Nis
05

Yanlış Seçilmiş Bir Arkaplan Ve Etkileri – Hz.Nuh : Büyük Tufan

Yazan YariAydin 0 Yorum / 983 Kez Görüntülendi

Bugün beyazperde sekmemizde Darren Aronofsky’nin son filmi olan, Hz.Nuh: Büyük Tufan filmini inceleyeceğiz. Başrollerini Russel Crowe, Jennifer Conelly, Anthony Hopkins ve Emma Watson’un paylaştığı film, insanlığın en büyük olaylarından birini konu alıyor olması sebebiyle epey gürültü kopardı.

Darren Aronofsky’nin filmografisinde iki tür film göze çarpıyor aslında; ya minimal ama sanatsal anlamda önemli kompozisyonlar ortaya koymayı başaran filmler çekiyor yönetmen, ya da büyük operalar koyuyor izleyicisinin önüne. Büyük tufan bu ikinci tür filmlerden biri olarak düşünülmüş.

Filmin sinopsisi aşağı yukarı herkes tarafından zaten bilindiği için tekrar etmek pek de gerekli değil. Daha çok filmin anlamı üzerinde durmakta fayda var.

Filmde yaşama, yaratılışa, yaratılışın sanatına, aşka, sevgiye ve iyiye görkemli bir övgüde bulunulurken; insanın kötü yanına, çıkarcılığına, dominantlığına ve bütün bunların günümüzdeki yansımalarına da alegorik bir tepki gözden kaçmıyor.

Bununla birlikte bu epiğin arka planında semavi dinlerin en büyük olaylarından birisinin kullanılması gerçekten sorunlu bir önerme çıkartmış ortaya. Şöyle ki; inanç temelde kişinin seçimi olmakla birlikte yönetmenin bu konuyu seçmesinin arkasında bir inanç olduğu varsayılabilir, yani kurumsal olarak kabul edip kullanılan tüm isimler ve olayların semavi dinlerdeki kitaplardan alınmış olması sadece bu dinlere karşı bir sorumluluk doğurmayacak; aynı zamanda bu bilgilerin edinildiği kaynaklarla arasında olabilecek herhangi bir çelişkide, doğru bilgi olarak kutsal kitaplardaki bilgiler kabul edilecektir.

İşte bu noktada Aronofsky’nin filmi kopardığı fırtınada pek de haklı bir yerde durmuyor. Filmle kutsal metinler arasındaki farkı, konuyu çok detaylı anlatan Kuran’daki ve daha genel hatları ile anlatan Tevrat ve İncil’deki temsilleriyle açıklarsak; Üç temel noktadan bahsedebiliriz.

–          İnsanların helakine karar verilmesi şekli; Filme göre insanların hükmü kesinleştikten sonra kimse gemiye kabul edilmiyor. Kuran’a göre ise Hz.Nuh kavmini 950 sene boyunca inanca ve dolayısıyla gemiye davet ediyor ve sayıca az da olsa ailesi dışında inanan bir topluluk oluşuyor.

–          İnsanların Hz. Nuh’a bakışı; Filmde insanlar Yaratıcı’ya ve tufanına inanıyorlar ve kendilerine gelen hükmü kabul etmiyorlarken, Kuran’a  göre ise ilgili halk putperest olup Allah’a inanmadıkları gibi; tufan ve gemi ile de dalga geçecek derecede tufanın gerçekliğine kayıtsızlar.

–          Tufan sonrası tepkiler; Filmde insanları tufanla birlikte gemiyi ele geçirmeye çalışırlarken Tevrat ve İncil’de böyle bir tepkiden bahsedilmiyor. Daha çarpıcı bir temsil olarak, filmde Hz.Nuh son tufanzedeleri sığındıkları dağdan almıyorken, Kuran’da Hz.Nuh’un inançsız olan tufanzede oğluna gemiye gelmesi için adeta yalvardığını fakat oğlunun yüksek bir dağa sığınmak kararıyla onu dinlemediğini görüyoruz. Bu Hz.Nuh’un gemiye davetinin sürdüğünü gösteriyor. Kaldı ki dağ temsilinin filmde, gerçek metinden böyle taban tabana zıt bir şekilde resmedilmesi gerçekten çok yanlış bir algıya yol açıyor.

Buna ek olarak Hz.Nuh’un ailesinin, diğer kutsal kitaplarda tüm oğulları için gelinlerini içermesine rağmen, filmde gelinlerin ikisinin Hz.Nuh’un öldürmeye karar verdiği ancak yapamadığı iki bebek olarak tasvir edilmesi de film ile kutsal metinleri karşı karşıya getiren bir başka nokta olarak göze çarpıyor. Bu da yine Hz.Nuh’un bir birey olarak gerçekte yaşamadığı bir seçime gitmesi sonucunu doğuruyor ki, filmin bu sekansları da  yönetmenin kendi epiğine kurban edilen gerçeklere ekleniyor.

Bütün bu anlatılanlar esasen dinleri rencide etmek için yapılmamış olabilir. Ancak, kaynağını ve bilgilerini kutsal metinlerden alan yönetmen; “Yok edici insanın durumu ne olacak ?” sorusuna; bu dini metinlerde zaten bulunan, ve filmde önerildiğinden çok daha farklı ve merhametli olan cevap ve cevaplar yerine, kendi cevabını son derece sert ve yanlış verince ortaya ciddi bir sorun çıkartmış oluyor.

Özetlemek gerekirse de filmin ana etkisi ve tartışılacağı  noktası, dini metinlerle uyumluluğu ile ilgili olacaktı ve oldu da, demek yanlış olmaz. Yine eklemek gerekirse maalesef bu noktalarda sınıfı da geçemiyor.

Filmin salt özelliklerinden bahsedecek olursak, efektlerin genelde başarılı olmasına rağmen mükemmel olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Oyunculuklar bazında Russel Crowe yer yer rolünün önemini yansıtabiliyor denilebilir, Jennifer Connely ise rolüyle pek bütünleşememiş görünüyor. Emma Watson bazı sahnelerde abartıya kaçıyorsa da çocuk oyuncu değil gerçek oyuncu olmuş tanımlaması yersiz olmaz. Logan Lermann ve Douglas Booth, Hz.Nuh’un oğulları Hem ve Shem olan rollerinin hakkını vermişler. Anthony Hopkins’in başarılı bir performans sergilediğini, Ray Winstone’un ise salt kötü bir rolde oynadığı için başarılı olduğu ifade edilebilirse de yine aynı sebeple karar vermenin güç olduğu söylenebilir. Yönetmene teknik açıdan bir eleştiri getirileecekse, belki sübjektif bir eleştiri de olsa steady cam/amors kombinasyonuna olan ilgisi dile getirilebilir. Her filminde başvurduğu bu yöntem izleyiciyi yer yer olayın bütünlüğünden koparabiliyor.

Son tahlilde; Darren Aronofsky hayatı tanımlamak için başka bir arkaplan, başka bir tema seçseydi hem bunca yıldırımı üzerine çekmemiş olur, hem de belki kendi kafasındaki bağımsız epiği izletmiş olurdu biz izleyicilerine. Böylece zaten varolan ve gerçekten yaşanmış bir epiği, kişiselleştirmek için yalan yanlış bir şekilde uyarlamasına da gerek kalmazdı…

YarıAydın

Kategori: sinemaloji

Yorum Yaz