Yirminci Yüzyılın Tarihine Tanklar Aracılığıyla Bir Yolculuk – Netflix Age Of Tanks-1

Bunu Paylaşın

Bugün hem retrospektif hem de dizi kategorilerimize dair bir dosya yayınlıyoruz; Tank

Netflix‘in 2017 yılı Fransız yapımı Age Of Tanks belgesel dizisi aracılığıyla, tarihte ve özellikle yirminci yüzyılda tankı, ve aynı zamanda tank aracılığıyla yirminci yüzyılı inceleyeceğiz. Metot olarak, yapımı konu olarak takip edeceksek de, bir eleştiri veya yapım incelemesinde bulunmayacağız. Ayrıca neredeyse bir yüzyıldan bahsedeceğimiz ve çok farklı konseptlere değineceğimiz için iki bölüm olarak bunu yapacağız.

Dilerseniz başlayalım.

Tank, aslında bir içgüdü, bir tür ruh olarak savaş meydanlarında hep dolaşmıştır. Tank, öncelikle korunma demektir. Bununla birlikte tankların aynı zamanda devasa birer saldırı makinası olmasına dair ilk temsiller savaş arabası/chariot ve ağır süvari/katafrakt olarak kendini gösterir. Fransızca’da tankın karşılığının “Char” olduğunu da belirtmemiz faydalı olacaktır.

Solda bir Bizans Katafrakt’ı, sağda bir Roma Savaş Arabası. Ancak her iki savaş aracı da daha eskidir. Katafrakt Pers, Savaş Arabası ise sayısız ilkçağ medeniyetinde kendisini göstermiştir.

Bir formasyon olarak tankın bir başka temsili de, bir Roma savaş düzeni olan Testudo/Kaplumbağadır.

Ortaçağ’a geldiğimizde, spesifik işler için de olsa zırhlı koçbaşları ve kuşatma kuleleri bu rolü üstlenir. Elbette katafraktların stilize versiyonları olan atlı şövalyeleri de unutmamak gerekir.

Karada, özellikle yirminci yüzyılın başına kadar da aslında bu binlerce yıllık dizaynların varyasyonları kullanıldı. Elbette tüfek ve toplar vardı, ancak hareketli ateş sistemleri öncelikle, buhar motorunu kullanan gemilerde görüldü.

Bir Dretnot/Dreadnought. İngiliz Donanması’nın simgesi olan bu gemi türü, bir tanesi ile bile bir bölgedeki güç dengesini değiştirebiliyordu.

Ancak buhar motoru karada aynı derecede efektif değildi. Bir savaş gemisinin kara versiyonu içten yanmalı motorları beklemek zorundaydı…

İşte bu noktada biz de Netflix yapımı Age Of Tanks’a geçiyoruz. Dört bölümlük yapımın ilk bölümü, ilk tanklara ve Birinci Dünya Savaşı’na ayrılıyor. Ve biz de ilk tank fikrinin bir Avusturya-Macaristan subayı olan Gunther Burstyn tarafından, karada yürüyen savaş gemisi fikri ile ortaya atıldığını öğreniyoruz.

Ancak fikir, Napolyonik Savaşlar‘ın romantizminden kurtulamamış Avusturya-Macaristan Ordu’su tarafından reddediliyor. Bu noktada, iki olgudan bahsetmekte fayda var.

Bu olguların ilki, savaşın ve savaşa dair her şeyin, esasen ekonomik ve sosyal yapıyı çok ciddi ölçüde etkilediği ve bu yapılardan da aynı ölçüde etkileniyor olmasıdır. Burada çok detaylı ele almayacağız, ancak piyade ordularının, paralı askerlerden müteşekkil orduların, şövalye ordularının veya oba/horde tarzı süvari ağırlıklı orduların hepsinin bir sosyo-ekonomik karşılığı olduğunu belirtmek yeterli olacaktır.

İkinci olgu olarak da belirtilmesi gerekir ki, tank ve tarihteki tüm karşılıkları, finansman ve kaynağa dayalı pahalı ünitelerdir.

Tarihe dönelim. Evet yıkılmaması artık neredeyse tamamen jeopolitik boşluğunun nasıl kapatılacağına dair bir soru işareti sebebiyle gerçekleşmeyen bu imparatorluğun, tank üretimi yapması gerçekten de pek mümkün görünmemektedir. Ancak Napolyonik Savaşlar’dan bahsederken kaydettiğimiz bilginin geçerliliği de ayrı bir gerçekliktir. Zira projeyi Alman Genel Kurmayı da reddeder!..

Yine yapımdan, tank adının bir kod adı olduğunu ve “karada yürüyen savaş gemisi” tanımının niyeti açık etmesinden korkulması sebebiyle son ürünün tanka benzerliği sebebiyle kullanıldığını öğreniriz. Tankın yapılma sebebi ise basittir; Birinci Dünya Savaşı

Böylece ortaya Birinci Dünya Savaşı’nın efsane figürü “Mother/Anne” yani Mark 1 çıkar.

Tank üretiminde etkin olan ikinci ülke beklenildiği gibi savaşın diğer tarafı Almanya değil, İngiltere’nin müttefiği Fransa’dır. Fransa’nın ilk tankı Schneider CA1‘dir. Batı Cephesi’nin dikenli teller ve hendeklerle kaplı savaş alanlarında engelleri ezmeyi seçen Mark 1’in aksine telleri kesmeyi amaçlayan bir dizayn olduğunu öğreniriz. Schneider CA1’in.

Fakat CA1, engeller konusunda savaş meydanlarında yeterli olmaması sebebiyle Fransız Ordusu’nu bir arayışa iter. Cevap St-Chamond olur. Ancak dizayn hatalıdır ve yeterli etkiyi yapmaz. Her iki tankın da zaafiyetini fark eden bir adam vardır. Fransız general Jean-Baptiste Eugène Estienne.

Ülkesinde “Pere Des Chars/Tankların Babası” olarak anılan general, Louis Renault ile, savaş meydanındaki tüm tecrübesini kullanarak bir proje ortaklığı yapar ve ortaya dünyanın ilk gerçek anlamda tankı çıkar; Renault FT. Alman topçusundan kaçınmak için küçük ve hızlı dizayn edilen tankı, ilk gerçek anlamda tank yapan özellik ise taretinin dönüyor olmasıdır. Louis Renault, bu tanklar için Fransız Ordusundan maliyetler dışında ücret talep etmez. Ancak müttefik Amerikan Ordusu’ndan eder…

George S.Patton; İkinci Dünya Savaşı’nın efsane generali, genç bir subay iken bir Renault’un önünde poz veriyor.

Savaşın karşı tarafı Almanya ise tank üretiminde geç kalmıştır. Almanya, otomotiv sektörü o zaman için bile gelişmiş olsa da, İtilaf Devletleri‘nin denizden ablukası altında olduğu için, düşmanlarından daha geç ve sadece yirmi adet kendi tankını yani A7V üretebilmiştir. Açığı, düşmandan ele geçirdiği tanklar ve topçuları ile dolduran Almanlar, sonradan lehlerine çevirdikleri Cambrai Savaşı‘ndan sonra tankın değerini ve kullanımını iyice kavrayan İtilaf Orduları karşısında tutunamamıştır.

Almanya’nın yenilgisi bağlamında, tankın üretim sebebi ve etkisini hem yapım hem de yazının bakış açısıyla özetlemekte fayda var.

Almanya, cephelerde tam olarak yenilmiş değildir. Aynı anda hem İngiltere hem Fransa ve hem de Rusya ile, nispeten zayıf müttefiklerin desteği ile savaşan Almanya, savaş bittiğinde hala toprak kaybetmemiş durumdaydı. Ancak yıkım da yakındı. Rusya’nın savaştan çekilmesinden sonra 1918 baharında son bir büyük saldırı deneyen Almanya, yeni gelen Amerikan güçlerinin de yardımıyla durdurulduğunda artık savaş bitmiştir. Prusya ekolüne bağlı, disiplinli ve organize Alman Ordusu, dört yıl boyunca sayıca kendinden üstün güçlerle verdiği mücadeleyi Hindenburg Hattı olarak adlandırılan ve 1917’de cepheyi daraltmak için organize ettiği bir savunma hattı ile sürdürmeyi deneyecektir artık.

Hindenburg Hattı; Almanların gri çizgiden kırmızı çizgiye çekilişi…

Abluka sebebiyle yenileyemediği kaynaklarının yetersizliği, halkın dayanma gücünün aşılması, sol, sosyalist ve işçi sınıfının devrimci isyanı ile birlikte düşünüldüğünde, Hindenburg Hattı’nın sadece kaçınılmazı geciktirebileceği açıktır. Ancak işte bu noktada, yani bu durumu savaş meydanına taşıma noktasında karşımıza tank çıkar.

Tanklarla, taarruz uçaklarıyla ve bombardıman uçaklarıyla koordine şekilde hareket eden piyade, sonunda Alman hatlarını yarmayı başarır ve savaş alanında çok büyük olmasa da, savaşın karakterine göre Alman cephesinde derin açıklıklar elde eder. Almanya savaşı kendi topraklarına taşımaz ve teslim olur. Yıpratma Savaşı’nı/War Of Attrition‘u tanklar bitirmiştir.

Tankın üretim zorunluluğu, her ne kadar bir savaş aracı olsa da öncüllerinden farklı olarak, kilitlenmiş ve insan kaybını “gereksiz” olarak korkunç derecelere yükselten bir savaş tarzının çözülmesi ile ilgilidir. Ayrıca İtilaf Devletleri’nin teknolojik üstünlüğünü de simgelemiş olur. -ki cephelerdeki etkisi aslında o kadar da derin değildir.-

Ancak savaş sonu süvarilere dönüleceği ve yerlerini tekrar alacağı düşünülürken, tankın tarihteki rolü henüz bitmemiştir. Bunun ilk nüvesini de savaş sonrası Glasgow’undaki bir halk hareketinde korkutucu olarak gönderilmesiyle gösterir. Soğuk Savaş‘ta bu rolü çok daha fazla yüklenecektir…

İlk savaşı kaynak yetersizliği ile kaybedeceği anlaşılan ülkeye son darbeyi vuran savaş aracı, bu sefer kaynakları yetersiz olan ülkenin hızlı zafer aracına dönüşür. Blitzkrieg dönemi başlamıştır artık…

Yapımın ikinci bölümü de Blitzkrieg‘e/Yıldırım Savaşı‘na ayrılır. Olayın tarihçesine geçmeden önce, Yıldırım Savaşı’na dair bilgi vermekte fayda var.

Yıldırım Savaşı temelde bir Alman taktiği olarak aslında Birinci Dünya Savaşı’nda da kendini gösterir. Birinci Dünya Savaşı her ne kadar Napolyonik Savaş romantizmi ile karşılansa ve sonunda da böyle bir umut barındırsa da –tüm savaşları bitiren savaş!..-, arada, 1854-55 Kırım, 1861-1865 Amerikan İç Savaşı, 1864 Prusya-Danimarka, 1866 Prusya-Avusturya Macaristan, 1870-71 Prusya-Fransa ve 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı gibi, yeni döneme dair nüveler taşıyan çeşitli savaşlar yaşanmıştır.

1870-71 Fransa-Prusya Savaşı’nın Fransız Topçuları… Birinci Dünya Savaşı’na giden yolda Fransızların direncini hep ayakta tutacak bu savaş, Napolyonik Savaşlar’dan kesinlikle farklıydı.

Bu savaşların ortak özelliği, kısa sürmeleri olmakla birlikte insan kaybı ciddi boyutlarda olmasıydı. Bu savaşların tüm ülke genelkurmaylarına öğrettiği şey, ilk konuşlanmanın, dolayısıyla ilk hareketin önemi olmuştu. Kartlar bir kez dağıtıldıktan sonra, onları değiştirmek çok zordu.

Öyle denilebilir ki, neredeyse hiç kimsenin tam olarak istemediği, istese de bu boyutta bir katılımla istemediği bu savaşın çıkış nedenlerinden önemli bir tanesi, genelkurmay planlarının savaşın kaderine dair önemi nedeniyle tüm ülkeleri hemen harekete geçirmesi olmuştur. Pazarlık ve görüşmelerin diğer tarafa zaman kazandıracağı ve savaşın kaybına, daha savaşın başlangıcında sebep olunacağı düşünülmektedir.

Ünlü Alman projesi, Schieleffen Planı‘na göre; Almanya, demiryolu ağı yetersiz olan Rusya seferberliğini tamamlamadan önce, Belçika üzerinden Fransa’ya girecek ve Paris’i ele geçirecektir. Ancak Belçika, İngiltere’nin modern tarihi boyunca savunmasının başladığı yerdir ve İngiltere’yi direkt olarak savaşın tarafı yapacaktır.

Ancak herkes aynı hazırlıkta olduğu için savaş, herkes açısından doğru planla başlar. Ve dört seneyi aşkın bir süre esasen batı cephesinde ancak özellikle eski dünya çapında büyük bir savaşa sebep olur.

Fransa önce önemli ölçüde toprak kaybetse de, Marne Nehri’nde Almanları durdurur. Ve daha sonra gelen İngiliz Kuvvetleri ile birlikte, dört yıl sürecek savaştaki cephe neredeyse tüm ana hatları ile oluşmuş olur.

Birinci Dünya Savaşı’na daha fazla dalmadan ve savaşın bir yıpratma savaşı olduğundan hareketle bahsetmek gereki ki, Almanlar ilk savaşta Storm Troop/Yıldırım-Fırtına Grubu konseptini ortaya atmışlardır. Kaynakları az olduğu için, seferberlik, toplanma ve hareket serbestisini sağlayacak hızlı, dolayısıyla düşmanın sayı ve kaynak üstünlüğünü sıfırlayacak baskın tarzı savaşlar yapmak için ortaya konan bu taktiğe bir örnek de ülkemizden verilebilir. Atatürk‘ün biyografisinden Yıldırım Orduları Komutanlığı hatırladığımız rütbe, Suriye Cephesi’nde kurulan bu tarz bir birliğin komutanlığını ifade eden bir tanımlamadır.

Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Atatürk.

İkinci Dünya Savaşı’na dönelim…Almanya’da Versailles Barış Antlaşması‘ndan sonra kurulan Demokratik Weimar Cumhuriyeti, anlaşmayı dikte olarak tanımlayan Almanlar tarafından hedef seçilmiştir. Bu sebeple de Weimar Almanya’sı sürekli bir darbe tehdidi yaşar. 1920’lerin ilk yarısında, özel ve üniformalı Freikorps/Serbest Birlikler’in üç milyon kişiyi bulduğu ülkede herkesin aklında aslında tek bir şey vardır; intikam…

1920’lerin ikinci yarısında Almanya tam soğumuşken, 1929 Büyük Buhranı gerçekleşince, Weimar Almanya’sı çatırdar ve sonunda Nazi partisi tarafından Üçüncü Cumhuriyet/Third Reich (terim İngilizce’dir.) rejiminin kurulması ile yıkılır.

Nazi Rejimi, insanlık dışı suçlarını işlemekte yalnız olsa da, tarihi iddiasını sürdürmek ve ilk savaşın intikamını almak konusunda yalnız sayılmaz. Yapım da, olayları Birinci Dünya Savaşı’nda teğmen olan genç bir subayın şahsında önümüze sunar; Heinz Gudarian.

Alman tankçılığının bu efsane komutanı, olaylardan yaklaşık yirmi yıl sonra tankları ile Moskova kapılarına dayanacaktır. Ancak Gudarian’ın Rusya ile -dönemin SSCB‘si- ile ilk ilişkisi bu değildir!..

Versailles‘in ordusunu 100.000 kişi ile sınırladığı, bir zamanların devasa Alman Ordusu, tank yapmaktan da men edilmiştir. Ancak bu Alman Mühendisleri durdurmaz. Savaştan ihtilalle çıkan bir başka güç olan SSCB ise, yasaklanmasa da Bolşevik rejimin yalnızlığı içindedir. Teknisyen anlamında zengin olan ülke, henüz elit mühendis yetiştirme misyonunu yerine getirememektedir. Bu durum iki ülkeyi yakınlaştırır. Almanlar bilgi, Sovyetler tesis sağlayacaktır. Ve ilk Alman tankları Rusya’nın Kazan kentinde manevralarına başlar. Efsanevi Kama Tank Okulu‘nda…

Bu okuldan ilk Alman Panzeri ve Rus T-18’i çıkar. Daha sonraları Ruslar bu tesiste Amerikalı mühendis J.Walter Christie’dan aldıkları patentle BT Tankını yapacaklardır. BT tarihteki il süspansiyonlu tanktır. Christie’nin patentleri Sovyetlere satma sebebi dönemin Amerikan ruhunu göstermesi bakımından ilginçtir. Amerikan Ordusu tank üretmeyi planlarına almamıştır….

BT-5; İsmi Rusça “Hızlı Tank” anlamına gelen tank gerçekten hızlıydı ve süspansiyonu sayesinde manevra kabiliyeti çok yüksekti.

Naziler ise, iktidara geldiklerinde Kama’dan çekilirler. Aynı dönemde Sovyetlerde kontrolü ele alan Stalin daha kötüsünü yapar ve tesiste önemli görevlerde olan Rus personeli cezalandırır.

Bu iki eski ortak ayrıldıklarında, tanklarını birbirlerine karşı deneyecek bir şans bulurlar. Bu şans İspanya İç Savaşı‘dır. SSCB, sol tandanslı cumhuriyetçileri desteklerken, Almanya diktatör Franco‘yu destekler. Yapımın diliyle, savaş alanındaki toz duman kalktığında Sovyetler, tanklarının çok kolay alev aldığını fark ederler. Almanlar da bazı dersler alacaktır. Panzer I ve II’lerin zırhı yetersizdir.

Ancak, alev almadan kaynaklanan ders, Sovyetler’in dizel bir efsane üretmesine sebep olur. Benzinli tankların yerini alacak bu tank T-34‘dür. Mühendis Mikhail Koshkin‘in tankının bir başka yeniliği de yuvarlak dizaynıdır. Darbeyi karşılayan tanklardan farklı olarak, ilk kez bir tank darbeyi savuşturmaya yönelik de bir savunma opsiyonu kullanmış olur böylece.

T-34; köşeli ve eğimli zırhı ile bir sonraki jenerasyonun habercisi olan tank, Tiger’ların karşısına çıkıp onunla başa çıkabilen nadir savaş makinelerinden biriydi.

Ancak T-34’ün savaşa seri üretim olarak girişi gecikecektir. Tıpkı Panzer V ve Tiger gibi. Gerçekten de Panzer I ve II’ler ile Polonya’ya giren Almanya, ciddi kayıplar verecektir. Ne zaman ki Sovyetler de doğudan işgale başlar Polonya savunması çöker. Fransa’da Almanlar Panzer III ve IV’leri ağırlıklı olarak kullanırlar ama bu sefer de Renault R35 karşısında da zor anlar yaşarlar. Ancak Fransız tankları yavaştır. Alman tanklarına yetişemez ve harekatlarını durduramazlar.

Renault R35 – Bu ağır zırhlı ve güçlü tank Majino Hattı‘nı destekleme görevini başarıyla ifa edecek özelliklere sahip olmakla ve bunu görev tanımı içinde başarmakla birlikte -Belçika Sınırı’nı başarıyla savunmuşlardır.- Ardenne’lerden baskın tarzında saldıran Alman tanklarına yetişemeyip hattın düşmesini engelleyememişlerdi.

Yavaşlıktan, Blitzkrieg‘e geçelim. Blitzkrieg taktik olarak aslında ofansif bir çevreleme harekatıdır. Nasıl ki, geri çekilmeyi taklit eden ordular merkezlerini geri çekerken tuzağa düşen orduları kanatlardan çevrelerler, Blitzkrieg’de de üstün hızlı mekanize birlikler cepheyi birkaç bölgeden yarıp, savunan birliklerin arkasına geçerek onları cepler içine alırlar. Birbirinden koparılmış ve kuşatılmış birliklerin bir şansı kalmaz.

Almanya’nın Rusya’yı işgale başladığı Barbarossa Harekatı‘nda Almanlar bu taktikle bir yıldan biraz uzun bir zamanda üç milyon civarında Kızıl Ordu askerini esir almışlardır. Ve bu taktiğin modern mimarı da biraz önce sözünü ettiğimiz Heinz Gudarian‘dır. Moskova’yı acele ile işgal etmek isteyen generali Hitler, ekonomik hedefleri önceleyerek durduracak, daha sonra Stalingrad savunması ile seyri değişen savaş Almanlar’ın sonunu getirecektir.

İkinci Dünya Savaşı‘nın detaylarını dışarıda bırakarak, tanklara yoğunlaşırsak, üç efsane tankın kollektif savaş hafızasına geçtiği görürüz. Bunlar daha önce bahsi geçen T-34, Amerikalıların on binlerce ürettiği ve daha ziyade bir destek tankı olarak tasarlanan Sherman ve Almanlar’ın belki de tank tarihinin en korkulan tankı olarak sadece 2.500 adet kadar üretebildiği Tiger

Tiger; 60 tonluk bu canavar, 12 cm’e varan zırhı ve 88 mm topu ile II.Dünya Savaşı ve sonrasının en çok korkulan tankı olmuştur. Ancak sadece 2.500 adet üretilebildiği için savaşın kaderini değiştirmeyi başaramaz.

Bir detay vererek yapımın ikinci ve dosyamızın ilk bölümünü kapatalım. Savaşı takip eden yıllarda savaşı kimin kazandığı konusunda konsensus halinde Sovyetler Birliği’nin adı geçmekte, ABD ve İngiltere’nin başı çektiği müttefik kuvvetleri yardımcı bir güç olarak tanımlanmaktadır. Gerçekten de bu savaşın Rusya’da adı “Büyük Yurtseverlik Savaşı“dır.

Ancak hem Soğuk Savaş, hem Demir Perde arkasında içine kapanan Sovyetler hem de özellikle sanatta ve profesyonel şov dünyasında batı baskınlığı sebebiyle, ilerleyen yıllarda İkinci Dünya Savaşı’nın kazananı olarak Amerikan figürleri ağır basmaya başlar. Karada da standart piyadenin yanındaki figür Sherman olur. Modüler olarak tasarlanmış, hıza dayalı ve ihtiyaca binaen modifiye edilen bu araç her ne kadar Alman tanklarını dalgalar halinde yok etse de, teçhizat ve personel kayıpları önemli ölçüde yüksek olmuştur.

Sherman; Bugün İkinci Dünya Savaşı denince akla gelen bu tank, savaş alanında çok ağır kayıplar vermiştir.

Evet, böylece yirminci yüzyıl askeri ve siyasi tarihini tanklar vasıtasıyla incelediğimiz dosyanın ilk bölümünü sonlandırıyoruz. İkinci bölümde de Netflix yapımı Age Of Tanks’ı takip etmek umut ve hevesiyle esenlikler diliyoruz sizlere.

Hoşça kalın.

Yazıyı beğendiniz mi?

Ortalama puan 0 / 5. Oylama sayısı: 0

Bunu oylayan ilk kişi olun

RSS
Follow by Email
Twitter
Visit Us
Follow Me
YouTube
YouTube
Instagram

Cevap Yaz

Oturum aç:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir