Ağu
15

Wolverine; Uzakdoğu Yakın Geleceğinde Bir Geç Ergen Hikayesi

Yazan YariAydin 0 Yorum / 1.096 Kez Görüntülendi

 

Wolverine; Bir geç ergen hikayesi ya da Hollywood’un büyük bütçeli filmlerinin içinde bulunduğu ağır senaryo krizi. Bu film, nasıl adlandırırsanız adlandırın sonucu değişmeyecek bir çuvallama olarak, kurgusal.net tarihine – en azından kendi adıma – ilk olarak tam anlamıyla olumsuz film olarak geçmiş oldu sevgili kurgusal.net takipçileri. Önce klasik adrenalin bombasını patlatalım ne dersiniz ? İşte büyük !!! Wolverine’nin fragmanı ile yergimize başlıyoruz.

 

 

Wolverine aslında klasik bir fomülasyonla karşımıza çıkıyor, yorgun ve inzivadaki bir savaşçı, kalbi kırık bir aşık. Bu formül, inzivanın bomba gibi bir dönüşle biteceğini bilen her deneyimli aksiyonsever için ağız sulandırıcı bir atmosfer vadetse de, filmin birinci dakikasından itibaren gelen senaryo şokları, izleyiciyi ihanete uğramış hissettiriyor. Açacağız.

Film 1945’de Nagasaki’de perdesini açıyor. Wolverine, 2. dünya savaşında esir düşmüş ve bir esir kampında tutulmaktadır. Serinin bir önceki filmi X-Men Origins’de abisi Sabertooth ile 1944’de Normandiya Çıkartması’na katılan ve tüm sahili dümdüz eden Wolverine’in her ne kadar nasıl binlerce km uzaktaki Nagasaki’ye geldiğini ve esir düştüğünü anlayamasak da, Wolverine sonuç olarak  orada kendini gösteriyor ve kendisine iyi davranan Yashida adlı bir Japon soylusu genç subayı atom saldırısından kurtarıyor. Yashida kendisine bir samuray kılıcı takdim ediyorken, Wolverine nedense bu hediyeyi kabul etmiyor ve ileride birgün bu kılıcı alacağını söyleyerek kaderini de birnevi bağlamış oluyor.

 

Adamımız saçı sakalı karışmış bir şekilde ve bunalımda olduğunu bağıran bir tiple Kanada’nın dağlarında uyanmasıyla da asıl film başlamış oluyor. Fakat uyanılan rüya Nagasaki’nin anıları değil Jean Grey’in anıları oluyor. Serinin meraklıları hatırlayacaktır, X3 The Last Stand’de (ki çizgi romandaki Phoenix Hikayesidir.) Wolverine karakter bölünmesi yaşayan ultra güçlü Jean Grey’i (Phoenix’i) öldürmüştü. İşte Wolverine’nin dağlarda inzivaya çekilmesi bu acı kaderin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Wolverine’nin Jean’e olan aşkını da duruma eklediğimizde ortaya güçlü bir etki çıkıyor demek üzereyken aklımıza geliyor ki, Jean Grey aslında Cyclops ile evliydi ve sonunda da onu Wolverine’e seçmişti. Ama tabi filmin adı Cyclops değil Wolverine olunca bunun da hiçbir önemi kalmıyor.

 

Wolverine, inziva günlerinde arkadaş olduğu dev bir ayının (challenge isteyenler için; Grizzle) zehirli bir okla vurulması sonucu delirerek, ölmeden önce  beş avcıyı öldürmesinin intikamını almak için bir bara girdiğinde (evet yanlış duymadınız 5 arkadaşı ölmüş bir avcı grubunun acısını yetersiz bulup onları cezalandırmak için bara girdiğinde) kendisini cinayet işlemekten kurtaran bir tür organik oyuncak olan Yukio adlı kırmızı saçlı samuray tarafından ikna edilerek Japonya’ya, yıllar önce kurtardığı Yashida’ya veda etmeye götürülüyor. Yukio adlı kızımız bizi bardaki japon tarihi dersinden, anormal karizmatik tavırların melodrama döndüğü kendi tarihini anlatışına kadar her sekansta irrite ederek, oflatıp puflatmayı ihmal etmiyor.

Yashida’nın yanına gittiğinde kendisini kısa bir süre içinde bir tür taht kavgası içinde bulacak olan Wolverine, burada ilginç bir teklifle karşılaşır. Ölüm döşeğindeki Yashida Wolverine’e kibarca iyileştirme yeteneğini kendisine vermesini teklif eder. Yani kısaca Wolverine ölecek, Yashida yaşayacaktır. Filmin en gerçekçi sahnesi ile Wolverine Yashida’ya “Yok ya” anlamına gelen bir tepki verir. Yashida ise o gece ölür. Wolverine eski dostuna son görevini yerine getirmeye gittiğinde ise kendisini daha önce bahsettiğimiz taht kavgasının tam ortasında bulur. Ve taht kavgalarında hiçbirşey göründüğü gibi değildir…

Filmi kronolojik olarak değilse de konu başlıkları altında anlatarak analiz etmeye devam edersek, filmin senaryosuna neden bu kadar tepkili olduğumuzu anlatmamız daha kolay olabilir.

Wolverine’in konu örgüsü çok başarısız olmasa da duygusal yapısı tamamıyla yanlış kurulmuş diyebiliriz. Yine diyaloglar ve oyunculuklar da ciddi bir cansızlık ve yapaylık hatta saçmalık içeriyor. Örneğin Mariko karakteri ile nişanlısı genç adalet bakanı Noburo’yu ele alalım. Noburo filmde yozlaşmış ve sadakatsiz biri olarak resmediliyor. Hatta bu sebeplerle Wolverine kendisini öldürmek kastıyla binadan aşağı atıyor. Aynı Wolverine’nin bir gece önce Noburo’nun nişalısı olan Mariko’yla birlikte olduğunu düşündüğümüzde sahnenin anlamsızlığı daha da belirginleşiyor. Bu arada Wolverine aslında hala Jean Grey’ aşık ve aslında Mariko için bir şey hissetmiyor. Hata bu sahne, filmle alakalı bile değil, tek yapılan çok tutulan bir başka Japon-Amerikan filmi olan Son Samuray’ın başarıya ulaşmış formülünü izleyicinin bilinçaltına göndermekten ibaret.

Yine Yashida’nın oğlu Shingen’in kızı Mariko’yu öldürmek istemesi korkunç bir mesaj taşıyor. Filmin finalinde aslında ölmemiş olan Yashida’nın torunu Mariko tarafından öldürülmesi (veya öldürülmesinin ilk hamlesini  yapması) da kabul edilebilecek mesaj değil.

Mariko’nun karakter yapısı da tam bir felaket. Filmin başında korkunç bunalımda ve bir o kadar şımarık olan Mariko filmin devamında enerjik bir sorumluluk abidesi haline geliyor.. Yakuzalar tarafından kaçırıldığı cenaze sahnesinin devamında Wolverine tarafından kurtarılarak hızlı trene yerleştirilen Mariko, burada da uğradıkları saldırıdan sonra Wolverine’e “Benim için geldiklerini nereden biliyorsun” diyebilecek kadar da üstün bir zekayla donatılmış.

Baba Shingen bu kadar saçma ve çelişkili bir karakter değilse de, kötü stereotipinin filmdeki iki temsilcisinden biri oluyor. Diğeri ise dede Yashida’nın doktoru olan, Viper.  Viper’ın abartılı mimik ve jestleri de yine izleyiciyi kendisinden alıyor. Açıkçası ergenlik ergen olmayanlara yakışmıyor.

Filmde belli bir dengeyi oturtan ve sürprizler içeren yegane karakter ise Mariko’nun eski sevgilisi Ninja Harada. Hem güçlü ve otoriter, hem de sevecen ve müşfik olabilen bu karakter, aslında Yashida ile birlikte filmin oyunculuk sanatına ihanet etmemiş yegane iki unsurdan biri.

Wolverine parantezinde Hugh Jackman’a değinmek gerekirse. Jackman, bu filmde yer yer başarılı geçişler yapsa da Wolverine’den çok Logan olarak kalmış ve Logan, bir Wolverine filmi için haddinden fazla ağdalı bir portre çizebiliyor. Buna subjektif bir bakış açısı denebilir, ancak ben Jackman’ın filmden pek de hoşlanmadığı izlenimini aldım.

Film hakkındaki bir başka eleştiri ise dev bir Japonya başlığı altında toplanabilir. Japonya, Nagasaki, Katana, Ronin, Samuray, Ninja, Adanın ince ve uzun olması, Yakuza, Hızlı tren, Yüksek teknoloji, fütüristik otoyollar, japon adetleri, geçmiş ve geleceği birlikte yaşatma gibi japon etnografya öğelerinin hepsinin filmde geçiyor olması can sıkmıyor değil. Kısacası, filmin yapımcısı japon turizm bakanlığı mı acaba dedirten bir oryantalizm filmi tamamen etkisi altına almış durumda.

Çoğunlukla japon oyuncularla, Japonya’da geçen, içinde neredeyse hiç mutant barındırmayan bir mutant filminin X-Men evreninde nereye konabileceğini tanımlamak benim işim değil, ama ben bunun türünün son örneği olacağını düşünüyorum. Zaten filmin sonundaki saçma ama en azından coşkulu sahnede; gelecek filmin yine bir mutant ittifak filmi olacağını açıkça ortaya konuyor.

Filmin hiç mi olumlu yönü yok diye soracak olanlar için  söyleyeyim, var. Görsellik, koreografi, efektler (özellikle X-Men Origin ile karşılaştırıldığında) ve olay örgüsü hiç fena değil. Özellikle entrika boyutu zekice kurgulanıp iyi gizlenmiş. Ama en özet bir deyimle gereksiz ve manasız bir film olmuş Wolverine. Oyuncuların performansları ve senaryonun kağıt üzerinden   gerçek hayata geçememiş olmasının da temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Şahsım adına üzücü olan ise bu filmin IMDB puanını 7,1 olup son incelediğimiz film olan After Earth’ınkinin 4,8 olması. Bu ve bunun gişeye yansımasının sonucu, karşımıza derinliği sıfır olan filmler çıkartılmasından öte olmayacaktır.

Bir mutant filminden ne bekliyorsun sorusunun cevabı ise X Men serisinin kalitesini bekliyorum olacaktır. Daha ciddi bir ifade ile; Her filmden dünyaya yeni bir felsefe, bir bakış açısı getirmesini bekleyemeyiz. Ancak filmin karakterlerinin gerçeğe yakın ve derin olmasını talep etmek hakkımızdır, eğer karakterler aksiyon sahneleri dışında yoklarsa o zaman film bir efekt, adrenalin ve slogan karışımına döner ki, işte bu da tam olarak yazımızın başlığının açılımını bize verir – Bir Geç Ergen Hikayesi –

Hoşçakalın sevgili kurguseverler, tekrar görüşmek dileğiyle…

YarıAydın

 

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz