Bu makalemizde, vizyona yeni giren ve sitemiz spektrumundaki iki filmden bahsetmek istiyoruz sevgili kurguseverler. The Legend Of Hercules / Herkül: Efsane Başlıyor ve Robocop. Başlıkta da belirttiğimiz gibi iki farklı zamandan iki farklı süper kahramanın beyazperde versiyonlarından eski olanla incelememize başlayalım dilerseniz.

Hercules

The Legend Of Hercules / Herkül: Efsane Başlıyor, hiç vakit kaybetmeden neyle karşı karşıya olduğumuzu iyice anlamak için fragmanı izleyelim…

Wow, bomba gibi aksiyon sahneleri, büyük bir aşk, kötü bir kral, sinsi bir prens, endişeli kadınlar, bir yunan bilgesi, Herkül’ün kendisi ve bunların birleşimi; Olağanüstü kötü bir film. Filmin dublajına atıf yaparsak, umarız efsane başladığı yerde biter. Küçük ve olabildiğince insaflı olmaya çalışan bir paragrafla diğer filmimiz Robocop’a geçecek olursak;

Evet, Kellan Lutz aksiyon sahneleri dışında duygusal sahnelerde de fena iş çıkartmamış, Sotiris rolünde Liam McIntyre başta olmak üzere diğer başrol oyuncuları da ellerinden geldiğince bu filme hayat vermeye çalışmışlar ancak olmamış, çünkü anlaşılan yönetmen Renny Harlin (ki esasen fena bir filmografisi yoktur) kafasını ultra yavaş çekim tekniğine ve son dönem benzer filmlerdeki formülasyonlara takmış, tabi yapımcı ve senarist etkisini de es geçmemek lazım bu şerhi de düşmekte fayda var. Kısaca Herkül bir film değil, uzun metrajlı bir video klip. Film hakkındaki son cümlem biraz iddialı olacaksa da söyleyeceğim. Bu satırların yazarı olan ben, bu filmi bir dakika bile çekim yapmadan  youtube’daki benzer filmlerin ilgili sekanslarından kurgulayabilirdim. Daha fazlasını söylemeye gerek yok sanırım…

robocop poster Robocop ; Paul Verhoeven’in 1987 yılı yapımı efsanevi filminin yeniden çekimi olarak sinemalarımıza nihayet konuk oldu ve bizde ilk fırsatta sinemadaki koltuğumuza kurulduk. Geleneği bozmayalım ve fragmanımıza bir göz atalım…

Robocop, yeniden çevrimi olduğu orijinal Robocop’a olan bağını daha filmin başında, Basil Paledouris’in efsane melodisini farklı bir düzenleme ile bize sunarak belli etse de orjinal filmden farkı soundtrack’in yeniden düzenlemesinden daha öte bir seviyede denilebilir. Robocop 1987’de bir klasik olacak şekilde karşımıza ilk kez çıktığında filmin alameti farikası; her ne kadar teknolojik bir gövde gösterisi olması gibi görünse de, aslında insan ruhuna dair bir epik olmasıydı. Alex Murphy; kar amaçlı devasa organizasyonların insanın ruhunu çaldığı distopyan bir gelecekte, kendi ruhunu çalmaya çalışanlara karşı duruyor ve savaş alanında değilse de kendi içinde imkansızı başararak galip geliyordu.

Yeni Robocop ise aynı formülü kullanıyor olmakla birlikte filmin ana temasını; yani benliği çalınmış Murphy’nin benliğini geri alma çabasını, daha çok vücudu çalınmış ve benliği de sırada olan Murphy’nin buna engel olması çabasına dönüştürmüş. Bu değişikliğin neden olduğunu bilememekle birlikte, film temposunda bir sıçrayış dışında bunu başarmış da denilebilir. Yani en özet bir ifadeyle kendi içinde bir tutarlılık kurmayı başarmış. Filmin kompozisyonu ve temposu içinde iyisi ve kötüsüyle orjinal filmden ayrılma sürecini açıklamaya çalışırsak;

Film, eski filmdeki kadın dedektif Lewis’i erkek yaparak kendisini orijinalinden ayırmış, bu şekilde de ilk filmde kendisine yardım eden ana karakter olan ortağını, kendisini Murphy’den Robocop’a çeviren Dr. Norton haline getirmiş. Yeni çevrimde Murphy’nin hafızasının silinmemiş olması nedeniyle yapılması gereken bu değişiklik, Dr.Norton rolündeki Gary Oldman’ın da şahsi gayreti ile oldukça başarılı olmuş. Bir diğer değişiklik orijinal filmde Murphy’yi sinema tarihinin en korkunç sahnelerinden biri ile öldüreyazan Boddicker ve ekibi yerine mafya babası Vallon’un geçirilmesi olmuş. Boddicker OCP için çalışan bir mafya lideri iken Vallon bağımsız bir mafya olarak resmedilmiş ki bu da OCP’yi kötülüğün kaynağı olmaktan çıkarıp vicdansızca da olsa sadece kar amacı güden bir firmaya çevirmiş ve işte bu firmanın başındaki Raymond Sellars’ı canlandıran Michael Keaton’ın son derece dengeli ve streotipten uzak yorumu da OCP’yi izleyiciye gerçekçi kılmış. Ancak hem OCP’nin görece masumluğu hem Boddicker’in korkunç karakteri eksik olunca film orijinal Robocop’un izleyiciyi hemen etkisi alan o distopyan gelecek arkaplanını kaybetmiş. Yeni filmdeki 2028 yılı ilk filmden farklı olarak yeni ve karanlık bir dönemi değil bugünün algısıyla yaşanan ve sadece tekniğin geliştiği bir geleceği temsil eder olmuş.

İşte bu noktada yeni film kendisine başka bir ana konu belirlemiş. Bugünün dünyasını baz alan film bugünün sorunlarına eğilmiş, politik yozlaşma ve Amerikan Emperyalizmi. Murphy’nin bağımsızlığını hatta yaşamını tehdit eden olgu; kendi cinayetini 1 günde ve hiçbir yan etkiden çekinmeyerek çözen Robocop’un kendi yozlaşmışlıklarını da çok kısa zamanda çözeceğini hisseden senatörlerin kararı olarak resmedilmiş. Bir kahraman olarak parlatılan cyborg’un ölümü ve akabinde onun etkinliğine sahip ancak direktifler dışına taşmayan robotlarca yedeklenmesi… İşte filmin ana teması bu şekilde betimlenmiş. Bu konsepti bize filmin son sahnesindeki karikatürizmi de dahil olmak anlatan kişi ise şahin gazeteci Pat Novak (Samuel L.Jackson) oluyor. Bu ana değişikliğin sebebini doğrusu anlamak zor, George W.Bush zamanında kullanılsa anlaşılabilecek bir formülün filmin ruhunda değişikliğe gitmek zorunda kalınabilecek şekilde şimdi kurulmuş olması ilginç.

Yeni Robocop’un kendi içindeki yapısını eski filmle çok az temas ederek analiz edecek olursak; öncelikle söyleyebileceğimiz şey, Robocop’un eli yüzü düzgün ve kaliteli bir yapım olduğu. Eski filmdeki stop motion tekniklerden çok daha başarılı görsel efektleri normal karşılanabilir. Ancak bu imkanlar yeni Robocop’un aksiyon sekanslarını bir deli saçmasına çevirmemiş, son derece dengeli, gerçekçi ve doyurucu sekanslar izleyenleri birinci elden sürece dahil ediyor.

Bu meyandan yönetmen Jose Padilha’ya da değinmek faydalı olabilir. Padilha, daha önce de makalelerimizde kendine yer bulmuş Tropa De Elite serisinin yönetmeni olup Robocop’ta da suça, suça bulaşmış siyasete ve kanun adamının psikolojisine dair anlatımında aynı başarıyı yakalamış, tabi biraz daha basitleştirilmiş ve tiyatral ama yine de oldukça başarılı. Yine filmin görüntü yönetimi ve sinematografisi özellikle ilk yarıda çok başarılı kotarılmış. İlk yarı demişken biraz da filmin temposundan bahsedelim. Filmin kendi içinde en zayıf yanı, uzayda sıçrayan bir yıldız gemisi misali sıçrayan temposu. Film; özellikle Murphy’nin yaralanması ile ailesinin tepkisini içeren ve Murphy’nin kendini Robocop olarak (ya da Robocop olmadan neredeyse yok olduğunu) ilk kez gördüğü sahnede climax yapan sekanstan, bilincine müdahale edildiği sekansa kadar son derece kült, dokunaklı ve uygun bir tempoda seyrederken, eşinin uyarısıyla motosikletinin gazına basan Robocop’la aynı hızda ivmelenerek final sekansına giriyor. Bu geçiş çok hızlı ve tempoyu altüst ediyor.

Final sekansında ise orijinal filme birkaç saygı duruşunda bulunulmuş. Murphy’nin ilk suçlu karteline yaptığı baskının bir uyuşturucu üretim tesisine olması bunlardan biri olsa da orijinal filmdeki durdurulamaz Robocop’un ilk intikamını resmeden o muhteşem sahneyi aratıyor doğrusu. Orijinal sahnede kendisinden çalınan hayattan önemli bir anı olarak oğluyla izlediği kovboy filminden numaralar sergileyen Murphy, kendisini öldürmeye çalışan Boddicker ve adamlarının ateşi altında durdurulamıyordu. Paragrafın sonunda bu sahneyi sizin için yayınlıyorum. Yeni filmde ise saygı duruşu ikiye bölünmüş, zira Murphy kendisini havaya uçuran Vallon’u beklenmedik şekilde öldürürken, sahnede aksiyonun bir ara kesilip Murphy’nin kararlı geri dönüşü ile ilk filmdeki görkemden bir şeyler kapılabilmiş. Yine de saygı duruşları konusunda yeri gelmişken söyleyeyim, Boddicker’dan alınan intikamın yerini hiçbirşey tutmuyor.

 

Oyunculuklar açısından, daha önce de belirttiğimiz gibi Gary Oldman ve Michael Keaton son derece başarılı ve olgun performanslar göstermişken Alex Murphy’yi canlandıran Joel Kinnaman ve eşi Clara’yı canlandıran Abbie Cornish de onlardan aşağı kalmamış. İkili; kendilerini ,yakışıklı çocuk güzel kız formatından uzak gerçek tipler olarak hissettirmeyi başarmışlar. Samuel L. Jackson’ın karakteri mi kendisi mi bilmiyorum biraz karikatüristik bir imaj veriyor, zeki çocuk rolündeki Jay Baruchel de karakterinin ardında bir ruh olduğunu hissettirememiş. Eski asker ve OCP robot birliklerinin komutanı/sorumlusu rolündeki Jackie Earle Haley ise karakterinin stereotip özelliğine rağmen özellikle Michael Keaton ile karşı karşıya olduğu sekanslarda çok yönlü bir karakter izlenimini vermeyi başarmış.

Sonuç olarak; Robocop, ilk filmi her anlamda günümüze taşımış bir film. Müziği günümüz beğenisine göre yeniden düzenlenmiş, görsel efektleri günümüz standartlarına çekilmiş ama maalesef konusu da günümüze taşınmış. Yazımızın içinde de yer yer ifade ettiğimiz; bilinmez ve karanlık bir gelecekteki şiddet dolu ama varoluşsal bir hikayenin yaşadığımız dünyaya taşıyan;  merkezine de Murphy’nin insanlığını ruhundan gelen bir ışıkla arayışı yerine politik bir eleştiriyi getiren bu yeni Robocop, her ne kadar orjinalindeki konseptleri yok saymasa da onları oldukça hafifletiyor ve bir tür “Robocop Light” çıkartıyor ortaya. Bunun böyle olmaması mümkün müydü ? Doğrusu pek sanmıyorum, aynı filmi yeni teknikle çekmek dışında bir yolu olmayan bu çözüm yerine yapımcılar (ve tüm ekip) kendilerinden bir bağlam katmayı, neredeyse her benzeri senaryoda tercih edeceklerdir diye düşünüyorum. Yine de Robocop kendi içinde özenle ele alınmış, ciddi ve düzgün bir zanaat ürünü. Temposundaki anormal ivmelenme için biraz eleştirilebilecekse bile bir aksiyon filmi olarak başarıyla kotarılmış olduğu kadar içerik olarak da tutarlı bir mesaj vermeyi başarıyor. Bağımsız ancak orijinal Robocop’un görkemine erişen bir sahne olarak Murphy’nin kendisini Robocop olduktan sonra zırhsız olarak ilk kez gördüğü sahneyi mi övsek yoksa filmin devamının bambaşka bir yöne gitmesini mi yersek bilemiyorum. Son söz olarak iki film arasında şöyle bir ifade ile bir uyum sağlayabiliriz sanırım ; Evet bu Robocop eski Robocop değil ama eski Robocop’un devam filmleri ve dizilerini hatırladığımızda, Hollywood’un Robocop temasına geri dönüşü en azından temanın hak ettiği bir özenle gerçekleşmiş.

Yepyeni eleştirilerde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz