Şub
11

Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü-Final

Yazan Skywalker 0 Yorum / 757 Kez Görüntülendi

Personel taşıyıcısının kızakları kara gömülüp motorlar öldüğünde; geminin arka tarafında bulunan kapak açıldı ve beş kişilik grup temkinli adımlarla aşağıya indi. Öndeki iki adam, ellerinde taarruz tipi Dax–3 seri lazer atıcılarıyla ilerlemeye başladılar. Ortadaki adamın silahı yoktu, arkadaki ikili de tıpkı öndekiler gibi ellerinde silahları, temkinli ilerliyorlardı. Geçiş kapısına geldiler ve öndekilerden bir tanesi giriş kodunu tuşladı. Nareed’in devre dışı bıraktığı kodlar kapıyı açmadı. Ortadaki adam yaklaştı ve kapının yanında duran kontrol paneline eğilerek bir şeyler söyledi. Bir an sonra geçiş kapısı derin bir Kling sesi ile açıldı.

Öndeki ikili içeri girdi ve odayı kontrol ettikten sonra diğer üç kişiyi içeri aldılar. Geçiş odasının kapısı kendisini, Sarius Nava’nın soğuk yüzüne bir kez daha kapattığı anda hepsinin kaderi kesinleşmişti.

Tesisin ana işlemcisinin sesi duyuldu ve ziyaretçiler gergin, başlıklarının altından birbirlerine baktılar. Odanın ortasında  başlıklı bir dış yüzey kıyafeti hareketsiz, hepsine tepeden bakıyordu.

‘Geçiş odasının ısısı, bulunulan koordinatlardaki üs ısısı ile eşitlenmiştir. İç kapının açılması için sesli onay gerekmektedir. Odadaki personel sayısı beş, ağırlığı bin yedi yüz altmış altı kilodur.’

Özel tasarlanmış dış yüzey elbisesine göre çok daha hafif olmalarına rağmen kıyafetlerin içinde rahatsız görünen silahlı adamlar kapıya doğru döndüler.

‘Doktor Kosugan Tor. Üst Protokol x; Sarius, bematid, Nava, 4. Önceki tüm kodlar iptal edilmiştir. Kapının açılmasını onaylıyorum. Tesisi…’

Doktorun sözleri acı bir çığlıkla kesildi. Odanın ortasında duran dış yüzey elbisesinin servo motorları bir anda çalıştı ve eli silahlı adamlardan birisini başlığından tutup sıkmaya başladı. Adamın kırılan kafatasının sesi duyulduğunda, doktorla birlikte gelen özel güvenlik görevlileri lazerlerini dev elbiseye boşaltmaya başlamışlardı. Dev elbise, parmaklarını açtı ve güvenliğin cansız vücudu yere yığıldı. Sola döndü ve topallayan yaşlı bir adam gibi diğer görevliye doğru ilerlemeye başladı.

‘Servolara!’ diye bağırdı elbisenin arkasında kalan güvenliklerden bir tanesi. Taarruz tipi silahların ortak özelliği olan yüksek imha gücü servo motorları birkaç atışta etkisiz hale getirmişti ama dev elbise yıkılırken beraberinde üstüne yürüdüğü diğer görevliyi de yıkmıştı. Tüm olan biten birkaç saniye içinde olmuştu. Doktorun dehşet dolu bakışları arasında dev kıyafet, köşeye sıkıştığı için kaçamayan güvenlik görevlisinin üstüne yıkıldı ve başlık çatladı.

Ayakta kalan silahlı iki adam şimdi tüm ateş güçlerini elbisenin içinde olduğunu düşündükleri saldırganın başına yöneltmişlerdi. Dış yüzey kıyafetinin servo motorları parçalanmış olabilirdi ama kıyafetin oldukça dayanıklı dış yüzeyini delerek ete ulaşmak için bundan çok daha fazlası gerekiyordu. Başlığın adementiyum elyaftan yapılmış ön kısmı birkaç saniye sonra patladı ve Şooju’nun kafası,ya da geriye kalanı ortaya çıktı.

Doktor şaşkındı. ‘Şooju?’

‘Şooju değil’ dedi Nareed.

Tüm dikkatlerini dev elbiseye çevirmiş üçlüye ve vakit kaybetmeden, hemen arkasında durduğu adama elindeki kesici lazeri sapladı. Güvenlik görevlisi silahını attı ve üstündeki elbiseyi acımasızca delerek değerli vücuduna ulaşmaya çalışan makineden kurtulmak istedi; ama çok geçti. Yaklaşık iki saniye içinde lazer ışınları elbiseyi delerek adamın etine ulaştı ve sırtından çıkarak durdu. Güvenlik cansız yere düşerken Nareed çevik ve nedenini bilmediği bir süratle güvenliğin düşürdüğü silahı almış ve geriye kalan tek güvenliğe ateş ediyordu. Sayıca üstün olan düşmanı yenmenin en başarılı yolunun sürpriz saldırı olduğunu savaşta öğrenmişti. Dikkatlerini dağıt ve beklenmedik bir anda saldır. Üçüncü atışta son güvenlikte yere cansız yığıldı. Geriye bir tek doktor Kosugan Tor kalmıştı.

‘Onu öldürme’ diye fısıldadı yaşam formu, emir veriyor gibiydi. Nareed duyduğu öfkeyle bir an için kontrolünü kazanacağını hissetti; ama sonra eşsiz varlığın vücudunda olmasından duyduğu minnetle, sahibinin komutlarına uyan bir robot gibi davranmaya devam etti.

Doktoru büyük bir güçle duvara vurdu. Adam korku içinde olduğu yere düşerken Tozumb’lu Nareed ilkel bıçağını çekmiş adamın başlığını çıkartıyordu.

‘Nareed hayır. Lütfen Nareed. Düşüncelerine hükmetmesine izin verme. Bunları yapan sen değilsin.’

Doktor neler olduğunu gayet iyi biliyor gibiydi. Bu Nareed’in kızgınlığını daha da arttırdı. Başlığı öfkeyle savurdu ve adamın gırtlağına bıçağını dayadı. İlkel aletin üzerine süzülen kana bakmadı bile. Keskin bıçak doktorun boğazında derin olmayan bir kesik açmıştı. Biraz bastırsa…

‘Bize yalan söyledin!’ diye bağırdı. Yaşam formunun kendisini sakinleştirmeye çalıştığını hissediyordu. Kontrolü ele almaya çalışıyordu.

‘Biliyordunuz! Burada bir şey olduğunu biliyordunuz ama buna rağmen bizi buraya gönderdiniz. Sizin yüzünüzden Şooju…’ Nareed birden iş arkadaşını nasıl öldürdüğünü hatırladı ve utanarak sustu.

‘Hayır Nareed yalan söylemedik.’ Doktorun sesi titriyordu.

‘Evet, sizi işe aldığımızda gezegendeki yaşam formunu tespit etmiştik ama başkasına rastlamamıştık ve onu da kontrol altına alarak, Tortuma’daki labaratuvara nakletmiştik.

‘Belli ki yeteri kadar alamamışsınız.’ Dişlerini sıkıyordu. Bir hareketle adamın kafasını gövdesinden ayırabilirdi. Nareed’e tutan tek şey içindeki varlıktı.

‘Dinle beni Nareed. Bulduğumuzda ilkel bir yaşam formuydu. Gezegen yüzeyine düşen mikroskobik bir canlının, minerallerle birleşmesinden var olduğunu düşündüğümüz yeni bir tür canlıydı. Bu koşullarda hayatta kalabilen bir canlı… Bize pek çok konuda yeni ufuklar açabileceğini düşündük.’ Ölümün nefesini yakınında hissedden adam heyecanla anlatıyordu.

‘Çeşitli deneylere tabi tuttuk. Ona bilgi verdik. Önceleri tepki alamıyorduk ama sonradan gösterilen farklı görüntülere farklı dalgalar yayarak tepki gösterdiğini fark ettik. Konuşmayı denedik. Tepkiler vermeye başlamıştı. Sonra biraz daha deney yapmak için, yapısını oluşturan buz kristallerinden almaya başlayınca onun da tavırları değişmeye başladı. Sandığımızdan çok daha ileri seviyede bir bilince sahip olduğunu anladığımızda ise her şey için çok geçti. Labaratuvarda çalışan bir görevlinin bedenine girdi. Adama bir gemi çaldırdı ve engellemek isteyen iki arkadaşını öldürttü. İçindeki şey Nareed; hayatta kalmaktan başka  dürtüsü olmayan doğal bir katil.’

‘Yeter!’ diye haykırdılar. Nareed bıçağın dibiyle doktorun burnunu kırdı. Adam eldivenine dolan kana şaşkın bir halde bakıyordu.

‘Burnumu kırdın!’

Nareed umursamadı. ‘Onun parçalarını almışsınız. Kendisinden olanların ölümünü seyrettirmişsiniz.’

‘Yanılıyor! Bilemezdik.’ Doktorun sesinde konuşmanın sonuna yaklaşıldığını anlamış bir tavır vardı.

‘Spektrum analizlerini kaç canlı biliyor?’

‘Yaptığınız spektrum analizlerini kaç canlının bildiğini öğrenmek istiyor.’

Doktor Kosugan Tor vereceği cevabın hayatını kurtarabileceğini düşünüyordu.  Ama yanılıyordu. ‘Pek çok kişi’ dediği anda Nareed içinde duyduğu karşı koyulamaz öldürme arzusuna yenik düşerek doktorun gırtlağını kesti.

‘Hayır!! Aptal iki ayaklı. Eğer doktorun içine yerleşebilseydim, bunlardan kurtulabilirdim ama şimdi…’

Nareed beyninde duyduğu müthiş ağıryla iki büklüm yere düştü. Varlığın hissettikleride zaman ilerledikçe Nareed’e geçmeye başlamıştı. Kadına verdiği acının hazzını duyan yaşam formunun gezegen kadar büyük bir egosu vardı. Kontrolün tamamen kendisinde olduğunu düşünüyordu. Nareed’e her istediğini yaptırabileceğini bilmenin rahatlığına doktoru ele geçirmemiş olmanın verdiği rahatsızlık ve kızgınlık gölgeliyordu.

Yaşam formu kontrolün tamamen kendisinde olduğu kısımda yanılıyordu. Nareed’e verdiği acı dayanılması güç boyutlardaydı; ama nedense kıvranmasına neden olan bu acı düşüncelerini berraklaştırıyor, kendisini varlıktan ayırarak olayları muhakame etmesini sağlıyordu. İşte o berraklık anında Nareed’in kafasında olan tek şey; tehlikeli olan bu yaşam formunun gezegenden çıkmaması gerektiğiydi. Sonucu ne olursa olsun.

‘Hükmettiğim insana göre daha dirençlisin. İraden benimle savaşıyor ama sonunda anlayacaksın; ben basit bir yaşam formu değilim: Ben bir dünyayım.’

Yavaş yavaş Nareed’e verdiği acıyı azalttı. Başka bir plan yaptığını hissediyordu. Ne olduğunu anlamamıştı ama bunun önemi kalmayabilirdi. Düşünceleri henüz bulanıklaşıp varlığınkilere karışmadan önce bir şeyler yapmalıydı.

‘Ona ne yaptın? Hükmettiğin insana.’

‘Dünyama getirmesini sağladım. Gemilerinizden biriyle buraya geldik.’

Nareed hala düşünebiliyordu.

‘Ama gemi atmosfere girmiş olsaydı kurulmuş olan uyarı sistemi mutlaka tespit ederdi.’

Daha sonra üssün kayıtlarını seyredecekler Nareed’in akıl sağlığını yitirdiğini düşünecekler belki de cinnet geçirdiğine inanacaklardı. Kendi kendine konuşuyordu.

Yaşam formu kulağına fısıldadı

‘Hayır gezegenime geminizle gelmedim. Sisteme girdiğimizde insanın vücudu tutarsız tepkiler göstermeye başladı. Karşı koymaya çalışıyordu. Geminin kumanda sistemine zarar verdi. Beni engellemeye çalışıyordu ama bunu başaramadı. Kendisiydi gezegenime kavuşmamı sağlayan. Sistemin içinde başı boş gezen meteorlardan…’

Bir anda Nareed’in aklına karın yağmaya başladığı anlar ve atmosfere yanarak giren meteor geldi. ‘En azından son anında parladın’ dediği meteor…

‘Evet oydu’ dedi varlık. Nareed’in düşüncelerini tekrar okumaya başlamıştı.

‘Zaman dediğiniz olgu benim için önemsiz ama sizler için çok önemli o yüzden acele et. Gezegenimde kalabilirim ama beni aramaya gelecekler. O yüzden şimdilik buradan ayrılmalıyım ve sen beni saklayacak araçsın.’

Düşünce çok basit ama kusursuzdu. Saklanması için Nareed’e ihtiyacı vardı ve bu yüzden daha iyi bir seçeneği olana kadar Nareed’in sağ kalmasına izin veriyordu.

‘Gemine gidiyoruz. ‘

Nareed itiraz etmeden Torber 4’ün bulunduğu hangar’a yöneldi.

‘Kalkış protokolleri başlatılsın.’

Sistemin sakin ama kararlı sesi duyuldu.

‘Tüm protokoller üst protokol tarafından iptal edilmiştir. Protokol başlatma yetkisi yönetici Kosugan Tor’dadır.’

Nareed ve yaşam formu bunu beklemiyorlardı. Torber 4’ü çalıştırsa bile hangarın kapıları asla açılmayacaktı. İradesi, ya da ondan geriye ne kaldıysa, duyduklarına sevinmişti. Bu, yaşam formunu burada tutacak bir durumdu. Ama Nareed’in sevinci kısa süreli oldu.

‘Doktor ve yanındakilerin geldiği diğer araca gitmeliyiz.’

Tekrar geçiş odasına yöneldiğinde Nareed içinde ciddi bir fırtınanın başladığını hissediyordu. Benliği ve yaşam formu mutlak hakimiyet için yeniden savaşmaya başlamışlardı. Doğru düşünemiyordu. Birden durdu.

Sesli olarak ‘Hiçbir yere gitmiyorum’ dedi.

Başında hissettiği müthiş acıyla yere düştü.

‘Sen bir araçsın ve bende senin sahibinim. Dediklerimi yapacaksın.’

‘Asla!’ dedi Nareed acıyla sıktığı dişlerinin arasından.

Acı bir kat daha arttı. Dayanılacak türde değildi. Daha önce tattığı hiçbir acıya benzemiyordu.

‘Seni öldürmeyeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun.’

Nareed acıya daha fazla dayanamadı ve bayıldı.

 

Gözlerini araladığında personel taşıyıcının pilot koltuğundaydı. Sarius Nava’da yine kar başlamıştı. Gözleri bulanık, ağrının vücuduna verdiği yorgunlukla tükenmiş bir halde etrafına baktı. Yalnızdı. İçindeki yaşam formunun konuşmasını bekledi. Geminin camına çarpan kristallerin sesinden başka bir ses yoktu.

Gemiye nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştı ama düşünmeye başladığı anda dayanılmaz bir ağrı Nareed’i vazgeçirdi. Nasıl geldiğinin ne önemi vardı ki? Önemli olan aracın içinde olmasıydı. Şimdi, Sarius Nava’nın içinde bulunduğu sistemdeki en kalabalık gezegene bir rota çizip, sonrasında istediği kadar dinlenebilirdi.

Kalkış için itici motorları çalıştırdı. Motorların ısınarak tam kapasiteye gelmeleri dokuz saniye sürdü. Bu arada Nareed, diğer canlıların arasına karışıp bu yaşananların hiçbirisi olmamış gibi davranmak üzere karar aldı. Ne kadar canlıların arasında olursa başkalarının onu fark etmesi o kadar zor olacaktı.

İtici motorlar ilaç firmasının servetinin bir kısmını eriterek gökyüzüne yükselirken Nareed içinde garip bir hüznün yayıldığını hissetti. Bu derin beyazlığa düşündüğünden daha çok bağlanmıştı. Var olduğu yer gibi hissediyordu.

‘Yükseklik 1200 metre. İticilerin devreden çıkması için onay veriniz. Atmosfer roketleri ateşlemeye hazır.’

Nareed bir an irkildi. Yalnızlık çabuk alışılacak bir duyguydu ve kendi kendine yeteceğini bilmesi bu duygudan korkmasını engelliyordu. Eşsizdi, tekti ve evrende öğreneceği çok şey vardı. Gezegenine geri dönmeden önce peşindekileri tamamen atlattığına iyice emin olmalıydı. Belki başka hayat formlarıyla birleşecek ve eşsiz varlığıyla onları onurlandıracaktı. Nareed’in yüzünde farkında olmadan bir gülümseme belirdi.

‘Atmosfer roketlerini devreye sok.’

Ufuk çizgisinin üstüne çıkmaya başladığında; Sarius Nava’nın görkemli dağlarından yayılan mor ışığa göz takıldı. Gezegenin eşsiz karından yayılan büyüleyici ışık Nareed’i bir anda geçmişe götürdü. Okyanusların göz alabildiğine uzandığı büyüleyici bir yere. Burası… Mor okyanuslarıyla Ramus’tu. Yanında da… Annesi vardı.

Kadın gülümsedi ve ‘Bak’ dedi birden; ‘Ne görüyorsun?’

Daireler… Yüzlercesi. İç içe çizilmiş yüzlerce yuvarlak…

‘Nedir bunlar?’

‘Hayatlarımız ve diğer yaşamlara olan etkileri.’

Nareed birden ağlamaya başladı. İçinde, ruhunda, yenilmiş bir yerlere saklanmış benliği birden ayaklandı. Son birkaç dakikadır kendisinde olmadığını fark etti. Tüm bunları; gemiyi, önündeki konsolu, uzanan ufku ve dağları yeni fark ediyor gibiydi. O anda her şey beyninde yerli yerine oturdu ve yine o anda içindeki yaşam formunu tekrar duydu.

‘İraden ortak bir yaşam sürmemize izin vermiyor Nareed.’

İsmini söylemesi Tozumb’lu kadının midesini bulandırdı. Tüm yaptıkları sanki saklandıkları bölmenin arkasından birer birer ortaya çıkmaya başlamışlardı. Şooju, doktor ve diğerleri. Daha öncede can almıştı ama bu seferkiler nedense kendisine yaptığı en büyük ihanet gibiydi. Bu varlığın gezegeni terk etmesine izin veremezdi.

Peki, ne yapabilirdi? hiçbir şey yapmasına gerek yoktu. İçindeki yaşam formu onu eşsiz yapıyordu. Asla yalnız olmayacaktı ve asla eskiden olduğu kadar zayıf olmayacaktı. İçindeki varlık ona güç veriyordu. Tek yapması gereken…

‘Yıldızlar. Ne kadar güzeller.’

Sarius Nava soğuk beyaz bir küre olarak geride kalırken Nareed sistem içindeki atlayış noktalarını hesaplaması için seyir belleğine girişleri yapmaya başladı. Yerçekimi basıncını azaltan G-emiciler devreye girdiğinde Nareed ve yeni yaşamı için her şey hazırdı. Sarius Nava’ya son bir kez baktı.

Bu gezegeni ilk gördüğü zaman da yine aynı vektörden yaklaşıyorlardı. Yapacağı yeni başlangıca ne kadar hevesli olduğunu hatırladı. Tıpkı şu anda olduğu gibi yeni bir dostu vardı.

‘Anlat bakalım güzellik, senin buraya sığınma hikâyen nedir?’

Şooju’nun o zaman ki alaycı ifadesi rahatsız etmemişti; ama şimdi rahatsız eden başka bir şeyler vardı. Vicdanı Nareed’i bir şeyleri sorgulamaya itiyordu. Şooju’yu öldürdüğü an aklına gelince istemsiz bir şekilde elini koltuğunun altında asılı duran bıçağına götürdü. İçinden bir ses ‘Karşı koy!’ diyordu. ‘Sorumluluklarından kaçmanın zamanı değil.’

Bıçağının kabzasında babasının kazıdığı sözcükler aklına geldi; hayatı boyunca kendi kendine söylediği sözler.

‘Acı ve kazanmak iç içe geçmiş iki kılıftır. Başarı denen bıçağı istiyorsan acıya dayan ve kazanmayı öğren.’

Sözleri hatırladığı anda Nareed bir anda bıçağını çekti. Düşünmeye vakit yoktu. Uzun keskin bıçak, üst baldırına girdiğinde tarifi zor bir acı tüm vücudunu esir aldı. Elleriyle pilot koltuğunun kollarını tuttu ve kafasını geriye doğru atarak bağırdı.

Üst baldırına soktuğu bıçak arka baldırından çıkarak koltuğa saplanmıştı.

‘Ne yapıyorsun sen?’

İçindeki yaşam formu bunu beklemiyor olmalıydı. Birleştiği vücudun kendisine zarar vermesi muhakkak ki planları arasında yoktu ve Nareed buna güveniyordu. Duyduğu acı üst düzeydeydi; ama bir yandan da bilincini canlandırıyordu.

Dişlerini sıkarak ‘Bir süre daha bu acıyı çekeceksin’ dedi.

Geminin sistemini devre dışı bırakarak Sarius Nava’nın atmosferini terk etmiş aracın burnunu büyük beyaz kartopuna doğru çevirdi.

‘Ne yapacağını düşünüyorsun?’

‘Düşünmüyorum.’

Nareed, her türlü düşüncesinin yaşam formu tarafından zehirlenebileceğini biliyordu. Tek güvendiği şey; tahmin edilemeyen davranışlar göstermekti ve kontrolünü kaybetmemek için kullandığı acı…

Gemi tekrar atmosfere girmek üzereyken Nareed bacağındaki acının azaldığını hissetmeye başladı. Vücuduna yayılan uyuşukluk normal bir durum değildi. Bacağında saplı duran bıçağa baktı. Yaranın etrafındaki kan pıhtılaşmaya başlamıştı.

Tekrar gezegene dönmesinin ne gereği vardı? Çizdiği rotadan çıkarak sadece vakit kaybetmişti.

İçten içe yaşam formunun kontrolü tekrar sağlamaya başladığını biliyordu; ama acının verdiği keskin berraklık olmadan karşı koyması imkânsızdı. İçindeki varlığın kendisine yaptırdığı şeyleri aklına getirmek için kendisini zorladı. Soğukkanlılıkla Şooju’yu ve diğerlerini öldürmüştü ve gerekli gördüğü anda bunu tekrar yapacak, yaptıracak güce sahipti. Bir şekilde engel olmalıydı… Olabilecek her şeye.

Elini uzattı ve bıçağının kabzasını sıkıca tuttu. Elleri uyuşuktu. Yaşam formunun bir şekilde beyin kimyasallarını harekete geçirerek vücudunu rahatlattığını biliyordu. Bıçağı çekti ve bu sefer karnına sapladı. Büyük bir acıyla gözleri karardı. Bıçağın ucunun midesini parçaladığını hissedebiliyordu. Ölümcül bir hasar olabilirdi. Kendisine bahşedilen biyolojik hediyeden faydalanması gerekiyordu. Kanının hızlı pıhtılaşmasının verdiği avantajı kullanarak bir süre daha bilincini kaybetmeden durabilirdi. Bu da Nareed’in yapmak istediğini başarması için yeterli zaman demekti.

‘Yaptığın şey sonun olacak. Beni bu şekilde durdurabileceğini mi düşündün? Buraya gelecek ilk canlıyla bu gezegenden ayrılacağım.’

Nareed’in dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Canı çok yanıyordu ama en azından kendi düşünceleriyle hareket ediyordu. Yaranın beynine gönderdiği sinyal; fırtınanın ortasındaki Nareed için kılavuz ışığıydı.

Personel taşıyıcı alevden bir kuş gibi Sarius Nava’nın dondurucu atmosferine girdi. Gemiye kumanda eden Nareed’in bilinci açık, ne yapması gerektiğini biliyordu. Ama o kadar güçsüz düşmüştü ki gemiyi kontrol etmekte zorlanıyordu.

‘Rotayı 6–2–2 vektörüne getiriniz.’

Nareed geminin navigasyon sisteminin uyarısına aldırış etmeden alçalmaya devam etti. O ana kadar saklamayı başardığı planını artık uygulayabilirdi.

‘Hayır! Yapmayı düşündüğün şey hiçbir işe yaramayacak.’

‘Bunu göreceğiz.’ Nareed fısıltıyla söyleyebildi.

‘Bunu yapamazsın!’

‘Uyarı! Çarpışma vektörüne girdiniz. Lütfen 6- 0- 2 vektörüne yükseliniz.’

Gemi büyük bir süratle, gezegenin yüzeyindeki karanlık yarıklardan birine girdi.

Nareed için sıradan ve sıkıcı olan hayatı şimdi renklenmişti ve şimdi yaşadığını hissediyordu. Yüzünde kocaman bir gülümseme, karnında bıçağı ve kulaklarında Şooju’nun sözleriyle gemiye kanyonun içindeki kayalıklara yöneltti.

Şooju’nun sesini duyabiliyordu.

‘Bir gün, o güzel vücudunu kanyonlardan birinde atomlarına ayıracaksın. Sonra ikimizde çok üzüleceğiz.  Beni soğuk Sarius gecelerinde kim ısıtır sonra?’

Bitkin bir halde gülümsedi. Gemi kayalıklara büyük bir süratle çarpmadan önce Nareed’in içindeki yaşam formu, Tozumb’lu kadının burnundan ağzından ve kulaklarından dışarıya çıkmaya başladı ve hemen sonra kanyonu inleten bir patlamayla gemi paramparça oldu. Nareed’in son gördüğü şey Sarius Nava’nın soğuk yüzüydü.

 

***************

Hikayeme gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim. Kelimelerin gücüne inananlar sizlerle yeni kurgularda, yeni dünyalarda buluşmak üzere…

 

Kategori: kelimelerin gücü

Yorum Yaz