Kısa Öykü: Ateşi Aramak

İlk ne zaman başladı bu kabuslar, inanın bilmiyorum doktor hanım. Bir gece uyudum, beklenmedik bir şekilde bu kabuslardan ilkini gördüm ve her şey o andan itibaren aşağıya inmeye başladı. Sanırım o kadar uzun süredir görüyorum ki bu kabusları, uykum artık bölünmüyor bile. Sadece her uyandığımda, bütün gün o kabusun bana gösterdiği gibi görüyorum dünyayı. Nasıl mı anlıyorum doktor hanım? Basit, hiçbir günüm aynı görünmüyor gözüme. Evimdeki eşyalar, aynadaki görüntüm, ağaçlar, […]

Devamını Oku »

Sebt Günü Batıya Doğru Yola Çıkanlara – Bir Yol Hikayesi Bölüm 4

Mişna’da bir terzinin Sebt gününde alacakaranlık çöktükten sonra elinde iğneyle sokağa çıkmaması gerektiği söylenir – Borges El Zahir Çölde miydim, gece miydi, ölmüş müydüm. Gözlerimi acı bir parlaklık alıyor. Güneşin kızarttığı kafamdan dumanlar ve et kokuları yükseliyor. Su kaynatmışım. Motoru yakmışım. Bujilerimden ses geliyor. Egzozum patlamış, ciğerlerim karbondioksit dolu. Hırlıyorum, öksürüyorum. Sileceklerim kırılmış, gözümden oluk oluk yaşlar akıyor. Kaput desen içeri göçmüş. İmkânı yok düzelmez bu iskelet. Zaten kaburga kemik […]

Devamını Oku »

Tarihin Kayıp Renkleri-2 Ölümsüz Bir Dalkavuk: Dalkavuk Hüseyin Efendi (Sallabaş Çelebi)

ÖNSÖZ “Dal” ya da “dala” kelimelerinin “sallamak” manasına geldiğini savunan kimselerce dalkavuk tabirinin kavuk sallayan, yani her şeye kafa sallayıp evet diyen anlamına geldiği iddia edilse de işin aslı farklıdır. “Dal” kelimesi aynı zamanda “yalın, çıplak” da demektir. Nitekim daltaban yalın ayak anlamına gelirken, evde sadece bir donla dolaşan erkek çocuklarına analarımızın “Yavrum kaç defa söylüyorum, evin içinde daltaşak dolaşma!” şeklindeki uyarılarında geçen daltaşak da çıplaklık anlamına gelmektedir.             Osmanlı […]

Devamını Oku »

Kısa Öykü: Hafıza

Uyandı, ancak nerede uyandığını anlayamadı ilk başta. Her şey ona fazlasıyla yabancı gelmişti, uyandığı yatak bile. Fakat ilginç bir şekilde, daha önceki günlerde nerede uyandığını, evinin neresi olduğunu hatırlayamıyordu. Gerçi hatırlayamadığı pek çok şey vardı aslında. Örneğin yüzünün nasıl olduğunu hatırlayamıyordu. Yataktan kalkıp aynaya doğru gitti ve karşısındaki yansımayı dikkatle inceledi. Yuvarlak hatlı, mükemmel bir yüzdü. Gerçekten mükemmeldi, herhangi bir eksiği, gediği, farklılığı yoktu diğer yüzlerden. Beyaz tenli, sarı saçlı, […]

Devamını Oku »

Fantastik Bir Dizi Öykü – Kutsal Bilge Bölüm 2

“Yığınların üstünde gezinen tavşanları gördü. Kelebeklerle barış yapmışlardı. Kelebekler Güneş ışığından aydınlıklar sunarken tavşanlar da sevimli varlıklarını melankoliye borçlu olamayacaklarını anlatıyorlardı. Yığınların üzerinde tavşan sürüleri vardı. Oynaşıyordu tavşanlar, kelebeklerle beraber. Sonra sevimli tavşanların karnı acıktı. Dişleri sivrildi. Ağızlarını hırsla gömdükleri ayaklarının altındaki yığınlar leşe dönüştü. İrinli ve kaba etleri iştahla parçalarken yüzleri kana bulanmıştı. Gözleri irileşmiş, gökyüzü kararmıştı. Sabırsızca soluyor, burunlarını titretiyorlardı. Kelebekler uçuştu, mükemmel kanatlarının altına gizlenmiş ürkütücü gövdeleri […]

Devamını Oku »

Bir Kıssa, Bir Öykü: Zahirin Perdesini Aralamak

Son zamanlarda işsizlerin, yolsuzların, çulsuzların, hastaların, sahipsizler ve kimsesizlerin, loto oynayanların, piyango bileti alanların, kısmet arayanların, sınava gireceklerin, kolay doğum yapmak isteyen hamilelerin, tuttuğu takımın şampiyon olmasını arzu edenlerin, kellerin, ev ve araba sahibi olmak isteyenlerin, evde kalmış kızların, evliliği kötü gidenlerin, yola çıkanların, iflas edenlerin, çocuğu olmayanların ve ümidini kaybedenlerin uğrak yeri haline gelen Hazreti Kerim Türbesi, hikâyesiyle merak konusu oldu. İçinde yatan mübarek zatın kim olduğu hakkında çeşitli […]

Devamını Oku »
1 2 3 5