Oca
14

Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü-2

Yazan Skywalker 1 Yorum / 6.726 Kez Görüntülendi

Nareed gözlerini araladı. Standart galaksi saatiyle saat; gece üçtü. Bulundukları yer, üssün hangar kapısına en uzak yeriydi. Ama ona rağmen duyuluyordu. Şooju’ya baktı, adam uyuyordu. Sanki dev bir yumruk hangarın güçlendirilmiş adamentiumdan yapılmış kapısını çalıyordu.

‘Şooju uyan.’

Adam ağzını şapırdatarak kolunu Nareed’in üzerine attı.

‘Şooju kalkman lazım.’

Adam gözlerini araladı. Bir an sonra tamamen açtı. Sesi o da duymuştu.

‘Neler oluyor?’

‘Bilmiyorum.’ Nareed kalktı ve giyinmeye başladı. En son bıçağını aldı ve koltuk altındaki kılıfına sapı aşağıya bakacak şekilde koydu.

Şooju’da doğrulmuştu. Yüzünde alaycı bir gülümsemeyle Nareed’e bakıyordu.

‘Ne var?’

‘Dışarısı kaç fahrenhayt biliyor musun?’

‘Bunun yüzündeki sevimsiz gülümsemeyle ne ilgisi var?’

Dışarıda bu koşullarda hayatta kalan bir şey varsa, sence o bıçakla ölme ihtimali nedir?’

Soruyu sorduğu anda her ikisi de birbirlerine baktılar. Gerçekten de dışarıda; her şeyden uzak unutulmuş bu donmuş gezegende bir şey canlıysa…

Nareed kumanda odasına koşarken, arkasında Şooju’nun ayak seslerini duyabiliyordu.

Odaya girdiğinde sesler kesilmişti. Tüm monitörleri ve ısı kameralarını açtı. Görünürde hiçbir şey yoktu. Dışarıda ısı; eksi iki yüz altmış dört fahrenhaytı gösteriyordu. Sarius Nava için sıcak gecelerden birisiydi. Şooju içeri girdi ve monitörlere dikkatle baktı.

‘Yüzey kırılması olabilir mi?’

Nareed emin değildi. ‘Kırılmalar genelde vadilerde oluyor. Bu kadar yüksekte ve bu kadar düzenli bir aralıkla mı? Hiç sanmıyorum.’

‘Sanırım haklısın’ dedi Şooju.Uzun süredir, belki de ilk defa endişesi her halinden belli oluyordu. Nareed’in söylediklerini haklı bulması bile endişesinin boyutunu gösterir nitelikteydi.

‘Sabaha kadar bekleyelim. Sonra senin kuşla uçup, yukarıdan durumları görebiliriz. Ne dersin?’ Bu da bir seçenekti elbette; ama birden çalmaya başlayan alarmlar var olan ve olası tüm seçenekleri ortadan tamamen kaldırdı.

‘Uyarı, Dört numaralı türbinde güç kaybı yaşanıyor. Isıtma sistemleri devre dışı. Tesisin insan metabolizması için ölümcül seviyeye gelmesine iki standart saat on üç dakika kalmıştır.’

‘Neler oluyor burada?’ diyen Şooju, inanmak istemiyor gibi konsolu yumruklamaya başladı. ‘Ne diyorsun sen?’

Nareed adamın omzuna elini koydu.

‘Gücünü boşa harcama. Belli ki bir sıkıntı var. Onarmamız gerekiyor yoksa…’

Ana reaktörün bulunduğu hangar bölümü bir insan elinin avucu gibi düşünülürse, tesiste bir elin parmakları gibi yerleştirilmiş dört adet türbin vardı. Bunlar; nükleer reaktörün ürettiği buharla çalışan ve üssün tüm ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş askeri sınıf araçlardı. Nareed düşünmek istemese de; esrarengiz sesleri duymaya başladıkları günde, türbinin bozulmasının, rastlantı olamayacak kadar art arda olduğu sonucuna varıyordu.

‘Güneşin doğmasına ne kadar var?’

‘Bakalım. Altı saat yirmi dört dakika on altı saniye.’

‘Dış yüzey kıyafetleri bizi o kadar süre tutmaz.’ Şooju kendi kendine konuşuyor gibiydi. ‘Belki de içeriden halledebileceğimiz bir durumdur? Reaktörün altından geçerek bakım tünellerinden dört numaraya ulaşabilirim.’

Şooju’nun söyledikleri mantıklıydı, ancak; ‘Problem dışarıdaysa?’

Nareed’in aklına bakım onarım robotu geldi. Çok fonksiyonel değildi ama yine de bir seçenekti. Ama gezegenin gece ısısında hiç denenmemişti ve arızalanması vakit kaybından başka bir şey olmayacaktı. Başka bir yol bulunmalıydı elbette sıkıntının ne olduğunu tespit edebilirlerse…

Bunun da tek yolu vardı.

Nareed 4 numaralı türbinin olduğu bölgenin kameralarını açtı. Gezegen yüzeyindeki kar, geceleri mor bir ışık veriyordu ve aydınlatmaya gerek olmadan kameralara yeterli ışığı sağlıyordu. Gezegenin tek lüksü buydu.

‘Monitörlerde hiçbir şey yok. Dört numaraya biraz daha yakınlaştıracağım. Sistem; altı numaralı kameraya on sekiz odaklanma, kristal berrak.’

Üssün kumanda sistemi, nefes alıp veren iki ayaklı sahibinin dediğini yaptı.

‘Altı numaralı kamera; on sekiz odaklanma, kristal berrak, sağlandı.’

Şooju ve Nareed tüm dikkatleriyle monitördeki görüntüye bakıyorlardı. Dört numaralı türbinin dış yüzeyinde Şooju’nun vücudundan daha kalın bir buz kütlesi saplanmış duruyordu. Türbini koruyan ve hangar kapıları kadar sağlam olmayan bölmenin dış yüzeyini kuvvetli bir fırtınada bu kalınlıktaki bir buz kütlesi delebilirdi. Ya da en azında Nareed buna inanmak istiyordu.

‘Demek gürültünün sebebi buymuş.’ Şooju rahatlamış gibiydi. Eli çenesinde bir şeyler düşünüyordu. Nareed Uzakdoğulu adamın yüzündeki ifadeyi iyi biliyordu.

‘Aklından bile geçirme.’

‘Neden? Yoksa odada ateş yakıp öylemi ısınmayı düşünüyorsun?’

‘Şooju!’ Nareed endişesini gizlemeye çalışmamıştı.

‘Nareed, Başka şansımız olmadığını biliyorsun. Dış yüzey elbisesi on standart dakika dayanabilir ve bu kadar süre buzu kesip deliği yamamak için yeterli.’

Şooju, zengin bir Uzakdoğulu tüccarın beş çocuğunun en küçüğüydü. Nareed’e anlattığı kadarıyla; disiplin bağımlısı ve şefkat yoksunu bir babadan kaçmanın en iyi yolu kendisinden nefret ettirmekti. Şooju’da öyle yapmıştı. Bitiremediği üç üniversite, bir askeri lise ve sayısız işten sonra, yaptıklarının aşırıya kaçtığını fark etmişti ama Şooju için çok geçti. Babası onu mirasından ve evlatlıktan reddedmişti.

O andan sonra, hayatı hafife alan adam için her şey zorlaşacak ve sonunda maddi gücün galakside yaşamak için ne denli önemli bir olgu olduğunu anlayacaktı. Nareed’le hayatları iş görüşmesinde kesiştiğinde, düzinelerce işte çalışmış, elinden her türlü iş gelen; fakat hiçbirisinde kusursuz olmayan bir adamdı. Bu ana kadar, geçmişinde öğrendiklerinin çoğunu Sarius Nava’da uygulamak zorunda kalmamıştı.

‘Isı gittikçe düşüyor ve orada en ufak bir aksilikte anında ölürsün.’

‘Ölmem dedi Şooju ‘Sen varsın ya.’ Gülüşünde farklı bir şeyler vardı ama Nareed isimlendiremedi, belki samimiyet? Belki de Şooju, düşündüğü kadar bencil bir adam değildi.

 

 

Geçiş odasında her şey hazırdı. İki yüz altmış kiloluk dev kıyafetin içinde küçük bir çocuk gibi görünen Şooju gülerek kameraya baktı.

‘Beni duyduğunu söyle.’

‘Açık ve net.’ Nareed bir yandan da elbisenin içindeki sistemin uzaktan kontrol logunu giriyordu. Dev elbise, içindekine bir şey olması halinde uzaktan kontrol ile hareket ettirilebiliyordu. Hiçbir şeyi şansa bırakmak istemeyen Nareed, Şooju’nun konuşmasını cevaplamadan işine devam etti.

‘Sana en sevdiğim şarkıyı mırıldandığımda duymanı istiyorum.’

Şooju, gerginliğini yaşamı hafife alan, alaycı tarzıyla örtmeye çalışıyor olabilirdi ya da gerçekten; geçmişinde bir noktada yaşamı ciddiye almayı unutmuştu. Nareed ise tam aksine çok gergindi. Göstergede gezegenin şu anda ki ısısı eksi iki yüz seksen fahrenhaytı gösteriyordu ve ne olduğunu bilmediği; ama rastlantısal olmak için fazla düzenli ve daha önce hiç duymadıkları sesler duymuşlardı. Sanki birisi ya da bir şey kapıyı çalıyordu.

Gezegende hiçbir yaşam formunun olmadığı kendilerine söylenmiş olsa da, Nareed belli bölgelere yaptığı düzenli keşif uçuşlarında, uçsuz bucaksız beyazlıktan  başka bir şey görmemiş olsa da; Sarius Nava’nın bütünüyle keşfedilmemiş bir gezegen olduğunu biliyorlardı. İlaç firması buraya çok değerli keşiflerini toplamak için üs kurmuşlardı. Gezegenin geri kalanı sadece detaydı.

Üssün ana işlemcisinin sesi duyuldu.

‘Geçiş odasının ısısı, bulunulan koordinatlardaki dış yüzey ısısı ile eşitlenmiştir. Dış kapının açılması için sesli onay gerekmektedir. Odadaki personel sayısı; bir, ağırlığı üç yüz otuz dört kilodur.

Kendi ağırlığının neredeyse dört katı ağırlığındaki elbisenin servo motorları ahenkli sesler çıkartmaya başladı ve Şooju kapının önüne geldi. Geçiş odasında, kütle ağırlığına göre; hipotermiyaya maruz kalmadan, düzenli geçiş ile personelin ısısı ayarlanıyordu. Şooju’nun sesi duyuldu.

‘Yetkili isim Şooju Maramatu, dış yüzey elbisesinin tüm kontrolleri yapıldı sistemler optimal etkinlikle çalışıyor. Kapının açılmasını onaylıyorum.’

‘Sesli onay sağlandı. Şooju Maramatu; kapı açılıyor.’

Derinden gelen bir klik sesi ile kalın kapı yavaşça açılmaya başladı, Üssün içinde çalan alarm, kapı kapanıp Şooju dışarı çıkınca sustu. Nareed, monitörden gelen servo motorlarının sesiyle ve Şooju’nun nefesiyle baş başa kalmıştı. Tesis soğumaya başlamıştı ve alt katlardan, genleşen metalin homurtuları duyuluyordu.

‘Şooju beni duyabiliyor musun?’

‘Evet, duyuyorum güzellik.’

Şooju’nun yaşamsal verileri Nareed’in önündeki monitörde görülüyordu.

‘Şimdilik durumun iyi görünüyor.’

Bir yandan da geri sayım saatine baktı. Yaşanabilir ısı seviyesi bir saat on altı dakika sonra geçilecekti. Sonrası… Sonrasının hiçbir önemi yoktu.

Doksan altı metre. Geçiş odasının kapısı ve dört numaralı türbin arasındaki mesafe tam bu kadardı. Şooju, engebesiz zeminde ve ağır elbisesiyle bu mesafeyi dört dakikada aldı. Servo motorlarda soğuktan etkilenmişe benziyordu. Kol hareketlerini sağlayan üç çift motor isteksiz çalışıyorlardı.

‘Servolarda sorun olabilir’ dedi Şooju normal bir şeyden bahsediyormuş gibiydi. Kafasının iki katı büyüklüğündeki başlığın içinde; ensesindeki mini kameradan gelen görüntüleri görebiliyordu.

‘ Isı devamlı düşüyor. Elbisenin test edilmiş alt sınırı üç yüz elli. Unutma.’

Şooju sanki güzel bir espri duymuş gibi kahkaha attı.

‘Tamir edemezsem farkı olmayacağını biliyorsun değil mi?’

Adam her ne kadar sinir bozucu olsa da haklıydı. Üssün içindeki ısıda giderek düşüyor ve vakitleri daralıyordu, buna ek olarak gezegenin ısısı hiçbir şeyin hareket etmesine izin vermeyecek kadar düşüktü.

‘İşini yap zevzek.’

‘Biliyor musun siz kopyaların sorunu nedir? Her şeyi çok fazla ciddiye alıyorsunuz.’

Nareed sinirlendi. Kopya olarak çağrılmaktan, tanıdığı bazı Tozumblar gibi rahatsız olmuyordu. Ama içinde bulundukları durum gerçekten ciddiye alınması gereken bir durumdu ve Şooju her şeyi kocaman bir şaka olarak görüyordu.

‘Hey dur bir dakika, bir şey gördüm.’

Nareed’in gerginliği Uzakdoğulunun söyledikleriyle farklı bir seviyeye geçti.

‘Ne gördün? Neler oluyor?’

Şooju’nun başlığındaki kameranın verdiği görüntülere dikkatlice baktı; ama bir şey göremedi. Şooju bacağındaki kılıfta duran silahı çıkartınca Nareed yerinde doğruldu.

‘Şooju, ne gördüğünü söyle?’

‘Sanırım cesaretini gördüm Nareed. Bu durumun kanyonda uçmaya benzemediğini söyleyerek kaçıyordu.’ Ve Şooju kahkahayı patlattı.

Bu kadarı Nareed için çok fazlaydı. Basit, hatta sıkıcı bir işin rutinini kırmak amacıyla; kendi hayatı üzerine, kontrolünde, kumar oynaması ayrı bir durumdu, içinde bulundukları ise bambaşka bir durum…

Şooju’nun bağırsaklarını bıçağıyla deşip ayaklarının hemen dibine dökmek istedi ama onun yerine ‘Umarın donarak ölürsün Şooju’ diyerek monitörü kapattı.

Kategori: kelimelerin gücü

1 Yorum

  1. Anonim diyor ki:

    Teşekkürler Leia,Takibe devam edin ve bilim-kurgu fantezi seven herekese duyurun.Selamlar

Yorum Yaz