Haz
11

Taşlar ve Kemikler

Yazan Skywalker 0 Yorum / 886 Kez Görüntülendi

legend of drizzt

 

 

R.A.Salvatore… Fantastik ve bilim-kurgu dünyasının en çok okunan, en çok takip edilen yazarlarından ve onun ‘Unutulmuş Diyarlar’ evrenine kazandırdığı efsanevi savaşçı: Drizzt Do’Urden. 20 yılı ve 20 kitabı aşan efsanevi kara Elf’in ağzından anlatılmış bir hikaye olan ‘Taşlar ve Kemikler’, yazarın Unutulmuş Diyarlar’ın büyü ve kanla yoğrulmuş topraklarında geçen hikayelerini topladığı antolojiden alınmıştır.

Savaşı ve ork öldürmeyi çılgınca seven bir cüceyle; kurnaz ve atik bir orkun kendi gözlerinden savaş ve bedelleri üzerine kurulu etkileyici hikayesi….

 

TAŞLAR VE KEMİKLER

 

Maşrapanın Yılı(1370 DR)

O öğleden sonra Thibbledorf Pwent’e Mithral konağının dışına, içindeki huzursuzluk eşlik ediyordu. Kral Obould’un güruhu batıda ve kuzeyde baskılarını artırırken; Bruenor, o bölgelere kimsenin yaklaşmamasını buyurmuştu. Sağduyu ve en basit tarifiyle mantık da kesinlikle Bruenor’la taraf olmuş gibiydi.

Bruenor’un maiyetindeki bir subay olan Savaş delisinin, sevgili kralının fermanına karşı gelmesi pek sık rastlanan bir durum değildi:  ama bu sıra dışı bir durumdu. Pwent kendi kendine, birden fazla heceli sözcükleri içermeyen bir dille de olsa, söyledi: “Yapmak lazım.”

Buna rağmen, sevgili kralına karşı gelmenin ağırlığını içinde hissediyordu ve bu durumun uyumsuzluğunun farkında olması üzerinde baskı yapıyordu. İçindeki kasveti yansıtır gibi gri gökyüzü basık, yoğun ve uğursuz öylece duruyor, yağmur vaat ediyordu.

Gendray Hardhatter’in üzerine düşecek yağmur ve bu yağmurun her damlası Thibbledorf Pwent kalbine vurup acıyla tınlatacaktı.

Konu Gendray’ın savaşta öldürülmüş olması değildi-kesinlikle değildi! Böyle bir kader kabul edilmişti, hatta insafsız ‘Karındeşen birliği’nin lideri Thibbledorf Pwent de dâhil her bir üyesi tarafından her daim beklenirdi. Gendray birkaç ay önce birliğe katıldığında Pwent, uzun yıllardır dostu olan sevgili Honcklebart’a, Gendray’in güvenliğini kesinlikle garanti edemeyeceğini kati olarak söylemişti.

‘Ama ben, kalbim bilir ki, iyi bir amaç için ölecek’ demişti Honcklebart Pwent’e, her ikisi de bal şarabı şişelerinin diplerini gördükleri sırada.

‘Soydaşlar ve soy için, kral ve kavim için’ diyerek Pwent uygun bir şekilde kadeh kaldırmıştı ve Honcklebart kadehini coşkuyla tokuşturmuştu, hakikaten, bir cüce daha fazla ne isteyebilirdi ki?

Ve böylece rüzgârlı bir günde, Muhafız vadisinin kuzeyinde bulunan sarp kayalıklarda, Mithral Konağının batı verandasında, ork güruhunun saldırısına karşı, Gendray için beklentiler gerçek oldu ve asla daha iyi bir nedenden olmayacak şekilde, bir savaş çekici şehit düştü.

Savaş alanına yaklaştığında, Pwent nerdeyse savaşın gürültüsünü yeniden duyar gibiydi. Karındeşenleri’yle hiç bu kadar gururlanmamıştı. Onları, orkların hücum gücünün tam kalbine götürmüştü. Kral Obould’un en acımasız savaşçılarından sayıca birkaç kat azınlıkta olmalarına rağmen; Karındeşenler korkmamışlar, duraksamamışlardı. Pek çok cüce o gün şehit düşmüştü; ama kendi sayılarından çok daha fazla ork cesedinin üstüne düşmüşlerdi.

Pwent de, görünüşte intihar saldırısı olan hücumda ölmeyi beklemişti; ama her nasılsa ve kahraman arkadaşları ve zeki bir gnom’un yardımlarıyla, kendisi ve birkaç Karındeşen sarp kayalıklara ulaşmış oradan da aşağıya, Mithral Konağının batı kapılarına ulaşmışlardı. Şerefli ve kabul edilebilir fedakârlıklar sayesinde kazanılmış buruk bir zafer olmuştu.

O gerçeğe rağmen, Thibbledorf Pwent, Honcklebart Hardhatter’in ikinci kadeh kaldırışının yankılarını hala içinde hissediyordu, şişesini gururla tekrar havaya kaldırarak ‘Ve ben biliyor ki ölü ya da yaralı, Thibbledorf Pwent benim oğlu geride bırakmaz’ demişti.

Kadeh kaldırma sırasında şişeyi tokuşturmak Pwent için zor verilen bir söz olmamıştı.

’Eğer bir ejderha onu yiyorsa, o halde ben onun karnında bir delik açıp kemiklerini dışarı çekeceğim.’Yürekten söz vermişti ve her kelimesini kastederek söylemişti.

Ama Gendray, ölü Gendray, o akşam eve gelmemişti.

‘’Sen benim oğlu bıraktın’’demişti Honcklebart çarpışmadan sonra dehlizlerde. Sözlerinde garaz yoktu, suçlamada yoktu. Sadece kalbi kırık bir cüce tarafından hakikatin ifade edilmesiydi.

Pwent, neredeyse eski arkadaşının burnuna bir yumruk atmasını dileyecekti; çünkü Honcklebart’ın sertliği ile bilinen sağ direği bile, savaş delisinin canını, hakikatin bu basit anlatımının acıttığı kadar acıtamazdı.

‘’Sen benim oğlu bıraktın.’’

 

****************************

 

Kuşların haricinde şu an sessiz olan yamaçtan bakıyorum. Görünenin hepsi bu. Kuşlar, durmadan gaklayan ve gagalarını artık görmeyen göz çukurlarına sokan… Kargalar, ölülerle kaplı bir alana konmadan önce daireler çizmezler. Çiçeğe uçan arı gibi, önlerinde böyle büyük bir ziyafet varken, doğrudan amaçlarına uçarlar. Onlar, asla dinmeyen rüzgârla, yağmurla ve sürüngen böceklerle birlikte temizleyicilerdir.

Ve zamanın bölümü. Her daim o var. Günün, mevsimin, yılın dönümü.

 

****

G’nurk yarılmış olan dağın sırtını gördüğünde yüzünü buruşturdu. Taarruzları ne kadar da görkemliydi. Obould’un buyruğundaki mağrur ork savaşçıları, kayalık yamacı müstahkem cüce kuvvetlerinden temizlemişlerdi.

G’nurk oradaydı, en ön saflarda, o taarruzdan sağ kurtulan birkaç orktan biriydi. Ama ön saflardaki kayıplarına rağmen, G’nurk ve yoldaşları yolu temizlemişlerdi, ork ordusunu cüce kuvvetlerinin kampına götürmüşlerdi.

Kesin zafer önlerinde duruyordu, uzanılsa tutulacak mesafede, ya da öyle görünmüştü.

Sonra bir şekilde, bir cüce hilesi ya da şeytani bir büyü vasıtasıyla, dağın yamacı infilak etti ve kuvvetli rüzgârdaki tahıl tarlası gibi, yardıma gelen ork kitleleri biçilip yerle bir oldular. Çoğu hala oradaydı, taarruz sırasında gururla durdukları yerde ölü yatıyorlardı.

Tinguinguay, G’nurk’un sevgili kızı da hala oradaydı.

Büyük kaya parçalarının arasından ilerledi, havada hala tüm araziyi tekrar şekillendiren şaşırtıcı patlamanın neden olduğu bir toz bulutu vardı.  Pek çok yükselti ve kaya ve yığınlar halindeki patlatılmış taş, G’nurk’a dev bir ceset gibi göründü. Sanki önünde uzanan arazi öldürülmüş dev bir hayvan gibiydi.

G’nurk duraksadı ve bir kaya parçasına dayandı. Kirli elini gözlerindeki nemi silmek için kaldırdı, derin bir nefes aldı ve Tinguinguay’a onurla ve gururla hizmet ettiğini ya da hiç onurlandıramadığını aklına getirdi.

Dayandığı kayadan ve onun destek olma teklifinden uzaklaşarak ilerledi. Biraz sonra ölmüş yoldaşları ya da en azından onlardan kalan parçaların yanından geçti. Batıda, dağın sırtına en yakın olanlar uçan taşlardan oluşan bir dalga ile sakatlanmışlardı.

Burnunu pis bir koku sardı. Arazide gördüğü ilk canlılar olan sürü halinde toplanmış siyah böcekler, ikiye bölünmüş bir cesedin bağırsaklarına üşüşmüşlerdi.

Böcekleri ölmüş olan küçük kızını yerken düşündü; uzak geçmişte pamuk gözlerini ve somurtan dudaklarını kullanarak kendisinden biraz daha fazla yemek almak için mecbur bırakan kızını… Bir seferinde, G’nurk katılması gereken bir talimi, Tinguinguay kendisini güzelce kandırıp, yakında bulunan bir yüzme oyuğuna götürdüğü için kaçırmıştı. Obould yokluğunu fark etmemişti. Gruumsh’a şükürler olsun!

Bu hatıra G’nurk kahkaha atmasına neden oldu ama kahkahalar hıçkırıklara dönüştü.

Bu sefer desteğe ihtiyaç duyarak tekrar bir kayaya yaslandı. Kendi kendini onur ve görev konusunda ve Tinguinguay gururlandırma konusunda azarladı.

Savaş alanına daha iyi bakabilmek için kayanın üstüne çıktı. Uzun yıllar önce, Obould bir volkana keşif gezisi düzenlemiş, yankılanan patlamaların Gruumsh’dan gelen bir çağrı olduğuna inanmıştı. Orada; dağın bir tarafının ormanın içine patladığı yerde, G’nurk çok sayıda ağacın devrildiğini, tüm yaprakların yok olduğunu tüm dalların uzaklara dağıldığını gördü. Büyük kütükler sıralı bir şekilde yere serilmişler, özenle düzenlenmişlerdi ve bir volkanik patlama gibi; kargaşanın tarifinin ta kendisi olan doğal afetin böyle bir düzen ve kararlılık hissi vermesi, G’nurk’a oldukça gerçeküstü görünmüştü.

Ork savaşçısı, kayanın üstünde öylece durup güruhun taarruzunun sonunu belgeleyen kayalık yamaca bakarken, cesetlerin düzenli, aşırı düzenli, yatması ona aynı hissi uyandırdı.

Çok fazla ceset vardı.

“Tinguinguay,”G’nurk fısıldadı.

Onu bulmalıydı. Onu tekrar görmeliydi ve biliyordu ki eğer görecekse orada ve o anda olmalıydı-kuşlar, böcekler ve kurtçuklar işlerini yapmadan önce.

 

****

 

Bittiğinde geriye kalanlar sadece kemikler ve taşlardır. Çığlıklar gider; koku gider. Kan akıp gider. Şişmanlamış kuşlar, ayrılış uçuşlarında düşmüş savaşçıları bireyler olarak ayıran özelikleri beraberlerinde alıp götürürler. Kemikleri ve taşları birbirlerine katılıp karışsınlar diye bırakarak, rüzgâr veya yağmur iskeletleri parçalara ayırıp birlikte süzer ve zamanın geçidi bazılarını gömerken, geriye kalanlar ise gözlemleyenlerin içinde, en dikkatliler haricindekiler için, ayırt edilemez hale gelirler.

********

 

Ayağının altından bir taş kaydı, ama Pwent duymadı. Yalıyar üzerindeki son yükseltiden düzlüğe çıkmaya çalışırken ki o düzlük cücelerin Mithral Konağına çekilmeden önce savunma yaptıkları düzlüktü, aşağıya arka arkaya birkaç kaya yuvarlandı ve o yine duymadı.

Onun duyduğu çığlıklar ve haykırışlardı; zaferin ve acının, imkânsızlıklara karşı kararlılığın ve sonu kesinleşmiş olan arkadaşlara verilen destekti. Metalin metale temasında çıkan sesi, çivili zırh eldiveninin ağırlığı altında kafatası çatırtısını ve miğferinin çivisi bir orkun daha karnından içeri girerken çıkan batma sesini duydu.

Yalıyarın kenarından bayırın kenarına geldiğinde aklı hala savaştaydı ve çok sayıda cücenin ve yüzlerce yüzlerce ork cesedinin etrafa dağıldığı uzun taşlı iniş yoluna baktı. Ork taarruzu orada gerçekleşmişti.Üzerlerine yuvarlanan kaya parçaları,yan tarafta bulunan dağın sırtından kendisine kaya fırlatan güçlendirilmiş dev mancınıklar.Sadece karın deşenlerin,onun karındeşenleri’nin, müdahale edebileceği o umutsuzluk anını çok net bir şekilde hatırlıyordu.Bayırdan aşağıya ve düşünmeden, öfkeyle ork güruhuna yapılan karşı saldırıya öncülük etmişti.Yumruklayarak ve tekmeleyerek,yararak ve yırtarak,Marodin ve Clangeddin ve Dumathine için haykırarak, Kral Bruenor ve Savaş Çekici kavmi ve Mithral konağı için bağırarak.Kimse o bayırdan sağ çıkmayı beklemediği halde,korku ibaresi göstermemiş,hücum sırasında duraksamamıştı.

Ve böylece Thibbledorf Pwent o bayırdan aşağıya bir kez daha kararlı adımlarla gurur ve hüznü bir arada barındıran bir ifade ile yürüdü. Sadece ara sıra yerden bir taş kapıp arkadaşının cesedini ziyafete çevirmeye niyetli kuşlara fırlatmak için durdu.

Birliğinin yiğitçe direndiği yeri tespit etti ve ölü orkların oluşturduğu duvarlarla birbirine karışmış cücelerin vücutlarını gördü. Duvarlar, duvarlar, bel hizasında hatta daha yüksek yığılmışlar. Karın deşenler ne kadar da ala savaşmışlar.

Kuşların Gendray’in gözlerini gagalayarak dışarı çıkartmamış olmalarını diledi. Honcklebart oğlunun gözlerini görmeyi hak ediyordu.

Pwent uzanarak ork cesetlerini fırlatmaya başladı, her fırlatışında hırlıyordu. Katılaştıklarını fark edemeyecek kadar öfkeliydi, öyle ki birinin kolu kopup elinde kaldığında sadece küfürler savurarak ait olduğu vücudun olduğu yere fırlattı.

İlk askerine ulaştı ve Karındeşenler birliğine en uzun süre hizmet edenlerden biri olan Tooliddle Ironfist olduğunu fark ederek irkildi.

Tooliddle için Moradin’e dua etmek üzere ara verdi; ama duasının ortasında ciddi anlamda duraksadı ve yapması gereken görev hakkında düşünüp taşındı. Gendray’ı eve götürüp diğerlerini burada böyle bırakmak zor olmazdı.

Ama nasıl yapardı bunu?

Savaş delisi bir adım geri çekildi ve ölü bir Orkun suratına sağlam bir tekme attı. Ellerini kalçalarına koyarak önünde bulunan manzaraya enine boyuna baktı, kaç seferde ve kaç yoldaşla bu çocukları eve geri götürebileceğini kestiremeye çalıştı. Onları burada böyle kuşlara ve böceklere bırakamayacağı aşikâr hale gelmişti.

Büyük rakamlar Thibbledorf Pwent’i, özellikle botlarını giydiği zamanlar ve özellikle bu durumda olduğu gibi dikkati dağıldığı zamanlarda kafasını karıştırırdı.

 

Kuzey batısında bir şey hareket etti.

Önce büyük bir kuş ya da leş yiyen bir hayvan olduğunu düşündü. Sonra kafasına dank etti, hem de oldukça sert dank etti.

Bu bir orktu-yalnız bir ork, tahrip olmuş taşlardan vücutlardan oluşmuş dolambaç içinde ilerliyordu ve görünüşe göre Pwent’ten bihaberdi.

Yere uzanıp şehit düşenlerden biriymiş gibi davranması gerekirdi. Açıkçası bu tercih edilen stratejiydi, tam da karın deşenlerin çalıştıkları taktilerin arasından: hazır bir tuzak.

Pwent; Gendray’i, Tooliddle ve diğerlerini düşündü. Gendray’ın gözünü oyan bir kuş ya da çürüyen bağırsaklarını çatır çatır yiyen bir böcek sürüsü resmetti kafasında. Ümitsiz ama kahramanca direnişi en canlı haliyle hatırlardı, savaşı tekrar koklayıp haykırışları duydu.

Yere uzanıp cesetlerin arasında ölü numarası yapması lazımdı, ama o tükürdü, kükredi ve saldırdı.

 

****************

 

Burada ölenleri kim hatırlayacak?  Ve her iki tarafta kayıplarının yerlerini dolduracak ne kazanmıştı?

Savaş zamanı geldiğinde bir cücenin yüzündeki ifade ile ödülün kesinlikle çabaya deydiğini; savaşın bir cüce kavmi için yüce bir gaye olduğu anlaşılabilir. Bir cüce için arkadaşına yardım etmek için savaşmaktan daha saygın bir şey olamaz. Onların ki sadakat, paylaşılan ve dökülen kanlar ile sıkı sıkıya bağlanmış bir millettir.

Ve bu nedenle bir cüce için; şerefle yaşanmış bir hayatın hak edilmiş sonu, hatta yapılacak bu nihai fedakârlıkla yaşadığı hayatı değerli kılıp ölmek için belki de bu iyi bir yoldur.

 

***************

 

G’nurk kulaklarına ve gözlerine inanmakta zorluk çekti ve yalnız bir cücenin kendisine doğru koşarak geldiğinden iyice emin olunca dudaklarında bir tebessüm oluştu.

Hiddetine bir çıkış yolu olarak; Tinguinguay’ın ölümü üzerine oluşan çaresizlik ifritini başından def etmenin bir yolu olarak, Gruumsh göndermişti bu cüceyi, biliyordu.

G’nurk hiçbir cenkten çekinmezdi. Tabi ki hiçbir cüceden de korkmazdı, bir umber hulk’un derisini yüzecek kadar şeytanca yerleştirilmiş diz çivileri, dirsek çivileri, baş çivileri ve siyah zırh pek çoğunun dizlerinin bağlarının çözülmesine neden olabilecekken G’nurk için bu manzara güzel ve hoş karşılayacağı bir manzaraydı.

Ork gülümsemeye devam ederek sırtındaki ağır mızrağı çekip önüne aldı ve dengesini ölçmek için yavaşça çevirmeye başladı. Atılabilecek bir şey değildi. G’nurk mızrağın alt ucunu demir bir topla ağırlaştırmıştı.

Cüce devam etti, ürkütücü silahın görüntüsü karşısında yavaşlamadan. İki ölü orku ezip cesetleri kenarlara fırlatırken, tek notalı kükremesine, haykırışına devam etti, mutlak öfkenin ve… Acının?

G’nurk Tinguinguay’ı düşündü ve acıyı fark etti, o da önce hırlamaya başladı ve sonra cüretkâr bir kükremeye dönüşmesine izin verdi.

Son ana kadar mızrağını önünde yatay olarak tuttu, sonra ucu karşıya bakacak şekilde ağırlık olan ucunu yere bırakıp ayağıyla silahı sabitleyecek şekilde üstüne bastı.

Cüceyi kolayca şişleyeceğini düşündü ama cüce göründüğü kadar kontrol dışı değildi. Cüce kendisini hızlı bir dönüşle bir tarafa savurdu ve taklasını tamamlarken önde bulunan sol kolu ile uzanıp G’nurk’un yön değiştiren mızrağına vurdu.

Cüce mızrağın yanından saldırdı.

Ama G’nurk dönerek yere gömülü topa vurdu, diğer yöne doğru adım atarak silahın alt tarafını yukarı, cücenin göğsüne gelecek şekilde ve öfkeli savaşçıyı durduracak hatta geri adım attıracak kuvvette savurdu.

G’nurk daha da ileriye cücenin soluna doğru atıldı, bir taraftan da akıllı bir hareketle mızrağının sivri ucunu karşıya bakacak şekilde çevirdi. Silahı çevirmeyi bitirir bitirmez tekrar sağa gitti. Saplamak için kuvvetle hamle yaptı, amacı en çabuk şekilde öldürmekti.

Cüce lisanında ‘Tinguinguay için’ diye bağırdı, çünkü düşmanının o ismi bilmesini istiyordu, duyduğu son şey olarak duymasını istiyordu.

Cüce yere yattı; mızrak üstünden hızla geçti, sadece havayı vurdu.

Bu kadar bodur ve zırhlı biri için şaşılacak bir ataklıkla, cüce bacaklarını kıvırıp ayağa fırladı, miğferindeki çivi mızrağın altından doğrar gibi sallanırken, kafasını döndürerek, G’nurk’un hücumunu kusursuzca savuşturdu.

Kafasını, mızrağı miğfer çivisi ile döndürürken çevirmeye devam etti. Geri çekildi ve eğildi, mızrağı, ucu karnının altından geçecek şekilde yere doğru bastırdı. Ve şaşılacak şekilde tekrar yuvarlandı, mızrağı çevirerek!

G’nurk şaşkınlıktan neredeyse ağzından gevelerken, dönüşlerden biri sırasında aşağılık cüceyi şişlemek için ileri atılmaya çalıştı.

Ama cüce tam olarak bunu beklemişti, tam bunu istemişti ve ileriye hamle başladığında cüce mızrağın paralelinde dönerek elini mızrağın ucunun gövdeyle birleştiği yere sertçe vurdu.

‘Her iki gözünü ölü bir arkadaşım için alıyorum’ dedi. G’nurk, cüce lisanına hâkimiyeti mükemmellikten çok uzak olmasına rağmen onu çok iyi anladı.

Cüce silahının ulaşma mesafesindeydi ve kavrayışı G’nurk’un silahını kurtarma denemesi karşısında şaşılacak şekilde güçlü ve dayanıklı çıkmıştı.

Bu yüzden ork hasmını şaşırttı. Zırhlı elini yumruk yaptı ve sırıtan cücenin yüzünün ortasına hemen hemen her orku ya da cüceyi yere serecek sağlam bir yumruk attı.

 

*********

Merak etmekten kendimi alamıyorum, her şeye rağmen, genel anlamda, sonuç nedir? Bedel nedir, değeri, kazanç? Obould yüzlerce belki binlercesinin ölmesine değecek bir şey başaracak mıdır?  Kalıcı bir şey kazanacak mıdır? Yüksek yamaçta cücelerin yaptığı direniş Bruenor’un halkına değecek bir şey getirecek midir? Savunulması çok daha kolay olan Mithral konağına, tünellere çekilemez miydiler?

Bundan yüzyıl sonra; geriye sadece kemikler ve taşlar kaldığında, kimse umursayacak mı? Sezgisi olan ırkların pek çoğunun kalplerinde şanlı savaş hayallerinin ateşini (benimki de onların arasında) körükleyenin ne olduğun merak ediyorum. Bayırdaki katliama bakıyorum ve boşluğun kaçınılmaz görüntüsünü görüyorum. Acının çığlıklarını hayal ediyorum. Son anının geldiğini bilen, ölen savaşçının sevdiklerine yaptığı çağrıları kafamın içinde duyuyorum. En sevdiğim arkadaşımın tepesinde olduğu bir kulenin yıkıldığını görüyorum. Geriye kalan somut şeyler, taş yığınları ve kemikler, kesinlikle savaş anına değmez. Ama merak ediyorum daha az somut olup daha önemli bir yere sahip bir şey mi var? Belki de korkum budur; bütün bu olanlarda bizi tekrar tekrar savaşa çeken bir çeşit saplantı mı vardır?

Son düşünce çizgisinde ilerleyince, savaşın anıları yok olduğunda, içimizde büyük bir şeyin parçası olmayı çok isteyip; sessizliği, sakinliği, olağanlığı, barışı bir kenara atıp müttefik olan şey hepimizin içinde midir?  Toplu olarak barışla sıkıntıyı ve gönül rahatlığını aynı kefeye mi koyuyoruz? Belki de sadece acının ve kayıpların keskin anıları ile matlaşan savaşın korlarını içimizde tutuyoruz ve ateşi boğan battaniye iyileşme sürecinin yollarında yok olunca, o ateşler tekrar alevleniyor. Ben kendi içimde bunun bir miktarını gördüm. Kendi kendime; konforların ve gönül rahatlığının mahlûku olmadığımı fark ederek itiraf ettim. Sadece yüzümde rüzgâr, ayağımın altındaki patikalar ve yol boyunca macera ile gerçekten mutlu olacaktım. O patikaları gerçekten de yürüyeceğim, ama bana öyle geliyor ki; Obould’un yaptığı gibi arkanda bir ordu ile o yolu yürümek tamamen farklı bir şey. Zira burada taşların arasındaki kemiklerde, tüm çıplaklığıyla gösterilen

daha büyük bir erdemin düşüncesi var; Silah başına çağrıldığımızda, belli bir amaç için toplandığımızda, zafer için koşarız. Peki, büyüklüğe duyulan bu susuzluk yolunda yakalananlar?

 

************

Thibbledorf Pwent herhangi bir cüce değildi. Duruşunun ve konuşma isteğinin ve sırıtmasının yumruğu yemesine neden olacağını biliyordu, aslında bu, savaş delisinin her taverna kavgasını başlatmada tercih ettiği yoldu.

Zırhlı yumruğun yüzüne uçuşunu gördü, aslında deneseydi yumruğu kısmen savuşturabilirdi.

Yapmak istemedi.

Kafası geriye doğru giderken burnunun çatladığını hissetti, kanın hücumunu hissetti. Hala gülüyordu. Söz verdi.’Sıra bende’.

Ama kendisini ork un üstüne atmak yerine; mızrağın, gövdesinin ucuyla birleştiği yeri hızla kendine doğru çekti, sonra zıplayıp geçerken diğer eliyle de tutarak mızrağın üzerinden atladı. Tekrar ayaklarının üzerine geldiğinde, mızrak iki omzunun arasından boynunun arkasından uzanır şekildeydi ve her iki eliyle de tutuyordu.

İleri geri tepişerek ve çılgın daireler çizerek dönmeye başladı. Ta ki ork mızrağı bırakana dek.

Pwent yüzleşmek için zıpladı. Ork ağır bir taşa uzanırken yüzünü bir öfke maskesi haline getirdi ve hırlayarak kollarını mızrağın üzerinde döndürdü ve sonra kollarını aşağı indirdi.

Silah kırıldı ve Pwent her iki ucu da yakaladı ve yanlara fırlattı.

Kaya göğsüne çarptı ve bir adım geri gitmesine neden oldu.

‘Oh, ama kendinin de canı yanacak.’diye söz verdi savaş delisi.

İleri atıldı, yumrukları uçarak, dizleri çalışarak ve kafası sallanarak, böylece miğferindeki çivi bir kırbaç gibi orkun yüzünün önünde ileri geri gidip geliyordu.

Ork geriledi, geriledi ve takıldı sendeler gibi oldu ve Pwent başını öne eğip uluyarak ileri atıldı.

Miğferinin çivisinin zincir bağlantılarının arasından ve deriden delerek geçtiğini, ork etini doğradığını, ork kemiğini çatırdattığını hissetti ki bu his savaş delisinin, savaş zengini geçmişinde çok kez yaşadığı bir histi.

Pwent doğruldu, kurbanını da beraberinde kaldırarak, zıplayan orku kafasının üstüne kaldırdı, uzun çiviye takmış olarak.

Fakat şaşırtıcı bir şekilde kendisini hasmıyla yüz yüze buldu. Ancak kılıcını çekmiş ork ileri doğru adım attığında savaş delisi oyunu anladı. Ork düşüşü numaradan yapmıştı ve üstüne bir ceset dayamıştı(aynı anda yerden bir de kılıç kapmıştı),ve Pwent’in kafasının üstünde ağırlık yapan kurban günlerdir ölüydü.

Ve şimdi gerçek hasmın Thibbledorf Pwent kalbine kılcı saplamak için açık bir hamle imkânı var gibi görünüyordu.

Sonraki anlar bulanık geçti. Saplama denemeleri ve vuruşları karşılıklı olarak ve tamamen alışkanlıklarla oldu. Pwent sert darbe aldı ve karışlığında birkaç tane vurdu. Kılıç kolunu sıyırdı, siyah zırhının üzerini kan kapladı, ama hareket sırasında savaş delisi; silahı ork un beklediğinden daha uzağa savuşturarak, yakına gelerek kısa ve ağır yumrukları atmayı becerdi. Ork en sonunda geri çekilmeyi başardığında soluyla Pwent’in çenesine vurmayı başardı ve savaş delisi karşılık veremeden silah tekrar ikisinin arasındaydı.

Bu iyi-,bir ork için çok iyi- diye düşündü Pwent.

Bir başka hırçın savaş dalgası hırlayıp yumruk atarak, saplayıp eğilerek birbirlerinin etrafında dans etmelerine neden oldu. Bütün bunlar olurken Pwent, kafasının üstünde yaklaşık yüz otuz beş kiloluk ölü bir ork taşıyordu. Böyle devam edemezdi cüce biliyordu. Bu şekilde değil.

Bir kılıç hamlesi; eğer karnını çekip kalçalarını zamanında kaçmak için geri atmasaydı, bağırsaklarını dışarı dökecekti. Akabinde ağırlığı kullandı. Başında taşıdığı ölü ork un ağırlığı kalçalarından çok fazla açıkta olduğu için kendisini ileri doğru itti.

Şiddetli sol bir kroşe ile ileri atıldı; ama kendisini şaşırtan bir hareketle ork yere kadar çömeldi ve attığı yumruk başının üstünden geçti. Tökezleyen Pwent’i sadece yaptığı doğaçlama kurtardı. Salladığı yumruğu durdurmak yerine, içgüdüsünün söylediği şekilde, tökezlediği yöne; daha da ileriye devam etti, döndü ve dönerken sağ ayağını kaldırdı.

Tekme savurdu. Temas etmesi gerekiyordu ve etti.Tekme orku birkaç adım geriye doğru itti.

Ama Pwent’te miğferinin çivisine saplanmış halde dönen cesetten dolayı dengesini kaybederek düştü. Bir sonraki saldırıyı karşılayacak kadar hızlı kalkabileceğini ummuyordu.

Orkta bunu gördü, arkadaki ayağından kuvvet alarak öldürmek için koşmaya başladı.

Pwent onu durduramazdı.

Ama ork un gözleri, görünüşe göre, yan tarafta gördüğü bir şey dikkatini çekince fal taşı gibi açıldı. Hamlesini tamamlamadan, savaş delisi, şansla gelen bir duraksamayı sorgulamayan biri olarak, vücudunda ki her kası gerdi ve başını ileri doğru kuvvetlice salladı ve şişlenmiş cesedi hasmına fırlattı.

Ork bir adım geriye yalpaladı ve garip bir inilti çıkardı. Ama Pwent duraksamadı ve ileri doğru atılarak bir salto attı ve cesedin ve  altında kalan canlı orkun tam üstüne atladı. Hasmının omzunun üzerinden dönerken, savaş delisi ön kolu ile orkun çenesinin altına vurdu bu arada diğer eliyle de yüzüne vurarak diğer tarafa çevirirken, saçını ve deri başlığını yakaladı.

Orkun arkasında tekrar yere bastığında, Pwent savaşı kazanmıştı. Orkun kafası epeyce sola dönmüş ve savaşçı dengesini kaybetmişti-düşmesini engelleyen şey Pwent’in havada tutmasıydı-ve bunun için hiçbir şey yapamazdı.

Önkolu ile bir tarafa döndürürken eliyle yapacağı en ufak bir çevirme hareketi, orkun boynunu kırabilirdi, bu arada orkun boğazından kanatan Pwent’in çıkıntılı bilekliği, yaratığın nefes borusunu parçalayabilirdi.

Pwent kendisini buna hazırladı, ama orkun ifadesinden bir şey, bir kopukluk, derin bir yara duraksamasına neden oldu.

‘Neden durdun?’

Savaş delisi sordu, kavrayışını bir cevaba izin verecek kadar ve orkun işini her an bitireceğinden emin olacak kadar gevşeterek.

Ork cevap vermedi ve Pwent kafasını acıtacak şekilde itti.

‘Bır şey ıçın durdun’Pwent bastırdı ‘Ne için?’

Ork hemen cevap vermeyince acı verecek şekilde sürükledi.

‘Kızın ismini bilmeyi hak etmiyorsun.’dedi ork bulabildiği havayla hırlayarak.

‘Kız?’diye sordu Pwent ’Burada bir aşığın var, değil me? Ona katılmaya hazır masın?’

Ork hırladı ve sanki Pwent bam teline basmış gibi beyhude çırpındı.

‘Evet?’diye sordu fısıldayarak.

‘Kızım’ dedi ork Pwent’i şaşırtarak ve çırpınmaktan vazgeçti. Pwent kavrayışının altında orkun kendini bıraktığını hissetti.

‘Senin kız? Ne demek ister sen? Burada ne yapıyorsun?’Ork tekrar duraksadı ve Pwent hırçın bir şekilde salladı.’Anlat!’

‘Kızım’ dedi ork ya da söylemeye niyetlendi ama sesi çatallaştı ve kelimeyi bitiremedi.

‘Kızın burrda öldü? Pwent sordu ’Savaşta? Kızını kaybettin?’

Ork cevap vermedi ama Pwent sorduğu tüm soruların cevaplarını orada pes etmiş savaşçının yüzünde gördü.

Pwent orkun derin bakışlarını takip ederek yana, birkaç cesedin yattığı yere baktı.’Bu o, değil mi?’

‘Tinguinguay’ dedi ork nerdeyse sessizce ve Pwent orkun gözünde dökülen yaşı fark ettiğinde gözlerine inanmakta zorlandı.

Pwent yutkundu. Böyle olmaması gerekiyordu.

Kendi kendine işi bir an önce bitirmesi gerektiğini söyleyip kavrayışını arttırdı.

Kendi yaptığına şaşarak orku üstüne kaldırdı ve ileri fırlattı.

‘Sadece kızı al ve defol buradan?’dedi savaş delisi boğazında bir şişkinlikle.

 

/******

 

Burada ölenleri kim hatırlayacak ve her iki tarafta kayıplarının yerini dolduracak ne kazandılar?

Ne zaman sevdiğimiz birini kaybetsek, hayatımızın geri kalan kısmında o sevdiğimiz kişiyi hatırlamak ve hiç unutmamak için yemin ederiz. Ama biz yaşayanlar bu an ile yarışma halindeyizdir ve çoğunlukla bu an bütün dikkatimize hükmeder. Ve böylece yıllar geçtikçe daha önce kaybettiklerimizi her gün hatta her hafta hatırlamamaya başlarız. Sonrasında Zaknafein’i, babamı, akıl hocamı ve kendisini benim için feda edeni hatırlamıyorum diye suçluluk duygusu gelir. Ben hatırlamıyorsam kim hatırlayacak? Ve kimse hatırlamıyorsa belki de gerçekten gitmiştir. Yıllar geçtikçe suçluluk hissi azalacak, çünkü sürekli olarak unutuyoruz ve sarkaç hatırladığımız ender durumlarda kendimizi alkışlamamız için kendimize hizmet eden düşüncelerimiz doğru yatar. Suçluluk duygusu daima var, belki de sonuna kadar ben-merkezci yaratıklar olduğumuz içindir. Bu bireyciliğin inkâr edilemez gerçeğidir.

Sonunda, biz, hepimiz dünyayı kendi şahsi gözlerimizden görüyoruz.

 

********

G’nurk ivmesini durdurdu ve şaşırmış cüceyle yüzleşmek için döndü.’Yaşamama izin vereceksin? Diye sordu cüce lisanında.

‘Kızın al ve burdan defol.’

‘Neden bunu…?’

‘Sadece al!’Pwent bağırdı’Sen için vaktim yok, sen köpek. Sen kız için geldin, senin ve kızın için yeterince iyi! Kızı al ve defol buradan!’

G’nurk hemen her kelimeyi anladı, ne olduğunu muhakeme etmek için yeterliydi.

Kızına baktı-sevgili, ölü kızına-sonra cüceye bakarak sordu,’Sen kimi kaybettin?’

‘Ağzın kapa köpek’ Pwent bağırdı.’Git sen ben fikrim değiştirmeden.’

Ses tonu G’nurk’a çok şey anlattı. Bağırmasının altındaki acı, nefret vc kederden oluşan benzer bir birleşimi içinde taşıyan orkun kulaklarında çınladı.

Tekrar Tinguinguay’a baktı. Göz ucuyla, cücenin kafasını önüne eğerek gitmek üzere döndüğünü gördü.

G’nurk sıradan bir ork değildi. Obould’un seçkin muhafızları arasında ve bir eğitmen olarak bu pozisyona yıllara imrenenlere yıllarca hizmet etmişti. Cüce onu yenmişti-bir hile aracılığıyla elbette-ve G’nurk için bu hiçte azımsanacak bir şey değildi; bu biçimde yenilmeyi hiç ummamıştı.

Ama artık o daha iyi biliyordu.

İki sıçrayışta cüceyle arasındaki mesafeyi kapattı ve cüce hücumunu karşılamak için döndüğünde onu seri kısa vuruşlar ve kısa kılıç hareketleri ile özellikle dengesini kazanamasın diye meşgul etti.

Cücenin asla karşı atağa kalkmasına, savunma oluşturmasına izin vermeden bastırmaya, itmeye, dürtmeye devam etti.

Cüceyi geriye sürdü neredeyse yıkacaktı; ama inatçı sakallı yaratık ileri atıldı.

G’nurk kenara çekilerek kılıcının topuzuyla cücenin omzunun arkasına vurdu ve dengesini kaybederek öne doğru yalpalamaya zorladı. Dengesini sağlamak için G’nurk’u yakalamak istedi ve bunun için orka doğru uzandığında, G’nurk kolun altından eğilerek, üstünden geçen kolu yakaladı böylece hızla kolun arkasına geçti ve öyle bir kıvırdı ki cüce kafa üstü yere düştü.

Cüce sırt üstü yeri boyladı, boynunda sıkıca dayalı kılıçla G’nurk başında dikilmiş duruyordu.

 

/***********

Çocuklarının doğumunun hemen akabinde kendi fanilikleri hakkındaki korkularını dile getiren ebeveynler duymuştum. Ebeveynde, geniş ölçüde çocuğu onlu yaşlarına gelene kadar canlı kalan bir korkudur bu. Ölecek olsalar çocukları için değildir duydukları korku-aslında o endişe de muhakkak vardır-daha çok kendileri içindir? Hangi baba çocuğu kendisini hatırlayacak kadar büyümeden kendi ölümünü kabul eder? Taşların arasındaki kemiklere sureti kim daha iyi koyar?

Bir karga gelip faydalanmadan önce gözdeki pırıltıyı kim daha iyi hatırlar?

 

/***********

 

‘Bah, sen hain katil köpek!’ Thibbledorf Pwent bağırdı.’Onurun yok, senin kı-‘G’nurk kılıcı daha sıkı bastırınca kelimeyi yuttu.

‘Onun hakkında konuşma’ ork uyardı ve kılıcı bir miktar geri çekti.

‘Bunun onurlu olduğunu düşünürsün, değil mi?’

G’nurk kafasıyla onayladı.

Kulaklarına inanamayan Pwent nerdeyse tükürür bir ifade ile’Sen köpek! Sen nasıl düşünürrsün’

G’nurk kılıcını da beraberinde çekerek geri adım attı,’ Merhametin için sana minnet duyduğumu artık biliyorsun cüce’ diyerek açıkladı.’ Şimdi kalbinde doğru seçimi yaptığını biliyorsun. Beraberinde bu savaş alanından merhametinden dolayı bir pişmanlık yükü taşımayacaksın. Bunu olduğundan farklı düşünme; iyi bir anlaşmanın geri ödenmesi. Eğer bir gün saflarda karşılaşırsak, Obould Bruenor’a karşı, bil ki kralıma hizmet edeceğim.’

‘Ben kendim de benkine.’Pwent duyurdu ayağa kalkarken.

‘Ama sen benim düşmanım değilsin cüce’ diye ekledi ork, geri adım attım eğilerek selam verdi ve uzaklaştı.

‘Ben de senin lanetlenmiş dostun değilim!’

G’nurk döndü ve gülümsedi, Karşılıklı anlaşarak ya da başka bir şey bildiğini düşünerek, Pwent ayırt edemedi.

Garip bir gün olmuştu.

 

/***************

 

Kargaların daireler çizmelerini ve rüzgârın onları uzağa taşımasını ve yüzlerin sonsuza dek bize acıları hatırlatmaları için kalmalarını dilerdim. Boru zafer namelerini çalınca, ordular yeni baştan taşların arasındaki kemikleri çiğnemeden önce, bırakın ölülerin yüzleri bize bedeli hatırlatsın. Önümde uzanan manzara aklı başa getiren cinsten, kırmızıya bulanmış taşlar.

Ve kargaların sesleri kulaklarıma çalınan ürpertici bir uyarı.

 

-Drizzt Do’Urden

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz