Oyun Dünyası’nın Klasikleri 3: Bioshock

Bunu Paylaşın

Bugün, oyun dünyasının bir başka efsane serisi ile karşınızda olacağız; Bioshock… 2007 yılında piyasaya sürülen ilk oyunu, 2010 yılında Bioshock 2 ve 2013 yılında Bioshock Infinite izledi. Irrational Games daha sonra küçülme kararı aldığı ve daha ziyade anlatıma dayalı oyunlar yapmak üzere Ghost “Story” Games halinde tekrar düzenlendiği için, bu A sınıf oyun serisi de bitti.

Yaklaşık 40 milyon kopya satan serinin bitmesi hayranlarını üzse de, bir noktada serinin kendini tekrar eden yapısının terk edilmesi belli bir derinlik içinde anlamsız sayılmazdı.

Şimdi dilerseniz serinin oyunlarına tek tek bir göz atalım. Bununla birlikte bir uyarıda da bulunalım. Bu yazı ağır spoiler/sürprizbozan içermektedir.

BIOSHOCK – 2007

Oyun, bir uçak kazasında Atlantik Okyanusu’na düşen uçaktan sağ kurtulan Jack’in şans eseri olarak gizli bir sualtı şehri olan Rapture’u bulmasıyla açılır. Rapture kelime anlamı olarak büyük sevinç, rahatlama veya mest olmak demektir. Rapture şehrinin de bir mest olma yeri yani, daha teknik bir deyimle bir Ütopya olarak kurulduğu oyunun ilerleyen süreçlerinde yavaş yavaş oyuncuya anlatılır.

Buna göre 1940’larda sanayici Andrew Ryan tarafından kurulan Rapture, elit kesimin bir kaçış noktası olarak tasarlanmış ve su üstündeki dünyadan nefret eden Ryan tarafından da bu şekilde korunmuştur. Ryan’ın yüzey ile tüm ilişkiyi yasaklaması bir yana, sürekli olarak kendisini alt etmek istediklerinden dem vurduğu CIA takıntısı bundan kaynaklanmaktadır.

Andrew Ryan

Fakat 1958 yılına gelindiğinde Rapture artık elit bir ütopya değil, sınıfsal yapısı oluşmuş ve dolayısıyla sınıf çatışması doğmuş bir şehir haline gelmiştir. Artık ezilenlerin de bulunduğu bir yerdir Rapture ve idealist görünümlü bir iş adamı ve aslında sadece gücü ele geçirmek isteyen bir mafya olan Frank Fontaine tarafından ezilen bu kitleler birleştirilir.

Fakat bu sınıfsal çatışmayı özel kılan bir unsur vardır; ADAM yani ADEM. Metaforik olarak yeni bir insan yaratımını ifade eden terim, DNA zincirinde değişiklik yapılmasına imkan veren Plasmid adlı biyolojik ajanların ana maddesi olan bir okyanus yüzeyi maddesini ifade etmektedir. Fontaine de yüzey ile yürüttüğü kaçakçılık faaliyetlerinden elde ettiği gücü şehri ele geçirerek taçlandırmak ister. Bu, aynı zamanda Ryan’ın tahttan devrilmesi demektir.

Bununla birlikte, bunu başarmak kolay değildir. Fontaine eski bir nazi bilim adamı olan doktor Brigid Tebenbaum’dan yardım alarak, ADAM’ı midelerinde saklayan “Little Sister/Küçük Kızkardeş” adlı bir tür üretir. Aslında bu kızlar yetim çocuklardan başka bir şey değildir, ancak Tebenbaum’un DNA’ları ile oynaması neticesinde ADAM depolayan ve arayan ve bulan ve hatta hatta zorla elde eden küçük canavarlar haline gelmişlerdir.

Ama Fontaine yine de yenilir ve öldürülür. 1958’deki bu savaştan kısa bir süre sonra ise Ryan’ın karşısına bir başka figür çıkar; Atlas… Ezilenlerin yanında olan bu yeni ve kimliksiz lider, ahlaki anlamda Fontaine’nin sahip olmadığı özelliklere sahiptir ve kitleleri arkasına almayı başarır. Konvansiyonel bir savaşta Atlas’ı yenemeyeceğini anlayan Ryan ise bu sefer Little sister üretimini eline aldığı gibi, onları “Big Daddy/Babalık” adı verilen korumalarla donatır. Big Daddy’ler genetik ve psikolojik olarak kızları ne pahasına olursa olsun korumaya şartlandırılmış devasa figürlerdir. Kızlar da feromonlar vasıtasıyla onlara bağlanmıştır.

Big Daddy ve Little Sister

Ryan bununla da yetinmez ve ordusunu plasmidle desteklenmiş “Splicer”lar haline getirir. Onları şehrin hava akışında kullandığı biyokimyasal ajanlarla kontrol etmektedir. Bu, bir başka noktaya daha refere eder. Splicer’lar, Ryan olmadan, sadece öldürmeye programlı ölüm makinalarıdır. Fiziksel olarak da Frankestein’in canavarı gibilerdir. Zaten splicer’ın kelime anlamı “birleştirilmiş”’tir.

Bir Örümcek Splicer

Sonuç olarak aklı ve bedeni hala kendisine ait sadece bir elin parmağı kadar kişinin kaldığı ve tam bir savaş alanı olan Rapture, artık bir ütopya değil, yıkılmış bir distopyan cehenneme dönüşmüştür.

1960’da şans eseri Rapture’ı bulan oyunun kahramanı Jack, ilk olarak böyle delirmiş bir splicer ve ona yardım etmek için onunla ses sistemi ile bağlantı kuran Atlas’la karşılaşır. Atlas, Ryan’ı devirmekte kararlıdır. Jack, önce olan bitene anlam veremez. Ancak plasmid kullanımı ile elde ettiği güçler, Ryan’ın askerlerinin tam bir canavar olması ve küçük kızların akıbeti nedeniyle bu savaşa katılır. Ah! Ve bir de bir cümle etkisiyle; “Would you kindly/Rica etsem…”

Atlas ile Jack’in ilk anlaşmazlığı, Jack’e bir müttefik kazandırır. Şöyle ki; Atlas, Jack’e ele geçirdiği bir little sister’ı öldürmesini önerir. Bu küçük kızlar öldürüldüklerinde çok miktarda genetik materyal -ADAM- sağlamaktadır ve Jack, dondurma, yakma, elektrik çarpma, telekinezi gibi birçok özelliği için bu materyale ihtiyaç duymaktadır. Ancak Tebenbaum araya girer. Jack’e, kızları kurtararak da –daha az miktarda olsa da- materyal alabileceğini söyler. Tebenbaum, pişman olduğu bu bilimsel eyleminden kendi kızlarını kurtarmaya çalışmaktadır zira.

Bu noktadan sonra, sıra Ryan’ın kurmaylarını avlamaya gelir. Zorlu ve eksantrik, özellikle de Rapture’da ne olup bittiğini anlatan FPS sekanslarından sonra Ryan bulunur ve sahneden indirilir. Ancak Ryan artık kabullendiği bu sondan önce Jack’in kim olduğunu, Atlas’ın kim olduğunu ve “would you kindly/rica etsem” cümlesinin ne anlama geldiğini açıklar Jack’e.

Buna göre; Jack, Ryan’ın Fontaine tarafından kaçırılan ve genetik olarak geliştirilmiş gayrimeşru oğlu, Atlas; Fontaine ve “Would you kindly/rica etsem” cümlesi de Jack’e her istediğini yaptırmak için Fontaine’in onun bilinçaltına yerleştirdiği koşullandırma yinelemesidir. Fontaine, sonunda bu koşullandırma ile süper insan Jack’i, Ryan’a karşı kullanmayı başarmış ve savaşı kazanmıştır.

Sıra Jack’i yok etmeye geldiğinde ama, devreye Tebenbaum ve kızları çıkar. Jack’i kurtarır ve saklarlar. Jack de hazır olduğunda Fontaine’in peşine düşer. Önce koşullandırmayı, sonra da kendisine aşırı dozda ADAM yükleyen Fontaine’i son boss savaşı ile ortadan kaldırır. Bu savaşı aslında kazananlar “little sister”lardır. Bir oyun özelliği olarak belirtmek gerekirse, Bioshock oyunlarında boss savaşları nispeten kolaydır. Önemli olan hikayedir.

Eğer oyuncu little sisterları öldürmeyi seçerse, Rapture splicerları bir nükleer denizaltı çalarak korkunç bir geleceğe uzanır. Eğer oyuncu küçük kızları kurtarmayı seçerse onları yüzeye çıkararak beş tanesini evlat edinir. Ve o kızların hayatın akışına karışmasına dair bir sinematikle oyun sona erer.

Bioshock, birçok popüler franchise’ın doğduğu 2007 yılında neredeyse hepsini geride bırakarak birçok platformda yılın en iyi oyunu ödülünü kazandı. Oyunun grafikleri zamanına göre mükemmel olmasa da özellikle su altındaki şehir tasviri ve art deco mimarisi ile kesinlikle özeldi. Oyunun fikirsel altyapısına tüm versiyonlardan sonra döneceğiz. Önce 2010 yılına gidelim. Bioshock 2’ye…

BIOSHOCK 2 – 2010

Bioshock 2, 1958’de yani sualtı şehri Rapture iç savaşın ortasındayken açar perdesini. Buna göre; ilk ve erken model bir big daddy olan Subject Delta/Denek Delta ve bağlandığı little sister/küçük kızkardeş Eleanor’un birbirinden ayrılışını izleriz.

Her ne kadar Subject Delta, Eleanor’a zarar vermek isteyen splicerları başarıyla bertaraf etse de, Eleanor’un annesi sayılabilecek olan, kült lideri Sofia Lamb tarafından bir plasmidi ile kontrol altına alınır ve intihar ettirilir.

Lamb, Eleanor’u genetik olarak “üretmiştir” ve amacı, onu zihin transferi yolu ile bir tür kolektif akıl olarak Rapture’ın başına getirmektir.

Olaylardan on yıl sonra, 1968’de Subject Delta, little sister’lar marifetiyle uyandırıldığında, oyun oyuncu için başlamış olur. Delta’nın uyandığı Rapture, artık bir harabedir. Kontrolü de, Ryan ve Fontaine’in ölümünden sonra Lamb’in eline geçmiştir.

Delta, Eleanor ile olan genetik bağı dışında fazla bir şeye sahip değildir. Ta ki, little sisterlar’a bu görevi veren Eleanor ve onun müttefikleri Tebenbaum ve Sinclair tarafından rehberlik edilene dek…

Delta’nın içgüdüsel görevi böylece resmiyet kazanır. Eleanor’u, Lamb’in elinden almak… Sinclair ve Tebenbaum için bu görev Lamb’i de bertaraf etmekse de, Delta için bunun bir önemi yoktur. Ama Lamb buna engel olmak için elinden gelen her şeyi yapacağı için, görevin gereği, gerçekten de Lamb’in indirilmesini içerir hale gelir.

Delta, yoluna devam ederken oyunun ve senaryonun temel bileşeni olarak, Lamb’in “ailesinin” omurgası, yani ajanları ile karşılaşır ve onları hayatta bırakmak ve bertaraf etmek konusunda bir seçim hakkına sahip olur.

Bu ajanlar, -ajanı casus yerine ingilizce agent/temsilci anlamında kullanmak daha doğru olacaktır.- sırasıyla Grace Holloway, Stanley Poole ve Gilbert Alexander’dır.

Grace Holloway aslında bir caz şarkıcısıdır ve yüzeyde de yaşamıştır. Eleanor’un bakıcılığını yapan kadın, her ne kadar Lamb’in yönetiminin zayıf noktalarını anlasa da, Eleanor sevgisi ile bunlara göz yumar. Holloway’in oyundaki başat duygusu pişmanlıktır.

Stanley Poole bir araştırmacı gazetecidir. Ancak net bir şekilde ahlaki erozyon içinde bir adamdır da… Lamb’in ailesine, Ryan tarafından yerleştirilen bir çifte ajan olan Poole, Lamb’den devşirdiği güçle ile yozlaşma ve zevk sefaya düşmüş, Eleanor’u da bir tehdit görüp little sister programına satmıştır. Oyundaki Poole da başat duygu olarak pişmanlık hissetmektedir. Ama bu pişmanlık bir nedamet değil, korkuyla tetiklenen bir başını belaya sokma pişmanlığıdır.

Son üye, Gilbert Alexander’dır. Bir bilim dehası olan Alexander, hem Fontaine hem de Ryan için çalışmış, Big Daddy ve Little Sister bağını kurmuştur. Tam bir pişmanlık içinde Lamb’e katılır ve onun tarafından Eleanor’un zihin transferi çalışmalarında denek olmayı kabul eder. Sonuç, delirmiş alter ego “Alex The Great” – Büyük İsko gibi tercüme edilebilir- karakterinin doğumu olur. Ancak deha Gilbert, aklını tamamen kaybetmeden önce, alter egosunu yok etmek isteyenler için notlar bırakmayı ve yardımcı olacak sistemleri kurmayı da ihmal etmemiştir.

Soldan sağa; Tebenbaum, Cohen, Gilbert Alexander, Ryan,Lamb, Suchong

Tam olarak “boss” modunda olmasa da, özellikle hikayeyi besleyen pek çok karakter ve ses kayıtlarına ek olarak iki yeni tür düşman dikkat çeker. Brute Splicer/Kaba Birleştirilmiş ve Big Sister/Büyük Kız Kardeş (abla).

Brute Splicerlar, devasa splicerlar olup, akılsızca savaşan karakterler olarak tanımlanabilecekken, Big Sisterlar, plasmid kullanımları, ışınlanma özellikleri ve olağanüstü atikliklerine ek hızları ile ölümcül düşmanlardır. Zaten Big Daddy’erden sonraki model olan bu karakterler, onlardan farklı olarak küçük kızlara değil ADAM’a bağlıdırlar. Bu sebeple oyuncu, yüksek oranda ADAM elde ettiğinde bu düşmanla yüzleşmek zorunda kalır.

Delta sonunda Eleanor’a ulaşır. Ancak bu bir tür uyuyan güzel alegorisidir. Lamb onun kalbini kısa süreli durdurunca Delta da deaktive olur. Aslında bu da Bioshock oyunlarının bir geleneğidir. Konvansiyonel anlamda son boss’a ulaşıldığında oyun bitmez, bir twistle son sekansa girer. Ve son boss ile bir çarpışma da neredeyse yaşanmaz.

Bioshock 2‘nin son sekansı ise Eleanor’un “ne olduğu” ile ilgilidir. Daha doğrusu neye dönüştüğü ile… Eleanor, önce bir little sister vasıtasıyla Delta’yı kurtarır, sonra da bir Big Sister kostümü ile kelimenin tam anlamıyla Lamb’in ordusunu alt eder. Rapture, finalde okyanusun dibine çökerken, oyuncunun seçimlerine göre oyun nihayete erer. Temelde Delta’nın hayatı, Eleanor’un kararı ve Lamb’in hayatta kalıp kalmadığı ile ilgili sekiz adet son bekler oyuncuyu.

Senaryosu bu şekilde özetlenebilecek oyunun, oynanış bakımından getirdiği bazı yenilikler, -özellikle plasmidlerin geliştirilmiş ve kombine kullanımları- şahsi fikrime göre ilk oyunu aşsa da, hikaye bazlı bir seride bir yenilikten ziyade, bir evrene dair başka bir hikaye anlatan bu oyun, ilk oyun derecesinde bir ilgi görmedi.

Bioshock’un dünyası yeni değildi, öyküsü de biliniyordu ve bir twiste açık değildi. Dolayısıyla bu son, beklenen bir son olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte Bioshock 2 kesinlikle Bioshock evrenine yakışan ve onu doğru temsil eden bir oyun olarak oyun tarihindeki yerini aldı.

BIOSHOCK INFINITE – 2013

Bioshock 2 ile ilgili son hükmümüzde, oyunun bir açmaz içinde kaldığından bahsetmiştik. İşte Bioshock Infinite, bu açmazı çözmek üzere tasarlanmış gibi görünüyordu.

Öncelikle oyunun dünyası değiştirilmişti. 1912 yılında Columbia adlı bir gökyüzü şehrinde geçen olaylar, özellikle oyunun başındaki -ve tanıdık…- deniz fenerinden oyuncuyu alarak bambaşka bir dünyaya taşımak suretiyle oyunu kendine has bir başlık yapmaya yetmiş oldu.

Başka bir dünya, başka karakterleri ve başka bir tarihçeyi de beraberinde getirdi elbette.

Yine de, bu oyunun “Bioshock” ismini taşıması sadece plasmidlerin vigor’a dönüşmesi, benzer oyun ve benzer tipik düşman çeşitleri ile ilgili değildi. Oyunun ana karakteri Booker DeWitt, pişmanlık duyan eski bir asker, oyunun merkezindeki figür Elizabeth, little sisterların özellikle Eleanor’un daha yakın olduğumuz aynadaki bir aksi, Songbird alegorik Big Daddy’ler olarak, aslında ciddi bir devamlılığı işaret eidyordu. Aslında daha pek çok şey de buna yardım ediyordu…

Oyunun konusu özetle şudur; Bir PinkertonJesse james‘ı yakalayan özel dedektiflik şirketi- özel dedektifi olan Booker DeWitt, “borcunu” ödemek için bir anlaşma yapmıştır; “Bring us the girl and wipe away the debt/Kızı bize getir ve borcunu sil.”

Buna gör,e getireceği kıza ulaştırılmak üzere biraz önce bahsettiğimiz deniz fenerine getirilir. Robert ve Rosalind Lutece tarafından…

Yazı/tura; sabit ve değişken…

Bu garip ve konuşmaları ile birbirini tamamlayan ikilinin önce ilginç ikiz kardeşler olduğu düşünülse de, daha sonra onların farklı gerçeklikler ve alternatif evrenler arasına dolaşan aynı kişinin varyasyonları olduğunu anlarız.

Booker, bu şekilde gökyüzü şehrine çıktığında, önce bu ilginç dünyayı keşfe dalar. Ancak çok geçmeden, elindeki AD dövmesi sebebiyle kovuşturmaya uğrar. Kendisi bir tür kehaneti temsil etmektedir. Elizabeth’in ve Columbia’nın sonu olacağına dair bir kehanetin…

Eski bir asker olan Booker, -ki kendisi Amerikan 7.Süvari Alayı’nda savaşmıştır. Bu alay, Çin’deki Boxer ayaklanmasından Albay Custer komutasında bir katliama uğradıkları Wounded Knee savaşına kadar bir dizi savaşta boy gösteren ünlü bir askeri birimdir.- kovuşturanlardan kendini kurtarmayı başarır ve aşamada daha güçlenerek Elizabeth’e ulaşır.

Big Daddy konseptinin bu oyundaki aksi olan Songbird tarafından durdurulmaya çalışılsa da, Booker beraberinde Elizabeth’le kaçmayı başarır. Ancak bir sorun vardır; Elizabeth, izolasyondaki kulesinden çok sevdiği Paris’e kaçırıldığını sanırken, Booker onu New York’a alacaklılarına götürür. Daha doğrusu götürmeye çalışır. Ancak Elizabeth kulesinde bir çok merak geliştirmiştir ve coğrafya da bunlardan biridir. Koordinatları anlayan Elizabeth Booker’ı sürpriz bir saldırı ile saf dışı eder ve kaçar.

Booker, uyandığında kendini Vox Populi/(Latince) İnsanların Sesi” örgütünün elinde bulur. Bu örgüt Columbia’nın kurucusu ve diktatörü Zachary Comstock’a savaş açan sıradan insanlardan kuruludur ve düşük yoğunluklu bir iç savaş durumu sürmektedir.

Örgütün lideri Daisy Fitzroy’un yardımı ile Elizabeth’i tekrar ve pişman bir ruh hali içnde bulan Booker, bu sefer gerçekten onu kaçırmak için harekete geçer. Elizabeth bu noktada alternatif evrenler arasında yolculuk edebilme daha doğrusu kapı/tear açma özelliğini gösterir ve ikiliyi Booker’ın, Comstock’a karşı savaşta şehit düşen bir kahraman olduğu alternatif bir evrene götürür.

Fitzroy onlara inanmaz ve çıkan çatışmada Elizabeth onu öldürür. Bu, meraklı , hevesli ve hayat dolu Elizabeth’in, bu evrende taşıdığı role bürünmesine, yani güçlü Elizabeth’e dönüşmesine neden olur. Songbird daha sonra kendisini tekrar Booker’dan kaçırsa da ivme, artık Elizabeth’e dönmüştür.

Daisy Fitzroy; savaşırken, ılımlılığı kaybetmiş bir karakter. Ama bir Fontaine veya Atlas değil kesinlikle…

Bu sırada tıpkı Rapture ve Ryan örneği gibi, Comstock’un da karısını öldürüp, özel güçlere sahip Elizabeth’i kendi eline geçirdiğini ve bunu Lutece’leri kullanarak yaptığını öğreniriz. Ve Lutece’lerin, olayın örtbas edilmesi için öldürüldüğünü de…

Nitekim, Booker ona dönmeye çalışırken 1984’deki diktatör Elizabeth ile karşılaşır. O sırada New York’u ele geçiren Elizabeth, artık kendisi için her şeyin bittiğini ama 1912’deki Elizabeth’in hala kurtarılabileceğini söyleyerek Booker’ı tekrar eski haline ulaştırır. Ve bunu bir hediye ile yapar; Songbird’ü kontrol etme yöntemi ile…

Booker döner, Elizabeth’i kurtarır ve bir cinnet hali ile Comstock’u gemisinde öldürür. Bu, aslında ilerisi için bir işarettir.

Elizabeth de, Lutece ikizlerinin inşa ettiği ve güçlerini bastıran devasa jammer’ı Songbird’e yok ettirir ve kendisinden ayrılmayı reddeden Songbird’i kendileri ile birlikte Rapture’a ışınlar. Songbird, okyanusta ölürken, ikili Rapture’dan herşeyin başladığı deniz fenerine son yolculuklarına çıkarlar.

Sayısız alternatif gerçeklik içinde, artık gücü ve bilgiyi ele geçiren Elizabeth, Booker’ın aslında Comstock ve kendisinin de onun kızı olduğunu son derece etkileyici sekanslar eşliğinde açıklar. Şoktaki Booker, bunu önlemenin tek bir yolu olduğunu anlar. Bütün alternatif gerçekliklerdeki Bookerlar da öyle… Booker vaftiz olduğu nehirde, Elizabethlerin kendisini öldürmesine izin verir ve Zachary Comstock da böylece yok edilir.

Ana oyun başlıkları ile incelediğimiz serinin Burial At Sea adlı ve özellikle ikinci bölümü beğenilen alternatif bir karma -Booker ve Elizabeth’in Rapture’daki macerası- DLC’sinin olduğunu da belirtelim.

Peki her şeyin sonunda Bioshock ne ifade ediyor ve ne anlatıyordu?..

Son derece detaylı, göndermeli ve gerçekten gergef gibi örülen hikayeleri ile Bioshock birinci sınıf bir drama eseri olduğu kadar, derin bir sanatsal değer de taşıyordu. Görselliğinden, hikaye anlatımına kadar da aynı zamanda…

Anlattığı şeyin ise çoklu göndermelerden, ütopyaların başarısızlığı ana fikrine kadar uzandığını belirtebiliriz. Elbette bazı açılardan tartışılabilecek noktaları yok değildi. Temel paradoks, griliği savunan bir seri olarak griliği çok siyah veya beyaz kesinliği ile savunmasıydı. Bir başka deyişle; doğrusu budur ve doğrusu orta yoldur gibi bir önermeden bahsedebiliriz.

Ayrıca Bioshock serisinin özellikle Amerikan toplumu ve tarihi ışığında bir analiz olduğu da su götürmez.

Fakat, tıpkı dramatik yapısından, görselliğine kadar bu düşünceyi sanatsal bir formatta vermesi gibi, bir başka özelliğinin de teknolojinin kullanımı açısından yaptığı temsiller olduğunu da belirtmemiz gerekir.

İlk iki oyunda, genetik bir distopyan gelecek tasviri çizen materyal, üçüncü oyunda kuantum mekaniği -Columbia mesela zannedildiği gibi steampunk bir şehir değil, kuantum mekaniği ile uçan bir şehirdir – ve alternatif gerçeklik teorileri ele alınmıştır.

Bütün bunlara ek olarak, damsel in distress statüsünden kadının güçlenmesine, adalet, ırk ayrımı, sınıf çatışması gibi birçok konsepti de yedirmesiyle, temel meselelere eğilen bir oyun olmayı başardığını da teslim etmeliyiz.

Kadının güçlenmesi temasının oyundaki yansıması… Baba, kız savaşan ikili…

İşte bu yüzden ve böylece, oyun dünyasının efsaneleri serimizde ele aldığımız başlığın sonuna geliyoruz. Umarız sizin için de keyifli bir dosya olmuştur.

Esen kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir