Oca
09

Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü-1

Yazan Skywalker 1 Yorum / 1.197 Kez Görüntülendi

Bizi takip eden tüm dostları selamlıyorum. Kelimelerin gücü köşemizi; ülkemizde az olan bilim-kurgu ve fantastik türlerinde hikaye denemelerimizi sizlerle paylaşmak ve eskilerin ifadesiyle arkası yarın tadı yakalamak amacıyla oluşturduk. Umarız hikayelerin içinde geçtiği dünyaları beraber keşfedebiliriz. Görüşlerinizi bekliyoruz.

 

Sarius Nava, dördüncü galaktik haritada; gezegenleri temsil eden milyonlarca noktasından biri olarak, silik ve kendi halinde, çok uzağında kaldığı sisteminin güneşi etrafında amaçsızca döner. Gündüz döngüsünde ısı eksi yüz elli fahrenhayta kadar düşer, gece döngüsü ise, gezegen yüzeyinin kırılmasına neden olacak kadar soğuktur. Gece ısının kaç fahrenhayta düştüğünü ölçmeye gerek bile yoktur ve hatırlanmamak üzere unutulmuş bu küçük gezegende bile hayatlar devam etmektedir.

 Torber 4 isimli gemi ufuktan alçalarak kendisini üsse götürecek vektöre girdi. Bundan sonrası otomatik pilotun işiydi; ama Nareed için eğlence yeni başlıyordu ve bunu güvenli bir uçuşla mahvetmeye hiç niyeti yoktu. Dümeni aşağıya doğru iterek güvenli uçuş seviyesinin altına indi. Geminin gelişmiş teknolojisi hemen devreye girdi ve ‘Çarpma Uyarı Sistemi’  önündeki panelden sevimsiz bir kadın sesiyle ‘Muhtemel Çarpışma ihtimali. Lütfen 5–0–2 vektörüne yükselin.’ çağrısı yapmaya başladı.

Nareed eflatun gözlerini devirdi. ‘Kapa çeneni, daha yeni başlıyoruz.’

‘Komutunuz anlaşılmamıştır. Lütfen komutu verilere uygun olarak tekrar edin.’

Nareed, Syr-Cargo/MF sınıfı gemileri neredeyse kendisini bildiğinden beri kullanıyordu. Rahat ve dayanıklı olan bu gemiler, kullandığı diğer gemilere oranla çok daha basitti. Tek sıkıntı; bu gemilerde ana işlemci için kullanılan sentetik sese asla alışamamış olmasıydı. Elinde fırsat olsa; gemilerin son montajının yapıldığı gezegene kadar gidip sesin uygulandığı tüm verileri yok ederdi.

‘Tüm uyarı sistemlerini kapat.’

‘Verdiğiniz komut tüm uyarı sistemlerini devre dışı bırakacaktır. Şirketimiz…’

‘Kapa çeneni ve dediğimi yap.’

Eskiden düşüp kalktığı pek çok serseriyle bile bu kadar çok uğraşmamıştı. Uyarı sistemi kapanıp kabine sessizlik çökünce Nareed derin bir nefes verdi. Bu çok daha iyiydi.

‘Şimdi başlayabiliriz.’

Parmaklarını, avuçlarını dümenden çekmeden esnetti ve sağa ani bir manevra yaparak Torber 4’ü, gezegenin gece soğuklarında kırılarak oluşmuş, derin bir kanyona soktu. Kanyon o kadar dardı ki gemi sağ tarafa yatık bir halde anca sığıyordu. Geminin güçlü burun ışıklarını yaktı. Önünde yaklaşık on iki standart kilometrelik bir karanlık vardı. Gezegene zor ulaşan güneş ışınları bu derin yarıklara sızmaktan çok acizdi.

Geminin güçlü motorlarının kanyonda yankılanan sesini, tüm yalıtıma rağmen kabinde duyabiliyordu.  Nabzının hızlanmasını, avuç içlerinin terlemesini hissetmek, her şeyden uzak, en tehlikeli şeyin soğuk olduğu bu unutulmuş gezegende, yaşadığını unutmaması için gerekliydi. Kanyonun iki yanına en fazla üç metre mesafede uçuyordu. En ufak bir hatasında gemi donmuş kayalara çarparak parçalanır ve kimse kendisini aramaya bile gelmezdi, en azından bencil mesai arkadaşı Şooju’nun gelmeyeceğinden emindi. Nareed’in ölümünü şirkete haber vermeyip, hesabına yatan maaşlarını da bir yolunu bulup çalacağına hiç şüphesi yoktu.

Torber 4’ün inlemeye benzeyen sesiyle Nareed, dağılan dikkatini tekrar önünde uzanan karanlığa çevirdi. ‘Hay lanet, verici güçlendiriciyi daha yeni takmıştım.’

Kendisiyle girdiği iddiayı kaybetmişti. Amacı, geminin üstünde bulunan bir metre uzunluğundaki cihazı parçalamadan kanyondan çıkmaktı ama aptal Şooju’yu düşünürken dikkati dağılmıştı. Şooju’yla geçirdiği geceleri düşünmemiş olması tek tesellisiydi. Kendisine saygısını yitirmiş bir artistin ruh haliyle; tehlikeli uçuşunu bitirip tekrar ışığa çıktığında gözleri kamaştı. Nedeni Sarius Nava’ya ulaşan cılız güneş ışınları değil yağmaya başlayan kardı.

Bu gezegende yağan karın kendine has bir parıltısı ve tek bir anlamı vardı.

‘Hasat toplama zamanı’ diyerek bir tepenin yamacına kurulmuş olan mütevazı tesise yöneldi. Sağ tarafında, yaklaşık altmış derece güneyde bir nokta dikkatini çekti. Atmosferi geçmiş, arkasında dumandan oluşan siyah bir kuyrukla, gezegenin yüzeyine düşüyordu.

Yolunu şaşırmış göktaşları kendilerini çağıran gezegenlere, Nareed’in doğduğu gezegende yaşayan yarı kör Ritua kuşlarının gördükleri ışığa atıldıkları gibi atılırlar. Nareed bulunduğu pek çok gezegende buna benzer manzaralarla karşılaşmıştı.

‘En azından son anında parladın.’

 

Xoarsk Galaktik İlaç, alanındaki en büyük firmalardan değildi. Aksine; büyük firmaların gölgesinden kurtulmaya çalışan, kendisi için çıkış olabilecek bir ilacın peşinde, galaksideki tüm bilinen ve bilinmeyen gezegenleri dolaşarak ‘mucize’  olacak maddeyi arayan bir firmaydı. Bu arayışlar firmanın bilim adamlarını Sarius Nava’nın dondurucu atmosferine girmeye zorladığında, hiç birisi keşfetmek üzere oldukları şeyi hayal bile etmiyordu. Galakside yaşayan pek çok sezgili yaşam formunun, hayatta kalamayacağı soğuklukta olan gezegenin yüzeyine mucize yağıyordu.

Nareed, geminin sıcak ve nemli ortamından, hangar kapısı kapanırken içeri giren dondurucu havaya çıktığında, üstündeki koruyucu kıyafete rağmen iliklerine kadar ürperdiğini hissetti. Şooju kolektör’ün başında son hazırlıkları yapıyordu. Çıkmak için hazır gibiydi. Nareed’i görünce yüzünde kocaman bir gülümse belirdi.

‘Bir gün, şu güzel vücudunu kanyonlardan birinde atomlarına ayıracaksın. Sonra ikimizde çok üzüleceğiz.  Beni soğuk Sarius gecelerinde kim ısıtır sonra?’

‘Rüyalarınla avunacaksın’ dedi Nareed soğuk bir ifadeyle. Şooju, galaktik haritadaki en kötü canlı değildi ama ideal bir eşte sayılmazdı. Çıkarcı bir insandı ve Nareed; insanların çıkarcı olanlarının tehlikeli olduklarını öğrenecek kadar onlarla takılmıştı. İnsansı bir ırk olan Tozumb’lar, insanlarla yakın ilişkileri yüzünden galaksi tarihinde yerlerini ‘taklitler’ olarak almıştı ama Nareed biliyordu ki; kendi soyu pek çok konuda insanlardan çok daha üstün özelliklere sahipti.

Şooju, Nareed’in sözlerine gülerek karşılık verdi.

‘Acele etmezsen bu ayki maaşımızı alamayacağız.’

‘Hey, orada dur bakalım. Karanlık yarıkların içinde hayatı üzerine yarış oyunu oynayan ben değilim.’

Şooju haklıydı; ama bunu yüzüne karşı kabul etmek, uzun bir süre, düşük çeneli adamın kendisiyle övünmesini dinlemek demek olacaktı. Bunun yerine Nareed kumanda odasına yöneldi.

‘Ben son kontrolleri yapıyorum. Hazır olunca haber ver.’

 

Şooju’yu tamamen itici bulmuyordu. Pek çok Sarius Nava gecesini beraber geçirmişlerdi ve adamın kendine göre bir çekiciliği vardı ama aynı gezegende beraber geçirilen bir süreden sonra; bir şey hissetmediğin birisine dayanmak zor bir hal alıyordu. Adamın, telsizde kendi kendine mırıldanmasını dinleyerek son kontrolleri yaptı. Dışarıda, Xoarsk Galaktik İlaç firmasını zengin edecek fırsat kar formunda yağıyordu.

‘Acele et Şooju. Üç aylık maaşımızı şimdiden harcadın.’

Şooju dönerek; en yakındaki gözetleme kamerasına edepsiz bir hareket yaptı. Nareed kendi kendine güldü ama hiçbir şey söylemedi. Hangarın kapıları açılmaya başladığında, tesisin içindeki alarmlarda çalmaya başlamıştı. Soğuk, eti yarıp hayati organlara saplanan keskin bir bıçak gibi, hangarın en uzak noktasına kadar ulaşıyordu. Tozumb kültüründe gücün ve ehil olmanın simgesi olan bıçak, bu unutulmuş gezegenin soğuk havasıyla karşılaştırılamayacak kadar masumdu; ama Nareed her ikisinin de acısını bildiği için, verdikleri hissin birbirlerine çok benzediğini düşündü.

‘iki defa’ dedi farkında olmadan, kelimeler ağzından dökülünce etrafına baktı sanki birisi duyacakmış gibi; iki defa bıçaklanmıştı. On beşinci doğum günlerinde; özgürlüklerini kazanmak için yapılan ‘Törgü’ töreninde, akranı Sadeam, bıçağı karın boşluğuna sokmuştu. Avucunun içine dökülen kan; yavaşça pıhtılaşırken töreni üzüntüyle seyreden anne-babasına bakmıştı. Metabolizmalarının kendilerine verdiği ikinci şansları cömertçe harcamalarıyla meşhur bir ırk olan Tozumb’lar, ulaşabildikleri her savaşta bir taraf seçer ve güvendikleri bu özelliklerinin verdiği cesaretle savaşırlardı. Korkusuz olmak iyi savaşçı olmak anlamına gelmiyordu elbette ve Tozumb’lara en iyi savaşçılar denilemezdi.

Nareed’de ırkının özelliklerini taşıyan bir dişiydi. Savaşmak için bir taraf seçti ve galaksinin uzak bir köşesinde, devam eden bir savaşta, düzeni sağlamak adına zorla girdikleri bir barda sırtından bıçaklandı. O an aklının başına geldiği andı. Savaşmak ve ait olmadığı kültürlere hizmet etmek zamanı sona ermişti. Şimdi kendi efendisiydi ve canını yakan tek şey soğuk havaydı.

‘En azından bıçak yarası kadar gurur kırıcı olmuyor’ dedi.

Yüz on birinci Galaktik Konseyinde bıçak, ilkel silahlar arasında kabul edilmişti. Bu da savaşlarda kullanılmaması anlamına geliyordu. Geriye bir tek soğuk hava kalıyordu, ondan da kaçmak için sıcak bir üs vardı. Alarmlar sustu ve sessizlik Nareed’i ana döndürdü. Şooju ve kolektör dışarıya çıkmıştı.

Kolektör, büyük bir kutuya benziyordu. Aracın üst kısmı bir toplama tankı olarak tasarlanmıştı. Tanka düşen kar taneleri özel bir vakum sistemiyle yer çekimsiz ikinci bir bölmeye alınıyordu. Buradan da ana kolektöre aktarılıp Xoarsk’tan gelecek gemiyi bekliyordu.

Şooju en sevdiği şarkıyı mırıldanırken, Nareed ilaç firmasının Tartuma X uzay platformundaki ofisini düşünmeye başladı. İşe başlamadan önceki son görüşmesini hatırladı.

‘Her şey minerallerde gizli.’ diye anlatmaya başlamıştı Kosugan Tor, Xoarsk Galaktik İlaç firmasının saha yetkilisi.

‘Bildiğiniz gibi’ dedi yaşlı adam; bilim insanı ukalalığıyla ‘Bulut damlacıkları, biyolojik parçacıklar ve gümüş iyodürden oluşan kar tanelerine Sarius Nava’da bir de mucize ekleniyor. Bilinen evrendeki pek çok metabolizmayı hücresel anlamda etkileyecek bir mucize.’ Sonra kendi kendine konuşur gibi ağzında gevelemişti.

‘Bu mineraller… Mucize.’

Nareed, mucizelere inanmazdı ama yaşamak ve hayatını devam ettirmek için her şeye inanmaya hazırdı.

O ve Şooju gizli olduğu bildirilen işin başvurusunda seçilen şanslı adaylar olmuşlardı. Bağlantı yok, aile yok ve evim diyebilecekleri bir yerleri yok…

‘Tek istediğimiz; kar tanelerini gezegenin yüzeyine düşmeden toplamanız. Taneler yere düştükten on mikro saniye sonra, mineraller açıklayamadığımız bir nedenle değişip etkinliklerini kaybediyorlar. Bu kadarını yapabileceğinize inanıyoruz.’

Adam gerçekten ukalaydı. Nareed daima yanında taşıdığı ‘ilkel’ bıçağını adamın gırtlağına sokma isteğini bastırıp sorduğunu hatırladı:

‘Neden sadece iki personel? Yani bu kadar önemliyse daha büyük bir tesis kurulamaz mı?’

Yaşlı adamın otomatik lensleri genç Tozumb’a odaklanmıştı.

‘Bunu açıklamak zorunda değilim genç bayan, ama madem orada yıllarınızı geçirecekseniz sadece şunu söyleyeyim; Sarius Nava gezegeni tarafsız bölgede bulunuyor ve orada dikkati çekecek bir faaliyette bulunursak, rakiplerimizin durumu anlayıp kendi tesislerini kurmalarını engelleyemeyiz. O gezegende kimse hiçbir hak iddia edemez.’

‘Rakipleriniz?’

Nareed’in alaycı sorusuna cevabı yeni tanıştığı Şooju masanın altından Nareed’e sağlam bir tekme atarak vermişti.

‘Nareed orada mısın?’

Nareed birden irkildi.

‘Buradayım Şooju. Durum nedir?’

Sıkışık kontrol kabinini gösteren kamera, adamın yüzünü olduğundan daha soluk gösteriyordu.

‘Yine hesaplarımızı dolduruyorum. Sen de orada sıcak kumanda odasında oturmuş benim hayalimi kuruyorsun’ Şooju gülmeye başladı.

‘ Senin hayalini kurmam için…’

Gümmm… Nareed bir anda sıçradı. Ses hangar kapısından gelmişti. Geceleri ısının çok düştüğü gezegenin yüzeyinde çatlamalar olur ve bunlar duyulurdu, ama bu farklı bir sesti.

İkisi de aynı anda ‘Neler oluyor?’ diye sordular. Bir an durup ‘O neydi?’ sordukları ikinci soruydu. O zaman Nareed, Şooju’yla çok fazla birlikte zaman geçirdiklerini anladı ama bununla ilgili bir yorum yapmamayı tercih etti.

‘Ses hangar kapısından geldi. Bekle.’

Tesiste güç kaynağı olarak küçük bir nükleer reaktör olmasına rağmen, mümkün olduğunca tasarruf etmeye çalışıyorlardı. Hiçbir canlının yaşayamayacağı gezegen yüzeyini gözetlemenin gereksiz olduğuna karar vermişlerdi. Tesisi ve etrafını gösteren kamera sistemini açtı. Hangarın dışında hiçbir şey görünmüyordu. Yoğun kar yağışı görüşü iyice düşürmüştü ama bir şey olmadığına emindi.

‘Nareed?’

‘Bir şey yok gibi görünüyor. Yine de sen işini bir an önce bitirmeye bak Şooju.’

Şooju olduğundan daha çekik görünen gözleriyle kameranın altında bir göstergeye baktı. ‘Doluluk oranı kırk sekiz tark. Tamamlanma süresi…’

Bir anda kolektör’ün kamerası sallandı ve görüntü bir an için gidip geldi.

‘Şooju?’

‘Dışarıda bir şey var, araca vurdu’ Şooju kendi söylediklerine inanamamış gibi duruyordu, ama çabuk toparlandı.

 ‘Nareed tüm girişleri kilitle.’

Şooju hayatı ve kendi hayatını olabildiğince hafife alan bir adamdı. Bu yüzden sesindeki endişe Nareed’in ürpermesine neden oldu.

‘Şooju toplama işini bırak ve tesise geri dön.’

‘Bunu yapamayacağımı biliyorsun. Ana kolektör yüzde otuz üç oranında dolu. Son yağışı nasıl kaçırdığımızı hatırlarsın. Bu yağışı da kaçırırsak kim bilir bir daha ne zaman yağacak.’

Nareed adamın söylediklerini bir an için düşündü. Haklı olduğunu biliyordu. Birbirlerine düğümlenmiş halde uyandıkları sabahı hatırladı; kar çoktan yağmıştı.  Yağış uyarı sistemini kapattığını hatırlamıyordu bile.

‘Dikkatli ol’ dedi endişesini gizlemeye çalışarak.

‘Yoksa beni merak mı ettin?’

‘Şooju!’

‘Tamam. Dış yüzey kameralarını çalıştırdım.’

Donmuş gezegen yüzeyinde, manyetik iticiler sayesinde ilerleyen aracın kuvvetli rüzgârlarda sallandığını biliyorlardı; ama az önceki sallantı daha öncekilerden farklıydı.

Toplama işi bitene kadar; her ikisi de gergin, gözleri monitörlerde, konuşmadılar. Şooju fark ettirmemeye çalışsa da devamlı kameralardan aldığı görüntülere bakıyordu. Nareed, adamın gerginliğiyle dalga geçmeyi düşündü ama sonra bu fikrinden vazgeçti.

Nihayet kolektör tam dolmuştu. Hangarın kapısı kapanırken Sarius Nava’ya karanlık çöküyordu. Gecenin soğuk yüzü hangarı varlığıyla kavururken Nareed ve Şooju birbirlerine sarıldılar. Yaşadıkları gerginliğin verdiği garip hazla öpüşmeye başladılar ve sonrasında birlikte oldular. Nareed, Şooju’yu uzun zamandır bu kadar tutkulu görmemişti. Çıkarcı bir serseri olduğunu bilmese adamın kendisine âşık olduğuna yemin edebilirdi.

Odanın, koridordaki kırmızı gece ışıklarının aydınlattığı loş ortamında saatlerin nasıl geçtiğini fark etmediler bile. Dışarısı herhangi bir canlının hayatta kalmasını imkânsız kılacak kadar soğuktu ve onlar küçük metal bir odada basit hayatlarından bir günü daha bitiriyorlardı. Gündüz duydukları sesi unutmak isteğiyle; yorgun ve bitkin uyuyakaldılar.

 Nareed, rüyasında annesini görüyordu. Deniz kıyısında, kumların üzerine bir şeyler çiziyordu. Kendisi dokuz yaşındaki haliyleydi. Annesi endişeli görünüyordu. Elinden nazikçe tutup yanına oturttu. Okyanusun, sonsuzluğa uzanan mor rengi garip bir huzur veriyordu. Kendi gezegenleri olan Ramus’taydılar.

‘Bak’ dedi birden annesi ‘Ne görüyorsun?’

Daireler… Yüzlercesi. İç içe çizilmiş yüzlerce yuvarlak…

‘Nedir bunlar?’ Dokuz yaşının masumiyetiyle soruyordu. Az önce bir adamla birlikte olmuş yetişkin bir kadın değildi.

‘Hayatlarımız ve diğer yaşamlara olan etkileri.’

Dokuz yaşında bir kızın anlayabileceği bir açıklama değildi. Kafasını yana yatırıp annesine soru soran gözlerle baktı.

Annesi parmağını kaldırdı ‘Dinle!’

Güm, güm, güm…

Nareed gözlerini araladı. Standart galaksi saatiyle saat; gece üçtü. Bulundukları yer, üssün hangar kapısına en uzak yeriydi. Ama ona rağmen duyuluyordu. Şooju’ya baktı, adam uyuyordu. Sanki dev bir yumruk hangarın güçlendirilmiş adamentium kapısını çalıyordu.

‘Şooju uyan.’

Kategori: kelimelerin gücü

1 Yorum

  1. YarıAydın diyor ki:

    100, tebrikler.

Yorum Yaz