Oyun Dünyası’nın Klasikleri 6: Mass Effect Üçlemesi

Bunu Paylaşın

Dragon Age ile açtığımız Bioware dosyamızın uzantısı olarak bugünkü konumuzu stüdyonun ana oyun markası olan Mass Effect‘i inceleyeceğiz bugün.

İlk oyunla kendini hissettiren franchise, ikinci oyunu ile kült olmuş ve kaliteli ancak trajik finalli üçüncü oyunu ile perdeyi kapatmıştı. Üçleme ile marka artık o kadar büyümüştü ve final o kadar üzücüydü ki, oyuncular üçüncü oyunun ardından hemen bir yeniden diriliş, bir başka deyişle yeni bir Mass Effect oyunu talep ettiler. O oyundan da –Mass Effect: Andromeda– bahsetmeyi planlıyoruz ancak üçlemeden konu olarak bağımsız olduğu için onu “stand alone” bir başlık olarak ele alacağız. Şimdi dilerseniz üçlemeyi başlıklar bazında incelemeye başlayalım.

MASS EFFECT (2007)

Bioware, aslında anonim bir DD markası olan Baldur’s Gate‘den sonra dümenini bilimkurguya kırdığında temel sorun, eğer olacaksa yazarların kafa karışıklığı ve son ürünün türev yapısı olacaktı. Örneğin oyunun ilk fragmanı, oyunun konusunu tamamen ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda karşımıza çıkacak oyunda anladığımızdan farklı olarak, neredeyse tüm partilerin ne olduğundan haberi olduğunu ima ediyordu.

Ancak stüdyo bu versiyonu ortadan kaldırıp olayları bir gizem başlığına sokarak farklı bir yol çizmeyi başardı. Türev baskısını da oyunun daha sonra alamet-i farikası olarak görülecek bir yöntemle kırdı; karakter bazlı bir macera ve olağanüstü diyalog sistemi…

2183 yılında, galaktik topluma yeni giren insan ırkının kendini kabul ettirmesinin uzantısı olarak ortaya çıkan senaryo, N7 -insan özel kuvvetleri- inisiyatifinin başarılı askeri Commander Shepard/Kumandan Shepard’ın -erkek veya kadın olarak seçilebilecek karakterin kadın olanına oyunun takipçileri Femshep/Dişi Shepard adını verdiler.- galaktik özel kuvvetlerine, yani SPECTRE inisiyatifine kabul ettirilmesi planlanan ilk insan asker olarak bir deneme görevine gitmesi ile perdesini açıyordu.

Ancak, bir tür “önce gelen” ve gizemli bir ırk olan Prothean kalıntılarını incelemek için gittikleri gezegende bir bir başka spectre’ın olaya karışması ile başarısız olan ve bu sırada iki kayıp veren Shepard‘ın spectre hayalleri suya düşüyordu. Counsil/Konsey’e, yani galaksiyi yöneten idari organa, kendilerinin bir ajanının tüm işi bozduğunu anlatamayan Shepard, dünyalıları aralarına almak istemeyen galaktik konseyden şikayet ederken, olayın kayıtlarını buluyorr ve bahse konu spectre Saren’ın ihanetini belgeliyordu. Shepard bu başarısıyla ilk insan Spectre’ı olmayı da başarıyor ve Saren’ın peşine düşüyordu.

Mass Effect evreninin idari başkenti ve çok daha fazlası Citadel’in içeriden görünüşü

Ancak konseyin Saren’ı bulma çabası ile Shepard’ın ki farklıdır. Çünkü Shepard, Prothean harabelerinde insanları kesin bir yok oluşa karşı uyaran bir nöro data bulur. Saren, endoktrine olmuştur ve yok oluşu getirecek bir makina ırkını Galaksi’ye getirmeye çalışmaktadır. Bu ırka Reaper/Biçici denilmektedir.

Shepard ve insan ve Turian ortak üretimi bir korvet olan Normandy‘nin mürettebatı; harabelerin bulunduğu Eden Prime’da tanıştıkları topçu astsubay Ashley Williams, Saren’in ihanetini ortaya çıkartmalarını sağlayan Quarian Tali’Zora, bir Krogan kabile reisi Urdnot Wrex, eski bir C-Sec dedektifi olan Turian ırkına mensup Garrus Vakarian ve bir Prothean analisti olan genç Asari Liara T’soni ile büyük bir maceraya atılır.

Yolculuk boyunca evrene dair önemli bilgiler edinen Shepard ve oyuncu, konseyin yapısı, insanların buradaki yeri, galaksinin tarihçesi, Salarian özel kuvvetleri STG, saldırgan ve devasa Krogan ırkını kısırlaştıran Genophage gibi konseptlerle karşılaşarak ve takım arkadaşlarının taleplerini de yerine getirerek olabileceği en güçlü versiyonuyla Saren’ın karşısına çıkar. Her şeyden zor olanı ise, gerçek tehdit Reaper istilası konusunda kimseyi ikna edememesidir.

Oyuncunun seçimlerine göre şekillenecek bir senaryo ve kişisel ilişkilerin özel kıldığı oyun, Kaidan, Ashley seçimi ile kült RPG seviyesine çıkmıştır. Oyunun ana karakterlerine değinmeden önce teknik detaylardan da kısaca bahsedelim.

Oyun üçüncü şahıs bakış açısından oynanmaktadır. Grafikler dönemine uygundur ve özellikle gelişmiş sayılmaz. Ses dizaynı özellikle zayıftır. Yüklemeler uzun, ilkel ancak eğlenceli bir oyun kültü olarak asansör sinematikleri ile geçilir. Kısaca oyunu özel kılan özellikler teknik değil, senaryo, diyalog ve bu iki konseptin oyuna etkileri bazlıdır.

Karakterler:

Commander Shepard: Oyunun ana kahramanı, oyuncu tarafından seçilen tarihçelerle ve oyundaki geliştirmelere dayanır. Bu sebeple bahsedilebilecek iki konsept farklıdır. Default Shepard bir askerdir. Ve Shepard’ın seçimleri onu örnek veya serseri kılabilir. İkinci oyun, bu seçimlerde bir şaheserdir.

Shepard’ın default versiyonları; kadın “Femshep” ve erkek.

Kaidan Alenko: Alenko bir insan Biyotik’tir. Yani oyuna adını da veren güç alanını kontrol etme yeteneğine sahiptir. İnsanlar arasında nispeten nadir olan bu özellik ve geliştirmeleri Kaidan’a migren ve zorlu bir tarihçe hediye etmiştir. Bir dipnot olarak Kaidan’ın akademide Rayna adı bir Türk kızına aşık olduğunu da belirtebiliriz. Biraz sıkıcı ve belki fazlasıyla dengeli bir karakter olan Kaidan, erkek olduğu için genelde oyunun pivotal anında feda edilir. Kaidan, çok iyi ve güvenilir bir takım arkadaşıdır.

Ashley Williams: İnatçı ve hırçın, zenofobik bir tomboy olan “Ash”, dünyayı siyah beyaz gören bir karakter olmakla birlikte, şiirden hoşlanan, ölen babasının ardından ailesinin reisi olan ve dedesi ilk uzay savaşında teslim olduğu için terfi edemeyen son derece üç boyutlu bir karakterdir. Aslında Kaidan daha sağlam bir karakter olduğu halde oyuncuların büyük kısmının Ashley’i seçmesi oyunun fanları arasında bir espridir. Ashley bir partner opsiyonudur…

Tali’Zorah: Nar Raya… Yani Raya gemisinden gelen bu Quairan mühendis, yapay zeka Geth’leri üretip sonra onlara yenilen ırkının özelliğini taşımaktadır. Bu ırk, gemilerde mülteci olarak yaşar ve başka sistemlerde istenmezler. Tali, bu ayrımcılığı temsil eder. Biolojik hassaslıkları sebebiyle maskeleri ile yaşayan bu ırk ve uzantısı olarak Tali’nin yüzü oyunun kült konseptlerindendir.

Liara T’soni: Sadece “yüz!” yaşında olan bu Asari arkeoloğu, ilk oyunda bir tür dalgın güzellik modundadır. Sadece kadınlardan oluşan asari ırkından olup hem annesi hem babası asari olduğu için küçümsenen karakter, oyun ve serinin devamında tamamen değişecek ve çok tehlikeli ve güçlü bir biyotik ve galaksinin bir numaralı bilgi simsarı olacaktır. Ashley ile birlikte ana romantik opsiyonlarından olduğunu da belirtmemizde fayda var.

In your dreams Commander… Bir tavsiye, Ashley ve Liara’ya aynı anda asılmayın!..

Urdnot Wrex: Oyunun “kas” kısmını temsil eden saldırgan Krogan unsuruna mensup bir klan lideri olan Wrex, babası ile ile olan sorunlu ilişkisi, -ki bu konu bir Mass Effect Trademark’ıdır.- ırkını kısırlaştıran Genophage ile olan ilgisi ve bunun oyunun son safhasındaki büyük etkisi ile son derece başarıyla tasarlanmış bir karakterdir.

Garrus Vakarian: Garrus, eski bir Citadel polisi -Citadel, galaksinin New York büyüklüğündeki beş kollu istasyon başkenti ve çok daha fazlasıdır.- ve Shepard’ın en iyi arkadaşı olarak tasarlanmış tam bir takım lideridir. İkonik sesiyle fanlar arasında önemli bir yere sahip olan karakterin, özellikle keskin nişancı yetenekleri ve sürekli “kalibrasyon” yapması ile gönüllere taht kurmuştur. Bu arada vizörlü karakterin Femshep’in en güçlü aşkı olduğunu da belirtelim.

Oyunun konusu bir mit olan Reaper’ların varlığını kanıtlamak ve önlem almaktır. Ancak destek bulamayan bu küçük eit grup bundan fazlasını yapar. Saren’ı takip ederlerken birçok sırrı açığa çıkartır ve Reaper’ların galaksiye dönüş istasyonu olan Citadel’i öncül Reaper, Sovereign’den koruyup Reaper’ların gelmesini iki sene geciktirirler. Bu, tüm galaksiyi kurtarabilecek bir süredir…

Her şeyin sonunda ilk oyun için merak uyandırıcı bir başlangıç ve drama düzeyi son derece iyi ayarlanmış bir iş denilebilir. Ve özellikle insanın galaksideki yerini araması ile birleştirilmiş keşif olgusunun da son derece ince gizlenmiş ancak başat bir yeri olduğu da açıktır. Ki bu konsept son başlık Andromeda‘da da kendisini farklı bir şekilde gösterecektir.

MASS EFFECT 2 (2010)

İlk oyundaki olaylardan birkaç ay sonra başladığı anlaşılan Mass Effect 2, bir noktada ilk oyunun kabullendiği Reaper tehlikesini garip bir şekilde yok sayarak açtığı perdesi ile aslında ufak çaplı bir mantık hatasını bünyesinde barındırıyordu. Bununla birlikte, bu küçük “resetlemenin” oyun tarihinin en iyi senaryolarından birine alan açmış olduğunu anlamamız uzun sürmedi.

Oyun daha ilk sekansında, -biraz da mantık hatasını makyajlamak adına- Normandy’yi bilinmeyen bir düşmana yok ettirip, başta kahraman Shepard olmak üzere, bilinen bazı mürettebatı de öldürerek şoka soktuğu oyuncuyu, Lazarus Project/Lazarus Projesi -Lazarus, Hz.İsa‘nın dirilttiği adamın adıdır.- ile tanıştırarak sadece konu resetlemesini tamamlamıyor, bu şekilde hem oyuna bir ahlak boyutu getiriyor hem de Shepard’ın tüm seri içindeki mitini kesin bir dille ortaya koyuyordu.

Olay örgüsü, genelde gelişme olarak adlandırılabilecek bir ikinci oyundan farklı ve son derece zekice bir tür “stand alone” konsept üzerine tasarlanmış görünüyordu. Buna göre, Reaper varlığını inkar eden galaktik konsey ve tüm bağlaşık sistemlerine karşılık, zenofobik bir insan örgütü Cerberus -Yunan mitolojisindeki üç başlı cehennem bekçisi köpek- ve başındaki Illusive Man, -ünlü Hollywood yıldızı Martin Sheen‘in seslendirdiği karakterin ismi, varlığı ile yokluğu belli olmayan bir karaktere refere ediyor.- Shepard’ı, örgütü adına, Reaper tehlikesi ve bu robotik istilacıların bir kolu olarak insan kolonilerinden insanları toplu olarak kaçıran -ve varlıkları kanıtlanamayan- Collectors faaliyetlerini sonlandırmak için kullanmak ister. İşte milyarlarca kredi harcanarak hayat verilen Lazarus Projesi ve Shepard böylece bir kez daha arz-ı endam ederler ekranlarda.

Shepard da, inkar edilmesi ve yok edilen inisiyatifinin hırsına ek olarak, bunu yapan bilinmeyen düşmanın da Collectors olduğunu öğrenmesiyle, hem insanları ve galaksiyi büyük bir tehlikeden kurtarmak hem de intikam almak için bu göreve ve kötü bir ünü olan bu zenofobik organizasyona evet der.

Bununla birlikte, öldüğü açıklanan ve öyle zannedilen, dolayısıyla Spectre ve N7 statüleri düşen Shepard yalnızdır. -Shepard oyunun ortalarında Spectre, üçüncü oyunun başında ise N7 statülerini tekrar kazanacaktır. Bununla birlikte Cerberus ve Illusive Man tarafından dramada çok kullanılan bir konsept olan “7 Samuray” konseptinden hareketle galaksideki farklı ırklardan farklı özelliklere sahip bir özel görev gücü ile donatılır. İşte tüm oyun, bu zor ve esaslı karakterleri toplamak, memnun etmek, onlarla çeşitli boyutlarda ilişkiler yürütmek ve teknik olarak geliştirilen ekipmanları harmanlayarak final savaşına girmekle alakalıdır.

İşte Bioware, temelde karakterlerinin birbiri ile ilişkileri ve verilen kararların oyunun gidişatında etkili olmasıyla tanınan bir firma olarak ve yine ödüllü bilimkurgu yazarı Drew Karpyshyn‘in ehil kaleminin de sihirli dokunuşuyla ortaya öyle bir senaryo koyar ki, Mass Effect markası oyun dünyasının klasikleri, ilgili başlık ise efsaneleri arasında kendine yer bulur.

Mürettebat, hikayeleri, statüleri ve bir oyun konsepti olarak Loyalty Missions/Sadakat Görevleri’ne göz atalım.

Soldan sağa; Zaeed Massani, Legion, Samara (Morinth),Tali’Zorah, Mordin Solus, Garrus Vakarian, Miranda Lawson, Grunt, Jacob Taylor, Thane Krios, Jack, Kasumi Goto

Miranda Lawson: Fragmanda, Illussive Man’in sağ kolu olarak görülen bu insan biyotik ajan, Cerberus’un iki numaralı ismi ve genetik olarak mükemmelleştirilmiş ve yine bunun uzantısı olarak bir kendine güven abidesi olarak çıkar oyuncuların karşısına. Shepard’ı liderlik konusunda sürekli zorlasa da, saygısını kazandığı sürece davaya inanmış bir kazanım olan Miranda, aynı zamanda romantik bir opsiyondur. Bu disiplinli ve otoriter karakterin belirgin özelliği, çocuk sahibi olamaması ve bunun sorumlusu olarak gördüğü babasıdır. Onu genetik olarak imal eden babasının bir kurbanı olarak temel amacı, küçük kız kardeşini benzer bir kaderden kurtarmaktır. Illium’da bir dizi küçük görevin sonunda kız kardeşini, evlat edinen ailesiyle birlikte ve arkalarında dönen bütün hengameden haberi olmadan gezegenden çıkartmayı başarır. Miranda, ilişki opsiyonu olarak, son derece sıcak ve sevgi dolu bir karakter sergileyerek oyuncuyu şaşırtır da…

Garrus Vakarian: İlk oyunun da başat karakterlerinden olan Garrus, Omega’da bir adalet savaşçısı olarak çıkar oyuncunun karşısına. Archangel/Başmelek kimliği ile Omega’daki suç kartellerine kök söktüren bu önemli karakter savaşı kaybetmek üzereyken oyuncu tarafından kurtarılır ve tekrar ekibe katılır. Garrus’un kalibrasyon, ikinci adam, takım lideri ve üstüne üstlük Shepard’ın en iyi arkadaşı vurgusu bu ikinci başlıkta tam anlamıyla yerine oturur. Garrus’un sadakat görevi, Omega’daki takımının yok edilmesine sebep olan eski askeri ve onun ihanetiyle ilgilidir. Garrus, bu askeri bulduğunda onu öldürebilir veya Shepard tarafından tersine ikna edilebilir.

Tali’Zorah: Yine ilk oyundan tanıdığımız Tali, bu sefer Shepard’ın ilk keşif görevinde karşısına çıkar oyuncunun. Bir Collector saldırısının akabinde içeride saklanan bir Quarian -Tali’nin ırkı- arayışındaki Tali, Shepard ile karşılaşır ve ekibe katılır. Tali’nin sadakat görevi babası ile ilgilidir. Quarian filosunda AI araştırmaları yapan babası ve araştırmalara ev sahipliği yapan geminin Geth -Quarian ırkının onlara isyan eden AI robotları- tarafından işgali üzerine araştırma için gemiye geçer ve babasının hakkındaki suçlamaların gerçek olduğunu öğrenir. Tali’nin görev sonunda filo ile ilişiği kesilebileceği gibi suçsuz da bulunabilir. Eğer suçlu bulunursa gemideki Geth, Legion ile çatışabilir ve oyuncunun kararına göre sadakati yükselebilir veya düşebilir..

Mordin Solus: Kertenkele türündne bir ırk olan Salarian temsilcisi Mordin Solus, bir genetik profesörü deha olduğu kadar Salarian özel kuvvetleri STG’nin eski bir üyesidir de. Oyunda “Hold the line/hattı tut” mottosuyla tanınan bir grubun eski bir üyesi olarak da ölümcül bir savaş yeteneğine sahip olduğu kadar, sapyoseksüel kadın oyuncu grubu içinde bir çok hayranı olan karakterin sadakat görevi, bir vicdan azabı ile ilintilidir. Genophage adı verilen bir projenin başındaki bu deha bilim adamı pişmandır. Çünkü her ne kadar proje; saldırgan, devasa ve korkunç hızlı üreyen Krogan ırkını durdursa da, her bin Krogan bebeğinden sadece birinin yaşamasına izin veren zalimliği ile vicdanları sızlatan bir olguya dönmüştür. Ancak Mordin pişmanlığını saklar. Bir klinikte akciğer hastalıkları ile ilgili bir çalışmada tanıdığımız karakter, sadakat görevinde, kaçırıldığını sandığı eski bir öğrencisinin Genophage tedavisi üzerinde çalıştığını görünce ne tepki verecektir… Bu çok komplike konu üçüncü oyuna ana bir başlık olarak yansır. Bu arada, aşağıdaki videonun mottosu “Fight For The Lost/Kaybedilmiş Dava İçin Savaş” oyunun da mottosudur.

Samara/Morinth: Bir Asari matriarch -büyük ana gibi bir anlamı vardır terimin- olan Samara, antik bir koda göre yaşayan bir tür keşiştir. Üstün biyotik yetenekleri, sert değer yargıları ve ölümcül efektifliğine eşlik eden bin yılın bilgeliğini, Wonder Woman’ı andıran kostümü ile birleştiren Samara, erkek oyuncular için yer yer romans hedefi olsa da başarıya ulaşmayan bir çabadır bu. Başka bir zamanda ve başka bir hayattadır belki… Samara’nın sadakat görevi kızıdır. Sadece kadınlardan meydana gelen ve galaksideki diğer türlerle birleşip sadece Asari çocuklar doğuran bu tür, garip bir hastalık üretmiş ve sadece asari çiftlerden olan çocuklarda Ardat-Yakshi -dünya terminolojisinde vampir sendromu- adı verilen bir sendroma ev sahipliği yapar olmuştur. Asari cinsel birleşmesinin beyin senkronizasyonu içermesi sebebiyle bu sendroma sahip Asari’ler bu sırada partnerlerinin beynini yakmaktadır. Bu tür çocuklar manastırlarda yaşarlar ve kimseye zarar vermezler. Genelde katil olmamak için seçilen bir yol olan bu manastır hayatına isyan eden çocuklar kaçar ve avlanırlar. Ancak bu avlanma sadece bir anlayışsızlık sorunu değildir. Bu bireyler her cinayetle bağımlılıkları artan cinayet makineleridir ve kontrol kendilerinde değildir. İşte Morinth yani Samara’nın kızı da bir Ardat-Yakshi’dir. Ve Samara Morinth’i öldürmek zorundadır. Bu korkunç görevin sonunda oyuncunun yardımı ile sadece bir karakter hayatta kalır. Bu kim olursa da Shepard’ın mürettebatı o olacaktır. Eğer Samara seçilirse oyun Samara’nın sadakati ile devam eder. Eğer Morinth hayatta kalırsa bu seçim oyundaki ahlaki olmayan seçimler yapabile konusunda oyuncuya dev bir puan kazandırır. Bu arada… Eğer oyuncu Samara gibi Morinth’e romantik bir ilişki için yaklaşırsa, hayatını kaybeder!..

Legion: Bir kolektif yapay zeka olan Legion, ırkının taptığı Reaper’lar konusunda farklı düşünen bir kliğin kombine avatarıdır. Reaper’lar ile ilgili araştırma yaparken eski ve ölü -milyonlarca yıl evvel bir lazer topu tarafından vurulmuş- Reaper’de karşılaşan taraflar, sadakat görevi olarak Geth’lerin, Reaper’lara tapan fraksiyonunun bir virüs sebebiyle böyle davrandığını kendisinden öğrendikleri Legion ile birlikte bu virüslü Geth yazılımlarını yok etmeye veya rehabilite etmeye çalışırlar. Her iki seçimin de sonuçları olacaktır. Legion bir robot olarak insani ilişkilerden yoksun ve uzak olsa da, “yaşam nedir?” sorusunun uzantısı olarak özellikle üçüncü oyunda kendini iyice hissettiren ciddi bir soruyu temsil eder.

EDI ve Joker: Yaşamın tanımı demişken araya girelim ve şu iki karakterle devam edelim: İlk oyundan beri yanımızda olan ve Joker/Şakacı namıyla tanınan efsane pilotumuz Jeff Moreau ve Cerberus yapay zekası EDI yani Enhanced Defense Intelligence/Geliştirilmiş Savunma Zekası…. Bu ikili ve ilişkileri, yaşamın formuna bir de sevgiyi eklemekle, tıpkı Star Trek: The Movie‘deki gibi türler arası bir bağı temsil eder ve dolayısıyla yapay zeka yaşam döngüsünü tamamlarlar. Joker, şakalarının ardında dünyayı çok doğru tanımlaması ile Shepard’a destek olurken EDI yavaş yavaş bir kısaltmadan bir isme doğru yolculuğa başlar.

– Havalandırma kanalından sürünmen gerekli Jeff.
– Neden?
– Organikleri dizleri üzerinde sürünürken izlemekten hoşlanırım.
– !!!

Jacob Taylor: Eski bir Alliance askeri olan bu karakter, özellikle ahlaki anlamda Shepard’ın destekçisi bir karakterdir. Shepard’ın uyandığı ve ilk ihanetine uğradığı istasyonda tanıdığımız bu biyotik, gizli bir operasyonda Konsey üyelerini kurtarmış ve bunu kimsenin bilmemesini sorun bile etmeyecek kadar kalender bir karakterdir aynı zamanda. Reaper tehlikesine karşı bir şeyler yapan tek organizasyonun Cerberus olduğunu düşünerek bu gruba katılan Jacob, tüm bu karakter özellikleri ve vücut diliyle oraya ait olmadığını haykırmaktadır da aslında. Sadakat görevi babası ile ilgili olan karakter, babasının bir harem kurduğu otuz yıllık bir gemi düşüş bölgesine ulaştığında işi en ileri noktaya kadar götürebilir. Buradan hareketle Mass Effect serisinin psikoloji konusunda gerçekten önemli mesajlar verdiğini ve karakterler arası ilişkilerin psikolojik konseptlerden hareket aldığını belirtmemiz gerekir. Yine de tepkiler yer yer aşırı ve “noir” adına abartılmış olabiliyor şerhini de düşmemiz gerekir.

Grunt: Tüm oyun serisinin belki de en anlamsız karakteri olabilecek Grunt, bir “tank bred/laboratuvarda üretilmiş” Krogan’dır. Mükemmel Krogan arayışı içinde ve aslında Genophage’e karşı üretilen bu karakter, savaş ve alfa karakter konusunda beklentileri karşılasa da duygusal derinliği pek oturmaz. Üçüncü oyunda duygusal bir sekansla itibarı iade edilse de, özellikle zombilere karşı gösterdiği olağanüstü efektiflik dışında pek bir rolü yoktur. Sadakat görevi, bir klana dahil olmak olan karakterin Krogan ana gezegeni Tuchanka’daki macerası, oyuncuyu gezegenin alfa predatoru Thresher Maw ile tanıştırır. Doom’un solucanlarından esinlenen Thresher Maw da yine üçüncü oyunda kendisine duygusal bir yer bulacaktır.

Jack: Oyundaki favori karakterlerden olan Jack, olağanüstü güçlü, özellikle bir insan olduğu düşünülürse mucizevi denebilecek kadar kapasiteli bir biyotiktir. Fakat bu potansiyel gücünün arttırılması sırasında içine hapsedildiği araştırma merkezinde başına gelenler onu tam bir psikopata dönüştürmüştür. Oradan kaçtıktan sonra gerçek dünyaya adapte olma süreci de bir o kadar zorlu geçince, gerçekten önü alınamaz bir çığ olarak çıkar oyuncunun karşısına. Jack, Purgatory adlı bir hapishane gemisinden alınır. Ancak, sekans o kadar karışıktır ki gerçekten oynamaya değer. Bir yanda, özel hapishane gemisinin Shepard’ı fidye için hapsetmeye kalkması, diğer taraftan çıkan isyan ve en son Jack’in serbest kalması ile kimin kime saldırdığı belli olmayan bir sekanstan sonra Normanddy’ye katılan Jack, merdiven altı saçma sapan tüneğinden işleri bozmakla eğlenir. Jack son derece zahmetli bir yol ile romans opsiyonu olabileceği gibi sadece bir kerelik bir ilişki de olabilir. Her iki halde de son derece sabır zorlayıcı fakat korkunç güçlü bir karakterdir. Sadakat görevi tahmin edilebileceği gibi “Subject Zero/Denek Sıfır” olduğu tesisi yok etmektir. Ve yok eder de…

Thane Krios: Bir Drell suikastçi olan Thane, gezegenleri yok olmak üzereyken Hanar ırkı tarafından kurtarılan bir grup ırkdaşından biridir. Bir sürüngen öldürücülüğüne dair her özelliği üzerinde taşıyan karakter, eylemleri ile ruhunu ayıran bir meditasyon yöntemini izler ve pişmanlık duymaz. Kyprol sendromu adında, nefes darlığı ile kendini gösteren bir hastalığı olan Thane, yavaş yavaş zihni melekelerini de yitirmektedir. Bu sebeple ölmeden önce son bir iyilik yapmak için Shepard’a katılır. Illium’da bir suikast ile ekibe katılan Thane’in sadakat görevi, oğlunu da suikastçi olmaktan kurtarmaya çalışmaktır. Bir başka “dad issue” görevinden sonraki sonuca göre Thane’in de sadakati belirlenir. Thane, sinematik fragmanda Shepard ve Grunt’la birlikte savaşan biyotik savaşçıdır.

Kasumi Goto: Oyunun DLC içeriklerinnde tanıştığımız bu “rogue/hırsız” karakter, sarı ırkın minyon özellikleri ve dedikoduya olan inanılmaz düşkünlüğü -görünmez olabilmesinin de etkisiyle- ile dışarıdan kıpır kıpır bir profil sunsa da, aslında hayatındaki tek aşkı Keiji’nin kaybından dolayı yaralı bir karakterdir. Sadakat görevi de Keiji’nin zihninin bulunduğu bir datayı çalmaktır. Kasumi, bir DLC karakteri olarak temelde, evrenin sınırlarının genişletilmesinde kullanılır. Kasumi’nin macerasında, Mass Effect evreninin sanat ve sosyete dünyasına uzanırız.

Zaeed Massani: Bana hep Kuzey Afrikalı gibi gelen ve Anthony Queen‘e çok benzeyen bu İngiliz aksanlı tecrübeli paralı asker, nefret ve intikam hissi ile yanıp tutuşmaktadır. Öyle ki yine bir DLC karakteri olan Zaeed haksız da sayılmaz. Zaeed oyunun üç büyük özel ordusundan biri olan Blue Suns’ın kurucusudur ve ortağı tarafından aldatılmıştır. İşte Zaeed’i kazanma görevinde de aynı Zaeed, bir rafinerideki rehineleri kurtarmak bahanesiyle aslında eski ortağından intikam almayı planlayarak oyuncuyu kandırır. Ne zaman ki görevin finalinde sivilleri öldürmek, Zaeed’i takıma katmak için bir şart olur, o noktada oyun güzel bir twistle ahlaki bir yön tutar. Zira Shepard bu şartı yerine getirmese de Zaeed takıma katılacaktır. Ebeveyn ve çocukların birbirine öldüresiye saldırdığı bir franchise’da bu bir ilktir… Bununla birlikte Zaeed’in ölümüne varacak başka senaryolar da vardır.

Oyunda mürettebat dışında da önemli karakterler olduğu gibi ilk oyunun kahramanlarından cameo yapanlar da geri kalmaz. Fragmanda gördüğümüz Illusive Man ve Amiral Anderson bu konuda başta gelir. Omega’nın hakimi ve Matrix‘in Trinity’si Carrie-Anne Moss‘un seslendirdiği Aria da bir başka ağır toptur.

Amiral Anderson; Veteran aktör Keith David’in seslendirdiği efsane N7 askeri ve ilk Spectre adayı. Shepard için de bir baba figürü.

Karakterlerin hikayeleri ile geçen oyunun temel senaryosu ise kısaca insan kolonilerini basıp, onları kitleler halinde kaçıran Collector ırkının merkezini bulmak ve yok etmek üzere kuruludur. Uğranılan mekanların oyun evrenini mükemmelleştirmesine dair iki örneği aşağıda beğeninize sunuyoruz.

Illium; Asari uzayının serbest ticari bölgesi, ırkın zerafetini yansıtan harika tasarımı ile göz dolduruyordu.
Ve Omega; galaksinin neredeyse tüm suç örgütlerini ve suçlularını barındıran bu maden kolonisi, lideri Aria’nın başrolde olduğu bir DLC ile üçüncü oyunda başat bir yer edinecektir kendisine.

Jack Wall‘ın olağanüstü soundtrack albümü ve özellikle gece kulüplerinde kulaklarımıza çalınan döneminin çok ötesindeki elektronik parçalarla harika bir atmosfer sunan oyun, Shepard dahil tüm mürettebatın kaybına kadar gidebilecek özgün finaliyle perdesini kapattığında, oyunu oynayan herkes bir klasik oynadığını bilerek kapamış oluyordu oyunu.

Yaklaşık kırk saatlik süresi ile birkaç kez oynanan oyunun, ana oyunda küçük bir rolü olan Liara’yı bir kez daha öne koyan ve harika Illium tasvirleri ile dolu olağanüstü DLC’si Lair Of The Shadow Broker‘ı da anmadan geçmeyelim.

Oyunun oynanış ve teknik esaslarına dair söylenebilecek tek şey ise basitçe, ilkinin fersah fersah ötesinde olduğuydu…

MASS EFFECT 3 (2012)

İkinci oyundan iki yıl sonra, efsanenin sonu ile ilgili birçok ipucunu içinde taşıyan bu fragmanla piyasaya çıkan oyun, oyunculara harika bir deneyim yaşatmakla kalmadı, olabilecek en mantıklı sonlardan biriyle de olgun bir eser olduğunu kanıtladı. Bununla birlikte oyuncular seçme şanslarının olmadığı bu finali uzun süre affedemediler.

Üçüncü oyun, tüm açık uçları kapatırken bazı yeni karakterleri de oyuncuyla tanıştırıyordu. Ancak oyun daha ziyade eski karakterlerin hikayelerinin sonu olarak mini hikayeler ve küçük yan görevlerle son savaşa hazırlık üzerine kurulmuştu. İkinci oyundan farklı olarak karakterden ziyade olay örgüsü bazlı yürüdüğü için karakterlere daha kısaca göz atıp. Mini hikayeler ve ana örgü çerçevesinde ilerleyeceğiz.

Ancak önce iki konuda biz de şikayetimizi belirtmeliyiz sanırım. Öncelikle olarak finalin renk filtre bazlı seçimleri, seçimin derinliğinin önüne geçiyordu. İkinci olarak ise, elli bin yıl önce yok edilen Prothean ırkının temsilcisi Javik ile ilgili son derece anlamlı ve doyurucu DLC senaryonun -veya daha net bir şekilde bu DLC karakterin- oyunla birlikte ve ekstra ücretle çıkması bir skandaldı. O zaman biz de bu şerhten sonra Javik’le başlayalım.

Görevlerde oyuncuya eşlik eden mürettebat; isimleri üzerlerinde yazıyor…

Javik: Elli bin yıl önce yok edilen bir gezegende uyku podunda kurtulan tek Prothean olan bu elit savaşçı, kapasiteli bir takım arkadaşı olmanın ötesinde, oyunun geçtiği dönemin ırklarının elli bin yıl önceki haline dair anlattıkları ve flashback Prothean anılarıyla oyuncunun evrenin geçmişine dair açlığını gidermek için tasarlanmıştı. Genelde “Dost acı söyler” mantığıyla hareket eden siyah beyaz karakterin intikam çabası, oyuncunun Reaper savaşlarında adrenalinle yüklenmesine sebep oluyordu. Unutmadan… Jamaika aksanı ile “In my cycle/Benim döngümde” diye başladığı hikayelerini dinlemek de güzeldi.

James Vega: Teğmen Vega… Hayatı önemseyen, Shepard’a Loko, Femshep’e Lolla diye seslenen bu serdengeçti ve kas yığını komando, bu görüntüsünün altında kendisi için çekilen Paragon Lost animesinde göreceğimiz büyük bir trajedi ve derin bir karakter taşıyordu. Ve Paragon Lost’ta gördüğümüz, az sonra da değineceğimiz kurtuluş silahı Crucible’ın da planlarından ilk haberi olan kilit bir karakterdi de… Son derece fedakar ve kapasiteli olan askeri, 90’lar sonu ve 2000’ler başının popüler Amerikan sinema yıldızı Freddie Prinze Jr.‘un seslendirdiğini de ekleyelim.

EDI: Daha önce değindiğimiz bir karakter olan EDI, oyunun başlangıç sekanslarında elde edilen bir androidin bedeni ile birleşir ve dönemin ultra popüler dizisi Battlestar Galactica‘nın yine olağanüstü popüler süper modeli Tricia Helfer‘in sesi ile mobilize olur. EDI’nin çatışmalarda bir mürettebat olması bir yana, aslında olan, Joker’ın romantik eşini bulmasıdır. Özellikle “sentez finalinde” EDI başat bir karakter haline gelir.

Seteve Cortez: Bu kurallara bağlı ve mütevazi mekik pilotu, Joker’ın aksine çok fazla reklamı olsa da çok mahir bir pilottur ve Normandy’nin savaş mürettebatını çatışma bölgelerine o taşır. Özellikle Citadel DLC’sinde Cortez bir pilot olarak hak ettiği değeri bulduğu kadar, bir mühendis olarak da yer çatışmalarında “tech powers/mühendis saldırıları” kullanarak bir savaş ortağı da olur.

Bir kez daha oyunun olay örgüsüne dönelim. Oyun esasen iki koldan bir hikaye bitirmeye odaklanmıştı. İlki ve ana konusu; her elli bin yılda bir organik yaşamı, organik ve sentetik yaşamın birbirini yok etmesini engellemek için yok eden sentetik bir ırk olan Reapers’ı durdurmaktır.

Bu savaşın ana etmeni ise, bundan önce sayısız döngüde icat edilmiş ve geliştirilmiş ve yine böylelikle mükemmelleştirilmiş “Crucible” adlı bir projeyi gerçekleştirme çabasıdır. Temelde bir güç yoğunlaştırma cihazı olan bu devasa proje -oyunun ana mekanı Citadel’in beşte biri kadar bir uzay istasyonudur- için bilgi toplarken aynı zamanda üçüncü oyunun ana konsepti olan endoktrine Cerberus ve başlarındaki Illusive Man ile bir yarış halindedir oyuncu. Endoktrizasyon, Reaperlar tarafından uygulanan beyin kontrolü olarak tanımlanabilir. İlk oyunda Saren’ın yok olmaktansa seçtiği bu kaderi, Illusive Man, insanlığı büyük güçlere ve yeni bir çağa -hatta yeni bir insana- ulaştırma hırsı ile kendisine seçer. Ancak her iki karakter de olağanüstü kapasiteli ve karizmatik olsalar da Reaper zihni onlar için bile çok üstündür.

Normandy; kahramanımızın her üç oyunda da değişikliğe uğrayan efsane korvet sınıfı uzay gemisi.

Oyunun izlediği ikinci yol, bu ana mücadele sırasında o güne kadar rastlanılan herkesin hikayesinin de finaline ulaştırmaktır oyuncuyu. Bu finaller karakterlerin ölümü ile sonuçlanabileceği gibi onların amaçlarına ulaşması olarak da kendini gösterebilir.

Organik tüm ırkların tek tek Reaperlar ile uzaydaki epik çatışmalarına, gezegen yüzeylerindeki endoktrine ırkdaşları ile kara savaşları eklenir. Yapay zekaları tarafından sistemlerinden kovulan Tali’nin ırkı Quarian ise bu savaşı yine yapay zekalarına karşı yapar, yani Geth’lerle. Bu nispeten küçük savaş, aslında ana savaşın küçültülmüş kopyasıdır.

Oyunun final sekansında, aslında oyuncuya/kullanıcıya yönelik olan ve oyun boyunca süren bu veda yaklaşık beş saatlik çok yoğun bir savaşa bırakır kendisini. Uzaydaki epik savaşı, dünyadaki organik çıkartması ve final öncesi karakterlerle son veda izler. Özellikle Citadel DLC paketi ile hem oyun hem de final bazında vedanın etkisi artar ve karanlık hatta umut kırıcı finalin oyuncu üzerindeki etkisi perçinlenir. Zira oyuncu ile karakter arasında tam bir senkronizasyon kurulmuştur artık…

İlk iki oyunda da sesiyle kendini gösteren Amiral Hackett’in yaptığı etkileyici konuşma ile başlayan savaş, sonunda her senaryosu ile Shepard’ın öldüğü ve Mass Effect galaksisindeki bağların kopması demek olan Mass Relay ağının yok olmasıyla sonuçlanır. Bunun birlikte bu felaketlerin karşılığında Reaper’lar yenilir ve organik yaşam yok olmaktan kurtulur.

Duyguları harekete geçirmekle kalmayan, uzay savaşının üç boyutlu doğasını da çok başarılı yansıtan bir sinematik…

Mass Effect 3, bütün açık uçları kapatmak ve üç oyunun tüm çabasını son bir savaşta büyük bir enerji boşalımına çevirmekle kalmadı, bu son derece başarılı konsepti yine kendi özelliği olan DLC’ler vasıtasıyla bir yere kadar düzeltti de… Şöyle ki, Shepard’ın ve/veya bir çok arkadaşının hayatını kaybetmesi, bu derecede büyük bir savaşın kesin ve net bir sonucu olmalıydı elbette. Ancak Mass Relay’ler vasıtasıyla tüm bir evrenin parçalanması gerçekten hayranlar için yıkıcı olmuştu. İşte Citadel DLC’si finalin sonunda Mass Relay tamiratı konseptini getirerek bir noktada hayranlarının yıkılmışlığını, Shepard’ın ölümünün “olması gereken” olduğunu kabul ettirmeye çevirmeyi başardı.

Mass Effect 3, oyunun ilk multiplayer bazlı oyunuydu da aynı zamanda. DLC’lerle de bu özelliği yeni ırklar silahlar, sınıflar ve ortamlarla destekleyerek güzel bir işe imza attı. Co-op bu görevlerin başarısının son savaşa yansıması da ayrıca başarılı bir uygulamaydı.

Evet… Oyuncu ile karakterin özdeşleşmesinden özelliğini alan bu klasik seriye dair sözlerimize burada son veriyoruz. Geçtiğimiz aylarda Mass Effect Legendary Edition adıyla remastered versiyonu da yayınlanan oyunun, oyunseverlerin gönlünde her zaman özel bir yeri olacaktır.

Yeni klasiklerde görüşmek dileğiyle, hoşça kalın…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir