Eyl
15

Tigana

Yazan Skywalker 0 Yorum / 735 Kez Görüntülendi

Tigana

 

 

BÖLÜM 1-RUHA SAPLI KILIÇ

 

Kısım 1-

 

ŞARABIN GÜZ MEVSİMİNDE; Selvilerin ve zeytinlerin ve ladin asmalarının arasından söz yürüdü ve Sandre; Astibar Dükü, yurdu olan şehrin ve çevresinin bir zamanlar ki hükümdarı, sürgününün ve ömrünün son acılı nefesini vererek ölmüştü.

Triad’ın hiçbir hizmetkârı adamın son anında söylenmesi gereken dualar için yanında değildi. Ne Eanna’nın beyaz cüppeli rahipleri, ne Kapıların Kara Morianı’na ait olanlar, ne de tanrı Adaon’un rahibeleri…

Astibar şehrine Dük ‘ün ölüm haberi ulaştığında büyük bir sürpriz yaşanmadı. Sürgün Sandre’nin, Triad ve onun ruhban sınıfına son 18 yıldır duyduğu öfke bir sır olmaktan çok uzaktı. Ve saygısızlık Sandre d’Astibar’ın en güçlü olduğu zamanlarında bile utandığı bir şey değildi.

Şehir, Asmaların Festivali’nin arifesinde, bölgeden ve ötesinden gelen insanlarla dolup taşıyordu. Kalabalık hanlarda ve khav odalarında Dük hakkında doğrular ve yanlışlar, yüzünü hiç görmemiş ve Astibar’daki Dukalık sarayına çağırılsalar yüzlerindeki renk hemen kaçacak insanlar tarafından yün ve baharat ticareti yapılır gibi takas ediliyordu.

Yaşadığı sürede Dük Sandre; Aya diye adlandırılan yarımadanın insanlarının konuşmalarına ve dedikodu yapmalarına fırsat vermişti ve öldüğü zaman bu durumu değiştirecek yeni bir şey olmamıştı, Barbidor’lu Alberico denizaşırı o İmparatorluktan bir orduyla gelmiş ve Sandre’yi 18 yıl önce sürgüne göndermişti. Güç elden gidince geriye gücün izleri kalır.

Belki de bu yüzden ve kesinlikle yaptığı her şeyde ihtiyatlı bir adam olmasından dolayı dokuz bölgeden dördünü demir yumrukla yöneten ve Brandin’li Ygrath ile dokuzuncusu için rekabet eden Alberico, protokole azami dikkati göstererek hareket etmişti.

Dükün öldüğü günün öğle vakti, Alberico’nun atlı bir ulağının şehrin doğu kapısından çıktığı görülmüştü. Yası ve ulağın mesaj taşıdığını temsil eden renkler olan mavi-gri renkli sancağı taşıyan ulak, hiç kimsenin şüphesinin olmadığı bir şekilde şehir duvarlarına yedi mil uzaklıkta büyük malikânede toplanmış Sandre’nin çocuklarına ve torunlarına, dikkatle seçilmiş kelimelerden oluşan bir başsağlığı mesajı götürüyordu.

Paelion’da, bu sezon daha nükteli bir grubun toplandığı khav odasında; alaycı bir şekilde görüldü ki; eğer Sandre’nin soyu daha duyarlı insanlardan oluşsaydı, Tiran’da sadece bir ulak yerine kendisi gibi Barbadian’lı paralı askerlerden bir grup gönderebilirdi.

Bu duruma gösterilen sözde haz öldükten sonra, seyyah bir müzisyen ki, o anda Astibar’ da pek çok vardı, gelecek üç günde kazanacağı tüm paranın üzerine Chiara Adasından, festival bitmeden mısra şeklinde bir başsağlığı mesajının geleceğine dair bahse girmişti.

Elindeki likörle tatlandırılmış dumanı üstünde khavla dolu fincanı sallayarak konuşan ihtiyatsız adam ‘Çok büyük bir fırsat’ diyordu. ‘Brandin, Alberico’ya ve bize; yarımadayı paylaşmış olmalarına rağmen sanatın ve ilmin batıda, Chiara’dan beslendiğini hatırlatma fırsatını kaçırmayacaktır. Sözlerimi bir kenara yazın ve isteyenle bahse girerim ki, bize zoraki uyaklı bir mısra ya da çözmemiz için Camena’nın Sandre’nin ismini tersten ya da düzden yazan aptal akrostişlerinden birisi Astibar ’da müzik susmadan gelecektir.’

Gülüşmeler olmuştu; ama bu gülüşmeler festivalin arifesinde olunmasına ve geleneksel olarak Barbidor’lu Alberico her zaman olduğundan daha fazla ehliyet vermiş olmasına rağmen ölçülüydü. Sayılara kafası yatan birkaç kişi hemen hesap yapıp; seyir süresini ve sonbaharda Senzio bölgesinin kuzeyindeki denizlerin durumunu ve takımadaların arasından geçen yolu hesaplamış ve kumara meyilli olan şehirde, müzisyen istediğinden daha fazla bahse Paelion’un yazı tahtasına kayıtlanmış olarak kavuşmuştu.

Ama bir süre sonra tüm o bahisler ve alaycı konuşmalar unutuldu. Sivri tüylü şapkasıyla bir adam khav odasının kapısını açtı ve herkesten kendisini dikkatle dinlemesini talep etti. Tiran’ın yolladığı ulağın büyük bir süratle bir süre önce çıktığı kapıya yaklaştığını ve arkasından, üç milden daha az bir mesafede, son isteği olarak bir zamanlar yönettiği şehirde bir gün ve gece tüm ihtişamıyla yatmak üzere Dük Sandre d’Astibar’ın cenaze alayının ilerlediğini söyledi.

Paelion’da tepki hiç gecikmedi ve çok tahmin edilebilir türdendi; kendilerinden kaynaklanan velveleyi bastırmak için bağıran adamlar… Gürültü ve siyaset ve festivalin beylik zevkleri hararetli bir öğleden sonrayı ortaya çıkartmıştı. İşler birden o kadar açıldı ki Paelion’un heyecanlı sahibi likörleri gelen siparişleri yetiştirmek için şişelerle göndermeye başladı. Soğuk karısı ise aynı derecede cömert davranmıyordu.

‘Geri çevrilecekler!’ diye haykırdı genç şair Adreano, elindeki kupayı vurup sıcak khav’ı Paelion’un en büyüğü olan koyu meşe masanın üzerine dökerek. ‘Alberico buna asla izin vermez.’ Arkadaşlarından ve büyük meşe masanın etrafında her daim bulunan gruptan görüşünü destekler mırıldanmalar duyuldu.

Adreano, cüretkâr bir tavırla Ygrath’lı Brandin ve onun Chiara’daki sarayında bulunan şairler üzerine bahse giren müzisyene bir bakış attı. Adam, duyduklarından hayli memnun bir görüntüyle, kaşlarını nedenini belli olmayan bir şekilde kaldırmış, sandalyesinde geriye doğru keyifle yaslandı. Adreano, adamdan ciddi anlamda rahatsız olmuştu; ama alınmasının sebebi müzisyenin Chiara’nın kültürel üstünlüğü hakkında sarf ettiği beylik sözlerden mi, yoksa Adreano’nun; son altı aydır hem giydiği üç katlı peleriniyle hem de şiirlerindeki yazım tarzıyla gayretli bir biçimde taklit etmeye çalıştığı Büyük Camena di Chiara hakkında gösterdiği küstahça tavırdan mı onu bilemiyordu.

Adreano duyduğu çift taraflı kızgınlığın mantıksız olduğunu anlayacak kadar zeki; ama aynı zamanda genç ve bu farkındalığı Senzia brendisiyle karıştırılmış khav’dan dolayı bilinç seviyesinin üstüne çıkaramayacak kadar da sarhoştu.

Ki o bilinç bu kaba hödüğe odaklanmıştı. Adamın şehre geliş sebebi besbelli şehirde birilerini yolarak festivalde çarçur etmek için para kazanmaktı. Böyle bir adam nasıl olurda batı Aya’daki en gözde khav odasına girmeye cesaret eder ve taşralı ayaklarını en gözde kabininin en gözde masasına nasıl uzatırdı? Adreano hala bu odacığın ahalisi olan çevrelere kabul edilmek için katlandığı aşağılanmaları ve bu esnada yaşadığı acıları tüm canlılığıyla hatırlıyordu.

Kendisini birden, müzisyenin fikrine karşı çıkmasını umarken buldu. Bir mısra seçmişti bile hem de en iyilerinden…

Yorum Yaz