Öykü: Yürümek

Bunu Paylaşın

Kendini bildiği ilk andan beri yaptığı şey buydu. Onu tanımlayan, onu bu dünyada anlamlı kılan tek şeydi yürümek. Hiçbir yorulma ve durma emaresi göstermeden, sadece yürüyordu.

Yürüme hızı hep aynıydı, ne çok hızlanıyor, ne de çok yavaşlıyordu, hayatı boyunca uyduğu bir tempo varmışçasına hep aynı hızla yürümeye devam ediyordu, sanki bir kalp atışıymış gibi doğal bir hızla. Üzerindeki kıyafetler de hep aynıydı, kahverengi, kısa kollu bir tişört ve asker yeşili bir kumaş kargo pantolonu, hani şu üzerinde devasa ceplerden olan pantolonlardan. Bütün kemiklerinin seçilebilir olduğu, zayıf, esmer derili, siyah saçlı ve sakallı bir adamdı. Nereli olduğunu kimse bilmezdi, görünüşünden de tahmin etmek imkansızdı adeta. Onu gören herkes, onun hakkında bir şeyler söylerdi.

İlk başta, o daha gençken, onun hakkında söylenen şeyler “Evsiz galiba gariban, kim bilir ne derde düştü de bu hale geldi!”, veyahut “Akli dengesi yerinde değilmiş, bir şeyler olmuş da delirmiş!” gibi basit mahalle dedikodularından ibaretti. Ancak ona göre bu insanlar, kendi hayatlarının kontrolünün ellerinde olduğunu anlayamayacak kadar akılsız olduklarından, başkalarının hayatları hakkında konuşmaktan zevk alıyorlardı. Kendisi böyle insanlara cevap vermekten imtina ederdi her zaman. Bu ketumluğu, zamanla onun peşini bırakmalarına sebep oldu, ki o da bu gürültüden kurtulduğuna mutluydu.

Zihninin çalıştığı her an, sürekli düşünürdü. Kafasının içerisinde de yürürdü sanki, düşüncelerinin arasında kaybolurdu. Bu kaybolma anlarından birinde, hiç fark etmeden bir sahile gelmişti. Sahilin denizle birleşen kısmına geldiğini gören birkaç sahil sakini, ona doğru yöneldi ve dikkatini çekmeye çalıştılar, ancak o bunları algılayamıyordu. Derken, ayağı suyun yüzeyine değdi. Herkes düşeceğini, suda boğulacağını beklerken, o sanki yerdeymiş gibi suyun yüzeyinde yürümeye devam etti.

İşte bu olaydan sonra, insanlar ona farklı bakmaya başlamıştı artık. Gittiği yerleşim yerlerinde, giderek artan bir saygı görüyor, ayaklarına kapanılıyor, yiyecekler, içecekler veriliyordu. Bu böyle bayağı uzun bir süre devam etti, hatta yıllar içerisinde, bir grup kişi, onun peşinden, tıpkı onun gibi yürümeye başladılar. Bu yürüyüş temposuna herkes dayanamadı elbette, takipçileri sürekli değişiyordu, biri hariç. Her nasıl olduysa bir bebek, ilk adımlarını attığı anda, annesinden ayrılıp onu takip etmeye başlamıştı. O da bebeği fark edip, onun anlayıp anlamamasına aldırmadan, yıllardır kullanılmamaktan çatlamış ses tellerini zorlukla kullanarak onunla konuştu. Ona her düşüncesini, geçmişini, geleceğini, hislerini, kısacası her şeyini büyük bir sevinçle anlatıyordu.

Bu uzun ve sürekli yolculukta, şehrin birinden geçerken, artık kocaman bir kadına dönüşmüş olan o bebekle konuşurken aklına bir şey geldi. “Demek ki” diye düşündü kendi kendine, “ben de bu şekilde birinin peşine takıldım. Ve bir gün, ben öldüğümde, bu kız yerimi alacak ve biri de onun peşine takılacak.” Bu farkındalığa varmasının bütün hayatını almış olmasına üzüldü, ancak, hayatının son anlarında da olsa, kendinin ve hayatının farkında olarak yaşamış olduğu gerçeğine sevindi. Kıza bakarak, “Teşekkür ederim.” dedi kısık bir sesle ve durdu. Kız yürümeye devam ederken arkasına baktı, üzüldü, sonra da yüzünü çevirerek yürümeye devam etti.

Adam son anlarını yaşadığının farkında olarak durduğu yerde oturdu. Derin bir nefes alıp verdi, gökyüzüne baktı ve yıldızlar çıkana dek öylece bakakaldı. Hayatı boyunca, ilk defa yürümeyi ve düşünmeyi bırakmıştı. Oraya sırtüstü uzandı ve gözlerini kapayıp, ilk ve son defa yatarak uyudu. Hayatı boyunca peşine takılan insanların hiçbiri onu bir daha göremedi. Onun hikayesi, nesiller boyunca anlatılan bir efsane oldu sadece. Öyle bir efsaneye dönüştü ki, onun ardılı olan o kızın yürüyüşünü kimse fark etmedi bile. O kız da, bu fark edilemezliğin özgürlüğü ile, yeni birisi onun yerini alana dek yürüdü…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 4.7 / 5. Oylama sayısı: 6

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram
Bilim Kurgu Dizi Öykü: Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü – 3

Nihayet Tozumb’lu kadının ısrarına dayanamayan makara sistemi, tekrar çalıştı ve bilincini kaybetmiş Şooju’yu taşıyan robotu çekmeye başladı. Üç saniye sonra » Devamını Oku...

Bilim Kurgu Dizi Öykü: Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü – 4.Bölüm Ve Final

‘Hayır, Nareed yalan söylemedik.’ Doktorun sesi titriyordu. ‘Evet, sizi işe aldığımızda gezegendeki yaşam formunu tespit etmiştik; ama başkasına rastlamamıştık ve » Devamını Oku...

Sebt Günü Batıya Doğru Yola Çıkanlara – Bir Yol Hikayesi Bölüm 3

* Batı cephesinde yeni bir şey yok  Bense, yeni bir sayfaya doğru çoktan yola çıkmıştım. Yol kenarında bağdaş kurmuş oturan kör » Devamını Oku...

Valkyrie Evreni Hikayeleri-2: Belki Üstümüzden Bir Gemi Geçer

Sabah alarmı çalmıştı ve onu içinden çıkmak istemediği muhteşem düşlerden uyandırmıştı. Sinirle gözlerini açtı ve alarma yumruk atmamak için kendini » Devamını Oku...

Yeni Bir Bilim Kurgu Sagası: “Valkyrie Evreni Hikayeleri-1: Mavar’ın Gemisi”

Sürekli olarak kahramanlarından, gizli teşkilatlarından, Valkyrie liderlerinden ve büyük çatışmalarından bahsettiğim o geniş ve çalkantılı evrende, elbette bunların dışında da » Devamını Oku...

Bir Kıssa, Bir Öykü: Zahirin Perdesini Aralamak

Son zamanlarda işsizlerin, yolsuzların, çulsuzların, hastaların, sahipsizler ve kimsesizlerin, loto oynayanların, piyango bileti alanların, kısmet arayanların, sınava gireceklerin, kolay doğum » Devamını Oku...

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir