Tolkien: Film, Gerçek Ve Bir Deneme…

Bunu Paylaşın

Bugün uzun zamandır yapmak istediğim bir dosyayı, bir film etrafında yapabileceğim. Yorumlayacağımız film daha doğrusu hayat, Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi serisi başta olmak üzere, modern çağların yüksek fantazyasının kurucu babalarından J.R.R.Tolkien. Dilerseniz önce filmin fragmanını izleyerek ve spoiler uyarımızı yaparak dosyamıza başlayalım.

John Ronald Reuel Tolkien 1892’de Güney Afrika’da doğdu. Çok küçük bir yaşta babasını ve ilk gençlik yıllarında annesini kaybetti. Annesinin vefatından sonra peder Francis tarafından Birmingham’ın saygın ailelerinden Faulkner hanesine yerleştirildi. Burada kendisi gibi bir yetim olan Edith ile tanışan Tolkien kader birliği ettiği Edith ile 1916’da evlenerek dört çocuk sahibi oldu.

Edith… Tolkien’in eşi resimde bile canlılığını objektiflere yansıtmayı başarmış.

Tolkien bir yetim olarak yerleştirildiği hanede iyi bir eğitim aldı. Birmingham’ın önemli ailelerinin çocuklarının devam ettiği Kral Edward Koleji’ne gönderildi. Burada Tolkien’in dillere ve edebiyata ilgisi olduğu kadar koruyucu aile ve peder Francis’in kendisine değer verdiğini unutmamak da gerekir. Her ne kadar peder Francis ile Edith konusunda önemli bir ayrım yaşamış olsalar da tarafların farklı bakış açıları ile de olsa iyi ve doğru bir şeyler yapmak istedikleri ortadadır.

Filme dönersek, film bu kısımları Tolkien’in bilinen hayat hikayesine uygun şekilde işlediği söylenebilir. Tea Club and Barrovian Society yani bir tür sosyal kulüpte kurdukları T.C.B.S grubunun üyelerinin karakteri hakkında bilgi sahibi değilim ancak Tolkien’in bu seçkin ailelerin sanatsever çocukları ile kurduğu gerçek ilişkiye bakarsak, kendisinin entelektüel derinliğinin yanında güçlü bir karakteri olduğunu da varsayabiliriz.

Batıda Birinci Dünya Savaşı kuşağı “Kayıp Kuşak” olarak adlandırılır…

Filmde beni en çok etkileyen sahne Edith ille gittikleri kulüpte kesme şekerleri diğer müşterilerin kafasına attıkları sekanslar oldu. Hep yaşlı ve pipolu olarak gördüğümüz “eski” bir adamı gençliğin kavak yelleri döneminde görmek beni son derece mutlu etti.

Edith ve Tolkien; oyuncular Nicholas Hoult ve Lily Collins uyumlu bir çift olmuşlar.

Filmde çok ağırlıklı yer tutan iki olay; Tolkien’in Edith’le olan ilişkisi ve T.C.B.S grubunun şair üyesi Geoffrey Smith etrafında şekilleniyor. Tolkien’in savaşında da ana tema, arkadaşı Geoffrey’i bulma çabası olarak kendini gösteriyor. Eğitimsiz, sıradan, samimi ve sadık er Sam Hodges’ın daha sonra Yüzüklerin Efendisi’nde Samwise Gamgee olarak kendini göstermesi gibi hoşlukları da filmde görebiliyoruz.

Şimdi filmin en çok eleştirilen ve Tolkien’in hayatında en çok uğraştığı alanlardan birine geleceğiz; Tolkien’in eserleri üzerinde Birinci Dünya Savaşı’nın etkisi…

Bu konuda amatörce de olsa, deneme mahiyetinde bir yorum getirmek gerekliliği hissediyorum. Zira Tolkien’in biyografisini her an okuyabilir, filmini izleyebilir ve maddesel bilgileri edinebilirsiniz. Ancak bir yorum, -doğru veya yanlış- üzerinde düşünülecek daha keyifli bir zaman geçirme olarak değerlendirilebilir.

Öncelikle belirtilmesi gereken konu; Tolkien’in Victoria Dönemi’nde yetişmiş, inançlı bir katolik olduğu ve yine inançlı katolikler tarafından yetiştirildiğidir. Silmarillion’u okuduğunuzda bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Tolkien tek yönlü bir insan değildi, eşi Edith –ki öyle görünüyor ki Tolkien’in hayatında canlılık getiren gerçek bir aşktı- protestandı. Tolkien onu seçerken örneğin kalbini dinlemiştir. Ancak Tolkien bir apologetic de değildi. C.S.Lewis’in ateizmden Hristiyanlığa dönüşünde büyük payı vardır o kadar ki C.S.Lewis ciddi bir Hristiyanlık alegorisi olan Narnia Günlükleri’ni yazmıştır. Kısaca Tolkien dinini kendi kendine kaçak göçek yaşamadığı gibi yaymaya da çalışmaktadır. Yine yeri geldiğinde İngiliz İmparatorluğu’nun dağılması gerektiğini açıkça ifade eden, yeri geldiğinde monarşiyi savunan da bir entelektüeldir de.

Tolkien’İn ikonik fotoğrafı…

Buradan hareketle ana konumuza dönersek; Alman köklerini bizzat kalıtımında taşıyan ve kültürel olarak da Sakson/Fin/Norsk edebiyatına merak duyan Tolkien’in Almanya ile yapılan bir savaşı kitaplarında kötülük tarafından değiştirilmiş eski elfler olan orclara evirmesi anlamsız değildir. Toplar, uçaklar ve alev makinaları ile karşılaşan bir adamın daha sonra ejderhalar yazması ve gücün paylaşılamamasından çıkan bir savaşı güç yüzüğüne evirmesi de anlaşılır. Daha ötesi, eğitimsiz ve entelektüel anlamda vasıfsız işçi sınıfı ve köylülerin Hobbitler olarak kendilerini hiçe sayarak girdikleri mücadeleyi de kutsamaktadır elbette. Ölümü ve dehşeti birinci elden gören bir adamdı Tolkien. Ama…

Ama bu savaşa Victorian bir İngiliz gözüyle de bakıyordu zannımca. Hoşlanmıyordu o savaşta olmaktan ve orduya geç yazılmıştı. Ama orada yaşadıklarından ne kadar mutsuz da olsa, tanımadığı binlerce insanın ölümünü de görse ve en iyi üç arkadaşından ikisini de kaybetse Tolkien bir Vietnam Sendromu yaşamadı. Bu savaş gerekli bir savaştı onun için. Belki Almanlara karşı değil salt kötülüğe karşı savaştı, belki kendi ülkesinin de savaşta payı olduğunu düşündü ama bu savaş onun zamanında “Bütün Savaşları Bitiren Savaş” olarak savaşıldı ve Tolkien görevini yaptığını düşündü.

Şimdi bu düşüncemize dayanak olarak bir konseptten bahsedelim ve Tolkien’in bütün hayatı boyunca eserlerinin savaş alegorisi olmadığında ısrar etmesi konusuna değinelim. Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’yı ele alalım örneğin. Almanlar savaşı kaybettikten ve ilk şoku atlattıktan sonra şansölye ve dışişleri bakanı Stresemann önderliğinde ayağa kalkmış ve disiplinli aristokrasiye dayalı eski Prusya sistemini terk ederek; sosyal, ekonomik ve entelektüel olarak bambaşka bir kimliğe bürünmüştür. Freicorps ortadan kalkmış, Berlin bir sanat metropolü olmuş ve mesela ünlü Metropolis çekilmiştir. Gerçi daha sonra 1929 ekonomik bunalımı Almanya’yı tamamen dizlerinin üzerine çökertecek ve Nazi hareketi kontrolü ele alacaktır.

Buradan da İngiltere’ye gelelim. Victoria İngiltere’si dünyanın başat askeri, ekonomik ve siyasi gücüydü. Kelvinist/Anglikan doktrin içinde manevi hayatını ekonomik hayatıyla uyumlu kılmış merkantalist, kolonyal ve emperyal sistemin dünyadaki örnek sistemiydi. Evet, Almanya bir rakip olmuş ve izolasyonist Amerika tarafından belki de sanayi, ekonomik anlamda geçilmişti ancak ticarete hakimiyeti ve sterlinin dünya ekonomisindeki gücüyle başat rolünü sürdürmüştü. Yeni nesil Almanya’yı –ki bilimsel ve ekonomik anlamda Almanya’nın iki kuşakta sıçraması gerçekten büyük bir başarıdır- zar zor durdursa da “Victorian İngiltere”si hayata tutunmayı başardı. İngiltere ikinci dünya savaşından sonra kazananların arasında olsa da imparatorluğunu kaybedecek, 1956 Süveyş Krizi ile büyük devlet statüsünü de kaybedecek ve 1982 Falkland Savaşı’na kadar sosyal olmasa da siyasi olarak ikinci lige düşecektir. Buna benzer bir durum Osmanlılar için de geçerlidir. Osmanlılar da kollektivist tarım ekonomisinin en gelişmiş örneği idi. Ancak dünya değişirken eskisinde mükemmel olmak bir noktada yenisine adapte olmayı geciktiriyor.

Tolkien Morgoth’a karşı… Somme Savaş’ını betimleyen sahnenin tamamı ve bu görseldeki finalinin gerçek Tolkien’le ne kadar ilgisi var bilinmez. Ancak sembolizmin en iyi örneklerinden olduğu kadar askerlerin trajedisisini yansıtmakta da çok büyük bir başarıya ulaştığı ortada…

İşte Tolkien’in İngiltere’si eski sitemin mükemmel örneği idi ve her mükemmel sistemde olduğu gibi sert bir sosyal kodu vardı. İyi veya kötü demiyoruz ancak kurallar belliydi. Ve sosyal sınıflar arası geçişkenlik düşük ihtimal ve zordu. Nasıl Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Almanya bambaşka bir sosyal yaşam ve kültürel üretim verimliliğine ulaştıysa 1956 Süveyş Krizi sonrası İngiltere’sinin de sosyal yapısı bambaşka bir yapıya büründü. 1960’ların ortasından 1980’lerin başına kadar süren Rock’ın yükselişi ve Amerika’da “British Invasion” olarak alınan akım bir tesadüf değildir. Victorian Britanya’da hayal bile edilemeyecek bir sosyal yapıdır bu.

Tam bu zaman diliminde Tolkien’e bir kez daha dönelim. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi üçlemesi her ne kadar eski ve muhafazakar bir edebiyat profesörü tarafından, çok az kadını içeren bir şekilde ve eski edebe göre yazılmış olsa da; savaş karşıtlığı ve gücün kontrolü temalarını işlemesi nedeniyle Vietnam Savaşı’nda doğan Hippi hareketinin başucu kitabı oldu. İşte o noktada Tolkien eserinin sadece bir savaş alegorisi olmadığını belirtmek gereği duydu diye düşünüyorum. Tolkien savaş yanlısıydı demek istemiyorum. Gücün insanlara neler yaptırdığını da mesele ettiği için yazmıştı bu kitabı kuşkusuz. Ancak hippi hareketi Tolkien’in “core” ruh dünyası için biraz fazlaydı ve bu hareketi özellikle beslemek istemedi.

Film işte bu noktada Tolkien’in alegori reddini –görsel olarak çok etkileyici ve çok duygusal da olsa- reddedince ve Tolkien’in inanç dünyasını geri plana atınca gerçeklerden biraz uzaklaşmış oldu. Eleştiriler de genelde bu noktalardan geldi. Ancak temelde filmin Tolkien’in çok yönlü karakterine güzel dokunduğunu da düşünüyorum.

İzlemesi keyifli bir filmdi. Ve bize de bu konuda görüşlerimizi yazmak için fırsat verdi Bir İngiliz olmamakla birlikte önümüzdeki dönemde H.G.Wells’in Dünyalar Savaş’ından da bahsederek Victoria dönemi İngiltere’sine dönmek istiyorum. Şimdilik bununla yetinmek durumundasınız…

Hoşça kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram
Sebt Günü Batıya Doğru Yola Çıkanlara – Bir Yol Hikayesi Bölüm 3

* Batı cephesinde yeni bir şey yok  Bense, yeni bir sayfaya doğru çoktan yola çıkmıştım. Yol kenarında bağdaş kurmuş oturan kör » Devamını Oku...

Valkyrie Evreni Hikayeleri-2: Belki Üstümüzden Bir Gemi Geçer

Sabah alarmı çalmıştı ve onu içinden çıkmak istemediği muhteşem düşlerden uyandırmıştı. Sinirle gözlerini açtı ve alarma yumruk atmamak için kendini » Devamını Oku...

Nostaljik Ve İlginç Bir Kadere Sahip Bilim Kurgu Dizisi: Firefly…

Firefly, yani Ateş Böceği... Yayınlandığı 2002-2003 yıllarında önemli bir hayran kitlesi edinen ancak düşük ratinglere yenik düşen bir diziydi diyerek » Devamını Oku...

Beklenilen Dizi Yüzüklerin Efendisi’ni Karşılarken: Tolkien’in Evreninin Harika Müzikleri…

Bugün, siz sevgili takipçilerimizle J.R.R.Tolkien'in başyapıtı The Lord Of The Rings/Yüzüklerin Efendisi'nin sinema versiyonundan altı parça/tema paylaşmak istiyoruz. Bu sayede » Devamını Oku...

Bilim Kurgu Dizi Öykü: Sarius Nava’nın Soğuk Yüzü – 4.Bölüm Ve Final

‘Hayır, Nareed yalan söylemedik.’ Doktorun sesi titriyordu. ‘Evet, sizi işe aldığımızda gezegendeki yaşam formunu tespit etmiştik; ama başkasına rastlamamıştık ve » Devamını Oku...

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir