin söylendiği bir dile sahipler ve başka bir lisandan anlamıyorlar. Bu gelişmiş ırkla(kitapta hosts diye geçiyor) iletişim kurma işi ise ‘lisan’ şeklinde ifade edilen dili konuşan elçilere düşüyor.

Ticaretin her türlüsü için gerekli olan genetik mühendislik mucizeleri ile Arieka arasındaki iletişim gayet iyiyken birden ortaya Ez-ra adında bir elçi çıkar. Genetik olarak müdahale edilmemiş olmasına rağmen Ez-ra’nın konuşmalarından adeta büyülenen Arieka’lılar, öyle bir noktaya geliyorlar ki Ez-Ra’nın konuşması olmadan yaşayamayacaklardır.

Kendisine özgü kurgusu ve anlatımıyla daha önce The Scar ve Perdido Street Station romanlarıyla büyük sükse yapan ve ödüller alan Mieville, Embassytown ile yeni bir seviyeye atlamış gibi görünüyor.

 

 

 

God’s War-Kameron Hurley

 

 

Kameron Hurley ilk romanında, kendisi gibi bayan olan bir karakterle, uzak bir gelecekte aksiyona yeni bir boyut getiriyor. Müslümanların yaşadığı bir dünya(Umayma), kirlilik ve savaşın pençesindedir. Ve bu dünyada Nyx adında, şimdilerde ödül avcısı olarak hayatını kazanan, eski bir suikastçı vardır. Nyx’e kendisine destek veren hükümet tarafından, dış dünyadan gelen bir yabancıyı avlaması görevi veriliyor. Sonrası… Heyecan,  heyecan ve yeniden heyecan.

Kendisine yardım eden Rhys isimli bir büyücü ile peşine düştükleri yabancının savaşı durdurabilecek bir teknolojiye sahip olduğunu biliyorlar; ama ele geçirmek istedikleri bu yabancıyla aralarında yabancı casuslar ve kendisi gibi suikastçılar vardır.

Hurley’nin kitabın başında tempoyu düşük tutmasının ve kişilikleri tanıtmak için fazla sayfa harcamış olması pek çok yerde eleştiri konusu olsa da herkesin hem fikir olduğu nokta; yazarın, hikâye yokuş aşağı giderken durumu başarıyla idare etmiş olmasıdır.

 

 

Firebird-Jack McDevitt

 

 

Nebula adaylığı konusunda emsalsiz olan 78 yaşındaki Amerikalı bilim-kurgu yazarı Jack McDevitt, on beş kez aday olduğu Nebula ödülünü sadece bir kez,2006 yılında, Seeker adlı romanıyla kazanarak ayrı bir başarıya imza atmış, çok tecrübeli bir yazardır.

Firebird ise Alex Benedict isimli kahraman ile çıktığı altıncı yolculuk. Alex Benedict uzak gelecekte bir antikacıdır ve yardımcısı ile birlikte(Chase Kolpath) her kitapta yeni bir maceranın tam ortasına düşer. Seksenli yılların meşhur Amerikan macera dizilerinin bilim kurgu hali olan Alex Benedict serisi; bu kitapta en yüksek noktasına ulaşıyor.

Korkunç bir depremin arifesinde ortadan birden kaybolan, sıra dışı konularla ilgilenen bir bilim adamının eşyaları Alex’in eline geçer. Zamanında üzerinde komplo teorileri üretilen bu durumu lehine çevirerek eşyaların satış değerini arttırmak isteyen Alex, kayıp bilim adamının gizemli kaybolma hikâyesini araştırmaya başlar. Araştırmaları ikiliyi, insanların yedi bin yıl önce terk ettiği bir gezegene götürür. Hala çalışan yapay zekâların bulunduğu gezegende ayrıca uzay yolcuğunu bir milenyumdur tehlikeli kılan bir sorunun çözümü de bulunmaktadır.

 

 

 

Among Others-Jo Walton

 

 

Galler doğumlu yazarın yine Galler’de başlayan hikâyesi bizi olayların merkezindeki Morwenna’yla birlikte İngiltere’ye götürüyor. Morwenna ve ikiz kardeşi çılgın annelerinin karanlıkların kraliçesi olma çabasını büyüyü bozarak sonlandırınca ölümcül bir araba kazası ikizlerin kaderi olur. Kız kardeşi ölen ve sakat kalan Mori, hiç tanımadığı babasının yanına, İngiltere’ye gider ve orada yatılı bir okula kayıt olur.

Orada tanıştığı bir grup bilim kurgu okuyucusu ile sıkı bir dostluk kurarken bir yanda da çılgın annesinin kendisini aradığını hissetmektedir ve bu sefere kaçacak bir yeri yoktur.

Bilim-kurgunun yanında fantastik ve genç edebiyatının güzel bir harmanı olan kitap genelde çok olumlu yorumlar alsa da kitabın içinde bahsedilen bazı yan konuların açıklanmadan kitabın sonlanması eleştirilere neden olmuştur.

 

 

The Kingdom of Gods-N.K.Jemisin

 

 

Adaylar arasındaki bir başka kadın yazar olan Jemisin’in romanı bir üçlemenin son kitabı olma özelliğini de taşıyor. 2010 ve2011 den Hugo ve adaylıkları bulunan yazarın, The Inheritance Trilogy serisi büyük beğeni kazanmıştı. Serinin üçüncü kitabında; Arameri ailesinin köleleştirdiği, ölümlüleri yaratan tanrılar, serbest kalıyor. Dengeyi sağlayacak olan tüm acımasızlıklarına rağmen yine aynı aile. Ve bu ailenin son çocuğu Shahar, sevdiği tanrı Sieh ile savaşa giden bu süreçte ayakta kalıp kalamayacaklarını öğreniyorlar.  Dünya dışı bir ortamda geçen roman, serinin son kitabı olmasının getirdiği yüksek beklentileri karşılama konusunda farklı eleştiriler aldı.

 

 

 

 

 

Mechanique-A Tale of The Circus Tresaulti-Genevieve Valentine

 

 

Kıyamet olarak adlandırılabilecek kadar yıkıcı bir savaş sonrası dünyasında geçen büyülü bir hikâyeyi anlatan kitap, yazarın ilk romanı. Kimi zaman Steampunk ve fantezi tarzlarını andıran romanın geçtiği yer; büyünün ve mekaniğin ölümsüzleştirdiği adamların ve kadınların çalıştığı bir sirktir. Çorak toprakların ayırdığı, savaşların tükettiği şehirleri dolaşan efsanevi bir sirkin içinde geçen olayları, kırıntılar halinde vererek insanı doyuran bir roman. İlk romanı olmasına rağmen Valentine meslektaşlarının ilgisini çekmeyi başarmışa benziyor. Kimi yerlerde Mieville etkileri yansıtan kitap güçlü adaylar arasında bulunuyor.

2011 yılında Nebula en iyi roman ödülünü Among Others romanıyla Jo Walton kazandı.

Yorum Yaz