Seksen Yıl Savaşları, Cruyff, Neeskens, Barcelona ve Real Madrid – Uçuk Bir Deneme

Bunu Paylaşın

Bugün, tarih, futbol, İspanya, Hollanda ve El Clasico‘yu birbirine bağlayan hoş bir denemeyle karşınızdayız. 1568-1648 yılları arasında, Habsburg İspanyası ve On Yedi Eyalet’i -Özellikle Hollanda ancak toplamda Benelux ülkeleri- karşı karşıya getiren ve aralıklarla seksen yıl süren bu büyük savaşın yirminci yüzyıldaki uzantısının renkli dünyasına adım atacağız bir başka deyişle.

Seksen Yıl Savaşları, adı üzerinde seksen yıl süren ve özellikle ikinci yarısı 1618-48 Otuz Yıl Savaşları‘nın bir perdesi olarak oynanan bir savaş olarak, özellikle Hollanda tarihine damga vuran bir tarihi fenomendir. Habsburg İspanyası için de Avrupa’daki dominant rolünün Fransa’ya ve dini hakimiyetini Orta Avrupa’da protestanlara kaptırması sonucu doğuran önemli olaydır tabi, ancak bağımsız bir milli kimlikle çıkan Hollanda ulusu için etkisi çok daha büyüktür.

Seksen Yıl Savaşları’nı özetlemeden önce bir noktaya dikkat çekmekte fayda görüyoruz; bu savaşların konsantrasyonu düşüktür. Genelde kopuk perdeler halinde ve küçük çaplı ordularla süren bu tür savaşların -Seksen, Otuz ve Yüzyıl Savaşları- yüksek ortaçağ ve Rönesans‘ta yaşanmış olması bir tesadüf değildir. O dönem halkların kimlik bilinci, askeri organizasyon, ulaşım, iaşe gibi faktörlerin görece ilkelliği ve bölünmüş siyasi haritanın etkisiyle bütün bu savaşlarda alınan sonuçlar, Dünya Savaşları’nda bir yılda alınan sonuçlardan daha az veya daha doğru bir ifade ile ölçek bazında daha yavaş olmuştur. Savaşları bitiren sebep de, bir tarafın kesin zaferi değil diğer tarafın savaşı sürdürmeye mecali kalmaması olarak tanımlanabilir.

Kargı ve musket: 17.yüzyılın başat askeri formasyonu…

Peki nedir Seksen Yıl Savaşları? Tıpkı, Otuz Yıl Savaşları gibi bir kimlik savaşıdır bu savaşlar. Bir Protestan İsyanı olarak başlayan savaş, Katolik inancının kurumsal hali olan kilise ve hamisi İspanya’ya karşı Protestan inancı esaslarına göre bir isyan olarak başlar. Ancak bu isyan aynı zamanda bir kimlik isyanıdır. Protestan eyalet halkları belki tek bir milli kimliğe sahip değillerdir ancak İspanyolca konuşmadıklarını bilirler. Katolik olmadıklarını da… Dolayısıyla dönemin kimlik “marker”ı olan inançları bazında isyan ederler.

İsyanın ilk safhası olan “İkonoklast Öfkesi”, durumu iyi anlatır. Protestanlık -her ne kadar dinler konusunda bilgimiz akademik düzeyde olmasa da- görünen odur ki, esasları veya yeniliği, ve dolaysıyla formüle prensipleri sebebiyle, genelde -ve özellikle- modernleşme sürecindeki ülkeler için daha serbest bir inanç olarak görünmekle birlikte, sadeliğin tahakkümü altında oldukça sert bir duruşa sahiptir. Protestanlar, dini gösteriş ve törenleri bir kandırmaca ve özden ayrılma olarak görmektedirler. Ve Hollanda’daki “işgalcinin” katolik kiliselerindeki ikonlar, simgeler ve değerli her türlü eşya dikkatlerini çekmektedir. İşgalci yanlış yoldadır ve zengindir. Buna karşı ilk tepki de bu yanlış kiliseye onun mallarını yağmalayarak cevap vermek olur. 1566’da başlayan bu harekete, eyaletlerin çoğu sert bir tepki verir ve isyancılar idama varan şekillerde kovuşturulurlar.

Ancak, cin lambadan çıkmıştır bir kere. Nasıl bu olaylardan sekiz asır önce ikonoklast hareketi, eski Batı Roma topraklarını, Doğu Roma nüfuz alanından kopararak, bugünkü Avrupa’nın temelini atmış ve ortodoks, katolik karşıtlığının öncül temel taşlarından olduysa, Hollanda’daki ikonoklast hareket de, protestan Hollanda’nın, katolik ve Habsburg İspanyası ile bağlarını koparmasında ilk kıvılcımı çakmıştır.

Aslında olaylara yukarıdan bakabildiğimizde, olaylar bir noktaya kadar kaçınılmaz bir akışın parçalarıdır. Ya da her ilk hareket, bir sonrakini dayatmaktadır. Çok kısa bir özetle, Roma İmparatorluğu dağılmış, meşruiyet kaynağı ise imparatorluk beratları olarak kaldığından, bu beratı kilise verir hale gelmiştir. Kilise ve Doğu Roma -Bizans- İmparatorluğu arasındaki kavgada, Kilise’nin önce Lomgobard, sonra da özellikle Şarlman‘ın Karolenj İmparatorluğu’nu arkasına almasıyla, Avrupa katolik dünyaya kalmıştır. Bir asır kadar sonra Doğu ve batı Roma dini bazda da tamamen ayrılarak Katolik ve Ortodoks dünyalarını temsil edecektir. Bu sancı atlatıldıktan sonra normale dönen ekonomik ve sosyal yaşam, bir zenginlik, daha doğrusu üretim fazlasına yol açmış ve kral-kilise-derebeyi üçlü yönetimi doğmuştur. Magna Carta 1215 yılında bu durumun belgesi olarak göze çarpar.

Bu üçlü yapının faydası, her ne kadar sürekli olarak birbirlerini yeseler de, her üç kuvvetin birbirini dengelemesi ve dolayısıyla hem ekonomik hem de sosyal açıdan her düzeyde insan grubuna bir hareket alanı sağlaması olmuştur. İşte Reform bu yapıyı bozar. Aslında olan şey basitçe üçlü yapının din ayağındaki bir bölünmedir, ancak işte bu bölünme kiliseyi zayıflatır ve daha ötesi Avrupa’da ikinci bir kimliğin doğmasına yol açar. Pratik gerçekler, inanç ve kimliğin içi içe geçtiği ortalama yüz yıllık bir dönemin sonunda, -önce Seksen, sonra Otuz Yıl Savaşları- 1648 yılında Westphalia Antlaşması imzalanır. Protestanlık artık tanınan bir kimlik ve protestan güçler Avrupa’nın başat siyasi aktörleri olmuştur. Protestanlığın, kilise gibi bir mega yapısının bulunmaması sonucunda da kimlik, başka bir alana akar. Fransız İhtilali, bir günde doğmamıştır. Aslında bir kimlik edinme sürecinin evrimi sonucunda ortaya çıkmıştır.

Biz, savaşımıza dönelim. İspanyollar, 1568’de Hollanda’yı işgale başlarlar. Karşılıklı kazanç ve kayıplarla devam eden çarpışmaların yıldız ismi, Anavatanın -Flemenkçe’de babavatan- Babası olarak anılan Willem Van Oranje‘dır. 1584 yılında suikaste kurban gitse de, 1581’de bağımsız Birleşmiş Eyaletler’i kurmayı başarır. 1609’a ulaşıldığında, artık her iki taraf da yorgun, paralı askerler mutludur. Tüm alçak topraklar kale ve siperlerden oluşan bir bataklığa dönmüştür. Motivasyonlar düşmüş, savaştaki taraflar birbirleri ile kaçak ticarete bile başlamıştır. Sonunda barış yapılır. Ancak bu barış daha sonra ateşkes olarak anılacaktır. Çünkü on iki yıl sonra perde tekrar açılır.

Willem Van Oranje; Hollanda’nın “portakallar” olarak anılmasının sebebini merak ediyor musunuz?..

1618-1648 Otuz Yıl Savaşları ile… 1621’de taraflar bu sefer Avrupa’yı kasıp kavuran savaşın bir perdesi olarak tüfeklerini birbirlerine çevirirler. İspanyolların, ringa balığı ve tuz ablukası ile başlasa da aslında kaçınılmaz olarak tekrar başlayan savaş, bu fazıyla tam anlamıyla Otuz Yıl Savaşları’nın bir perdesidir ve tek başına açıklanamaz. Ancak ilk büyük Avrupa ve belki de dünya savaşı olması nedeniyle uzun bir açıklamaya girmeyeceğiz.

Özetle, Fransa’nın katolik olmasına rağmen Habsburgları yıkmak için protestanları desteklemesi, büyük mareşal ve İsveç Kralı Gustav Adolf’un protestan saflarında savaşa katılması ve özelde, devasa Doğu Hindistan Şirketi‘nin hem ticari hem askeri başarıları ile paralı asker ordularını daha iyi besleyebilen Hollanda, bir de buna İspanya’da uzun süre kalan İspanyol paralı askerlerinin de harcamalarını Hollanda’da yapması ve en önemlisi Habsburg’ların birçok cephede savaşması sonucunda savaştan galip diyemesek de, amaçlarına ulaşmış olarak çıkar. 1648’de Westphalia Barış Sistemi’nin bir kolu olarak imzalanan Munster Anlaşması‘na göre Hollanda bağımsız olur ancak Güney Hollanda -Çoğunlukla bugünkü Belçika ve Luksemburg- İspanya’da kalır.

Breda’nın Teslim Oluşu (1634-35). Büyük ressam Diego Velazquez‘in 1624’deki olaya dair eseri, bu önemli siyasi olayı sanat tarihinde aynı önemde temsil etmektedir.

Sanmıyoruz ki, 1648’den, 1973’e kadar her Hollandalı, İspanya’ya düşman olarak yetişsin. Ancak futbolda adı pek geçmeyen bir ülkenin ani ayağa kalkışı ve total futbol ekolü ile Avrupa’da futbolu değiştirdiği yıllarda, Hollanda İspanya’dan intikamını almıştır.

1973’de ve 1974’de sırasıyla Barcelona’ya gelen efsane futbol figürü Johan Cruyff ve süperstar Johan Neeskens Barcelona‘ya imza attığında akıllarında seksen yıl savaşları var mıydı bilinmez ancak, diktatör Franco’nun takımı Real Madrid hem şampiyonluklarda oldukça öndeydi, hem de son on yılı tamamen domine etmiş durumdaydı.

İşte 1973-74 sezonunda Barcelona bu sultaya son verdi. Aslında bu şampiyonluktan bir yıl sonra Franco ölmüş olsa da Real Madrid 1985’e kadar şampiyonluğu rakibine kaptırmayarak ve bu sırada beş defa da şampiyon olarak rüştünü ispat etmiştir Ama ne olursa olsun, o sezon Barcelona’nın yeniden diriliş sezonu oldu. Unutmadan, sadece şampiyon olmadılar, Real Madrid’i 1960’dan beri ilk kez yendiler: 5-0…

Cruyff ve Neeskens; Breda’nın intikamı…

Ancak “Sarı Fare“nin Katalan ekibi ile misyonu daha ziyade teknik direktör olarak döndüğü kulübe üst üste dört şampiyonluk kazandırması ile tamamlandı. Tiki taka‘yı futbola kazandıran Hollandalı’nın tohumlarını attığı takım, bu dönemden sonra Real Madrid’i geride bırakmayı başardı.

Hollanda’lı oyuncular ile Barcelona arasındaki, futbol köprüsü de böylece kurulmuş oldu. En iyi Hollanda’lı oyuncuların tercihlerini incelerseniz Barcelona’nın Real Madrid’den ne kadar önde olduğu rahatça görülebilir.

Şampiyonlar Ligi’ni, lig kadar umursamadığını açıkça ifade eden futbol adamı, 1974’de doğan oğluna da bir Katalan ismi olan Jordi’yi layık görecek kadar neden Barcelona’da oynadığının farkındaydı çünkü… Barcelonalılar da onu unutmadılar. Katalan’ların kendini yönetme hakkını Franco zamanında bile savunan, kaptanlık pazıbandında Katalan renklerini taşıyan ilk oyuncunun 2019 yılında heykelini diktiler…

Bizim yazarken keyif aldığımız bu yazıyı umarım siz de keyifle okumuşsunuzdur.

Hoşça kalın…

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir