Türk Filmleri Haftası 1 – Recep İvedik 6 ve Cinayet Süsü

Bunu Paylaşın

Merhaba sevgili kurgusal.net takipçileri. Ben, Murat Barış Sarı. 2012-2015 yılları arasında sizlerin karşısına “Yarıaydın” rumuzuyla çıkıyordum. Editörlerimizden Volkan Gün’ün burada harikulade şekilde açıkladığı gibi, kuruluşumuzdan yedi, verdiğimiz uzun aradan dört yıl sonra yine karşınızdayım. Bu süreçte artık rumuz kullanımını terk ettik. Bu, daha samimi ve daha güven veren bir tavır. Bu kısmı çok uzatmaya niyetim yok ancak kısaca belirtmeliyim ki sizleri özlemişim. Umarım bu dönemimiz daha uzun soluklu ve daha interaktif olur.

Bu girizgahtan sonra yeni dönemimin ilk yazısına geçmek istiyorum. Sitemiz ağırlıklı olarak fantazya ve bilim kurgu alanına eğilmek üzere kurulmuş olsa da, farklı bazı kurgu eserlerine de zaman zaman değinmek niyetindeyiz. Hatta “Retrospektif” adıyla tarihi amatörce yorumlayan bir sekme daha açtık. Buradan hareketle vizyondaki iki filmle bu yeni döneme başlıyorum.

Tek tek ve toplamda Türk Sinema izleyicisinin en çok izlediği sinema filmi serisi olan Recep İvedik’in altıncı filmiyle başlayıp sanata yaklaşımını çok beğendiğim Ali Atay’ın Cinayet Süsü filmiyle devam edeceğim.

Öyleyse başlayalım;

RECEP İVEDİK 6

Şahan Gökbakar’ın çok sevilen ve aynı ölçüde de nefret edilen karakteri Recep İvedik’in sinema salonlarını altıncı kez ziyaret ettiği filme geçmeden önce eski takipçilerimizin hatırlayabileceği bir geleneğimizi dile getirelim. Önce filmin fragmanını izleyeceğiz ve eleştirinin eser miktarda spoiler içerebileceğini belirteceğiz.

Recep İvedik 6, fragmandan da anlaşılabildiği gibi bildiğimiz bir Recep İvedik hikayesi olsa da ortada aslında ciddi bir çıkmaz var. Recep İvedik’in malzemesi bitiyor. Evet, bir tatil köyünde başlayan, reklam ajansında devam eden, bunalmış Recep, Survivor Recep, olimpik atlet Recep derken Afrika’ya gelen macera her yeni filmde önümüze mikro farklılıklar koysa da, ana malzemesi aynı ve tükeniyor.

Şahan Gökbakar’ı neredeyse medyaya adım attığı günden beri takip eden, yönetmen Togan Gökbakar’ın Gen’ini sinemada seyreden bir kişi olarak, iki kardeşin entelektüel birikimlerinin, hazır cevap ve nğktedan pratik zekanın çok daha ötesinde olduğunu düşünüyorum.  Bununla birlikte yapımcı olunca işin ticari yönünü daha çok düşünmek zorunda olduklarını da düşünüyorum. Ancak bir sıkıntı var…

Eleştiriye başlamadan önceki merhaba paragrafında aklımda olan ancak yazıda değinmeyi uygun gördüğüm bir konsept serinin tükenmesine neden oluyor. Şöyle ki, ilk Recep İvedik 2008 yılı yapımıydı ve serinin başlamasına sebep olacak başarı biraz önce bahsettiğim “entelektüel birikim”den kaynaklanıyordu. Recep İvedik’in hayatı aslında bir trajediydi ve onca kahkaha tufanının arasında bu hissediliyordu. İkinci film açıkça Recep’in iş, saygınlık ve aşkı bulması gerektiğini anlatıyor, üçüncü film yalnız Recep’i bunalıma sokuyordu. Fakat sonra bir şey oldu ve Gökbakar kardeşler jenerasyonun değiştiğini fark etti. Bununla birlikte onlar bu yeni jenerasyondan değildiler ve ne kadar saklasalar da bu jenerasyonun ergenlerinden daha derindiler. Bu sebeple iş, Recep’in iç dünyasının etkilediği komik dış olaylar seyrinden çıktı ve Recep İvedik zamanın ruhuna uygun popüler temalar içinde bir tür karikatüre dönüştü. Bu jenerasyona eğilmeye çalışırken karikatürleşti kısaca.

Önce Survivor’a girdi. Bu filmde yine de sosyal içerikli bir amacı vardı. Daha sonra olimpik bir maceraya atıldı, altın madalyalar kazandı, filmin sonunda milli forma altında birkaç dakika bayrak salladı. Ve karşılığında da gişe rekorları kırdı.

Recep İvedik 6 gişe olarak zirveden sonrasını temsil eden bir film olarak o kadar iddialı olamazdı. Bu açıdan şu an yaptığı gişe –bu satırlar yazılırken haftalık box office listesinde üçüncü haftasında olmasına rağmen ikinciydi ve toplamda üç milyonu aşmıştı- gayet iyi görünüyor.

Filmin kendisine gelirsek, Turist Ömer Yamyamlar Arasında formülünden hareketle, bir yanlış anlamadan doğan komik olaylar anlatılıyor. Komik mi? Nereden baktığınıza bağlı. Gülmek için gidiyorsanız gayet komik ve absürt. Bir Recep İvedik filminden daha fazlasını beklemiyorsanız gayet de eğlenceli. Olay örgüsü son derece basit -gerçi bir noktada İlyada’ya bile bağlanmış denilebilir.-. Eski Recep İvedik filmlerine sahnelerden, karakterlere kadar göndermeler var. Bunu nasıl anlayacağınız ise size bağlı. Bir evren gibi de bakabilirsiniz benim gibi malzeme tükeniyor diye de bakabilirsiniz.

Peki Recep İvedik serisi kurtulabilir mi? Bence hayır… Daha kötüye gider ve bunu, daha önceki filmlerde seyircinin sevdiği sahneleri tekrarlayarak –köpekbalığı dövüşünü yılan dövüşüne çevirerek, ekranda bayrak sallamayı filmin finalinde Türk askerini sahneye getirerek tekrarlayarak veya ilk filmin 300 çeşit balık sayan dalgıcını bu filmin 500 çeşit canlı sayan safari rehberine çevirerek, hatta geri getirerek vb.- geri döndürmek imkansız. Recep İvedik’i içerik olarak benzerlerinden ayıran ilk filmdeki çizgisine çekerek ortaya bir kalite konulabilir. Bu da en yakın bir ihtimalle Recep İvedik’i bir ilişki içini sokarak olur. Ama bunun gişede ne kadar karşılığı olur derseniz bunu bilemiyorum ve umutlu da değilim. Eğer sadece gişeye oynanırsa da düşüş durdurulamaz çünkü tekrar edeceğim ama bu güldürü bu nesil için fazlasıyla saf ve temiz. Evet saf bir film Recep İvedik. Teknoloji ise insanları son derece vulgar bir hale getirdi geçen on iki yılda. Sosyal medyaya amatör de olsa sosyolog ya da psikolog gibi bakan herhangi biri bile tüm bu teknolojik makyaj altında ortada psikanalitik bir felaket olduğunu görebilir. Ne Şahan ne de Togan bu dönemin çocukları değiller. Bu açıdan bu kaybedilmiş bir savaş ve bu sebeple o kadar suçlu da değiller. Eh, sonuçta bu iş para işi ve şu ana kadar bunu da başardılar. O açıdan Recep İvedik’e özellikle bu haliyle çok da fazla yüklenmeye gerek yok.

Teknik olarak, ben Togan Gökbakar’ın iyi bir gözü olduğunu düşünüyorum. Oyunculuklar zaten serinin tarzı olarak çoğunlukla amatör ama doğal bir eğlencelik oldukları da inkar edilemez. Ben özellikle Nurullah Çelebi’nin Nurullah karakterini çok sevimli buldum. Efektleri beğenmedim çok sırıtıyorlar ama kostüm, makyaj ve art direction bana serinin en iyisi geldi. Bence bu açıdan özenilmiş bir iş olmuş.

Herşeyin sonunda kendime de size de söylemem gereken şeyi Şahan Gökbakar söyledi aslında; “üzerinde fazla durmaya gerek yok, bu bir eğlencelik sadece.” Daha fazlası olabilirdi ama biz de toplum olarak daha iyisini talep edebilirdik…

Yine de önceki iki filmi sevdiyseniz bunu da seversiniz diyerek film hakkındaki sözlerimi tamamlıyorum.

CİNAYET SÜSÜ

Ali Atay’ın üçüncü filmi olan Cinayet Süsü’ne geçmeden önce bir önceki eleştirimizdeki uyarımızı tekrarlıyor ve sizleri fragmanla baş başa bırakıyorum.

Cinayet Süsü ile ilgili dikkat çeken ilk şey oyuncu kadrosu. Türk Sinemasının farklı jenerasyonlarından hem yıldız hem de gerçek sanatçılar olarak tanımlayabileceğimiz profesyonellerce oynanmış hikaye. Uğur Yücel, Cengiz Bozkurt, Binnur Kaya ve Mehmet Özgür’ün yanında Mert Denizmen ve çok yönlü sanatçı Feyyaz Yiğit de filmde başarıyla boy göstermişler.

Cinayet Süsü, yönetmeni Ali Atay’dan çok şey almış bir film. Bazı espriler, özellikle tekrarlar, yanlış anlamalar, oyuncuların soğukkanlılıkla anlamadıkları kısımları seyrederken Ali Atay’ın tipik bir karakterini seyrettiğinizi düşünüyorsunuz. Bununla birlikte oyuncuların karakterleri son derece belirgin çizgilerle birbirlerinden ayrıldığı için hepsi de kendini bir şekilde ifade ediyorlar.

Film, zorda kalan cinayet masası ekiplerine yardıma gelen suç uzmanı Dizdar Koşu –Feyyaz Yiğit- ve Ankara’dan gelen profesyonel kriminoloji uzmanları şahsında; plaza dili, güç ve iktidar mücadelesi, ortak iyilik yerine bireysel başarının kovalanması gibi beyaz yakalı sorunlarına başarıyla değiniyor.

Filmin bir başka başarısı da Recep İvedik 6’da da bahsettiğim teknoloji, jenerasyon farklılıkları ve psikanalist felakete değinebilmesi. Üstelik film bunu öyle bir sahne ile yapıyor ki zannımca komedi tarihimize girecektir bu sahne. Bahsettiğim sahne cinayet masasının erkek üyeleri ile katil olduğunu düşündükleri kişinin chat yapma sahnesi. Sahnenin öncesindeki sorgu sahnesi ile sonrasındaki katil sanılan kişinin gerçek kimliğinin açığa çıkması da bu sahneyi tamamlıyorlar.

Ali Atay’ın izinin görüldüğü bir başka nokta da “marjinal” mizah anlayışı. Yanlış anlaşılmasın film oldukça komik ama komedinin kaynağı kişisel kapasitesizlikler. Filmin sürpriz finali de aslında düşündürücü ama Ali Atay tarzı bir tür küçük mantıksızlık içeriyor. Ali Atay esasen mantıksızlık yapmıyor. Yaptığı; tüm bir filmi çok kişisel ve marjinal bir twist fikrine bağlamak. Bu açıdan özgünlüğü tartışılmaz.

Filmin komedi düzeyinden oyunculuklara geçmekte fayda var. Oyunculuklar genelde filme hizmet ediyor. Herkes yapması gerekeni yapmış. Belki biraz Binnur Kaya ile Feyyaz Yiğit de abartı sezilebilir ama filme hizmet ediyorlar. Cengiz Bozkurt ise mükemmel oynamış. Sadece oyunu ile değil, filmin kilit sahnelerinden Tahtakale kovalamacasında öyle bir sabit duruş gösteriyor ki tiyatroyu hissediyorsunuz oyuncuda. Bununla birlikte filmi komik yapan ana faktör olan oyunculuklar –ki böyle olmak zorunda çünkü diğer türlü bir polisiye filminde bu kadar gülmezsiniz- bir küçük handikap içeriyor. Karakterler ciddi olarak stereotipler… Duygusal derinlikleri pek yok, motivasyonlarının kaynağı da belirsiz.

Eğer bir şekilde Ali Atay bu yazıyı okursa ona söylemek istediğim şey ise şu; Magritte’i tanıdım ama diğerlerini Google araştırmasında da bulamadım. Sonuçta fragmanda sadece iki resim vardı.

Son söz olarak, Cinayet Süsü’nün özgün yönetmeni ile oyunculuklardan gücünü alan kara mizah tarzı bir komedi olduğunu söyleyebiliriz. Başta da söylediğim gibi ben Ali Atay’ın sanata yaklaşımını beğeniyorum ve bu filmi de beğendim. Evet, karakterleri biraz stereotip ve cinayet hikayesini twist olmasına rağmen biraz basit buldum ama bu karakter draması içeren bir polisiye değildi. Bu açıdan da yapılan seçimin bilinçli olduğunu düşünüyorum.

Şimdilik bu kadar esen kalın derken, sizleri daha önce çok yönlü sanatçı olarak tanımladığım Feyyaz Yiğit’in bir parçasıyla uğurluyorum.

RSS
Follow by Email
Facebook
Facebook
Twitter
Visit Us
YouTube
YouTube
Instagram
Hayal gücü ateşe benzer. Kontrol etmek gerekir; doğru yönlendirmek ve bunu yaparken dikkat etmek… Yoksa
Fil Adam, orijinal ismiyle “The Elephant Man”. Tüm zamanların en iyi drama ve otobiyografik filmlerinden
Havai fişeklerde kullanılan bir element olan stronsiyum uzayda ilk kez ESO teleskoplarının takip gözlemleriyle tespit
Düzenin olmadığı bir dünya olsa, böyle bir yerde yaşamak nasıl olurdu? Peki, koca bir galaksinin
Resmi ismi ne kadar uzun olsa da benim “Naim” adıyla anmayı tercih ettiğim filmimize geçmeden

2 Yorum

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir