Oca
31

Sarius Nava’nı Soğuk Yüzü-4

Yazan Skywalker 1 Yorum / 1.090 Kez Görüntülendi

On dört saniye, on üç, on iki…

Nihayet Tozumb’lu kadının ısrarına dayanamayan makara sistemi, tekrar çalıştı ve bilincini kaybetmiş Şooju’yu taşıyan robotu çekmeye başladı. Üç saniye sonra içerideydiler. Bakım robotunun bulunduğu bölme ve geçiş odası yan yanaydı. Bundan sonrasını halletmek Nareed’e düşüyordu. Elbisenin uzaktan kumanda sistemini aktif hale getirdi ve servo motorlar zorlanarak elbiseyi olduğu yerde doğrulttu. Sağ diz ve sol dirsekte bulunan servolar komutlara yanıt vermiyordu. Buna rağmen Nareed elbiseyi, ısısı kontrollü olarak yükselen geçiş odasına almayı başardı. Her şey bittiğinde derin bir nefes aldı. Gerisi sağlık robotu ve Şooju’ya kalıyordu.

Tesisin içindeki ısı hissedilir derecede artmıştı. Nareed, iç kapının camından elbiseye baktığında; sağlık robotunun glikoz ve vitamin içeren sıvıyı elbisenin dolaşım sistemine bağladığını gördü. Hücrelerin donarak kırılmasını önleyecek sıvı, Şooju’nun hayatla ölüm arasındaki tek kalkanıydı ve akıllı elbise bu sıvıyı yavaşça Şooju’nun damarlarına akıtacaktı.

Birkaç dakikalık huzursuz bekleyişin ardından üssün gelişmiş sistemi Nareed’in içini iyice rahatlattı.

‘Geçiş odasının ısısı üssün ısısıyla eşitlenmiştir. Personel sayısı; bir, kütle ağırlığı üç yüz otuz yedi kilogram. Şooju Maramatu’nun bilinci açıldı. İç kapı açılıyor.’

Nareed sevinçle içeri girdi ama aklının bir yerinde, bir şeylerin doğru olmadığını söyleyen bir ses, neşeli ruh halini gölgeliyordu.

Elbisenin içinde bitkin görünen Şooju boş gözlerle bakıyordu.

‘Beni çok korkuttun’ dedi Nareed. Adamın ölümün kıyısından döndüğünü unutturmak istiyordu.

‘Bir daha ki sefere ben gidiyorum sen kalıyorsun. Bu dev elbise…’

Kafasındaki ses, doğru düğmesine basılmış basit bir makine gibi ötmeye başladı ama çok geçti; odaya girmişti.

‘Şooju nasıl hissediyorsun?’ diye sorarken bir yandan da Uzakdoğuluyla birlikte içeri giren üç kiloluk fazlalığın ne olduğunu aramaya başlamıştı.

‘Yorgun’ dedi, gözleri daha da küçük görünen adam ‘Hatta çok yorgun.’

Nareed dikkatli gözlerle geçiş odasını incelerken aniden dev elbisenin arkasında bir bulut oluştu. Kristal kadar parlak, gözleri alan bir ışık saçıyordu.

Nareed yavaşça gerilemeye başladı. Karşısında duran şey her ne ise bilinçli bir hareket düzeni vardı. Şooju ve elbisenin arkasında toplanmaya başlamıştı.

‘Sistem. Karantina durumu. Havalandırmayı…’

Nareed’in sözleri havada kaldı. Büyük bir süratle toplandığı gibi dağılan bulut Tozumb’lu kadına doğru uçtu. Nareed kaçmaya vakit bulamadı. Elleriyle ağzını ve burnunu kapattı ama parlak zerrecikler kulaklarından bile giriyordu.

Şooju şaşkın bir halde ve inanamaz gözlerle olan biteni izliyordu. Elbiseyle içeri getirdiği bu şeyden haberi olmadığı çok açıktı.

Bir standart dakikadan az bir sürede, bulutun neredeyse tamamı Nareed’in ciğerlerinde ve beynindeydi. Kadın iki büklüm, kontrolsüz öksürürken yerde kristal zerrelerinden gördü.

Birkaç tanesini aldı ve yakından baktı. Birden gülmeye başladı, delice gülüyordu. Avucundaki kar taneleri yere döküldü.

‘Nareed iyi misin?’

Şooju şaşkındı, Nareed’e yaklaşmak istedi ama elbise tamamen uzaktan kumandanın buyruğu altındaydı. Kilitlenmiş servo motorların hapsinde, endişeli gözlerle arkadaşının durumunu anlamaya çalışıyordu.

‘Bizi kimse bilmemeli’ dedi içinden bir ses.

Kahkahası boğazına düğümlendi. Sesin kaynağını tespit etmek için duvarlara baktı.

‘Yakında burada olacaklar. Zamanımız azalıyor.’

‘Kimsin sen?’ Nareed yüksek sesle sordu. Duvarlara bakıyordu ama aradığı cevap aslında çok yakınındaydı.

‘Nesin sen?’

Şooju tedirgin söze girdi; ‘Nareed iyi misin? Beni endişelendiriyorsun. Burada ölümden dönen benim.’

Nareed cevap vermedi ve aniden doğruldu. Gözlerindeki bakışlar, yüzündeki ifade acı çektiğini gösteriyordu.

‘Nareed, neler oluyor?’

Nareed Şooju’ya yaklaştı. Eflatun gözlerinde biriken yaşlar yanağına süzülürken koltuğunun altındaki ilkel silahı çekti ve titrek bir sesle ‘Üzgünüm Şooju’ dedi.

Şooju’nun boğazından akan kan elbisenin içini doldururken Nareed elinde bıçağıyla bilinçsiz yere yığıldı.

 

 

 

Gözlerini açtığında hala geçiş odasında olduğunu gördü. Üssün içinde alarmlar çalıyordu. Kendisi mi uyanmıştı? Belki de gördüğü kâbus sona ermişti? Hayır, gördüklerinin hiçbirisi rüya değildi. Karşısında duran şey, görsel algısının bir oyunu değilse tüm yaşadıkları gerçekti. Ayağa kalktığında elleri titriyordu. Dış yüzey elbisesinin içinde, kafası olağan dışı bir açıyla öne düşmüş bir halde, Şooju’nun cesedi duruyordu.

‘Bilincini kapatmanın sana faydası olmayacak.’

Korkudan olduğu yerde çakılı kaldı. Karşısındaki manzaranın dehşetini yaşarken başına gelenleri tamamen unutmuştu. Bir toz bulutu gibi yüzüne yağan kar tanelerini ve sonrasında duymaya başladığı, kendisine ait olmayan sesi hatırladı. Bir çeşit yaşam formunun vücuduna girdiğinden emindi ama ne olduğuna ve ne amaçla bunu yaptığına dair en ufak bir fikri yoktu.

Karşısında duran ve tüm kontrolünü kaybettiği anda öldürdüğü adama daha fazla bakamazdı. Geçiş odasının kapısını kapatırken yerde duran sistem kumandasını aldı. Yaklaşık üç saat baygın kalmıştı. Güneşin doğmasına az kalmıştı ve hala içinden tüm bu olanların bir kâbus olmasını diliyordu.

‘Gezegen atmosferinde gemi tespit edildi.’

Sistemin duygusuz ve tanıdık sesi, şimdi Nareed’in tesiste kendisine en yakın hissettiği şeydi.

‘Alarmın nedeni buydu demek.’

Monitörde görünen gemi Drager-Morfat/CS42 model bir personel taşıyıcıydı. Gelenlerden kaçması gerektiğine dair kuvvetli bir hisse kapıldı. Üssün içinde ısı yüksekti, eksi elli fahrenhayt’a ayarladı ve ana kumanda odasına giderek tüm kapılarını dışarıdan girişlere karşı kilitledi. Bu, kendisini almaya gelenleri bir süre oyalardı. Geçiş odasına dönüp kapısını açtığında Şooju’nun cesediyle karşılaştı. Son birkaç dakikadır yaptıklarını kendi iradesiyle yapmadığını fark etti. Sinirliydi; ama en azından bir konuda içindeki yaşam formuyla aynı fikirdeydi; gelenleri dışarıda tuttuğu sürece kimsenin canı yanmayacaktı.

Buraya neden gelmişti?

‘Silah’ dedi içindeki yaşam formu

‘Kendini ve beni savunmak zorundasın.’

‘Hayır değilim’ diye bağırdı Nareed. Yorgun ve üzgündü. Yaşadığı hayal kırıklığı ise, diğer tüm duygularını bastıracak kadar şiddetliydi. İradesinin daha kuvvetli olduğunu düşünüyordu. On beş yaşına ve arkadaşı kendisini bıçakladığında annesinin yüzünde gördüğü hayal kırıklığı anına döndü. Aynı hayal kırıklığını şimdi kendisi yaşıyordu. Ama Şooju kendisi gibi bir Tozumb değildi ve kanı ona ikinci bir şans vermemişti.

‘Silahı al!’

‘Hayır! Beni daha fazla kontrol etmene izin vermeyeceğim.’

‘Eğer o silahı almazsan beni almaya gelenler seni hiç düşünmeden öldürecekler. Eşini öldürdüğünü düşünürsek…’

Tüm bu çılgınlığın ortasında Nareed bir an için düşündü. Yaşam formunun haklılık payı vardı. İçinde yabancı bir hayatın olduğunu ve onun kontrolü altındayken ortağını öldürdüğünü kime anlatabilirdi?

‘Nava kontrol. Burası Xoarsk-3. Ben Doktor Kosugan Tor. Cevap verin.’

Nareed irkildi. Gelenler işverenleriydi.

Cevap vermek üzereyken yaşam formu beynine müthiş bir baskı uyguladı.

Nareed haykırarak dizlerinin üzerine çöktü.

‘Seni kontrol edemeyeceğimi düşünüyorsan, tekrar düşün. Şu an vücudunun içindeyim ve ben ne dersem onu yapacaksın.’

Nareed kafasını tesisin metal zeminine vurarak parçalamak istedi. Başında hissettiği baskı dayanılmazdı.

‘Benim için geldiler. O doktor bana ulaşmak için seni düşünmeden öldürür.’

Nareed hiçbir şey düşünemiyordu. Yaşam formu duygusuz, acının ne olduğunu bilmeyen; ama karşısındakini etkilediğini bilerek hareket eden acımasız bir varlık gibi, kadının beynine baskı yapıyordu. Nareed acıyla fısıldadı.

‘Bırak beni, öldürüyorsun.’

Bir anda ağrı kesildi ve Nareed kendisini yere bıraktı.

‘Ellerine düşersek zaten öleceksin. Beni öldüremezler ben eşsizim ama sen…’

Nareed içinde konuşan yaşam formunun ne olduğunu iyice merak etmeye başlamıştı. Gerçekten Kosugan Tor ve ilaç firması bu yaşam formunun varlığından haberdar mıydı?

‘Nava kontrol. Nareed, Şooju orada mısınız? Burası Xoarsk–3.’

Nareed yavaşça doğruldu.

‘Silahı al.’

Silahı aldı. Başı hala ağrıdan uyuşmuş bir haldeydi.

‘Ne istiyorsun?’

‘Onları öldürmeni istiyorum.’

‘Ne?’

‘Ben bu gezegende bilinç kazandım, burada var oldum ama sen ölümlü ve dayanıksızsın. Nefes almaya ihtiyacın var. Eğer kaçmaya çalışırsak sen ölürsün ve ben zarar görebilirim. O yüzden onları, onlar seni öldürmeden öldürmen gerekiyor.’

Nareed kendi kendine ‘Belki de topladığımız hasadı almaya geldiler’ diye düşündü.

‘Hayır! Onlar beni almaya geldiler. Ben eşsizim ve doktor dediğiniz insan bunu biliyor.’

Yaşam formunun düşüncelerini duyabildiğini öğrenmesi Nareed’i çıldırttı ama kendisini tutarak tepki vermedi. Kendisini çıplak hissediyordu ve yaşam formunun bunu bilmesini istemiyordu.

Hasadı alacak geminin gelmesine daha üç Sarius Nava günü olduğu aklına geldi. Belki de benliğini ele geçirmeye çalışan şey doğruyu söylüyordu. Onları öldürmesi belki de en doğrusuydu. Sonrasında buradan kaçması daha kolay olabilirdi.

‘Doktor. Nava kontrol, neden buradasınız?’

Bir süre sessizlikten sonra;

‘Nareed! Bunu indikten sonra konuşuruz. Son bir gün içinde normal olmayan bir durumla karşılaştınız mı?’

‘Hayır.’ Nareed iletişim sistemini kapattı. Son bir gün içinde yaşanan hiçbir şeye normal denemezdi.

Her birini öldürmesi gerekse bile bunu yapmaya hazırdı çünkü eşsiz bir canlıyla ortak bir yaşam sürüyordu.

Kafasını tiksintiyle salladı. Yaşam formu her geçen saniye düşüncelerine daha çok hükmetmeye başlamıştı. İçeride beyninin kıvrımlarında iki varlık ölümcül bir kavgaya tutuşmuşlardı ve Nareed derinden derine hangisi kazanırsa kazansın bir önemi olmayacağını biliyordu. Geçiş odasının görüntüsünü veren monitöre ve görüntünün ortasındaki Şooju’nun cansız formuna baktı.

Alçalan gemiyi monitörde seyredip ne yapabileceğini düşünürken birden aklına bir soru geldi. Çok önemli değildi, hatta hiç sormasa da olurdu ama nedense içindeki küçük kız inatla sormasını istiyordu.

‘Bu gezegenin eseriysen neden içeri girmeye çalıştın? Neden şimdi bir gezegen dolusu karın arasına karışmıyorsun?’

Bir süre sessizlik oldu.

‘Cevabın yok mu? Bir şey olmalı?’

‘Çünkü beni her yerde bulabilirler.’

Bu yeni bir durumdu.

‘Açıkla. Daha zamanımız var.’ Ufuktan alçalan geminin üsse varmasına en az beş standart dakika vardı.

‘Beni siz canlıların spektrum tarayıcısı dediği bir aletle tespit ettiler ve sizin doktor dediğiniz o insan benim eşsiz dalgalarımı evrenin her noktasında tespti edebileceğini söyledi. ‘

‘Yani her yerde seni bulabilecekler.’

Yine bir sessizlik. İçindeki yaşam formu sanki söyleyeceklerini tartıyor gibiydi.

‘Bir vücudun içindeyken değil.’

Kategori: kelimelerin gücü

1 Yorum

  1. leia diyor ki:

    tam nereye gidiyor derken ,yine güzel bir dönüş ile içine alan bir bölüm…

Yorum Yaz