Oyun Dünyası’nın Klasikleri 5: Dragon Age

Bunu Paylaşın

Bugün oyun sahası kategorimizde günümüz Bioware‘inin iki ağır topundan birini ağırlıyoruz; Dragon Age serisi… Mass Effect ile bilim kurguda boy gösteren firmanın fantastik dünyalara açılımı olan seriyi özet olarak ve ana başlıkları bazında incelemeye başlayalım dilerseniz.

DRAGON AGE: ORIGINS (2009)

Her ne kadar, oyunun adına rağmen ejderha pivotal bir figür olmasa da ve yine her ne kadar bu kadar kolay ölmese de, fragman oyunun ana karakterlerini, kötülerini ve büyü, özel silahlar gibi bazı özelliklerini ve hikayeye dair önemli verileri nüvesinde taşıyor.

Dagon Age, firmanın daha önce yaptığı Baldur’s Gate ve Neverwinter Nights serilerinden bağımsız ama aynı türde bir oyun olarak ve Mass Effect’in fantastik versiyonu olarak kurgulandı. Hatta bir noktada özellikle karakterler ve hikayeler konusunda, ilk oyunu fersah fersah aşan Mass Effect 2‘ye de önemli katkılar sundu.

Ancak oynanış açısından bilimkurgu kardeşinden farklı olarak seri, yukarıdan veya yakından ve ara vermek suretiyle taktik bir anlayışla da oynanabiliyordu. Klasik bir FRP‘nin tüm özelliklerini sergileyen oyunun alamet-i farikası da neredeyse her Bioware oyun için geçerli olan karakterler arası ilişkilerdi.

Oyunun konusu son derece derinlikli ve detaylı tanımlanmış bir evren ve o evrendeki bir konsepte dayanıyordu. Thedas adlı bir kıtada, İngiltere’yi temsil eden Ferelden‘de, antik bir karanlık güç ve onun istilacı canavarlarından müteşekkil Dark Spawn/Kara Kuluçka istilası “Blight” yayılmaktadır. Çoğu zaman güçlü bir fenomen olan ejderhaları aracı olarak kullansa da, ejderhanın sadece taşıyıcı olduğu bu karanlık gücün tek amacı tüm Thedas’ı ele geçirmektir. Burada bir parantez açalım, Dragon Age/Ehderha Çağı, aslında Thedas takviminde bir dönemden ibaret ve başka bir anlamı da yok.

Konumuza dönelim. Dark Spawn’ın istilası korkunç olmakla birlikte bir sürpriz değildir. Çünkü ilk istila değildir. İlk istilada Thedas’taki tüm türler birleşerek bir organizasyon kurarlar. Grey Wardens/Gri -siyah ve beyaz arası- Gardiyanlar. Bu elit askerler sadece eğitimleri ile değil, bir özellikleri ile standart askerlerden ayrılırlar. Dark Spawn ve Grey Warden klikleri aynı kanı taşırlar. Bu kan değişimi sırasında adaylardan çoğu ölür. Ancak hayatta kalanlar artık Dark Spawn’ın bir parçası haline gelirler. Bu, onları düşmanları üzerinde önemli bir üstünlüğe ulaştırır.

Grey Warden Duncan; zırhındaki Gryphin eskiden binekleriydi, artık yoklar…

İşte oyuncu, bu kan seremonisini canlı atlatan bir Grey Warden‘dır. En basit bir silah ve zırhla, acemi bir Warden olarak başladığı yolculuğunu, arkadaşlar edinerek, donanarak ve eğitilerek çeşitlendirecek ve siyasi emellerin de en az Dark Spawn kadar tehlikeli olduğu gerçek hayat deneyimlerine Thedas’ın mistik sırlarını deneyimlemeyi de ekleyerek amacına ulaşmaya çalışacaktır.

Irklar ve siyasetleri özetle şöyledir. Elfler birçok oyuncu olarak ilk kez deneyimlenen bir konsept olarak -daha sonra Witcher serisinde de kitlelerin tanıştığı bir konsept olarak- yenik ve ikinci sınıf varlıklardır. Bu ufak tefek, naif ama yayları ve büyüleri ile hala geçmişin izlerini taşıyan bir ırktır. Siyasi kilit şudur; elfler ikiye ayrılmıştır. Şehir Elfleri -ki gettolarda yaşayan tam anlamıyla kimliklerini kaybetmiş canlılardır- ve eski ihtişamını arayan Orman Elfleri yani Dalish Elves. Bunlar, isyankar ve savaşçı elflerdir. Büyüyle araları çok daha yakındır.

Cücele,r etrafta pek görünmeyen bir ırktır ve yeryüzü cüceleri ile maden cüceleri olarak ayrılırlar. Yeryüzüne çıkan bir cüce bir daha madenlerine dönemez. Deep Roads denilen bu yeraltı krallığı ilk istila/blightla yerle bir olmuştur ve cüceler ancak ruhlarını feda ederek yaptıkları taş golemleri ile bu istilayı durdurabilmişlerdir. Dark Spawn yeraltından çıkar ve cüceler için bu savaş bitmeyen bir savaştır. Ve unutmadan cüceler büyü yapamaz.

Shale, ruhunu feda eden ilk Golemlerden biri.

Thedas insanlarının sorunları temelde bölünmüş krallıklar arasındaki kavga olmakla birlikte, Ferelden krallığındaki kavga, son istilaya karşı duran insan ordularının başındaki kral Calian’ın, kayınpederi Loghain’in ihaneti ile ölümü sonrasındaki taht boşluğudur. Loghain eski kral Maric ile işgalci Orlais -Fransa alegorisidir- ordularını ülkeden atmış bir savaş kahramanı olmakla birlikte, aristokrasiden gelmediği için kral olamaz. Hırslı kızı Anora, ölen kocasından sonra tahtı tek başına almak istemekte, Loghain ise yeni bir kral bulup onu yönetmek istemektedir.

Thedas’ın tüm ırklarını ve evrenini ilgilendiren temel çatışma ise yine Thedas’ın mistik yapısında gizli bir konseptten ileri gelir. Fade… Bir tür Platon idealizminden kaynağını alan bu araf, Thedas’taki büyünün de kaynağıdır. Ve büyü büyük gücü sebebiyle kontrol altında tutulmalıdır. İşte bu da Mage-Templar savaşını meydana getirir. Templarlar, aslında peygamber kadın Andraste’nin kurduğu ve bu sebeple rahibelerce yönetilen Chantry’nin -Chant/Şarkı, Thedas’ın Tanrı’sı olan Maker’ın şarkısı olan evrene refere eder.- yani kilisenin askeri koludur. Büyücüleri kontrol altında tutar. Büyücüler de Circle Of Mages üst yapısı altında yaşarlar. Bir çeşit hapislik olsa da doğru kurallara uyarlarsa kovuşturmaya uğramadan yaşayabilirler. Üstelik bazı büyücüler de böyle düşünmektedir. Ama hepsi değil… Ve isyankar bir büyücü çok güçlüdür…

İşte bu dünyada, tüm ırklardan bir ordu kurarak, Dark Spawn ile savaşmaya gidecek olan isimsiz karakterimiz Warden, Bioware dünyasının özel karakterleri ile tanışarak maceraya yön verir. Ana konunun yanında bu karakterlerin özel işleri ile de ilgilenen oyuncu, 50-60 saat kadar süren derin ve aynı zamanda sürükleyici bir macera yaşar.

Sonunda büyük kayıplarla istilanın sona erdirilip, Dark Spawn’ın mağlup edildiği bu savaş, oyuncu dahil birçok karaktere mal olabilir. Bu konsept, alınan kararların oyuna etkisi açısından oyunu özel kılan bir başka özeliktir.

Karkaterlerden bahsederek ilk oyunla ilgili genel fikrimizi belirtmek suretiyle ikinci oyuna geçelim.

Soldan sağa; Oghren, Leliana, Morrigan, Sten, Warden -oyuncu burada cüce bir savaşçı seçmiş-, Alistair, Wynne, Zevran, Shale, öndeki köpek isimsiz. Mbari War Dog/Mbari Savaş Köpeği olarak geçiyor.

Alistair: Karakterimizin onu Warden’lara katan Duncan’ın yanında tanıdığı bu karakter, esasen Templar yani büyü bozucu bir kilise şövalyesidir. Kanının dark spawn kanıyla uyumu nedeniyle Warden olan Alistair, güçlü ve sağlam olmakla birlikte, sulu derecesinde esprili ve geniş bir adamdır da. Ancak onu önce Chantry ve sonrasında Warden saflarına katan, daha doğrusu terk eden ailevi sır, oyunun sonunda kendi belli edince Alistair’in sarkastik hüznünün taşıdığı kanın ağırlığını bastırmak için kullanılan bir güç olduğu anlaşılır. Alistair, Ferelden’in kralı olacaktır, tabi son savaşı atlatabilirse…

Morrigan: Bu bataklık cadısı, erkek oyuncular ve özellikle mazoşist erkek oyuncular için bir romans opsiyonu, korkunç güçlü bir büyücü, iflah olmaz bir gerçekçi ve şekil değiştiren bir örümcektir. Ancak annesi büyük Flemeth -antik bir cadı olan Flemeth, Thedas’ın kuruluşundan beri ortalarda olan bir karakterdir…- onu yetiştirmeyi seçmiştir. Bu Morrigan’ın kapasitesinin olduğu kadar aslında derin ve anlayışlı yapısını saklamayı neden seçtiğini de gösterir. Morrigan, çok katmanlı bir karakterdir…

Leliana: Orlais’li bu kadın ozan, dindar, ayakkabı ve süslere çok düşkün, optimist, itaatkar ve güzeldir. Unutmadan… İnanılmaz yetenekli bir rouge -hafif silah, sızma ve ok ustası- ve casustur da…. Tıpkı Morrigan gibi o da bir romans opsiyonudur. Ve yine tıpkı Morrigan’ın karanlık görüntüsünün altındaki derin anlayış gibi, Leliana’nın cıvıl cıvıl görüntüsünün altında ultra gerçekçi ve soğukkanlı bir eylem egosu vardır. Leilana’nın şarkısı da ilk oyunun fenomenlerindendir. Fransız aksanıyla Leliana’nın hüznü izlenmeye değer…

Sten: Bir Viking alegorisi olan Qunari ırkına sahip boynuzsuz karakter -daha sonra Qunariler boynuzlu olarak tasvir edildiler- aslında bir isim değil bir ünvandır. Qunari ırkı güce, saygıya ve düz bir mantık örgüsüne önem veren, denizci ve fiziksel olarak çok güçlü bir ırktır. Aslında amaçları Thedas’ı işgal etmektir ancak Sten gördükleri ve yaşadıkları sebebiyle halkının fikirlerinden ayrı düşerek, istilaya karşı Warden ile bir olarak savaşmaya karar verir.

Oghren: Savaşçı bir cüce olan Oghren, son derece güçlü ancak antipatik ve arsız ancak herşeyden ötesi sığ bir karakterdir. Her ne kadar ilerleyen dönemde, bu özelliklerin, gerçek aşkının kendisini terk etmesi kaynaklı bir yıkımdan ileri geldiği anlaşılsa ve yeni bir aşk ile normale dönse de Oghren, çok derin bir etki bırakmaz oyuncuda. Bu arada eski aşkı ve eşi, basit bir cüce kızı değildir. Branka bir paragondur. Yani Golem yapabilen olağanüstü özelliklere sahip bir örnek cüce fenomenidir.

Wynne: Kurallara uyan Circle Of Magi’nin önemli karakterlerinden olan Wynne, özellikle iyileştirme üzerine uzman bir büyücüdür. Altmış yaşlarındaki pak bir nine görünümüyle grubun annesi görevini gören Wynne, yeri geldiğinde haylaz da olabilen sempatik ve çok güçlü bir karakterdir. Eğer oyuncu kural dışı bir şey yaparsa gruptan ayrılabilir.

Zevran: Antiva’lı -Venedik alegorisi- bu suikastçi elf. Her an ihanet etme ihtimali ile oyuncuyu geren ve mesai harcatan bir karakterdir. Bir rouge olarak son derece faydalı olmakla birlikte peşindeki Antivan Crows/Antiva Kargaları -kendisinin de mensubu bulunduğu Thedas suikastçi loncası- ile anlaşarak oyuncuyu pusuya düşürebilir. Oyun içinde çok bir derinlik sunmasa da ihanet olasılığı oyuna renk katan bir karakterdir.

Shale: İlk istilada savaşmak için Golem olmaya gönüllü olmuş bu dişi cüce, örümcekten korkmasıyla fenomen olan bir karakterdir. Ancak üstün gücü ve hazin hikayesi oyuncuyu etkiler. Ancak belirtmeliyiz ki Shale bir DLC karakteridir ve orjinal oyun paketinde yer almaz.

Köpek: Tam adıyla Mbari savaş köpeği olan bu köpek, sadık bir savaş makinası olmak dışında pek bir renk vermez oyuna. Ancak çoklu gruplarla yapılan savaşlarda faydalıdır.

Son olarak ilk oyunda, daha sonra ikinci oyunda başat olacak Isabela ve üçüncü oyunda başat olacak Cullen’ın da cameo yaptıklarını belirtmekte fayda var.

Son bir değerlendirmeye geçersek; oyun, oynaması son derece keyifli, FRP özellikleri ile türü sevenler için tatmin edici ve karakter bazlı hikayesiyle de ilgi çekiciydi. O kadar ki hemen DLC, medya ve devam oyunlarının üretimi başladı. Yeni bir efsane oyun başlamıştı ve bunu ancak böyle bir ilk oyun sağlayabilirdi. Ancak ikinci oyun küçük bir gri alan hesabıyla bunu biraz olsun tehlikeye atmaktan geri durmadı…

DRAGON AGE II (2011)

İlk oyundan iki yıl gibi kısa bir süre sonra çıkan Dragon Age II‘nin fragmanı her ne kadar final flashbackleri dışında oyuna dair verdiği bilgilerde ilk oyunun fragmanından bilinçli olarak geri dursa da, Hawke ve Arishok’un savaşını Flemeth’in seslendirmesi ile izlemek, oyunculara keyif veriyordu.

İki yıllık bu kısa dönemde, esasen Bioware oyunun oynanış kısmında değişiklikler ve güncellemeler yaptı. Dövüş koreografisinin çok değiştiği ve albenili olduğu bu yeni versiyonda bir sorun vardı ama…. Yukarıdan taktik görüş yoktu ve bu, oyunun tüm kimliğini tehdit eden bir tür karmaşasını da beraberinde getiriyordu. Bu sorunu, hem dövüş koreografisini koruyarak hem de taktik görüşü ve dolayısıyla oyunun karakterini de geri getiren üçüncü oyun yani Dagon Age Inqusition çözecektir.

Oyunun konusu, ilk oyunda bahsettiğimiz ve katı kurallar ile Templar kontrolündeki lonca büyücülerinin düzeninin bozulması sonucunda bir Templar – Mage savaşının başlamasıdır. Savaş Kirkwall’da başlamıştır ve Chantry’nin görevlendirdiği yüksek dereceli Templar müfettiş Cassandra Penthagast savaşın başlangıcı ile ilgili bir rapor hazırlamaktadır. Kaynağı ise Varric Tethras‘tır. Karizmatik bir yazar ve yakışıklı cüce ticari prensi olan karakter, savaşı başlattığına inanılan Hawke ile geçirdiği on yılı anlatmaya başlar. Ancak oyuncunun seçimlerine göre anlatılan hikaye değişmektedir. Varric pek de güvenilir bir bilgi kaynağı sayılmaz. Ama mükemmel bir yazardır…

Varric’in hikayesi, oyuncu seçimlerine göre finalleri değişen üç aşamadan meydana gelir.

İlk aşama, ilk istilada Ferelden’in Lothering köyünden kaçan -Lothering ilk oyunun da başladığı yerdir- Hawke’ın, cinsiyetine göre değişen kız kardeşi büyücü Bethany veya kılıç ustası Carver’la – senaryo seçimine göre bu iki kardeşten biri hemen ölür, – Ferelden’den kaçıp, Flemeth’in yardımıyla, denizin karşısındaki Kirkwall’e sığınmasını ve orada yerleşmesini anlatır. Bu yerleşim zorlu ve mücadeleli olur. Sekans sonunda kalan kardeşlerden biri bir felakete uğrayabilir, Hawke’in yanında kalabilir veya hangisi olduğuna göre büyücülere ya da templarlara katılabilir.

İkinci aşama, oyunun fragmanında izlediğimiz Qunari lideri Arishok’un – Arishok da, Sten gibi bir isim değil ünvandır- Kirkwall’ı işgal etmesini anlatır. Düşük yoğunluklu bir tehditle, bir iç devlet gibi davranan Qunari birliği ile Kirkwall yönetimi arasında gerilimli bir barış yaşanıyor olsa da, korsan Isabela’nın -ki Isabela, bu satırların yazarının Merrill’i seçmesine rağmen Hawke’in asıl romans opsiyonudur. Fragmanın flashbacklerinde görülen karakter odur.- Qunari kutsal kitabını çalıp kaçması üzerine -bu kitap Qunariler için bir tür sancak anlamı taşır- sıcak çatışmaya döner ve Qunariler Kirkwall ordusu ve kontunu yok eder. Hawke, Arishok ile savaşmayı seçerse, Kirkwall’ı Qunarilerden temizleyip, Arishok’u öldürebilir. -O dövüş fragmandakinden kesinlikle daha zordur…- Bu seçimin sonucunda Champion Of Kirkwall ünvanını alır.

Oyunun ana karakteri Hawke; kadın veya erkek seçimine göre…

Üçüncü bölüm, Kontu olmayan şehrin Templar diktasına girmesi ile ilgilidir. Başlarında Meredith’in bulunduğu bu fraksiyon kan büyüsü kullanmalarını engellemek üzere büyücüleri büyük baskı altına alır. Bununla birlikte Orsino liderliğindeki büyücüler de gerçekten kan büyüsü yaptıklarına dair işaretler verirler. Kan büyüsü büyücülerin, red lyrium /kırmızı lyrium -büyü enerjisi taşıyan bir mineralin lanetli hali- da templarların aklını bulandırmaktadır. Ama bu durum, iş işten geçtikten sonra anlaşılır. Hawke’ın başta uzak durduğu çatışma, Hawke’ın isyankar ekip arkadaşı Anders Chantry’yi patlatıp başrahibeyi öldürünce önce tüm Kirkwall’ı sonra da tüm Thedas’ı sarar.

Oyun Cassandra’nın Leliana ve Varric’i, kayıp Warden ve Hawke’ı bulması için görevlendirmesiyle sona erer. Oyunun yan görevlerinde fade ve eluvian -kapı aynalar- özellikle önemli yer tutar. Merrill, uyumlu ve itaatkar görünümün altında kendisiyle çarpışan bir karakter olarak göze çarpar.

Buradan hareketle ana karakterlere de göz atalım.

Soldan sağa; Fenris, Isabela, Varric, Aveline, Hawke, Carver, Merrill, Anders.

Varric Tethras: Bir tür ticari hanedan prensi olan bu karakter, bir yeryüzü cücesidir. Bianca adlı makinalı bir arbaletle savaşır. Hikaye anlatma uzmanı olan Varric oyunun da anlatıcısıdır. Üçüncü oyun olan Inqusition’da da aynı ölçüde etkin bir karakterdir.

Carver/Bethany: Hawke’in ikiz kardeşleri olan bu karakterler daha önce belirttiğimiz özelliklere sahiptir. Kaderleri oyuncunun seçimlerine bağlı olan karakterlerin, son savaşta Hawke ile yaşadıkları deneyim oyuncular için duygu yüklüdür.

Anders: İsyankar bir büyücü ve eski bir Grey Warden olan Anders, aslında baskıya karşı direnişin teorik anamda şampiyonu olsa da, aşırı idealist tavrı, Thedas’ta devasa bir savaşın çıkmasına sebep olur. Anders bu savaşın sebebi değildir elbette ama fitili o yakmıştır.

Isabela: İlk oyunun rogue silahşör cameosundan sonra, tam teşekküllü bir korsan olarak karşımıza çıkar bu oyunda karakter. Hawke’ın default romans opsiyonudur. Oyuncunun seçimine göre Arishok’un çıkarttığı çatışmanın sebebi olabilir. Her şeyin sonunda Isabela,, olağanüstü çekici ve kapasiteli bir karakter olmakla birlikte sadakatinin kime veya neye karşı olduğunu anlamak zordur.

Aveline: Ferelden’da Hawke ile tanışan ve tüm macerası boyunca karakterin yanında olan Aveline, erkeksi tavırları ile dikkat çekse de, şehirde muhafız komutanı olsa da, çok naif bir ruhtur. Erkek oyuncular, romans seçeneği olmadığı için üzerinde pek durmasalar da, üç boyutlu bir karakterdir Aveline.

Merrill: Bu satırların yazarının romans tercihi olan ufak tefek dalish elf -orman elfi- büyücüsü Merrill, dışarıdan bakıldığında bir serçe kuşunu andırır. Hızlı hareket eder, hızlı konuşur, itaatkar ve yer yer apologetictir. Ama bunlar esasen savaştığı ruhunu kontrol etme çabasıdır karakterin. Kan büyüsü ile sürekli bir ilişki içinde olan ve bir eluvian -ayna kapı- ile uğraşan Merrill, bir uçurumun kenarında, ona düşmek için bir itki duyan ama bunu yapmamak için şarkı söyleyerek seken bir kız çocuğuna benzetilebilir.

Fenris: Fenris bir Tevinter elfidir. Tevinter, ilk oyunda sadece adı geçen bir ülke olarak Roma İmparatorluğu alegorisidir. Fenris de eski bir köledir ve eski sahiplerinden intikam almak için yanıp tutuşur. Tüm vücudundaki lyrium yaralarından hem güç hem de intikam motivasyou alan bu elf, kölelik ile ilgili konularda uzlaşmazdır ve oyuncu ile ters düşebilir. Karakterin hafızasının kayıp olması ona bir derinlik katar. Ayrıca eski sahipleri olan magisterlara olan öfkesi üçüncü oyunun kötü adamı eski magister Corypheus’a bir giriştir. Fenris, olağanüstü seslendirmesiyle çok başarılı bir karakterdir.

Dragon Age II, franchise ağırlığını kaldırmayı başaran bir oyun olmakla birlikte, Mass Effect Andromeda‘da gördüğümüz küçük bir kalibrasyon sorunundan muzdarip görünmektedir. Epik bir high fantasy eseri olmak istemeyen ve evrenini mikro bir hikayeyle minimalleştirmek isteyen ve bu şekliyle derinleşmesi amaçlanan oyun, tüm bu formülün işe yaradığı Mass Effect 2‘den farklı olarak, ana konu içinde verdiği ipuçlarına rağmen biraz ayrıksı kalmış izlenimi verir. Ve bu küçük nüans farkı gerçekten tutturması zor bir dengedir. Hele iki senede daha da zordur. Bu sebeple, serinin en zayıf halkası olarak anılmakla birlikte, zor bir bağlantıyı pek de fena kurmamıştır aslında.

DRAGON AGE: INQUSITION (2014)

The Breach yani “Aşım” oyunun ana konusudur. Bununla birlikte üçüncü oyun, tüm oyunu veya konusunu tanımlayan tek bir sinematik fragmana sahip değildir. Daha ziyade Frostbite motorunun yeterli olduğunu kanıtlamaya çalışan, oyun görselleri içine serpiştirilen karakter animasyonlarının göze çarptığı bir tadımlıktır..

Bir önceki başlıkta açıkladığımız gibi oynanış olarak Bioware’in aksiyon unsurlarını, yukarıdan taktik görünümle harmanladığı bu oyun, FRP öğelerinin aşırı -hem iyi hem kötü anlamda- detaylı etkileri ile, konusu ve karakterleri kadar oyun olarak da keyifli bir deneyim sundu oyunculara. Oyun,diğer iki öncülünden bağımsız olarak açık dünya öğeleri içeriyordu. Harita çok büyük, yan görev çok fazla, karakter ve ekipman özelleştirme çok detaylı ve tüm macera çok uzundu -200 saat kadar-. Tüm bu özellikleri ile doyurucu bir his veren oyun ama, bir kez daha oynayacak gücü oyuncuya veremeyebiliyordu… Bu özellik Mass Effect Andromeda’yı zora sokan özelliklerden biri oldu uzun vadede.

Savaşan karakterlerin yanında danışman karakterlerin de arkadaş veya romans seçeneği olması, seride ilkti. Oyunun Trevor Morris imzalı soundtrack’i de kesinlikle -ilk oyunun da başarılı olduğunu kabul ederek- serinin en iyisi denilebilirdi.

Hikaye, ikinci oyundan sonra, büyük templar/büyücü savaşını bitirmek için toplanan bir barış konferansının, büyü mahareti ile devasa bir patlamanın kıyımına dönmesi ile başlamar. Daha sonra bu saldırının sebebi anlaşılacaksa da, patlamadan sağ kalan ana karakterin, hafıza kaybı sebebiyle edindiği önemli gücün sebebi anlaşılamaz. Bu onu mistik bir lider yapacaktır.

Patlama, fade ile fiziksel dünya arasında, kötü ruhların geçebildiği rifts/yarıklar açmakta ve kahramanımız bunları kapatabilmektedir. Tüm macera sırasında ne olduğunu araştıran oyuncu, sadece ne olup bittiğini değil, ana düşmanı yok etmek için kurulan karma ve elit bir güç olan Inqusition/Engizisyonun sınırlarını da öğrenecektir. Kurumun yeni bir Grey Warden inisiyatifi mi yoksa geçici bir savaş gücü mü olduğu da, oyuncunun oyun içindeki tavırlarına göre aynı paralelde belli olacaktır.

Patlama ve yarıkların, Corypheus adlı eski bir Tevinter magisterının eseri olduğu anlaşılır. Sebep de, ölümsüzlüğü ve tanrısal gücü elde etmek adına Fade’e fiziksel olarak girebilmektir. Bunu yapabilecek eşya bir elf küresidir.

Oyunun ilk sekansı açılan gediğin kapatılması ile ilgilidir. Oyuncu bu eylemi ya templarlar ya da büyücüler yardımı ile yapar. her iki seçim de kendi olay akışını beraberinde getirir. Bu başarılı operasyondan sonra karakter kendi güçlerini toparlarken, Corypeus beklenmedik şekilde ana karargaha -Haven’a- saldırır. Net bir şekilde engizisyonu yense de, oyuncu kurtulmayı başarır ve Corypheus’a benzer bir yenilgi tattırarak Skyhold’a kaçar. Elf Solas’ın rehberliğinde ulaşılan bu antik kale artık engizisyonun merkezidir.

Ama ilk gece moraller bozuktur. Yenik ordu, kırılma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. O sekansta, rahibe Giselle’in söylediği ve askerleri ayağa kaldıran ilahi, oyunun unutulmazları arasına girer: The Dawn Will Come/Şafak Sökecek…

Skyhold’da Engizisyon artık tam olarak kurulur. Bir sonraki adımda, oyuncu Hawke, veya Corypheus tarafından kontrol altına alınan Grey Warden kliğini seçerek, Corypheus’u, fade’den uzak tutmayı başarır ve gerçek dünyada da Corypheus’un ordusunu yok ederek onu fade’e daha çok önem vermeye iten bir duruma sokar.

Bu aşamadan sonra, birbiri ile iç içe geçmiş biri siyasi, diğeri mistik iki kol ile oyunun finaline ulaşılır. Siyasi konu, Orlais tahtına kimin oturacağıdır. Bu mücadele sırasında eski dostlardan Morrigan’la karşılaşılır ve Morrigan’ın desteği ile Antik Elf tapınağı Mythal’e bir sefer düzenlenir. Bu sekans, oyuncuyu hazırlayan ve Haven’daki yenilginin intikamını sembolize eden bir seferdir. Gerçekten de sefer başarılı olur ve Corypheus’un fade’e geçmesi önlenir. Ancak bu zafer, hem umutsuzluk hem de öfke Corypheus’u, Skyhold’a saldırmaya iter. Önce ejderhası ve sonra kendisini içeren çok zorlu – ve gerçek zamanlı olarak da saatlerce süren- savaşın sonunda Corypheus ortadan kaldırılır.

Bununla birlikte yeni ve sürpriz bir gelişme oyunu , bir sonraki oyunun heyecanı ile kapatır. Flemeth ve Solas’ın tanrısal figürler olduğu anlaşılır. Solas Dread Wolf’tur. Fade ve gerçek dünyayı ayıran kişi… Ve yine o Solas, Corypheus’u kullanarak, geçiş eşyasını ele geçirmiştir; -Küre/Orb- Solas, insan dünyasını yok etmeye kararlıyken sakindir. Ancak bu detayları öğrenmek için Tresspasser DLC’sini oynamak gerekir.

Karakterlerden de kısaca bahsedelim;

Soldan sağa, Cullen, Vivienne, Varric, Cole, Solas, Cassandra, Inquisitor, The Iron Bull, Dorian, Leilana, Sera, Josephine ve Blackwall.

Cassandra Penthagast: İkinci oyunun sorgucu “Seeker”ı bu oyunda, bir romans seçeneğinden, Chantry’nin baş rahibeliğine kadar uzanan geniş bir seçenekler silsilesi içerisinde gösteriyor kendini. Bir romans seçeneği olarak, normal tavrından çok daha yumuşak bir aşık olmasının yanında, şiir ve Varric’in kitaplarına olan düşkünlüğü ile de üç boyutlu bir karakter Cassandra.

Solas: Solas hakkında söylenecek şeyleri yukarıda belirttiğimiz için burada söylenecek fazla bir şey yok. Mistik bir elf büyücüsünden, tanrısal bir figüre… Dragon Age 4, onu durdurmak üzerine kurulu olacak.

Sera: Bu delimsek şehir elfi, bir rogue ve “The Friends Of Red Jenny” adlı bir hırsız loncasının önde gelenlerindendir. Tam bir bad girl olan Sera, son derece eğlenceli bir karakterdir de aynı zamanda. Özellikle aksanı son derece dikkat çekicidir. Köylü kurnazı bir okçu kız denilebilir. Ve bir şarkı bilesı var…

Blackwall: Karizmatik ve dev bir Orlais askeri olan Blackwall, kendisini bize ilk başta bir Grey Warden olarak tanıtıyor. Ancak Corypheus’un çağrısından etkilenmemesi sebebiyle başlayan şüphe dalgası sonunda gerçek ortaya çıkıyor. Bu mükemmel savaşçı hakkında uzun uzun yorum yapmayacağız. Ancak ayrıldığı gruba geri getirmek için oyuncuya ciddi bir eziyet ettiğini de inkar edemeyiz.

The Iron Bull: Freddie Prinze Jr.’un seslendiği bu dev Qunari Ben-Hassrath casusu, sarkastik karakteri ve devasa cüssesi ile grubun tankı görevini görüyor. Krem’in asistanlığını yaptığı bir paralı asker birliğinin başındaki Iron Bull, özellikle bir görevde pratik zorunluluklar ile adamları arasında kalarak, bir Bioware sosyal ilişki karakteri sembolü oluyor oyunda.

Vivienne: Bir büyücü olmasına rağmen, büyünün kontrol altında tutulması gerektiğine dair sert tutumunun yanı sıra tam bir kraliyet divanı üyesi olan bu Orlais’li karakter, demir leydi anlamına gelen Madame De Fer olarak anılıyor.

Dorian: İsmini Dorian Gray‘den alan Tevinter’li büyücü, pragmatik olduğu kadar derin karakteri ve magister/köle ilişkisine isyanına binaen dünyayı dolaşmasıyla sıradan karakterlerden ayrılan bir figür. Venatori -Corypheus’u mazur gören Tevinter kliği- ile olan mücadelesi de sosyal olarak sorumlu olduğunu gösteren işaretlerden…

Cole: Oyunun en ilginç karakteri olan Cole, ölüme mahkum edilmiş kan büyücüsü bir ergen bedenindeki bir fade ruhudur. Tabiatı tamamen yabancı olduğu için, oyuncu ile bir özdeşleşme yaşanamasa da, başarıyla kotarılmış “yabancılığı” karakteri başlı başına özgün kılar. Çatışmalarda rolü -ışınlanma özelliği sebebiyle- suikastçiliktir.

Varric de çatışmalara beraber girdiğimiz karakterlerden olmakla birlikte kendisi ile ilgili açıklama ikinci oyunda yapılmıştı. Aşağıda sıralayacağımız danışmanlardan, Leliana’nın da karakteri hakkında bilgi vermiştik. Ancak aradan geçen on küsur yılda Leliana’nın Chantry’de ikinci adamlığa kadar yükseldiğini ve tüm Thedas istihbaratını yürüten çok pivotal bir figüre dönüştüğünü belirtmemiz gerekir.

Cullen: İlk oyunun kapasiteli ancak kafası karışık tempları, artık büyümüş ve engizisyonun askeri lideri olmuştur. Askeri taktik konusunda temel danışman ve görev jeneratörü Cullen’dır.

Josephine Montilyet: Antivalı -İtalyan/Venedikli- aksanı ile konuşan bu zeytin derili kız, diplomat, mabeynci ve bürokrasi danışmanıdır. Ve bu tür görevlerle engizisyonu besler.

Peki Dragon Age: Inqusition‘u son tahlilde nasıl değerlendirebiliriz. Sanırım, Origins’in ruhuna, ikinci oyunun aksiyon yeniliklerinin eklendiği, gerçek bir FRP oyunundan bahsedebiliriz. Özellikle envanter yönetimi, türü sevenler için gerçek bir başyapıt olan oyun, aşırı detayı ile oyuncuları ana konudan uzaklaştırıp sıkma gibi yan etkileri de beraberinde getirebilir. Ama mistik tarihçesi ve evrene bir arka plan sunmasını da eklediğimizde, serinin dördüncü oyununun üretilmekte olmasının sebebi anlaşılabilir sanıyoruz. Oyun, Dragon Age’i, ikinci oyundan sonra tekrar klasikler tanımına dahil etmiş oldu çünkü.

Yaklaşık, 300 saatlik bir deneyimi mümkün olduğunca özetlemeye çalıştığımız bu incelememizin sonuna geldik. Umarım beğenmişsinizdir.

Hoşça Kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir