Oca
22

Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü-3

Yazan Skywalker 0 Yorum / 549 Kez Görüntülendi

Şooju’nun başlığındaki kameranın verdiği görüntülere dikkatlice baktı; ama bir şey göremedi. Şooju bacağındaki kılıfta duran silahı çıkartınca Nareed yerinde doğruldu.

‘Şooju, ne gördüğünü söyle?’

‘Sanırım cesaretini gördüm Nareed. Bu durumun kanyonda uçmaya benzemediğini söyleyerek kaçıyordu.’ Ve Şooju kahkahayı patlattı.

Bu kadarı Nareed için çok fazlaydı. Basit, hatta sıkıcı bir işin rutinini kırmak amacıyla; kendi hayatı üzerine, kontrolünde, kumar oynaması ayrı bir durumdu, içinde bulundukları ise bambaşka bir durum…

Şooju’nun bağırsaklarını bıçağıyla deşip ayaklarının hemen dibine dökmek istedi ama onun yerine ‘Umarın donarak ölürsün Şooju’ diyerek monitörü kapattı.

Dışarıda ne olduğunun hiçbir önemi yoktu. Sakinleşmek için bir süre yalnız kalması gerekiyordu. Üzerinde eksi yüz fahrenhayta kadar dayanıklı özel kıyafetiyle kumanda odasının nispeten sıcak ortamında bir süre öylece durdu. Korktuğu şey ölüm değildi. Hayır, kesinlikle değildi… Onun korktuğu şey; burada ölmekti. Sadece iki kişinin yaşadığı, bu zavallı gezegende, bir zavallı gibi ölmek. Parası yüzünden kabul ettiği bu işin karşılığını, karşılığında feda ettiklerini geri alamadan ölmek… Vücuduna yayılan soğukluğun öfkesinden mi yoksa giderek soğuyan havadan mı olduğunu bilemiyordu.

Sinirlerine tekrar hâkim olup Şooju’nun monitörünü açtığında, aradan yedi standart dakikanın geçtiğini gördü. Şaşırmıştı ama bir şey söylemedi. Uzakdoğulu adamın başındaki kameradan türbinin dış yüzeyine saplanmış buz kütlesini görüyordu. Lazer kesici ile buzu kesmiş Şooju’nun durup etrafına baktığını gördü. Sessizliğini korudu.

‘Hey orada mısın Nareed? Özür dilerim. Biraz iyimserliğin havayı ısıtacağını düşündüm tamam mı? Nareed?’

Daha fazla suskunluk…

Şooju’nun kestiği buz ayaklarının dibindeydi. Oluşan deliğin üzerine koyduğu metal yamayı, bölmenin dış yüzeyine kaynatan lazerin mavi ışığı güçlükle yanıyor gibiydi. Şooju’nun durup tekrar etrafına baktığını gördü. Bir şeyler Uzakdoğulunun huzurunu kaçırmışa benziyordu. Nareed’in bağlantıyı tekrar kurduğundan habersiz olan Şooju kendi kendiyle konuşmaya başladı. Tabi tüm bunlar adamın saçma espri anlayışının yeni bir ürünü de olabilirdi.

‘Evet becerikli. Çabuk bitir ve eve dön. Burası ürkütücü olmaya başladı.’

Bu, Nareed’in nefesinin hızlanmasına neden olmaya yetmişti. Bu adamı heyecanlandıracak hatta korkutacak bir şeylerin var olduğunu bilmek güzel bir histi, ama bunu kutlamak istemiyordu.

‘Nareed’ dedi tekrar Şooju, nabzı biraz artmıştı. Monitörden görülüyordu.

‘Hadi ama, nedir bu kadar kızdığın?’

Nareed, adamın gerçekten bir şeylerden tedirgin olduğuna ikna olmuştu.

‘Sensin beyinsiz insan. Neler oluyor orada?’

Kısa bir şaşkınlıktan sonra Şooju güldü. Ama gülüşünde Nareed’e her zaman çekici gelen umursamaz ve içten olan o hal yoktu.

‘Bilmiyorum. Sanırım sessizlik rahatsız edici oldu.’

Nareed tam adamın cesareti ile ilgili bir şeyler söyleyecekken durumu fark etti. Dışarıda gerçekten de tam bir sessizlik vardı. Fırtına, rüzgâr, esinti, hiçbirisi… O zaman buz parçası buraya nasıl saplandı?

‘İşini çabuk bitirmeye bak ve buraya dön. Tam üç dakikan kaldı. Servolar donarsa canlı olarak gömüldün demektir.’

‘Cesaret veren sözlerin için teşekkürler. Bitmek üzere.’

Yama bitmek üzereydi. Birden Nareed’in aklına çok basit bir hesap geldi. Şooju dört numaralı türbine dört dakikada varmıştı. Bu da dönüşünün aşağı yukarı bir bu kadar daha süreceği anlamına geliyordu ama şu anda Şooju’nun tam iki dakika kırk üç saniyesi kalmıştı.

‘Şooju bir problemimiz var.’

‘Şimdi bitiyor güzellik. Geldiğimde söylesen?’

‘Gelebilirsen’

Bu yorum Şooju’yu, dışarıdaki ölümcül soğuktan daha çok etkilemiş gibiydi.

‘Ne demek istiyorsun Nareed?’

‘Geri dönmek için vaktin kalmadı.’

Nareed bunu başka türlü nasıl söyleyebileceğini bilmiyordu. Şooju yaptığı işi bir an için bırakarak başlığın içindeki kameraya baktı. Sonra birden Nareed’in söylediklerini duymamış gibi kaldığı yerden işine devam etti.

‘Şooju beni duydun mu?’

‘En azından birimizin sağ kalma ihtimali var. Şimdi şunu bitirmeme izin verecek misin?’

‘Aptal insan. Bırak ölsün’ dedi içinden bir ses, ‘Kapat monitörü ve ölmesine izin ver.’

 Ama ‘kopyaların’ iradeleri, taklit ettikleri söylenen insanlardan çok daha güçlüydü. Nareed’in aklına bir anda bakım robotu geldi. Hemen kumanda konsolunun başına geçti ve on tekerlekli robotun sistemini aktif hale getirdi. Hangarın ana kapısının yanındaki bölmeyi açtı ve robotu eline taktığı kumanda ile hareket ettirdi. Çıktığı bölmeye adamentium kablo ile bağlı araç, düz zeminde zorlanmadan ilerlerken, Nareed bir taraftan Şooju’nun durumuna bakıyordu. Birden adamın elindeki lazer kaynağı düştü ve Şooju titremeye başladı.

‘Şooju! Beni duyuyor musun? Şooju, biraz daha dayanmalısın. Bakım robotunu yolladım. Bir şansımız daha olabilir.’ 

Nareed kendi ağzından çıkanların tek bir kelimesine bile inanmıyordu. Şooju hipotermiya halinde, şoka girmeden önceki son evreyi yaşıyordu. Başlıktaki kameralarda adamın istemsiz titremesine ayak uydurmuş, titriyorlardı.

Şooju ‘Naa-rrr-eeddd’ dedi fısıldayarak ‘Yyyyy-ama tammm…’ sözleri yarıda kaldı. Nareed Uzakdoğulunun ne demek istediğini anlamıştı.

‘Dört numaralı türbin sistem kontrolü, öncelikli başlama protokolü.’

‘Protokol başlatıldı. Kontroller yapılıyor. Oda içi basıncı…’

Nareed gerisini dinlemedi. Hala, az da olsa vakti olduğunu biliyordu. Tek yapması gereken; bir buçuk dakika içinde Şooju’yu geri getirmekti. On tekerlekli bakım robotu Şooju’nun yanına vardı. Dev elbise donmuş gibi öylece duruyordu.

Şooju’nun nabzı yavaşlamıştı ve elbise test edilen minimum seviyeye yaklaşan ısıya hala dayanıyordu.

‘Sistem kontrolleri tamamlandı. Dört numaralı türbine buhar akışı başladı. Tahmini iç ısınma süresi iki dakika on dokuz saniyedir.’

Bu haber bugün yağan kardan bile daha güzeldi. Robotun yapay kollarıyla elbisenin bel kısmındaki standart kanca yerlerinden tuttu ve dev elbiseyi geri çekmeye başladı. Tek bir deneme şansı olacaktı. Elbise robotun ağır yük taşımak için hazırlanmış üst kısmına düşmezse, üç yüz otuz dürt kiloluk ağırlığı bu soğukta tekrar kaldırması imkânsız olacaktı. Nareed, giydiği özel kıyafeti adeta delerek, kemiklerine işleyen soğuğa rağmen terlediğini hissediyordu.

Tüm dikkatini vermiş elbiseyi ve içindeki baygın ‘iş’ arkadaşını robota çekiyordu ki konsoldaki dört monitörün görüntüleri aynı anda kesildi. Nareed gergin ‘Neler oluyor?’ dedi. ‘Sistem?’ Sesindeki annesinin otoriter tonlamasını duymazdan geldi.

‘Düşük ısı yüzünden kameraları koruyan bölmeler çatlamıştır. Kameralar soğuğa maruz kaldılar. Dört monitör kullanım dışıdır.’

Sarius Nava gecelerinin, insanın kanını gerçek anlamda donduran ısısında kameraları kullanmalarına gerek olmadığı için özel koruma bölgelerinde saklı kalan kameralar zarar görmemişti. Ama bu gece…

‘Hadi Şooju inat etme. Hadi, hadi.’ Klang. Elbise, tüm direnişine rağmen robotun üstüne düştü. Saate baktı, elbisenin hayat destek sistemlerinin durmasına sadece elli beş saniye kalmıştı.

Makara sistemine maksimum süratle geri sarma komutu vererek kumanda odasından çıktı. Şooju’yu karşılaması gerekiyordu. Tesisin dar koridorlarından geçen buhar dolu borular, ısınmaya başlamıştı bile.  Yüzüne belli belirsiz vuran ısıyı memnuniyetle karşıladı. Geçiş odasının kapısına vardığında elindeki kumandanın ekranında otuz üç saniye gösteriyordu. Arka arkaya bağlı çift motorlu makara şikâyet eder gibi homurdanarak, robotu ve üzerindeki ağır yükü üsse doğru çekiyordu.

‘Sistem, hipotermiya için altıncı seviye alarm. Sağlık robotunu geçiş odasına gönder.’

Nareed’in sözleri elindeki kumandadan gelen uyarı ile yarıda kesildi. Makara sistemi durmuştu. Olabilecek en kötü şey; Şooju’nun yirmi saniye uzağındayken ölmesiydi. Kumandanın üzerindeki, makara sistemini çalıştıran düğmeye basmaya başladı. Bir taraftan küfür ederken, bir taraftan da delice düğmeye basıyordu.

On dört saniye, on üç, on iki…

Kategori: kelimelerin gücü

Yorum Yaz